• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

YÖK ZULMÜNDEN NASIL KURTULUNUR

Okunuyor :
YÖK ZULMÜNDEN NASIL KURTULUNUR

hasanbasar1453

Acemi
Üye
YÖKÜN GERÇEK İŞLEVLERİ

Yazan: Hasan BAŞAR hasanbasar1453@gmail.com

Bilindiği gibi YÖK 12 Eylül Darbesi’nin oluşturduğu bir kurumdur. Türkiye’nin gerçek patronu ABD; Türkiye’de fikri hür ve vicdanı hür bir gençlik istemediği için önce 1472 sayılı kanun ile radikal olarak nitelenen tüm sağ ve sol görüşlü öğretim üyelerini üniversitelerden uzaklaştırdı. Daha sonra yine ABD kontrolünde; araştırmayan okumayan, fikirlerini sözlü ve yazılı olarak etkili biçimde ifade edemeyen, proje üretemeyen hatta düşünemeyip hayal bile kuramayan zombi gibi bir gençlik yetiştirme sürecine girildi. Ne yazık ki Bunda çok büyük bir başarı elde edildi.

Üniversiteler popüler kültürü arttırılmış, kimlik ve kişilik bunalımı yaşayan, diplomalı cahil, yeteneksiz ve işsiz bireyleri yetiştiren kurumlar haline gelmiştir. Artık üniversiteden mezun olan gençler; sadece içgüdüleriyle hareket eden, teknoloji üretemeyen ancak ithal teknolojik ürünler bağımlısı bir kitle haline gelmiştir. Bunlar devletin veya çokuluslu şirketlerin gönüllü köleleri olmak için birbirleriyle tekrar yarışmak durumundalar. Sanki gizli bir güç biyolojide ispatlayamadıkları evrim teorisini sosyolojik alanda ortaya koymaya çalışmaktadır.

Nasıl Türk derin devletinin her yeni seçilen hükümetin MGK’ne katılan üyelerine takdim ettiği KIRMIZI KİTAP gibi gizli anayasası var ise ABD derin devletini oluşturan şeytani strateji belirleme kurumlarının (CFR-Bilderberg-CIA-NSA) ortak hazırladığı bir MAVİ KİTAP gerçeği vardır. (Kamuoyunda hiç duyulmamış bu kitapta neler yazdığını tam olarak yalnız muhatapları bildiğinden, ben ancak içeriği hakkında genel tahminlerde bulunacağım.) Bu MAVİ KİTAP, ABD ye bağımlı tüm ülkelerin devlet başkanlarına ve ilgili bakanlara (dışişleri, milli savunma, enerji,…gibi) göreve geldiklerinde kendilerine okutulmaktadır.

Bu kitapta maddeler halinde şu talimatlar yer almaktadır:

1-ABD’nin çıkarı ile ülkenizin çıkarı çatıştığında kesinlikle ABD’nin çıkarlarını savunacaksınız. Yoksa kendinizi, ailenizi ve tüm sevdiklerini ölmüş bilin.

2-İstihbarat örgütünüz bizim taşeronluğumuzu yapacak aksi halde birinci maddedeki yaptırım uygulanacaktır.

3-Tüm savunma ve enerji ihaleleri ABD nin çıkarlarına uygun şekilde yapılacaktır.

4-Kesinlikle bizim iznimiz dışında savunma sanayi teknolojisi üretmeyeceksiniz.

5-Ekonominiz Dünya Bankası ve IMF in kontrolünden asla çıkmayacak.

6-Yükseköğretim programınızı biz belirleyeceğiz siz de bunu harfiyen uygulayacaksınız.

7-İthal edeceğiniz ve ihraç edeceğiniz ürünleri ve miktarlarını biz belirleyeceğiz.

8-Ülkenizdeki üslerimize sivil veya asker hiçbir memurunuz bizden izinsiz ve denetim amacıyla giremeyecek.….
Maddeler uzayıp gidiyor da kendimce önemli gördüklerimi yukarıda sıraladım.

