• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Üniversite tarihi

Okunuyor :
Üniversite tarihi

dogangunes

Profesyonel
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Türkiye’de 'üniversite' adını taşıyan ilk kurum 1933 yılında kurulmuş. Daha önceleri üniversite yerine “darülfünun” kelimesi kullanılıyormuş. Bu nedenle üniversite tarihi darülfünun ile başlıyor diyebiliriz.

Osmanlı İmparatorluğu’nda bilim arayışları 18. yüzyıl sonlarında başlamış, bazı yüksek okullar açılmış, fakat ciddi anlamda üniversitelerin açılması 1845 yılına rastlıyor. İlk süreklilik kazanan üniversitenin açılması 1900 yılını bulmuş, 1933 yılında Atatürk’ün darülfünunları kapatmasıyla bugünkü üniversite kavramı ortaya çıkmış. Tabii o zamanlar üniversite okuyanların sayısı az olduğundan, üniversite kabulü daha kolaymış. Önceleri öğrenciler üniversite seçerken ve girilen sınavın ismi ÜSS (Üniversite Seçme Sınavı) iken, şimdi üniversiteler öğrencileri seçiyor, yani ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı).
 

Runaw@y

Tecrübeli
Üye
üniversite çok heyecan veren bir konu.Ama dileğim yanında mutlaka yer alan ÖSS'nin bir an önce kalkması.Ben istediğim yeri kzanamadım ama diğer kardeşlerim istekleri yerde doyasıya okusunlar....Saygılar
 

Mevt

Tecrübeli
Üye
eğitim konusunda çok hassasım ,özellikle bu aralar okuyamadığım için öyle pişmanımki anlatamam.gerçi kendi isteğimle okulu terketmiş değilim ama okuyabilseydim iyi olurdu.ama ne varki ben okuldan vazgeçtiğim için 2 kardeşim üniversite bitirebildiler çok şükür abilerinin yüzünü kara çıkarmadılar koçlarım benim.konuyu bağlamak açısından biriki bişiler sölim ister öss ister üss ne olursa olsun durum ne kadarda haksız rekabet gibi görünürse görünsün şurası bir gerçekki çalışmaden olmuyo.benim ilk üniversiteyi bitiren kardeşim 2001 öss sınavında 1,5 milyon kişi içinden 941. oldu ama sınava nasıl hazırlandığını ben biliyorum ve inanın sınavdan çıktığında saçları şakaklarından ağarmıştı.allah çalışana veriyo stres sıkıntı heyecan hikaye bence saygılar
 

Runaw@y

Tecrübeli
Üye
HAKLSISIN bnce kardeşim.Hayatının geri kalan kısmı, gönlünce olsun.Saygılar sunarım.Kaçıyorum ben herkese iyi geceler dilerim...
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Üniversite veya evren kent yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. alt bölümlerden meydana gelen ve öğrencilerin belirli ihtisaslar kazandıran öğretim ve araştırma kuruluşu.

İlk üniversiteler: Bugünkü anlamda ilk üniversitelere Abbasîler döneminde Bağdatta rastlanır. İlk üniversiteyse, Emevîler tarafından Fasın Fez şehrinde 859 senesinde kurulan Keyruvan Üniversitesidir. Eski Yunan ve Roma dönemlerinde bazı yüksek eğitim ve öğretim teşkilâtları olmasına rağmen bunların bugünkü anlamda üniversite niteliği yoktur. Batıda üniversiteler İslâm medeniyetinin Endülüs Emevî Devleti vasıtasıyla Avrupaya girmesiyle başlar. Fas, Kurtuba ve Gırnata üniversiteleri, ilim ve fennin kilise ve piskoposların tesirindeki ruhban sınıfına mensup öğretim üyeleri olan okullara girmesine vesile olarak, sadece hukuktan ibaret olan öğretim dalına tıp, astronomi, ilâhiyat ve benzerlerinin de eklenmesini sağladı. O zamana kadar Avrupa kralları ve devlet adamları tedavi olmak için Kurtuba Üniversitesinin Tıp Fakültesine gelirlerdi. Hatta dünyanın düz olduğuna inanan Avrupalılar, Galileo, Kopernik, Newton dünyanın döndüğünü İslâm kitaplarından öğrenip söyleyince onları suçlu görüp hapsedecek kadar ilim ve fende geriydi. Bağdattaki Nizamiye Medresesi (1065), Osmanlılardaki ilk üniversite olan İznik Medresesi (1331) gibi misalleriyle de Selçuklular ve Osmanlılar döneminde hızla gelişen medrese müessesesi Tanzimata kadar fen derslerinde de söz sahibiydi (Bkz. Medrese). Fen dersleri kaldırılınca ilim ve fenni Endülüs Emevîleri vasıtasıyla İslâm medeniyetinden alan batı, doğuyu geçmeye başladı. Daha sonra (1863) Dârül-Fünun adı altında teşkilâtlanan bu yüksek eğitim-öğretim müessesesi çeşitli safhalardan sonra 1933te İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlendi.

