• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Upanişadlar bilgeliğinde varlık tasavvuru

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 39
  • Görüntüleme 10K

Okunuyor :
Upanişadlar bilgeliğinde varlık tasavvuru

ümmi

Kıdemli
Üye
efenim isterseniz yüz kütüphane devirin.Okunmakla bilinmeyecek şeylerde var.
Tasavvuf felsefe değildir efenim.
Kuranı kerim ayetlerini onu okuyan bir çobanla bir arif her ikiside anlar ama anlayışları arasında dağlar kadar fark vardır.Herkesin anlayışınca birşeyler bulmasıda onun mucizesidir.Katmanlı anlamlar taşır ayetler.Tefekkürde derinleştikçe daha derin manalar,diyer ayetlerle adeta damar sinir ağı gibi bağlantılar keşfedilir.
Biz tasavvufun felsefesini okumadık efenim.yine tekrar ediyorum tasavvuf felsefe değildir.Öyle olsaydı,sufilerinde felsefeciler gibi bir birini tekzip etmeleri gerekirdi.Oysa sufiler tefekkür güçlerini vahyin sınırları içerisinde kullanmışlar ve aynı hakikate erişmişler,birbirlerini tasdik edegelmişlerdir.Aynen hz.Ademden beri peygamberlerin birbirini tasdik edegeldiği gibi.
birbirlerine eleştirileride elbette olmuştur fakat bu onun saptığı yönünde değil,hakikati anlamakta son noktaya gelmemesi yüzünden nakıslığı olarak yorumlanmıştır.
Örneğin,İmam Rabbani,Hindistanda yaşamış bir mutasavvıf olarak,bağlılarıyla birlikte kuran ve sünneti devrinde başta hinduizm olarak diğer dinlerle karma bir din oluşturmaya çalışan ekber şaha karşı müthiş bir direnişle savunmuş,ömrünün bir kısmı zindanlarda geçmiştir.
,muhyiddin arabinin görüşlerini eleştirmiş,fakat veliliği konusunda temkinli davranarak veliliğinde şüphe yoktur demiştir.
Daha öncede belirttiğim gibi,vahdeti vücut,bazı sufilerin süluk esnasında uğradığı bir duraktır.Bir haldir.Kişinin algısı Allah haricindeki şeylere kapanmıştır.
Nere baksa gözümüz vechi dilarada kalır "şeklinde bir hal içerisindedir.Nitekim,bu istiğraktaki insanlar,halleri zahir ehli tarafından bilinmediği için katline fetva verilmiştir.
Oysa bu halden yukarı çıkan bir sufi anlar ki;Kulluk en yüce mertebedir.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Öyle olsaydı,sufilerinde felsefeciler gibi bir birini tekzip etmeleri gerekirdi.Oysa sufiler tefekkür güçlerini vahyin sınırları içerisinde kullanmışlar ve aynı hakikate erişmişler,birbirlerini tasdik edegelmişlerdir.Aynen hz.Ademden beri peygamberlerin birbirini tasdik edegeldiği gibi.
Çarpıklıklar 1

Bugün hangi Tarikat ehli başka bir tarikat ehlini sapıklıkla suçlamaz bir tane örnek rica etsek..

Nakşibendiler- nurcuları, Nucular İsmail Efendicileri, İsmail Efendiciler nurcuları, Sonra hepsi birden Vehhabileri... Cem yılmaz dan alıntı gibi oldu...::)


Çarpıklıklar 2

Tasavvuf felsefe değildir efenim.
Aksine Feelsefenin ta ... kendisidir efenim...

Nefis Tezkiyesi


Arapça'da nefis, kişinin kendisi demektir. Yani nefis ile kişi özdeştir. Kur'an ayetlerine bakıldığında nefsin hep kişi anlamında kullanıldığı görülür.

