• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Yunus emre

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Yunus emre

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba





Yunus, XIV.yüzyılın başında yaşayan büyük bir ozan,
yetkin bir insandır. Yaşamını Tanrı sevgisine adayan
Yunus'a göre dünyada yaşamanın amacı, asıl gerçek
dünya olan, öbür dünyadaki yaşama hazırlanmaktır.
Bunun için insan yüreğini Tanrı sevgisiyle doldurmalı
ve erdemli bir yaşam sürmelidir.

Yunus'un yaşamı, Tasavvuf Felsefesi' nin "Bir lokma
Bir Hırka" anlayışının en güzel örneklerinden biridir.
Bu anlayışa göre insan, kendini iyiliğin simgesi olan
Tanrı' ya adamalı, dünya malına değer vermemelidir.

Bu konudaki şiirlerinin birinde şöyle demektedir:

"Ne varlığa övünürüm
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni"

Yunus'a göre daha evreni yaratmadan önce Tanrı'nın
zihninde insan tasarımı vardır. Ve Tanrı'nın zihnindeki
insanın tasarımı, ruhsal niteliktedir. Bu durum insanın
tanrısal bir öze sahip olduğunu göstermektedir. Çünkü
insan bedenlenmeden önce, Tanrı'nın bir parçasıydı.
Bu aşamada ruhsal bir varlık olan insan mutluydu.
Ruhun bedenlenmesi ise, insanın bu dünyada görünür
hale gelmesidir.

Demek ki Tanrı, insanı kendi özünden, ruhsal bir varlık
olarak yarattı. Ancak insanın dünyadaki yaşamı tekrar
Tanrı'ya dönmek amacına yönelik olduğu için, tasa ve
kaygı içinde olmalıdır. Böylesi bir yaşam insanın
olgunlaşmasını sağlayacağı için gereklidir.
Bu tür yaşam sürenler, Tanrı'nın sevgisini kazanırlar.

Esasen Tanrı insanı yaratırken, onun ruhunu, kendini
ve Tanrı'yı bilme ve sevme yeteneğiyle donatmıştır.
İnsanın, Tanrı'nın kabulü ve sevgisini kazanması için,
bütün insanları ayrımsız sevmesi gerekir.
Yunus, "Yaradanı severim, yaradılandan ötürü" derken
insan yönelen sevginin, Tanrı'ya giden bir yol olduğunu
göstermek istemiştir.
Söz, kimi kaynaklarda değişerek "Yaradılanı severim,
yaradandan ötürü" şeklinde geçmektedir. Ancak her
iki koşulda da asla değişmeyen sonuç, Tanrı ve insan
sevgisinin bir bütün olduğudur.

Yunus'a göre insanın Tanrısal özü olan ruhu ile maddi
yönü olan bedeni arasında uzlaşmazlık vardır. Çünkü
insanın Tanrısal özü huzur içindedir ve bedene bağlı
gereksinimlerden uzaktır. Bu tür gereksinimler insanı
sıkıntıya soktuğu için Tanrısal özün dışında tutulur.
Fakat beden maddesel özü gereği dünya nimetlerine
düşkündür. İnsan ruh ile beden arasındaki bu düalitik
yapının çatışan taleplerini akıl ile yönlendirip çözebilir.
Eğer yaşamını, bedensel haz ve tutkulara yöneltecek
olursa, sonuçta Tanrı ile tekrar birleşmenin getireceği
mutluluktan yoksun kalır.

Asıl olarak insan yeryüzünde yalnızlık ve endişe içinde
yaşamaktadır. An be an ölüm hissinin eşlik ettiği hiçlik
ve anlamsızlık kaygılarını ta yüreğinde hisseden insan
buruk ve acılıdır. Acısından kurtulmak için, ikil varlığını
teke indirmek zorundadır. böylece insan dünyasal oluş
düzleminden, felsefî oluş düzlemine geçer.
Felsefi oluş ise bilgelik ve erdemle donatılmış Tanrısal
Sevgi'ye duyulan özlemdir.

Düşünce Tarihi ve
İnsan Doğası
Prof. Dr. Ayhan Aydın

 

mopsy

Emektar
Üye
Selam



Tanrısal Sevgiye duyulan özlem aynı zamanda dünya
yaşamı sınırlarının ötesinde, insanın kendini yeniden
bulmasını tanımlayan aşkınlığın ifadesidir.
Aşkınlık ise, insanın kendi özündeki yabancılaşmadan
kurtularak, tüm benliği ile Tanrı'ya yönelmesidir.

Yunus, insanın kendi varlığındaki Tanrısal Öz'e dönüş
ile başlayan aşkınlık sürecini, tekrar Tanrı'ya dönme
amacına yönelik bir Yaşam Felsefesi/Yaşam ve varlık
boyutlarını ve ötesini bilimsel ve düşünsel etkinlikler
ile gözlemleme, araştırma ve geliştirme süreci olarak
kavramlaştırmaktadır.

Bu süreç içinde insan, bir yandan bedensel tutku ve
arzularını bastırırken, diğer yandan ruhundaki sevgi
ile kendini yeniden inşa etmeli/Vücuda getirmeyi de
dilemelidir.

İnsanın kendini inşa etmesinde başvurabileceği tek
kaynak, Tanrı Sevgisi ile yoğrulmuş olan bilime olan
aşkıdır./Sürekli Tanrı'ya yönelik sevgi ve arayış hali
içerisinde kalınarak ve soruşturarak ve elde edilen
bilgileri deneyimleyerek varılan bilme halidir.

Bilme; kendini, evrenini ve Tanrı'yı anlama amacına/
yeni kazanılan bilgileri eskileri ile bir araya getirerek
sonuç niteliğinde başka bilgi/daha kapsamlı bir bilgi
edinmeye yönelik tüm yaşamsal etkinlikleri tamamla-
makta ve hayatın amacını oluşturmaktadır.

Yunus bu konudaki düşüncelerini temiz Türkçesi, akıcı
anlatımıyla şöyle yansıtmaktadır:

"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Bu nice okumaktır?"

Kendi deyimi ile bir Hak âşığı olan Yunus'un yaşamı,
tasavvuf öğretisinin en güzel örneklerinden birisidir.
İnsansal varoluşun en üst düzeyine ulaşmış olan bu
halk adamının yaşamı, aynı zamanda bilgeliğin ve
erdemin sembolü olmuştur.

Onun aradığı her şey, insanın kendisindedir.
Bir başka ifade ile:
Yunus, insanın gerçekte sadece insan olma erdemine
ulaşmasını, yaşamın insana vereceği en büyük ödülü
olarak görmektedir.

"Alllah'ı ararsan gönlünde ara
Mekke'de, Kudüs'te, Hac'da değildir"

derken, veya

"Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene sen ver onu
Bana seni gerek seni"

derken de, yaşamın anlamı ve sırrını bulmanın hazzı
ve olgunluğu ile insanları sevgiye çağırmaktadır.

Düşünce Tarihi ve
İnsan Doğası
Prof. Dr. Ayhan Aydın
 
Üst Alt