Batıda Bologna, Pavia, Revenna ve Paris adları altında gelişmeye başlayan ilk üniversiteler uzun süre psikoposların kontrolünde kalmaya devam etti. Hattâ Bologna Üniversitesinin rektörleri öğrenciler tarafından seçilmekteydi. Öğrenciler nation denen dört gruba ayrılır ve her grubun lideri rektörün yanında yönetime katılırlardı. Buna rağmen asıl yönetici ve söz sâhibi kimseler piskoposluktan gönderilen ve kançı denen kimselerdi. Paris Üniversitesinde ise öğrencilerle birlikte öğretim üyeleri de o yönetimde rol alırlardı. Fakat neticede yine kontrol piskoposluğundu. Sonraları üniversite rektörü piskoposluğa karşı otoritesini sağlayarak özerk hâle geldi. Bunu takiben papalığa bağlı olmayan İngiliz Oxford ve Cambridge üniversitelerinden sonra 14. yüzyıla kadar çeşitli Avrupa şehirlerinde üniversiteler kuruldu.

Günümüz: Günümüzdeki teşkilat ve statüye sahip üniversiteler memleketimizde, 1863te kurulan Dârülfünunla başlar. Avrupa üniversitelerinde eğitim öğretim kilisenin kontrolü altındaki teoloji (din ilmi)ne dayanmasına rağmen Türklerin Selçuklu, Osmanlı ve daha pekçok değişik dönemlerde kurdukları çeşitli statülerdeki üniversitelerde müsbet ilimlerin de okutulması bakımından üniversite olarak ilmî kariyerini başından günümüze kadar muhafaza etti. Bu sebeple Türkiyede modern üniversitelerin ilki olan İstanbul Üniversitesi, 1453 senesinde Fatih Sultan Mehmed Hanın din ilimleri yanında fen ilimlerinin de okutulması için kurduğu Fatih Külliyesine (Medreseler topluluğu) dayanmakta olup, beş asırlık bir geçmişe sahiptir. 1933te kaldırılan Dârülfünun, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olmak üzere muhtariyet ve tüzel kişiliği olmayan İstanbul Üniversitesi olarak yeniden teşkilâtlandırıldı. Osman Hamdinin 1882′de kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebi (şimdiki adı Mimar Sinan Üniversitesi) Türkiyedeki en köklü üniversitelerdendir. Bu arada Ankarada çeşitli tarihlerde Hukuk (1927), Dil ve Tarih-Coğrafya (1935), Fen (1943) ve Tıp (1945) gibi fakülteler kuruldu. Aynı zamanda aslı 1773 yılına dayanan Yüksek Mühendis Mektebi, İstanbul Teknik Üniversitesi adını aldı (1944). 1945te çıkarılan kânunla bütün üniversiteler, aynı hükümlere tabi olmak üzere ilim ve idarede muhtar tüzel kişilikler haline geldi. 1960ta üniversiteler kanununda yapılan değişiklikle üniversiteler, fakülte, enstitü, yüksek okul ve araştırma kuruluşlarından meydana gelen, idari ve ilmî muhtariyeti olan eğitim, öğretim ve araştırma merkezleri hâline geldi. Yine bu kanuna göre yeni fakülte açılıp kapatılması için üniversite senatosunun teklifi ve Millî Eğitim Bakanının tasdik etmesiyle yürürlüğe girdi. 1961 Anayasası, 1971 Anayasa değişikliği ve 1982 Anayasasında üniversite teşkilâtlarında yapılan bazı değişiklikler esnasında memleket sathında çeşitli yeni üniversiteler kuruldu. 1955te kurulan Trabzondaki Karadeniz Teknik Üniversitesi, 1956da İngilizce öğretim yapacak şekilde Ankarada kurulan Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1954te yine Ankarada kurulan Hacettepe Üniversitesi, 1955te İzmirde kurulan Ege Üniversitesi, 1971Kayseride kurulan Erciyes Üniversitesi1976de Robert Kolejinin hükümete geçmesiyle kurulan ve İngilizce eğitim yapan İstanbul Boğaziçi Üniversitesi, 1957de Erzurumda kurulan Atatürk Üniversitesi bunların en önemlileridir. Orta öğretimin memleket sathında gittikçe yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan talebe fazlalığını değerlendirmek için Millî Eğitim Bakanlığının açtığı çeşitli yüksek okulları Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Malatya, Samsun, Eskişehir, Bursa, Edirne gibi illerde kurulan yeni üniversiteler takip etti. Akademi adı altında faaliyet göstermelerine müsaade edilen bazı özel yüksek okullar, Anayasaya göre yüksek okul kurma yetkisi devlete ait olduğundan devletleştirildi. 1982 Anayasasıyla bütün yüksek öğrenim kurumları üniversite çatısı altına alındı. Bu kurumların kontrolü yine 1982de kurulan Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK) verildi. 1982de kabul edilen kanun hükmündeki bir kararnameyle memleket sathındaki üniversiteler belirlenerek yeni bir düzene sokuldu.