Felsefe ile tasavvufun kullanımında ise nefis, insanın içinde şahsından ayrı manevi bir varlıktır. Tasavvufa göre nefis, insanın amansız düşmanıdır. Ömür boyu onu dize getirmek ve dizginlemek için kişinin onunla mücadele etmesi gerekir. Azgın bir düşman olduğundan Ötürü insanın ölünceye kadar onunla savaş halinde olması lazımdır. Vücut kalesinde saklı olduğundan zaptetmek için vücut kalesini sürekli dövmek ve yıpratmak gerekir. Nefis dışarıdaki en azgın ve güçlü düşmandan daha korkunçtur. Onun için "Küçük cihadtan büyük cihada döndük" uydurma hadisinde nefse karşı yapılan mücadele düşmanla yapılan meydan savaşından daha büyük gösterilmiştir. Halbuki Kur'an ayetlerinde ve Rasulullahm sahih sünnetinde durumbunun tam aksidir.

Çarpıklıklar 3

Daha öncede belirttiğim gibi, vahdeti vücut, bazı sufilerin süluk esnasında uğradığı bir duraktır.Bir haldir.Kişinin algısı Allah haricindeki şeylere kapanmıştır.
Nere baksa gözümüz vechi dilarada kalır "şeklinde bir hal içerisindedir.Nitekim,bu istiğraktaki insanlar,halleri zahir ehli tarafından bilinmediği için katline fetva

Enes (r.a)'den; Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:

«Kimde üç şey bulunursa imanın tatlılığını tatmış olur. Allah ve Rasulü kendisine en sevgili olmak, bir kimseyi ancak Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.»(Buhari-MüsIim)


Bu sufiler nasıl oluyorda ALLAH C.C un emretmediği ve RESULULLAH S.A.S in yapmadığı bir ameli yapıyorlarda sonra İSALAM dairesi içinde kalacaklarını idda ediyorlar..

“Rabbinizden size indirilene uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az ibret alıyorsunuz!”(A‘raf 3)

―Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var?”(şura 21)

―Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”(En‘am 153)


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; ―Sizi cennete yaklaştıracak her şeyi ve sizi cehennemden uzaklaştıracak her şeyi size açıkladım.
Taberani(1647) isnadı sahihtir.
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!
Ummi-efenim isterseniz yüz kütüphane devirin.Okunmakla bilinmeyecek şeylerde var.
Tasavvuf felsefe değildir efenim...
Yani dedigim dedik
Caldigim duduk diyorsunuz
Diyorsunuz da bakin simdi:
Ummi-...tasavvuf felsefe değildir.Öyle olsaydı,sufilerinde felsefeciler gibi bir birini tekzip etmeleri gerekirdi...
Sn.Ummi yuzlerce serh var.
Tekkeler arasinda islenmis katliamlar var.
Mutlaka turkceye cevrilmistir bunlar.
Neyse ...
Ben ne demistim:
Mopsy-Tasavvufu kimler ortaya koymustur?
Ilahi vahiy mi?
Yoksa mutefekkirler mi?
MUTEFEKKIRLER-Yani dusunenler.
Dusuncelerinin sonucunda vardiklari sonuclari
Kitap haline getirirler.
FELSEFE NEDIR?
Tasavvuf FELSEFE degilde nedir?
Simdi bakin ne yazmissiniz:
Ummi-Örneğin,İmam Rabbani...
muhyiddin arabinin görüşlerini eleştirmiş
neyi elestirmis?
GORUSLERINI...
Yani Rabbani hocanin gorusleri/felsefesi
Arabi hocanin gorusleri/felsefesi ile
Boy olcusmus.....

Ben ne yazmisim
Mopsy-MUTEFEKKIRLER-Yani dusunenler.
Dusuncelerinin sonucunda vardiklari sonuclari
Kitap haline getirirler.
Tasavvuf beseridir.
Yani Felsefedir.