Düşünebiliyor musunuz? Bir ülkenin tüm geleceği bir MAVİ KİTAPLA yokluğa ve karanlığa mahkûm ediliyor. Bu gönüllü köleliğin gayet doğal ve meşru olduğu mesajı; ülkemizdeki misyoner okullarından yetişmiş (Galatasaray Lisesi, Sen Jozef Lisesi, Robert Kolej, vb. gibi) gazeteciler, köşe yazarları, diplomatlar, TUSİAD patronları gibi beyaz Türkler olarak tabir edilen elit tabaka tarafından kamuoyuna sürekli mesajlarla (reklâm-dizi film-sunumlar-toplantılar, vd. şekillerde) anlatılmaktadır. Bu anlatım artık bir tür Amerikan hayranlığı propagandasına dönüştürülmüştür.

Ülkemizdeki üniversitelerin dünyadaki en başarılı 500 üniversitesi arasında yer almamasını sadece bütçelerinin yetersiz olduğu tezine yönelik savunma yersiz ve yetersizdir. Çünkü ülkemizdeki yaklaşık 80 üniversite içinde KOÇ ÜNİVERSİTESİ-SABANCI ÜNİVERSİTEİ gibi ülkemizin en büyük holdinglerinin üniversiteleri de vardır. Bu üniversiteler tamamen paralı eğitim verdikleri gibi vakıf üniversitesi olmaları nedeniyle devletten yardım da alabilmektedirler.

Ayrıca ülkemizde çoban-oto sanayi ustası-vb mesleklerde pek çok amatör mucidin basına yansımış pek çok yararlı ve üretime geçildiğinde ülkemize pek çok katkılar sağlayabilecek buluşları vardır. Bunlar bu buluşlarını yaparken gelişmiş laboratuarları-geniş kapsamlı kütüphaneleri ve hatta internet bağlantıları bile yoktu. Tamamen azimleri ve geniş hayal güçleriyle ellerindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirerek bu buluşlarını yapmışlardır.

Peki, ülkemizdeki üniversitelerdeki binlerce bilim adamı Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ne icat etmişler ve ne kadar sayıda icat yapmışlar. Onlar icat yapmak istemişlerde ülkemizdeki mürteciler mi(!) engel olmuşlar yoksa misyoner okullarından yetişmiş ABD uşağı bürokrat-işadamı ve basın şövalyeleri mi?

İsterseniz size bir ipucu vereyim. Bir amatör mucit yakıtta %80 tasarruf sağlayan bir motor icat etmiş prototiple ilgili tüm çizimler ve örnek motorla beraber malum holdingin kapısını çalmış. Ne yazık ki hiç ilgilenen olmamış birkaç defa daha gelmiş en sonunda üst düzey yöneticilerden biri adama acıyarak şu gerçeği itiraf etmiş “Kardeş boşuna zahmet etme biz İtalya’dan aldığımız motor yedek parçası ürünlerinden çok iyi para kazanıyoruz. Şimdi bu kardan vazgeçip senin motoruna yatırım yapamayız”

Öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri sırf parasal sorunları nedeniyle aşırı hatta branşlarının sınırlarını zorlayan Ek ders yükleriyle yıpratılmaktadır.

Öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri LES-KPDS gibi sınavlara sürekli hazırlanmaya zorlanarak bilimsel çalışmalara ayırmaları gereken zamanın literatürlerinin dışında kelime ezberlemeye ve gereksiz zaman harcamaya zorlanmaktadırlar. Hatta bu yüzden bir bilim adamımız “Yabancı dil çalışmalarına gösterdiğim çabayı bilimsel araştırmaya verebilseydim ülkenin sayılı bilim adamlarından olurdum” demiştir.

Yine akademisyenlerin bilimsel araştırma amaçlı görevlendirme işlemleri ve önceliklerinde; hakkaniyet ve liyakat ölçülerine göre değil tamamen kişisel yakınlıkların belirleyici olduğu rektör bey ve rektöre yakın çevrelere olan yakınlık esas alınmaktadır.