Üniversitelerin idaresi: Üniversitelerin idaresi rektör, senato ve yönetim kurulu tarafından sağlanır. Senato rektörün başkanlığında fakülte dekanları ve her fakülteden bir temsilci profesörden meydana gelir. Senatonun görevi üniversiteyle ilgili kanun, tüzük tasarılarını ve yönetmelikleri hazırlar. Bütçe, seçim, yeni kürsü, enstitü açılması veya kaldırılmasıyla ilgili kararları, teklifleri inceler ve yürürlüğe koyar. Üniversite yönetim kurulu yine rektör başkanlığında, dekanlar ve seçimli üç profesörden meydana gelir. Rektörler, beş yılda bir üniversite öğretim üyelerinin seçtiği 6 adaydan, YÖKün seçtiği üç adaydan biri. YÖK, Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Genel Sekreterse üniversitenin idarî işlerine bakar. Yazı işleri, personel, kütüphane, hizmetçiler buna bağlıdır.

Charles Seignebos: Şarklılarla temas ile batılılar medenîleştiler. Bu medenîleşmenin meydana gelişi tamamen malûm değilse de, biz Avrupalıların Müslümanlara borçlu olduğumuz şeylerin hesabı çok uzundur der. Haksız da değildir. Çünkü İslâm Medeniyeti, modern büyük müesseselerden en azından, ikisinin temelinde yatmaktadır. Biri hastane, diğeri rasathanedir. Bir diğeri ve üçüncüsünü de ona borçlu olmamız kuvvetle muhtemeldir ki, o da üniversitedir.

Aşağıdaki satırlarda, İngilterenin Leeds Üniversitesinde hocalık yapan M. R. Y. EBRIED (Sâmîlerle ilgili araştırmacı) ile M. J. L. YOUNGun (Arablarla ilgili araştırmacı) bu husustaki beyanlarını bulacaksınız.

ORTAÇAĞ, modern dünyaya üç mühim müessese miras bıraktı: Hastahane, Rasathane ve Üniversite. Çoktandır biliyoruz ki, bunlardan ikisi İslâm Medeniyetinden intikal etmiştir. Birçok astronomik âletler, Yunanlılar tarafından icat edilmiş de olsa, Rasathane Müslüman halifelerin, bir başka deyişle İslâm Peygamberi Hz. Muhammedin (S. A. V. ) takipçilerinin himayesinde daimî bir müessese halini almıştır. Bize kadar ulaşan vesikalara nazaran, yeryüzünde ilk dâimî Rasathane, Halife Memûn, (Milâdî 813-832) tarafından, devlet merkezi olan Bağdatta 830 yıllarında kurulmuştur. Müslümanların tıbba en mühim hizmetleri, pek çok hastaneleri kurmaları ve bunların bakımını yürütmeleri olmuştur. Onlar hastaneyi, bir müessese olarak icat etmemiş olsalar bile, hastanelerin teşkilâtlanma, mâlî imkânlarını sağlama ve bakımları konularında pek çok yeni gayret ve itinâ getirmişlerdir. Bu konulardaki fikirlerinden pek çoğu, bugünkü hastanelerde, hâlâ gözle görülecek şekilde, tesirlerini devam ettirmektedir.
Aynı şekilde Ortaçağın üçüncü müessesesi olan Üniversitenin de varlığını büyük ölçüde İslâm Medeniyetine borçlu olduğu, dolaylı şekilde ispat edilebilir.