Islam Ilahidir
yani DIN dir.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Öyle olsaydı,sufilerinde felsefeciler gibi bir birini tekzip etmeleri gerekirdi.Oysa sufiler tefekkür güçlerini vahyin sınırları içerisinde kullanmışlar ve aynı hakikate erişmişler,birbirlerini tasdik edegelmişlerdir.Aynen hz.Ademden beri peygamberlerin birbirini tasdik edegeldiği gibi.
Çarpıklıklar 1

Bugün hangi Tarikat ehli başka bir tarikat ehlini sapıklıkla suçlamaz bir tane örnek rica etsek..

Nakşibendiler- nurcuları, Nucular İsmail Efendicileri, İsmail Efendiciler nurcuları, Sonra hepsi birden Vehhabileri... Cem yılmaz dan alıntı gibi oldu...::)


Çarpıklıklar 2

Tasavvuf felsefe değildir efenim.
Aksine Feelsefenin ta ... kendisidir efenim...

Nefis Tezkiyesi


Arapça'da nefis, kişinin kendisi demektir. Yani nefis ile kişi özdeştir. Kur'an ayetlerine bakıldığında nefsin hep kişi anlamında kullanıldığı görülür.

Felsefe ile tasavvufun kullanımında ise nefis, insanın içinde şahsından ayrı manevi bir varlıktır. Tasavvufa göre nefis, insanın amansız düşmanıdır. Ömür boyu onu dize getirmek ve dizginlemek için kişinin onunla mücadele etmesi gerekir. Azgın bir düşman olduğundan Ötürü insanın ölünceye kadar onunla savaş halinde olması lazımdır. Vücut kalesinde saklı olduğundan zaptetmek için vücut kalesini sürekli dövmek ve yıpratmak gerekir. Nefis dışarıdaki en azgın ve güçlü düşmandan daha korkunçtur. Onun için "Küçük cihadtan büyük cihada döndük" uydurma hadisinde nefse karşı yapılan mücadele düşmanla yapılan meydan savaşından daha büyük gösterilmiştir. Halbuki Kur'an ayetlerinde ve Rasulullahm sahih sünnetinde durumbunun tam aksidir.

Çarpıklıklar 3

Daha öncede belirttiğim gibi, vahdeti vücut, bazı sufilerin süluk esnasında uğradığı bir duraktır.Bir haldir.Kişinin algısı Allah haricindeki şeylere kapanmıştır.
Nere baksa gözümüz vechi dilarada kalır "şeklinde bir hal içerisindedir.Nitekim,bu istiğraktaki insanlar,halleri zahir ehli tarafından bilinmediği için katline fetva

Enes (r.a)'den; Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:

«Kimde üç şey bulunursa imanın tatlılığını tatmış olur. Allah ve Rasulü kendisine en sevgili olmak, bir kimseyi ancak Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.»(Buhari-MüsIim)


Bu sufiler nasıl oluyorda ALLAH C.C un emretmediği ve RESULULLAH S.A.S in yapmadığı bir ameli yapıyorlarda sonra İSALAM dairesi içinde kalacaklarını idda ediyorlar..

“Rabbinizden size indirilene uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az ibret alıyorsunuz!”(A‘raf 3)

―Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var?”(şura 21)

―Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”(En‘am 153)


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; ―Sizi cennete yaklaştıracak her şeyi ve sizi cehennemden uzaklaştıracak her şeyi size açıkladım.
Taberani(1647) isnadı sahihtir.
 

ümmi

Kıdemli
Üye
sn ammar tasavvufi terimlerin hepsini ya kasıtlı olarak anlamının dışında kullanıyorsunuz yada öyle öğrendiniz.Nefs sizin buyurduğunuz gibi anlaşılmaz tasavvufta efenim.Çok çarpıtmışsınız.O dediğiniz nefsin emmare halidir.Nefs,kendimiziz elbette.Kuranda defalarca yeminden sonra Rabbimiz;
. Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,


8. Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,


9. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,

buyuruyor.nefis kötülüklerden kurtulunca,mutmainne,radıyeve mardıyye halini alır.

nefsle ilgili forumda yazım var tekrar yazmayayım oradan bakınız efenim.

