• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Zamana dair /Virginia Woolf

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
Zamana dair /Virginia Woolf

mopsy

Emektar
Üye
Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası -hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar bu kadar çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvrılan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığı zamanlar. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır. Onları yorulmak bilmez parmaklarıyla, eşit olarak hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar; kararırlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçları hırpalanmış da olsalar, soğuk kilise kabirlerinin alacakaranlığında parıldayan pırtık bayrakların ışıltısı vardır üzerlerinde; bu kabirlerin mermer sayfaları üstünde altın harflerle savaşta ölüm anlatılır; uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır... Sonbahar ağaçları sarı ay ışığında, sarı ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar; bu ışıkta biçilmiş tarlalar dümdüz olur, masmavi dalgalar kıyıyı yalar...

Şu anda sanki, Tanrı insanoğlunun pişmanlığını; o didinip çalışmasını görüp acıyarak perdeyi aralamış da, ardındakileri gösteriyordu... sallanan kayığı...kırılan dalgayı... layık olsaydık bunlar her zaman bizim olurdu... Ama ne yazık ki Tanrı ipi çeker, perdeyi kapatır; bundan hoşlanmamıştır.; tüm hazinelerini dolu bir sağanağa boğar; onları öyle kırıp parçalar, öylesine birbirine katar ki, insan artık bir daha onların eskisi gibi durulabileceklerini düşünemez... O kırık dökük parçalarını yeniden tam olarak bütünleştirebilmemiz, ya da o darmadağınık parçalardan gerçeğin o apaçık anlatımını okuyabilmek olanaksızmış gibi gelir. Çünkü bizim pişmanlığımızın hakkı ancak bu kadarcık bir göz atıştır... didinip çalışmalarımızdan sonra da bu kadarcık bir soluk alma...

Şimdi artık geceler rüzgarla, yıkımla doludur; ağaçlar o yana bu yana saldırır, yerlere kadar eğilirler; yapraklar karmakarışık uçuşarak çimenliği baştanbaşa kaplar, su oluklarına üstüste yığılır, yağmur borularını tıkar, çamurlu yollara yayılırlar. Deniz de kendini oradan oraya vurup çırpınır, patlar; eğer uyuyanlardan birisi, içini kemiren kuşkulara belki kumsalda bir yanıt bulabileceğini, orada yalnızlığını paylaşacak birine rastlayacağını sanır da, yorganını fırlatıp, kıyıda kumlar üzerinde bir başına dolaşmaya giderse, oralarda geceyi düzenine koyacak, ve bu dünyayı ruhun kapsamını yansıtacak bir dünya yapacak, Tanrı buyruğu ile gelmiş hizmete hazır birini bulamayacaktır. Tuttuğu el kendi eli içinde küçüldükçe küçülür; duyduğu ses kulaklarında uğuldar. Böyle bir hengamede geceye o soruları, uyuyanı bir yanıt bulmak amacıyla yatağından kaldıran o neleri, nedenleri, niçinleri sormanın ne kadar boş olduğu anlaşılır.

Deniz Feneri-Virginia Woolf
İletişim Yayınları/2008- Naciye Akseki Öncül
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Evet, onunki parlak bir zeka idi. Düşünmeyi bir piyano klavyesi gibi bir takım notalara ya da bir alfabe gibi 28 harfe ayrılmış kabul edersek Ramsayin o parlak zekası, örneğin Q harfine gelinceye kadar teker teker, bu harfleri atlamakta güçlük çekmemişti. Ramsay Q ya kadar gelmişti. Tüm İngilterede Q ya kadar gelenler pek azdır. Peki Qdan sonra?.. Sonra ne geliyor?.. Qdan sonra bir dizi harf vardır ki yaşayan gözler, sonuncusunu hiç sevmez...o taa uzaklarda belli belirsiz, kızıl bir ışık gibi yanar söner. Z ye bir kuşakta yalnız bir kez ulaşılabilir...Ama kendisi Q ya kadar gelebilmişti. R ye atlayabilirse o da bir şeydi. Öte yandan Tanrının kayırdığı, o vergili insanlar, bir hamlede; tüm harfleri, mucize gibi, bir solukta baştan başa atlayıveriyorlardı -bu dehanın yolu idi... Kendisi bir dahi değildi, böyle bir iddiası yoktu: ama pekala A dan Zye kadar alfabenin tüm harflerini sırayla bir bir aşma gücü vardı, ya da olabilmeliydi. Şimdilik Q ya sıkı sıkıya tutunuyordu.. Öyleyse ileri...R ye doğru ileri...

Ama milyonda kaç kişi bu noktaya ulaşıyor ki, belki bir kişi... Bir kuşakta tek bir kişi..O tek kişi de kendisi olamazsa suç onda mı? Yeter ki dürüstçe çalışıp didinmiş, artık dermanı kalmayıncaya kadar tüm gücünü harcayıp tüketmiş olsun.. Hem acaba ünü ne kadar sürebilirdi ki? Ölmek üzere olan bir kahramanın bile, gözlerini kapatmadan önce Arkamdan insanlar benim için ne diyecekler diye düşünmek hakkıdır. Ünü belki de iki bin yıl kadar sürerdi. İyi ama iki bin yıl nedir ki? Gerçekten de bir dağ tepesinden aşağı, çağların sonsuz bozkırlarına şöyle bir bakarsanız, bu iki bin yılın ne önemi olurdu ki? Ayakkabınızın ucuyla vurup fırlattığınız taş parçası bile Shakespeareden çok yaşayacak. Kendi küçük ışığı da belki bir iki yıl solukça biraz ışıldayacak...sonra daha büyük bir ışık onu yutacak.

Deniz Feneri-Virginia Woolf
İletişim Yayınları/2008- Naciye Akseki Öncül
 
Üst Alt