Veliaht'ın Ölümü

Merhaba

Tahtın küçük varisi hasta, küçük veliaht ölecek bütün kraliyet kiliselerinde gece gündüz kutsal ekmek ve şarap dağıtılıyor ve çocuğun iyi olması için koca koca mumlar yakılıyordu. Köhne başkent sokakları kederli ve ıssızdı. Çanlar çalınmaz olmuştu. Arabalar yavaş yavaş, sessizce geçiyordu Sarayın etrafında şehir halkının meraklıları, parmaklıklar arasından, avlularda birbirleriyle hararetli hararetli konuşan, göbekli muhafızları seyrediyorlardı.

Saray heyecan içindeydi. Mabeyinciler, teşrifatçılar, mermer merdivenlerden koşarak bir inip bir çıkıyorlardı

Dehlizler, bir kümeden öbür kümeye giderek usulca haberleri soran ipek elbiseli hizmetçiler ve nedimlerle doluydu Geniş sahanlıklarda kederli nedimeler , işlemeli güzel mendillerle gözyaşlarını sile sile, birbirlerine selam veriyorlardı.

Limonlukta cübbeli birçok hekim toplanmıştı. Camlardan bunların uzun siyah kollarını salladıkları , peruklu başlarını bilgece bir tavırla eğip kaldırdıkları görülüyordu Küçük veliahtın mürebbiyesiyle seyisbaşısı, kapının önünde dolaşarak doktorların kararını bekliyorlardı. Aşçı yamakları onları selamlamadan gelip gidiyorlardı. Seyisbaşısı boyuna küfredip duruyor, mürebbiye ise Horacetan ezbere şiirler okuyordu Bu sırada, ta öteden, ahırların bulunduğu yerden, acı bir kişneme duyuldu. Bu, küçük veliahtın doru küheylanıydı, Seyislerin unutuverdiği zavallı at, boş yemliğinin karşısında acı acı kişneyip duruyordu.

Ya kral? Haşmetli kral neredeydi acaba?.. Kral şatonun bir ucunda, tek başına bir odaya kapanmıştı Krallar, ağladıklarını kimseye göstermek istemezler Kraliçe için durum başka. O küçük veliahtın başucuna oturmuş, güzel yüzü gözyaşları içinde, herkesin karşısında hüngür hüngür ağlıyordu.

Küçük prens, yatağına uzanmış, yüzü başını dayadığı yastıklardan daha beyaz kesilmiş, gözleri kapalı yatıyordu. Herkes uyuyor zannediyordu, ama küçük veliaht uyumuyordu Annesine döndü ve ağladığını görünce:

-Anneciğim, dedi, niçin ağlıyorsunuz ?.. Acaba sahiden öleceğimi mi sanıyorsunuz?

Kraliçe cevap vermek istedi, ama hıçkırıkları buna engel oldu.

-Böyle ağlamayınız anneciğim; benim veliaht olduğumu unutuyorsunuz. Veliahtlar böyle ölmezler!

Kraliçenin hıçkırıkları bir kat daha artıyor ve küçük veliaht korkmaya başlıyor.

-Ölümün gelip beni almasını istemiyorum. Göreceksiniz, onun buraya gelmesine engel olacağım. Hemen güçlü, kuvvetli kırk mızraklı asker gelsin de, yatağımın etrafında nöbet beklesin!.. Pencerelerimizin altına yüz top dizilsin; gece gündüz, fitili yakıp ateşe hazır dursunlar. Artık ölüm bize yaklaşmaya cesaret ederse, vay onun haline!..

Kraliçe, veliaht hazretlerinin isteğinin yerine gelmesi için bir işaret yaptı. Hemen avluda kocaman topların yeri sarsarak harekete geçtiği duyuldu ve elde mızrak, kırk tane babayiğit asker gelip yatağın etrafına dizildi.

Bunlar bıyıklarına kır düşmüş, olgun askerlerdi. Küçük veliaht, kendilerini görür görmez el çırptı, içlerinden birini tanıdı ve:

  • Lorraine, Lorraine! Diye seslendi. Asker yatağa bir adım yaklaştı.
  • Seni pek severim Lorraineciğim Şu kocaman kılıcını biraz göster bana Ölüm gelirse, öldürürsün onu, olmaz mı?

Lorraine cevap verdi:

-Elbette, prens hazretleri!

Ve iki iri gözyaşı, yağız yanaklarına süzüldü.

O sırada sarayın papazı, küçük veliahta yaklaştı ve minik bir haç uzatarak, kendisiyle yavaş sesle uzun uzun konuştu. Küçük veliaht hayret içinde papazı dinledi, sonra birden bire:

- Söylediklerinizi çok iyi anlıyorum muhterem peder, dedi, ama kendisine çok para versek, küçük dostumuz Beppo, bizim yerimize ölemez mi?

Rahip, yine alçak sesle konuşmasına devam etti ve küçük veliaht biraz daha hayretlere düştü.

Rahip sözünü bitirince, küçük veliaht derin derin içini çekerek:

- Yani, dedi, bütün bu anlattıklarınız pek üzücü şeyler; ama bereket versin ki orada, yıldızların cennetinde yine veliaht olacağım. Tanrının merhameti sonsuzdur. Elbette bana orada saltanatımı geri verir.

Sonra annesine döndü ve:

- En güzel elbiselerimi, ipek pelerinimle kadife iskarpinlerimi getirsinler! dedi. Bari meleklere güzel görüneyim, cennete veliaht elbisesiyle gireyim!

Rahip, üçüncü defa olarak küçük veliahta doğru eğildi ve yavaş sesle ona uzun uzun bir şeyler söyledi. Daha sözünü bitirmemişti ki veliaht, öfkeyle bağırıp sözünü kesti:

- Demek veliaht olmak bir şey değilmiş, öyle mi?

Küçük veliaht artık daha fazlasını dinlemek istemeyerek, yüzünü duvara çevirdi ve acı acı ağlamaya başladı.

Alphonse Daudet- Değirmenimden Mektuplar,
Papatya Yayınları
 
Üst Alt