Üniversitelerde asırlarca okutulan tıbbî, felsefî ders kitaplarının müellifleri arasında Avicenne (İbn-i Sinâ), Averroés (İbn-i Rüşd), Albategnius (Mehmed İbn-i Câbir, İbn-i Sinân el-Harrânî), Avempace (İbn-i Bâcce), Avenzoar (Ebû Mervan Abdül-Melik bin Ebil-Alâ), Albucasis (Ebû Kaasım Hallâf İbn-i Abbâs) ve Alpetraglus (Ebû İshâk el-Batrûcî) gibi İslâm müellifleri baş köşeyi şereflendirirler.

İslâm ve Hıristiyan dünyası arasındaki büyük husumete rağmen, Avrupa üniversitelerinin bu ders kitaplarından istifade etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Fakat gitgide artan pek çok deliller, bizzat üniversitenin menşeini Ortaçağ İslâm Dünyasında aramamız gerektiğini ifade etmektedir. Avrupada ilk üniversiteler kurulduğu zaman, en büyük İslâmî ilim ve irfan merkezleri, bir asrı çoktan aşan bir müddetten beri faaliyet göstermekte idi. Fastaki Karaviyyîn Camii-Medresesi 859da kuruldu. Kurtuba Medresesi onuncu asrın bidayetinde, Kahiredeki el-Ezher Camii-Medresesi 972de, yine aynı şehirde Dârul-Hikmet, onbirinci asırda kurulmuş oldular.

İlk yüksek tahsil merkezleri Avrupada çok daha sonraları ortaya çıktılar. Bologne, Paris, Montpelliler üniversiteleri onikinci asırdan daha evvel kesin olarak mevcut değildiler. Bu üniversiteler Hıristiyan Avrupada zuhur ettikleri vakit, İslâmî benzerleri ile aralarında pek çok ortak vasıflar vardı. Talebeler, çoklukla, milletler hâlinde düzenlenmişlerdir. Yani, ikametgâhları itibarîyle geldikleri memleketlere göre gruplar teşkil ediyorlardı. Kahirede el-Ezher Üniversitesinde Faslı, Yukarı Mısırlı, Iraklı. Talebeler için müstakil yurtlar vardı. . . Paris Üniversitesi`nde talebe cemaati İngiltereli, Hollandalı ve diğer milletlerden talebeler ihtivâ ediyordu. Talebelerin bu coğrafî esasa göre tanzimi Lincoln, Worcester ve Hereford Kolejlerinde olduğu üzere Oxfordun bazı kolejlerinde de tesir bırakmıştır.

Bir diğer benzerlik noktası, kendini, üniversite hocalarının hususî bir kıyafet taşımalarında gösterir: Resmî merasimlerde ve derslerde giyilen hususî cübbeler gibi. Hıristiyan Avrupada giyilmekte olana benzeyen geniş cübbeleri giyme âdeti, İslâmın ilim ve irfan merkezlerinde çok eskiden beri mevcuttu.

Hıristiyan Avrupanın ilk irfan müesseselerinde kullanılmakta olan tabirler de İslâmî tabirlerle bir benzerlik arz etmektedir. Üniversiteyi ifade etmek üzere kullanılan ilk tâbir -Studium Generale tâbiridir- ki, bu Arapçadaki Dersleri tâkip için umûmî meclis mânâsına gelen ve Arapça akademik bir tâbir olan Meclis-i Âmm tâbirinin bir tercümesine benziyor.

Diğer bir müşterek nokta: Geniş bir şekilde her tarafa yayılmış olan talebelere ücretsiz eğitim sunma âdetidir. Keza, İslâm memleketlerinde bir diyardan diğerine giden seyyah talebe geleneği, Hıristiyan memleketlerinde kendini tahsil hayatının bir vasfı olarak ortaya koymadan çok önce, meşhur olmuştu. Müslüman talebeler, bir mesele üzerinde, her şeyi bir hocanın bileceğini kabul etmiyorlardı. Bu sebeple, bir tahsil merkezinden diğerine seyahat, bu talebelerin tahsil hayatında yer etmişti. Bu devamlı seyahatler, İslâmî terbiyenin en bariz vasıflarından biri olan İcazetin, yani tedris müsaadesinin menşeinde yer alır. İcazet, bir hoca tarafından belli bir eğitim programının sonunda talebeye verilen diploma idi ki, bu, talebeye tahsil ettiği mevzularda ders verme hakkını tanıyordu. Bu müsaade daha dokuzuncu asırda mevcuttu. Daha geniş bilgi elde etmek gayesiyle bir akademik merkezden diğerine seyahat eden talebeler için, bu tedris etme müsaadeleri bir nevi pasaport ve hususî mevzularda bir nevi salâhiyet vesikası mahiyetini taşıyordu.