işinize gelen hadisi kabul edip gelmeyeni reddetmekte nerden çıkıyor efenim.Küçük
cihaddan büyüğüne geldik sözü hadistir.
efenim verdiğiniz hadiste bizi destekliyor zaten.Allah için sevmekte,Allahı ve rasulünü sevmekten sonra zikredilmiş.
Aşağıda veriğiniz ayetlerse,Allah dostlarına uymayın anlamı taşımıyor efenim.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!
AITAREYA UPANISHAD'a devam edelim...
Sözün mahiyetindeki ateş, ağıza;
kokunun mahiyetindeki hava, buruna;
görüşün mahiyetindeki güneş, gözlere;
işitmenin mahiyetindeki dört yön, kulaklara;
kılın mahiyetindeki gelişme, deriye;
zihnin mahiyetindeki ay, kalbe;
Apana'nın mahiyetindeki ölüm, göbeğe;
tohumun mahiyetindeki su, ersuyu/nutfe içine girdi.

Açlık ve susuzluk:
"Bizim yerimiz neresi?" dediler.

Ulu Tanrı:
"Bütün Tanrı'ların yanındaki yerlerinizi alın.
Çünkü sizi onların hepsine ortak kıldım.
İnsan hangi tanrı'ya hizmet ederse, açlık ve
susuzluk bu hizmete iştirak edecektir."
diye karşılık verdi.

Tanrı, "Dünyaları ve onların yöneticilerini yarattım.
Şimdi onlar için besin yaratayım" diye düşündü ve
besini yarattı.

Daha sonra, "Bu varlıklar bensiz nasıl yaşayabilirler?
Bu varlıkların üzerindeki rolüm ne olacaktır?
Şayet söz ağızdan bensiz çıkar, soluk bensiz alınırsa,
göz bensiz görürse, kulak bensiz işitirse, deri bensiz
hisseder, zihin bensiz düşünür, cinsiyet organları
bensiz zürriyet hasıl ederse, o zaman ben neyim?"
diye düşündü.

Bu nedenle, yarattığı varlıkların kafatası merkezlerini
açarak, 'sevinç kapısı'* adı verilen kapıdan içlerine girdi.
Beden içinde yaşayabileceği üç yer, ve
hareket edebileceği üç hal; uyanıklık, düş görme ve
düşsüz uyku buldu.

Önce bir erkeğin tohumu oldu.
İnsan kendisini, kendi içindeki tohum ile besler.
Bu tohumu bir kadına verdiği zaman, onun kendisi
doğmuştur.
Bu onun ilk bedenlenmesidir.

Tohum kadının bedenine karışıp kaybolur;
onun bedenine karıştığı için, kadına zarar vermez.
Kadın, kendi içinde erkeğin ben'ini besler.

Kadını koruyan-çünkü o erkeğinin tohumunu
korumaktadır-çocuğun doğumundan önce ve sonra,
çocuğa hayır-dua eden insan, kendisine hayır-dua
etmiş olur. İnsan, çocuğunda yaşar;
bu onun ikinci bedenlenmesidir.

Tekrar çocuk olan baba, bu şekilde soyunu idame
ettirir, ve senelerini tüketerek, kaderini tamamlar,
ölür ve yeniden doğar.
Bu onun üçüncü bedenlenmesidir.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
sn ammar tasavvufi terimlerin hepsini ya kasıtlı olarak anlamının dışında kullanıyorsunuz yada öyle öğrendiniz
doğrusunu anlat bakalım öğrensin insanlar eğrisini doğrusunu....

nefsin emmare,
mutmainne,
radıyeve
mardıyye
bunlara bu isimleri kim vermiş... böyle makamları mı var.. var ise nerede KUR-AN ve SÜNNETE delil getir.. Şeyh fetvaları felan değil....?

işinize gelen hadisi kabul edip gelmeyeni reddetmekte nerden çıkıyor efenim.Küçük
cihaddan büyüğüne geldik sözü hadistir.
Delil getir sahih olduğuna göre hangi hadis kitabında var.... Sahih ise elbette vardır delilin...Biz mesnetsiz çark edeceğimiz laf söylemeyiz merak etme... o hadis uydurmadır...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
CİHADIN BÜYÜK - KÜÇÜK DİYE TAKSİMİ

“…Küçük cihaddan büyük cihada döndük….” Bunu da Müslümanların kitaplarına sokuşturdular.