Üniversitelerindeki proje finansmanı için yapılan değerlendirmelerde yine rektör hocaya alan yakınlık ve bağlılık temel değer olarak görülmektedir. Hatta değerlendirme komisyonlarına konuyla ilgisi olmayan akademisyenlere görev verilmektedir. Gerçekten yapılan araştırmalar ise hasbelkader yapılabilir hale gelmiştir.

AB fonları proje karşılığın ad ücretsiz (hibe) fonları sunmakta ancak süslü sunumlarıyla akademik unvanlar alabilen anlı şanlı öğretim üyelerimiz ülkemizin AB ye 2005 yılında ödemiş olduğu 200 000 000 AVRO fon havuz payı bedelinin %10 unun bile altında hibe proje desteği alabilmişlerdir. Eloğlu tabiî ki parasını bilimsel değeri olmayan niteliksiz projelere vermez. Buradan üniversitelerde proje-icat-patent üretememesinin temel sorunun parasal nedenlere dayanmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Adamcağızlar tek tip kafa yapısından-ihale kovalamaktan-adam kayırmaktan-hatır gönül işlerinden-çağdaşlık nutukları çekmekten.. Bilimsel araştırma yapmaya fırsat bulamamaktadırlar.

2004 yılı itibariyle Türkiye’nin yıllık milli geliri kişi başına 3000 USD aynı yıl Yunanistan’ın yıllık milli geliri 15 000 USDdir. Türkiye’nin Nüfusunu 70 000 000 olarak kabul edersek. Milli gelir farkını nüfus sayımızla çarptığımızda 840 MİLYAR USD gibi bir rakam ortaya çıkmaktadır. Bu rakam YÖK ün gerektiği gibi teknoloji üretemediğinden kaynaklanan zarardır. Yani YÖK eğer gerçekten çaba gösterip icatlar yapsa ve onları patentlerini ve bu teknolojik tasarımlar üretilse kişi başına milli gelirimiz 15 000 olacaktı ve tüm borçlarımız hemen ödenmiş olacaktı. Hesap ortada fakat hesap verecek kimse yok. Çünkü emri altında Devlet Denetleme Kurulu bulunan Cumhurbaşkanı bile YÖK e hesap soramıyor. Üniversiteler sadece para isterler hesap vermezler. Tıpkı ortaçağdaki kiliseler ve Engizisyon Mahkeme üyeleri gibi.

Bilge filozof Konfiçyüs’e sormuşlar “Bir ülkenin yönetimi senin emrine verilse ilk önce ne yapardın? O da “İlk önce dili değiştirirdim. Dil değişince her şey ona bağlı olarak değişir.” Ülkemizdeki üniversiteleri neredeyse bütün bölümleri yabancı dille eğitim yapar hale gelmişlerdir. Oysa Türkçe dünyanın en çok konuşulan 5. dilidir. Yani Türkçe bir kabile dili değildir. Ama “Türkçe bilim dili olamaz” diyen eski YÖK Başkanı Kemal GÜRÜZ hangi millete daha doğrusu hangi kabileye mensuptur? Bunu bilenler bilmektedirler. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgileri Oktay SİNANOĞLU’nun kitaplarında bulabilirsiniz

Erzurum Atatürk Üniversitesi eski rektörlerinden birisi şu ibretli sözü söyledi: “Üniversiteler artık bilim adamı değil film adamı yetişiyor”. Örneklerini ekranlarda görüyorsunuz, pornocu ilahiyat profesör mü ararsınız, vurguncu deprem profesörü mü ararsınız, ….tüm Avrupa’nın ihtiyacına yetecek artist profesörlerimiz mevcuttur.

