Yoksa sizin yaşamınız reklamlardaki gibi değil mi?

Bir dünya düşünün ki çocuklar, arabası "baba" olana baba diyor. Büyüyünce akıllanmıyor, bisküvi yiyince astronot olup uzaya gidiyor.

Delikanlılık döneminde kraker ısırınca, komşu kıza göbek attırıyor.
Zaten daldırma çayla kız tavlıyor, kahve içerken de âşık oluyor. Ama ne kadar aptal olursa olsun, kız sürdüğü kokuya vurgun! Onu terk edemiyor.

Mecburen, sakalını traş ettiği jiletin içinden çıkan robot kızla idare ediyor.
Sonunda ne sürdüğü parfüm, ne traş losyonu, ama lipofize kahvesinin saldığı kimyasal fındık kokusu sayesinde bir kıza yamanıyor.

Kavga mı edecekler? Daha keskin olamayan cep telefonlarıyla birbirlerinin üstünü başına parçalayarak dövüşüyorlar.
Zarar yok! Toplu tarifeden cep telefonuyla gece gündüz ucuza konuşup barışıyorlar.

Arabalarına benzin doldururken, eşek arısı kılıklı kız öyle çok çip para veriyor ki, bedava yaşayacaklarına inanıp evleniyorlar.
Evlenmeye karar vermelerinde tabii mobilyada "eskiyi getir yeniyi götür" kampanyasının, Seda Sayan'ın şakıdığı halıların, bir türlü hızlanamamasına karşın Mazhar gitar tıngırdattıkça temizlenen internetin de etkisi var.

Hanım da kendi kendine dolan buzdolabı, sofrayı toplayan bulaşık makinesi, kocasının televizyon gibi seyrettiği sessiz çamaşır makinesiyle mutlu olabiliyor, zaten. Lekeleri soğuk suda çıkaracak deterjanı buldu mu, tamam. Bir de içine makineyi kireçten koruyacak tableti koyduysa, ver eline buharlı ütüyü, değme keyfine.
Çocuğun bakımı da pek kolay; bağlıyorsun altına peti, şarkı söyleyip dans ediyor. Ancak çişini söylemeye hiç niyeti yok: Litrelerce işese de kuru kaldığından, poposunda bir paketle dolaşmaktan hiç rahatsız değil!

Bir şekilde büyüyüp gurbete mi gitti? Bu sefer evinizde bal arısı kılıklı çocuklar beslemeye başlıyorsunuz, sizi cep telefonuyla özlediğiniz yavrularınıza bağlıyor, hatta bazen İngiltere'den bile getirip kavuşturuyorlar.
Ve Türkiye böyle yaşayıp gidiyor, sayın seyirciler!

Yoksa sizin yaşamınız reklamlardaki gibi değil mi?
Nasıl yaşıyorsunuz peki? Reklamlardan sonra başlayan dizideki gibi mi? Hangi oyuncuya âşıksınız, hangi hikâye sizin hayatınız, hangisi sizsiniz o dizilerdeki?
Belki de cehalet yarışmalarını, kim daha talk salak şovlarını, lahmacun kralının ince kıyılmış soğan esprilerini, mutasyona uğramış hadım evladının müzik otoriteliğini seyredip gülüyorsunuzdur, kah kah.

Oysa siz yaşarken ekran tefecilerine borçlandığınız hayali bir dünyada, gerçek dünyada bir çocuk, taş doldurduğu sırt çantasıyla denize atıyor kendisini, cennet vaadinin peşinde. Hocalar, kızların içindeki cini çıkarmak için uçkur çözüyor. Din ve ahlak okul kitaplarından çıkarılıyor.
Siz reklamlardaki Türkiye'yi borçlanarak yakalamaya ve ödünç yaşamaya çalışırken satın alamayacağınız mutlulukları, çocuklarınızın çocuklarına ödetilecek dış borç yükleniyor sırtınıza.

siz de televizyon karşısında Ayşe Teyze'nin cipslerini atıştırdığınız sürece...:freakedout:

facebook
 
reklamlar özendiriyor fakirin biriktirmis oldugu uc bes kurusu
sesitli vesilelerle ellerinde aliyor hep hayeli bir dünyada yasaniyor.
 