Burada enteresan bir hususu kaydetmeden geçemeyeceğiz: Bugün üniversite ile ilgili ilmî bir seviyeyi ifade için kullanılan lisans (licence) tabiri, tedris müsaadesi manasına gelen Latincedeki Licentia docenti tabirinden gelir ki, bu tâbir, bidâyetten beri, Hıristiyan üniversitelerde, talebelere verilen diplomalara denilirdi.

Ortaçağ İslâm üniversitelerinde profesörler, tedris ettikleri şeylerde, ilk Hıristiyan üniversitelerindekilerden daha hürdüler. Binaenaleyh, Avrupada diploma verilmesi hakkı rektöre has iken Müslümanlarda her hocanın tedris müsaadesi verme hakkına sahip olması, bizi hayrete düşürmemelidir. Bu farktan sarf-ı nazar edecek olsak, İcazet ve licentia docenti üniversite hayatında birbirinin aynı olan iki vasıta idi.

İslâm Üniversitesi tatbikatı ile Hıristiyan dünyasının üniversite tatbikatı arasında bu benzerlik, İspanyada birbiri ile temasa imkân veren müesseselerin oynamış olduğu rolle izah edilir. Müslüman İspanya, Ortaçağın en büyük akademik merkezlerinden biriydi. Tuleytulanın Hıristiyanlar tarafından zabtından (1085) sonra, bu memleket, İslâm irfan meyvelerinin Hıristiyan Avrupaya geçtiği ana yol oldu. Tuleytulada Rahip Raymond (ölümü: M. 1251) Arapça eserleri Lâtinceye tercüme etmek ve böylece bunları Hıristiyan ilim âleminin istifadesine arz etmek için hususî bir mektep açtı.

Müslümanların felsefî, ilmî ve tıbbî eserlerinin teşkil ettiği hazineler, Hıristiyan profesör ve talebelerin istifadeleri için Lâtinceye tercüme edildiler. Şu halde Hıristiyan talebelerin, üniversitelerin teşkilâtlanmasıyla ilgili fikirleri, bu kitaplar vasıtasıyla İspanyadan götürmüş olmaları kesindir. (Le Mondedan Tercüme)

İlk Medreseler: 1335 Bursadaki Manastır Medresesi; 1336 I Muratın Çekirge Medresesi; 1389 Yıldırım Beyazıtın Yıldırım Medresesi; 1419 Mehmet Çelebinin Yeşil Medresesi; 1430 II. Muratın Muradiye Medresesi; 1435 II. Muratın Darülhadis Medresesi; 1447 Üçşerefeli Medresesi

Doğuda İlk Üniversiteler: 859 İlk üniversite Fasta Emevîler tarafından kuruldu. (Keyruvan Üniversitesi) 1065 Bugünkü anlamda ilk üniversite Bağdattaki Nizamiye Medresesidir. 1330 Osmanlılardaki ilk üniversite İznik Medresesidir. 1453 İstanbulda Fatih Külliyesi(Fatih Camii çevresinde Zeyrek ve Sahn-ı Seman medreseleri). 1870 Modern üniversite anlamında Dârül-Fünun olarak düzenlenmiştir. 1911 Darül-Fünun tıp, fen, edebiyat, ilahiyat fakülteleri olarak düzenlenmiştir. 1933 Dârül-Fünun, İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlendi.

Batıda İlk Üniversiteler: 1088 Avrupada ilk üniversite İtalyada Bologna Üniversitesi kuruldu. 1100 Paris Üniversitesi kuruldu 1167 İngilterede Oxford Üniversitesi kuruldu. 1269 Cambridge Üniversitesi kuruldu. 1218 İspanyada Salamanca Üniversitesi kuruldu. 1290 Portekizde ilk üniversite kuruldu. 1348 Çek Cumhuriyetinde ilk üniversite kuruldu. 1364 Polonyada ilk üniversite kuruldu. 1365 Avusturyada ilk üniversite kuruldu. 1367 Macaristanda ilk üniversite kuruldu. 1386 Almanyada ilk üniversite kuruldu. 1425 Belçikada ilk üniversite kuruldu. 1477 İsveçte ilk üniversite kuruldu. 1479 Danimarkada ilk üniversite kuruldu. 1779 ABDde ilk üniversite. Pennsylvania Üniversitesi kuruldu. 1804 ABDde Ohio Üniversitesi kuruldu. 1819 ABDde Virginia Üniversitesi kuruldu.
erdemyolu.com
 
Üst Alt