İTÜ Deprem Profesörü Celal ŞENGÖR bir gazeteye şu beyanatı vermiştir. “Artık emekli olmak istiyorum. Çünkü artık öğrencilerimde bilimsel merak duygusu kalmadı. Tamamen günübirlik popüler zevklerin esiri oldular. Geçen İTÜ deki bir matematik kongresinde uluslar arası bir matematik uzmanın konuşmasını izlemeye sadece 4 öğrenci gelirken birkaç gün sonra aynı yere Hülya AVŞAR konuşmaya gelince en az 600 öğrenci dinlemeye geldi. Yani bilimsel merakı olan öğrenci oranı genel öğrenci toplamının %1 inin bile altında düşmüştür.” Nerede kaldı çağdaşlık savunucuları? Yolsuzluklarının gizlemek için rejim savunuculuğu yapan üniversite yönetimlerine ve YÖK yöneticilerine “vicdanı ve irfanı hür bir nesil yerine ABD ve batılı kültür aşığı ve uşağı, taklitçi, bencil, hedonist, tembel, sorumsuz,…bir nesil yetiştirmelerinin ve bunun topluma olan maddi ve manevi maliyetlerini hesabını sormak için kimler neyi bekliyorlar?

Üniversitelerde yaşanan gayri ahlaki öğrenci-akademisyen ilişkileri ise neredeyse sıradan bir magazin olayı haline gelmiştir. Not için, akademik kariyer için,...gibi kişisel çıkarlar uğruna namuslar-idealler-hayaller ve umutlar satılmıştır. Üniversite öğrencilerinin çoğu artık utanma-sorumluluk-fedakarlık-merhamet,... gibi insani duygulardan sıyrılmış bencil-çıkarcı-hedonist (kendi zevki ve rahatı uğruna her şeyi yapabilecek), kişiliğini-kimliğini yitirmiş ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşmış gençler olarak hayata atılmaktadırlar. Kendi hayatlarını kazanabilecek bilgi ve becerilerden yoksun olduklarından ana-babasına ve devleti yük olmaya devam etmeye mahkum olmuşlardır.

Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yönelik nitelikli insanlar ve araştırma projeleri üretmekle yükümlü olan üniversiteler atık kangrenleşmiş birer sorun kaynakları haline gelmişlerdir.

ATO araştırmasına göre Türkiye’de bir çocuğun ilkokuldan başlayarak 4 yıllık bir üniversite eğitimi sonucunda devlete ve ailesine olan toplam ve ortalama maliyeti 150 000 YTL yi bulmaktadır. (2004 yılı rakamları) Bu üniversitelerden her yıl mezun olan yüz binlerce insan işsizler ordusuna katılmakta veliler bu duruma üzülmekte üniversite yetkilileri ve YÖK yetkilileri ise bu durumu sadece seyretmektedirler. Oysa öğrenci velileri ellerindeki harç makbuzu dekontları ve üniversite diploması fotokopilerini ekleyip bir dilekçe ile çocuklarını mezun edip işsiz bırakan üniversite rektörlüklerine tüketici davası açıp yüklü tazminat taleplerinde bulunsalardı sistem istemler doğrultusunda değişirdi.. Böylece öğrencileri okurken iş hayatına veya akademik formasyona hazırlayan bir sistem kendiliğinden ortaya çıkardı. Yani bu durumda çocuklarını dershaneler milyarlar harcayıp okutup işsiz kalmalarının hesabını sormayan öğrenci velileri de üniversitelerin suç ortağıdır. Bunun için yazımın sonunda örnek bir dava dilekçesi şablonu yazdım Neticede arz talebin sonucudur.

Yetişmesi için toplam 150 milyar TL harcanmış bir üniversite öğrencilerinin 2006 yılının Mayıs ayında Zonguldak TTK’nda yer altı maden işçisi olmak için yarışmaları onların velilerini utandırmadığı gibi onları yetiştiren YÖK yöneticilerini de utandıramamıştır. Bir insanın ocakta çalışabilmesi için 15 sene okuyup 150 milyar TL harcaması mı gerekmektedir?(!)

Bu arada önemli bir bilgi notunu söyleyelim: Özellikle bünyesinde Tıp Fakültesi olan üniversitelerin rektörleri nedense hep tıpçı olur ve bunların aylık gelirleri dönersermaye gelirleri, ikinci öğretim paraları-yollukları ile beraber en az 20-30 bin TL bulmaktadır. Bu durumda bu kişiler başbakan ve cumhurbaşkanından daha fazla maaş almaktadırlar. Bunların tek derdi para ve makam, ülke geri kalmış, mezunları işsiz kalmış umurlarında değil. Onlar devletten ve milletten sadece para ve araştırma görevlisi kadrosu isterler. Daha iyi kadrolaşmak ve daha çok çalmak için!!!!!