Dinde aldanmış , miskin kardeşlerimiz (!) bunu görünce “ nefisle ve şeytanla mücadele en büyük cihad olduğuna göre küçük cihadı ne yapayım” diyerek uzun tesbihini alıp , ibadetgahına çekilip nefis ve şeytanıyla mücadele ederek Rabbine ibadet etmeye başladı. İçlerinde daha hayır taşıyan bazılarında ise büyük cihadı bitirdikten sonra küçük küçük cihada niyetli olanlar da var , ancak nafile ! Bunu nasıl yaparlar?

Hadis kitaplarında bu hadisin varlığı mutlak surette yoktur
. Hatib-i Bağdadi (r.a.) Cabir’den (r.a.) olan başka bir senedle rivayet eder: “Rasulullah (s.av) bir gazveden

dönüyordu.Rasulullah (s.a.v) onlara şöyle dedi:

“ Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz”>

“Büyük cihad nedir ? Ey Allah’ın Rasulü? “ dediler.

“Kulun nefsiyle mücadelesidir.” dedi (Tarihu’l Bağdad:13/493)

Senedinde Halef b. Muhammed b.İsmail el Hayyam var. Hakim “onun hadisi sakıttır” derken , Ebu’l Yala el Halil’de “o karıştırmış , o çok z ayıftır,bilinmeyen metinleri rivayet etmiş “ demiştir.

Hakim ve İbn Ebi Zer’a : “O’ndan çok yazdık , onun sorumluluğundan beriyiz.Ondan ancak itibar için rivayet ettik” (Mizanü’l-itidal: 1/662)

Hadisin senedinde Yahya b. Ala el Bahili’de var.İmam-ı Ahmed “o yalancıdır, hadis uydurur” derken , Amr b. Ali , Nesai ve Darekutni de “hadisleri metruktur” derler.İbn-i Adiy ise “hadisleri uydurmadır” demiş.(Tehzibu’t-Tenzib:11-261-262)

İmam İbn Teymiye şöyle der:

“Bazılarının Tebük seferi dönüşünde , Rasulullah’ın ; “ küçük cihaddan büyük cihada döndük” şeklindesöylediğini rivayet ettikleri hadisin aslı yoktur.Nebi’nin (s.a.v) söz ve fiillerini bilen hiç kimse bunu rivayet etmemiştir.Kafirlerle cihad ,amellerin en büyüğü , hatta insanın yapacağı en büyük iyiliklerdendir.Tüm bunlardan sonra sonra hadisin mevzu olduğu hususunda şüphe edecek değilim”(El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45)

Allah yolunda cihada denk gelecek hiçbir şey yoktur.Bu delil itirazlara yeter.

Ebu Hureyre’den (r.a) rivayetle Nebi’ye (s.a.v) soruldu:

“Allah yolunda cihad etmeye denk ne var?”

“Güç yetiremezsiniz” dedi. Üçüncüsünde :

“Allah yolunda cihad edenin misali , Allah yolunda cihad edenin , evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla , geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir” dedi. (Müslim, İmare: 29 ; Tirmizi , Cihad : 1)

Yine ondan rivayetle bir adam :

“Ey Allah’ın Rasulü! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster “ dedi

Rasulullah (s.a.v) :

“Bulamıyorum” dedi .Sonra :

“Mücahid çıktığında sen de mescidine girip , kesintisiz gece kıyam (namaz) edip , (gündüzleri) oruç tutup iftar edebilir misin?” (Adam) :