Küçük çocuklar reklamların hastası; pür dikkat izliyorlar. Bilinçaltı küçük yaşlardan itibaren esir alınıyor.
''Anı Yaşa'' diye bir reklam sloganı bilinçaltına işlemiş çocuk geleceği düşünür mü ? Değer yargıları gelişir mi ?
 
Küçük çocuklar reklamların hastası; pür dikkat izliyorlar. Bilinçaltı küçük yaşlardan itibaren esir alınıyor.
''Anı Yaşa'' diye bir reklam sloganı bilinçaltına işlemiş çocuk geleceği düşünür mü ? Değer yargıları gelişir mi ?


Düşünme, seni iliğine kadar sömüreni. Akşama eve ekmek götüremeyecekmişsin, çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılayamıyormuşsun, boş ver!.. Bebekler daha gün yüzü göremeden ölüyorlarmış. Aldırma, an'ı yaşa!

İşsizlik gelmiş kapını çalmış. Yanında yörende insanlar işten kovulmaktadır. Boş ver, sen "an'ı yaşa", SMS yolla...

Yanı başında bir genci tekme tokat dövüp gözaltına alıyorlar... Sokak ortasında birini çekip vuruveriyor polis... Sen an'ı yaşa!

Hapishaneleri kan gölüne çevrilmiş ülkenin; ve tüm ülke görünmez tel örgülerle bir hapishane olmuş, boş ver! Sen an'ı yaşamana bak!

Amerikan donanması boğazları kendi babasının su yoluymuş gibi kullanıyormuş, Amerikan yönetimi, senin ülkenin ekonomisinden siyasetine her şeyini belirliyormuş, senin ülkenin ordusunun kafasına çuval geçiriyormuş, boşver, sen anı yaşamana bak!

Sömürüsüz bir dünya hayal etmeyi, açlığın, yoksulluğun olmadığı, bebeklerin ölmediği bir dünyayı hayal etmeyi aklından bile geçirme. İşkencenin, baskının olmadığı, bağımsız demokratik bir ülke hülyalarına dalma; çünkü o "GELECEK"; oysa sana, anı yaşamak yeter!..

Sen anı yaşa...

uludagsozluk

Şu anki geleceğe bakınca anı yaşa kipi yada emiri yada her ne haltsa mümkün değil bunuda geçelim sadece hayvanlar anı yaşayabilir..
 
''Eğer bir reklamda “Size ancak böylesi yaraşır” gibi iltifatlar yer alıyorsa, hemen üzerinize alınmayın; cümleyi doğru okumaya çalışın: Bu, aslında, “Ancak bizim markamızı kullanmakla seçkin bir insan olma şansınız vardır; bu şansınızı ziyan etmeyin” şeklindeki bir ifadenin tersinden okunuşu olabilir.''

''Reklamın amacı, duyurulan ürüne karşı bir arzu uyandırmak, hattâ bu arzuyu bir ihtiyaç seviyesinde hissettirmektir. Bunu sağlamak için reklamcıların başvurmayacakları çare yoktur. Reklam filmlerinde, bazan ürünün birtakım özelliklerinin gülünç derecede abartılmış olduğunu görürsünüz. İnsanlar uçar, tepeden tepeye sıçrar, birtakım malların başına gelmedik şey kalmasa da onlara hiçbir zarar vermez. Gerçekte, bu senaryoları yazanların da sizi bu olağanüstülüklere inandırmak gibi bir niyeti yoktur. Onların amacı sadece sizde ürüne karşı bir sempati uyandırmak, sonra bunu işleyerek arzuya ve ihtiyaca dönüştürmektir. Bunda ne kadar başarılı olabildiklerine dair örnekleri ise kimse saymakla bitiremez.''

Ümit Şimşek
 
Bir Türkcell reklaı vardı. Harcadığından fazla kazan diye. Reklama göre konuştupta ödediğinden fazla hediye kazanıyorsun. İşte bu reklamı izledikten sonra anladın ki benim hayatım reklamlardaki gibi değil. :))
 
Üst Alt