İnsan haklarına ve hukuka uyacağına dair namus ve şerefi üzerine yemin etmiş olan ve yolsuzlukla suçlanan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel AŞKIN, basına şöyle demeç vermiştir:” Yargı, üniversiteler, YÖK, ordu, basın... Bunlar bizim kurumlarımız, Cumhuriyet'in kurumları. Bunları tabii ki eleştireceğiz, daha iyiye gitmesi için gayret göstereceğiz. Farklı görüşlerimiz de olacak. Ama hep bu kurumlara sahip çıkmamız lazım. Çünkü Türkiye'nin geleceği bu kurumlarda...” Burada vurgulanan konu bu kurumların halkın değil de cumhuriyetin kurumları olduğu gerçeğidir. Dikkat ederseniz saydığı kurumlar arasında TBMM yok. Acaba neden? Bunlar bizim kurularımız deniliyor, siz kimsiniz ki? Tabi ki bunlar Amerikan Derin Devleti ile yakından irtibatlı yerli derin devletin kurumlarıdır. Bir Yargıtay başkanının MİT ve Alaaddin ÇAKICI ile telefon görüşme kayıtlarının yayınlandığı, eski bir barolar birliği başkanının mafya lehine bilirkişi raporu yazdığı, 27 Mayıs İhtilali’nin basın-üniversite ve CHP önderliğinde yapıldığı bir ülkede başka bir yargıya varmak imkansızdır.

28 Aralık 2005'te Vakit'e konuşan Yahudi asıllı mason, İsrail Büyük Mason Locası Onur Kurulu Üyesi ve İngiltere Büyük Locası Üstad-ı Azamı Yasha Beresiner demişti ki; "Türkiye'de başörtüsüyle ilgili uygulamalarda, mason olan Türk bilim adamlarının rolü önemsenmelidir. Mason olan politikacıların da rolü önemlidir."
Beresiner, sözlerini şöyle sürdürmüştü: "Laiklik karşıtı tehditlere karşı koymak, bütün dünya masonlarının görevidir."

Ve eklemişti:"Türkiye'de üniversite sisteminin başında; bizimle aynı idealleri paylaşan çok sayıda dostumuz var. Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in mason olup olmadığını söylememi beklemiyorsunuz herhalde!.. O konuda bir şey söylemem yanlış olur, ama Sayın Teziç'in yaptıklarının tamamı mason ideallerine uygundur. Aynı idealler için mücadele veriyoruz. Biz kardeşiz, kardeşlik dayanışmayı gerektirir."


Özetle konuyu toparlasak; YÖK ve üniversitelerin en önemli beş temel işlevi vardır:

1-Ülkemizin bilim ve teknolojide gelişmesini baltalamak.
2-Türkiye’nin sosyal ve kültürel yapısının ana unsuru olan İSLAM DİNİNİ VE AİLE AHLAKINI ORTADAN kaldırmak. (Başörtüsü yasağı, çıplaklık kültürü, limitsiz flört,vb. uygulamalar bu amaca yöneliktir)
2-Gençliği dejenere edip, yozlaştırıp işsiz ve yeteneksiz bırakarak ABD emperyalizminin gönüllü tüketici kitlesini oluşturmak.
3-Türkiye için Lozan Antlaşması’ndan ve gizli uluslar arası anlaşmalar gereği sömürülmesinin (sistemin=rejimin) devamlılığını sağlamak.
4-Derin devletlin diğer kurumlarına (basın-ordu-yargı-baro-TUSİAD… gibi) yönetici yetiştirmek.
5-Eğitimin ve ekonominin şartlarını sürekli kötü tutarak çok zeki ve yetenekli beyinlerin DEVŞİRME YOLUYLA ABD YE TRANSFER edilmesini sağlamak. Böylece ABD, eğitim masrafı yapmadan teknoloji üretimini sağlayacak ve geliştirecek nitelikli insanlara kolay yoldan sahip olmuş oluyor.