“Kim bunu yapabilir?” dedi. (Buhari ,Cihad: 2)


Rasulullah’ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti. “İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam ? Ancak Rasulullah’tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam” diye düşündü. Bunu Rasulullah’a (s.a.v) söyleyince

Rasulullah (s.av) :

“Yapma ! Şüphesiz Allah yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? Allah yolunda cihad ediniz .Devenin iki süt arası müddeti kadar Allah yolunda savaşanlara cennet vacib olmuştur” (Tirmizi ,Cihad:17)


Şimdi biz delilimizi koyduk bu uydurma Hadis hakkında Küçük Cihad Büyük Cihad neymiş delilin bide sen göster bakalım...
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

Yazimiza baslarken ilk mesaja soyle girmistik!
Yaklaşık olarak M.Ö. 800–500 yılları arasında yazıya geçirilen Upanişad metinleri, Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü olan ve Tanrı bilgisini oluşturan Sama Veda olarak bilinir. Upanişadlar, Vedaların son kısmı olduklarından dolayı Vedanta adını alırlar. Bir tür tefsir mahiyetinde olan ve kutsal sayılan bu metinler Badarayana ve Shankara tarafından sistematize edilmiştir.
Simdi bu bilgiyi unutmadan devam edelim.

"Kişi rüyalar âlemide iken, varlığının özündeki
KENDİLİĞİNDEN NURANİ VARLIK,
bedeni uykuya sokar;
bununla beraber kendisi daima uyanık kalır
ve kendi ışığı ile zihnin üzerinde bırakılmış
olan izlenimleri seyreder.

Ondan sonra Atman kendisini tekrar
duyu organlarının şuuruyla hüviyetlendirerek,
bedenin uyanmasına sebeb olur.

"Kişi rüyalar âleminde iken, içte/enfüs'te bulunan
KENDİLİĞİNDEN NURANİ ÖLÜMSÜZ VARLIK, hayat
kuvveti vasıtası ile bedenin canlılığını muhafaza eder.
Lâkin aynı zamanda kendisi bedenin dışına/afak'a gider.
Tanrı, istediği yere gider."
(Seyr-i Enfüsî ve Seyr-i âfâkî)

BRHADARANYAKA UPANISHAD
Evet Muhammed as'dan cc. 1400 yil once
YAZIYA DOKULEN UPANISHAD lar.

Islamda ilk tarikatin ortaya ciktigi XII.yy
Yani Muhammed as'dan cc 600 yil sonra

Seyr-i suluk mertebeleri
ve
(Seyr-i Enfüsî ve Seyr-i âfâkî)- BRHADARANYAKA UPANISHAD.

vay ki vay.....
devam edecek...................
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

Tanrı, O Herşeyi Bilen, Spitama Soylusu,
Zerdüşt'e dedi;

"Senin için,
ey Spitama Soylusu Zerdüşt,
o dindar Fravashi'lerin,
o kudretlilerin,
zafer kazananların
atılganlığını ve güçlerini,
muhteşemliği, yardım ve bağışları,
yardımıma nasıl geldiklerini
belirtmek isterim.

Onların gücü ve saltanatlıkları ile,
ey Zerdüşt,
şu yeryüzünü aydınlatan,
ışığa boğan,
yukarıdaki gökyüzünü
elimde tutabildiğim, bir ev gibi
o, yani gök, ruhsal bir yapıda
ancak temeli uzaklara giden
gerçek çelikten olup
yeryüzünün üç'lü mekânı üstüne ışıldar.
Gökteki tanrının giysisi
ruhlarca yapılmış
yıldızlarla süslenmiştir.

Mitra ve Rasynus ile birlikte olup
kutsallığın amadesindedir.
Gökte hangi tarafa bakarsan bak
hiçbir sınır görünmez.
Onların güçleri ve saltanatları ile
o dev, lekelenmemiş Aredvi'yi
elimde tutabiliyorum."

ZARAHUSTRA AVESTA
Eshat Ayata
 
Üst Alt