• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Yerini yadırgayan eşyalar gibi

  • Konbuyu başlatan RABİA
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Yerini yadırgayan eşyalar gibi

RABİA

Bağımlı
Üye
Balkonlarınız çok yüksek sizin baş döndürüyor,
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle
görünüyor...” Birhan Keskin

Dünyalar savaşının şehrin can damarlarına doğru aktığı, o görünmez tufanın hergün yeniden ve yeniden vurup geçtiği bir şehirin gettolarından, baş döndüren yüksek balkonlarına ve gözden kaçan karanlık kuyularına bakıyorum. Dünyayı değiştirme isteği eşyayı anlama istidadını çiğnediğinden beri, içimizde fokurdayan mağma, yüreklerimizi ısıtacağı, kirlerimizi yıkayacağı yerde, yuvalar yıkıyor.

Türkiyede sadece ulaşabildiğim istatistiklere yansıyan kısmıyla her yıl 5-14 yaş arası 50 çocuk intihar ediyor. Hemen her ülkede çocuk intiharları toplam intihar oranlarının % 10’unu geçiyor.

İçinde yaşamaya çalıştığım bu şov şehirde sadece bu hafta sonu cinnet geçiren sivil insanlar tarafından yine tanımadıkları sivillere karşı 40 silahlı saldırı gerçekleştirildi. Okullar açıldığından beri 23 çocuk okul arkadaşları tarafından silahla taranarak öldürüldü. Bir çoğu kendisini öldüren gençle ölmeden önce bir defa dahi göz göze gelmemişti. Her birinin hayattayken oturduğu sınıf sıraları ve ayakkabıları şehir merkezinde toplanıyor. Denilebilir ki, bu “öğretim” yılında bir sınıf öğrenci topluca katledilmiş. Kaçımız tek suçlunun, okuduğu okulda çevresini yaylım ateşine tuttuktan sonra kendisini de vuran genç olduğuna inanarak rahatlayabilir ki? İnsanlığa dair bir umut ki; kızı vurulan bir anne hiç görmediğim bir sebat libasına bürünmüş haliyle; kızını vuran gencin kendisini öldürmesine de üzgün olduğunu, psikolojik problemleri olan gence kızgın olmadığını söylüyor… Biliyor ki dünyanın diğer ülkelerine salgın gibi yayılan filimler ve daha niceleri çıkış ülkelerinde de kanal/izasyonlarla gençleri zehirlemekten geri durmuyor.

İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır./Rum 41

İnsanlar sigorta şirketlerinden büyük meblalarda paralar alabilmek için evlerini, iş yerlerini, eskiyen arabalarını gözlerini kırpmadan ateşe veriyorlar artık. Çıkan yangınlar komşu evlere sıçrayıp birçok masum insanın incinmesine, hayatlarını kaybetmelerine vesile olabiliyor. Hatta ki; gözü dönmüş kişiler aile fertlerinin hayat sigortalarının iştah kabartan rakamları için ailelerinden bir ferdi öldürüp, kaza süsü vermeye yeltenebiliyorlar. Son yıllarda artan yangın ve benzeri olaylar nedeniyle sigorta şirketlerinin araştırmalarını daha titizlikle yapmaya başlaması, insanlığın vardığı içler acısı noktanın tahminlerimizden daha da vahim olduğunu gösteriyor bize…

“İyi bir işle mükafatı nesne ile gölgesi gibi birbirinden ayrılmaz. Zihindeki mükafat onu sadece önemsizleştirir.” Hal böyle olunca kötü bir işle cezası da uhrevi kısmın yanısıra eşzamanlı bir boyuta da sahiptir. İnsanoğlu Kutsal Kitaplardaki bir helakın hala kendini bulmadığının şaşkınlığını yaşamasın, zira hergün kendi kazdığımız çukurlarda helak oluyoruz.Yine bu dünya denen garaib yerde, Darwin’in evrim teorisini bir kez daha çürütürcesine insanlar; hayvandan insana evrilerek değil, hayvandan da aşağı zillet çukurlarına devrilerek değişiyorlar.

Gelenekselci partileri “özgürlük” adına açtıkları savaşlara dair eleştirmeleriyle toplumun takdirini kazanan Demokrat kanadın, savaş karşıtı söylemlerinin dillere pelesenk gerekçesi olarak neredeyse sadece ve sadece savaş için toplanan vergilerden dem vurduklarını, yerle bir edilen ülkelerin, tarumar olan yuvaların, vurulan masum insanların mevzu bahis bile edilmediğine demeçlerinde şahit oldukça, seçilenden, seçmene bir çoğunun ağızlarından köpükler çıkartarak akıtılan onca kanın neden hala kendi ülkelerindeki benzin fiyatlarında bir iyileşme yaratmadığından dem vurduklarını gördükçe; “yerini yadırgayan eşyalar gibi” kıvranıp duruyorum…

Ellerimizin gölgelediği hayatın çehresi aydınlanmak için yine ellerimize bakıyor. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi; “İnsanların çoğu özgürlüğü kolaylıkla güvenlik ve hazla değiştirebilirler! Bazı insanlar için özgürlük aşırı bir yüktür. Bu insanlar özgürlüğün ve direnişin en büyük düşmanları, mutlu köleler olarak" yolumuzdan geri koymaktalar bizi. Bu mutlu kölelerin açıkta kalan özgürlükleri, adaleti açıkta kalmış güç sahiplerinin ayakları altında, zulmün hakimiyetine doğru birer basamak olageldikçe ve bizler sol yanımızdaki kanlı madeni işlemenin hakkını vermedikçe, dudaklarımızdan dökülenleri ellerimize yansıtmadıkça, adaletin hakimiyeti ve bu yolda ilerlemeye çalışanlar, yenilginin varlıklarına gölge gibi yapışmasına mani olamayacaklardır.

Dilsizmütercim:Meryem Rabia Taşbilek
 
Üst Alt