Bu durumda artık YÖK ün YOK edilmesi gerekliliği ve zorunluluğu belirgin hale gelmiştir. Buna rağmen girişimde bulunmayan tüm ilgililer ve yetkililer; yakın gelecekte o zamanın tanığı olan insanlar tarafından namussuz ve ******** damgasıyla damgalanacak ve tarihte de bu şekilde anılacaklardır.





ÖRNEK DAVA DİLEKÇESİ

......... TÜKETİCİ MAHKEMESİNE
(Bazı il ve ilçelerde Tüketici Mahkemesi olmadığında yerine Asliye Hukuk Mahkemesi baktığından .... TÜKETİCİ MAHKEMESİ SIFATIYLA... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE yazılacak)

DAVACILAR VE ADRESLERİ: (Buraya öğrencinin kendisi ve velisinin ad soyadı ve adresleri yazılacak)

DAVALILAR VE ADRESLERİ:

1-YÖK BAŞKANLIĞI
Bilkent-ANKARA

2-..... ÜNİVERSİTESİ
.... FAKÜLTESİ
.../İSTANBUL(Buraya mezun olunan üniversitenin mezun olunan bölümü (doktora-y.lisans enstitüsü-fakülte-yüksekokul-meslek yüksekokulu) yazılacak.)

3-MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
Bakanlıklar-ANKARA

KONUSU: Davalıların; ayıplı hizmet ve haksız şart uygulamaları sebebiyle
bize vermiş olduklar zararın tazmini hakkındadır.

USULLE İLGİLİ AÇIKLAMALARIMIZ:
1-Davalı kurumlar birer kamu tüzel kişiliğine sahiptirler. Bilindiği gibi 2003te güncellenmiş olan Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun tanımlar bölümünde hizmet sağlayıcı tanımı kaps***** kamu tüzel kişileri de alınmıştır. Bu kamu tüzel kuruluşların gelirleri içinde ödediğimiz vergi ve sigorta primleri dolayısıyla bizimde katkımız vardır. Bu ödediğimiz bedeller Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kanallarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na oradan YÖK’e aktarılmaktadır. Bu açıdan davalı kurumlar ile tüketici sıfatıyla hizmet satın alma durumunda olduk. Bizler bu hizmeti ilişkisinin sonucunda benim işsiz kalmam benim velimin de (ana-baba-kardeş, vd.) bu duruma üzülmemiz ve mağdur olmamız sebebiyle Tüketici Yasası kapsamında ayıplı hizmet, haksız şart,...gibi hukuksuzlar tanımı içersinde hukuk davası açmak zorunda kaldık.

2-HUMK 24. maddesinde “Anayasa, Medeni Kanun ve öteki yasalar ile antlaşmalarla yetkiye ilişkin olarak konulan kurallar saklıdır. Bu açıdan 2003 tarihli Tüketici Kanunun da belirtildiği üzere Tüketici Mahkemesi’nin bulunmadığı yerlerde tüketici davalarına Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar.

ESASLA İLGİLİ AÇIKLAMALARIMIZ:

1-Üniversite hayatım boyunca bana piyasa koşularına uygun bir işe girebileceğim veya girişimci olup kendi işimi kurabileceğim yeterlikte ders verilmemiş ve uygulama yaptırılmamıştır.
2-Ders programında ders saatleri öyle bir ayarlanmış ki. Dersin bir saat 09:00 de diğeri 16:30 da bu durumda yarım günlük dahi olsa bir ek iş yapamadığımdan iş tecrübem ve masraflarımı karşılayabileceğim gelir desteğinden yoksun bırakıldım.
3-Branşımla doğrudan ilgisi olmayan ve bana hiçbir yararı olmayan....derslerini görmek zorunda bırakıldım.
4-Ders anlatan hocaların pedagojik formasyonları ve ders anlatma yetenekleri olmadığından (bu durumun belgelendirilmesi gerekmektedir)
5-Aşırı ders yükün yanı sıra haddinden fazla öğrenci sayısı olması sebebiyle dersleri sağlıklı bir ortamda takip etmek ve yeterli düzeyde eğitim ve öğretim yapılma olanağı ortadan kalkmıştır.
....
(Bu tür açıklamalar sıralanırken bunların tümünün bilirkişi rapor-resmi veya STK raporları (örnek ATO-TOBB-TESEV,...gibi) ile belgelenmiş olmasına dikkat edilmelidir.)
6-Anayasa ve uluslar arası sözleşmelere aykırı tüm MEB VE YÖK mevzuat hükümlerinin değişmesi için anayasa mahkemesine mahkemeniz kanalıyla müracaat etmek istiyoruz.

HUKUKİ DELİLLER: 1982 Anayasası’nın 5.-90.-173.... maddeleri, Tüketiciyi Koruma Kanunu’nun 3. maddesinin g fıkrası (kamu tüzel kişisinin hizmet sağlayıcı konumu) ile 4/A maddesi (ayıplı hizmet), 3581 sayılı kanun ile TBMM. de onaylanıp, 4 Temmuz 1989 gün ve 20215 sayılı RG.de yayınlanarak yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Şartı sözleşmesi 1. maddesindeki çalışma hakkı 1. ve 4. fıkraları ile 9. maddesi (Mesleğe yöneltme hakkı ve 10. maddeleri (Mesleki eğitim hakkı), Madde 17 - Çocukların ve gençlerin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı, 27-05-1947 tarih ve 7217 İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 26. ve 27. maddeleri, 18.6.2003 tarih ve 25142 sayılı R.G.'de yayımlanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Sözleşmesi 15. maddesinin hükümleri, Resmi Gazetenin 25.2.1993 Tarih ve 21507 Sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi’nin 1.-2.-3.-4.-5. maddeleri

MADDİ DELİLLER: Mezuniyet Belgesi veya diploma, öğrenci harcı makbuzları, dershane makbuzları, kitap-kırtasiye-fotokopi gider belgeleri(fiş-fatura), öğrenim görülen anfi-labrotuvar-kütüphane resimleri ve bunlarla ilgili bilgiler, öğrenci sayısı-akademisyen ve ders yükü bilgileri,gizli kamera çekimleri,bilirkişi raporları...davayla ilgili sunulacak her türlü delil.




İSTEK VE SONUÇ:

1-HUMK ilgili maddesi uyarınca ve konuyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığına da müracaatımız olduğundan ilgili savcının da davaya kamu hukuku adına müdahil olarak katılımın sağlanmasını talep ediyoruz.

2-Davalıların 50 YTL maddi ve 100 000 YTL manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesini istiyorum. Bu paraların 1982 Anayasası’nın 40.maddesi gereği dava konusuyla ilgili kusuru kastı olan tüm davalı kamu görevlilerine rücu edilerek yetkileri, malvarlıkları ve kusur paylarıyla orantılı olarak takdir edilerek kendilerinden tahsilini yetmediği takdirde farkın kamu hukukunca ödenmesini ve bu amaçla davalıların mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasının istiyoruz.

3-Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunu’nun 23. maddesi gereği dava harcı ve tazminat talebimin tutarıyla ilgili bizden herhangi bir bedel alınmamasını istiyoruz.

4-Dava açarken ve dava süresi içinde yapacak olduğum tüm masrafların (fotokopi-bilgisayar çıktısı..gibi) davalıya yüklenerek tahsilini talep ediyoruz.

5-HMUK. 465.maddesi gereğince dava süresi içindeki tüm yargılama giderleri için adli yardım talebinde bulunuyoruz.

6-Davalıların çoğunun görevli olduğu kurum bilgisayarlarının; mezun olduğum üniversitedeki öğrenci dosyamın, sınav cevap kâğıtlarımın, mahkemece tayin edilecek bilirkişi heyeti tarafından dava konusuyla ilgili bilgilerle ilgili olarak incelenmesini ve sonucun rapor edilmesini istiyoruz.

7-HUMK. 149. ve 150. maddeleri gereğince yargılamanın kamuya (ve dolayısıyla basına) açık olması gerekir. Davanın basına açık olması hususunda mahkemenin iznini talep ediyoruz


İSİM SOYİSİM
TARİH
 
Üst Alt