• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Pıhtılaşmış hayat damarlarında sıcacık bir akıştır vahiy. Ruhu çekilmiş yaşayışın göğsünde taze bir kalp vuruşu Varlık dağının eteğinde duru bir pınar Dudağımızı dayayıp içtiğimiz Göklü söz ağaçlarının boyumuz hizasına eğilişi Çorak yüreğimize bin yağmur inişi Kıpır kıpır akan söz ırmağının göğsümüzden geçişi İçimizden geçen, içinden geçtiğimiz derin çağıltıların can kulağımıza değişi

Katı yanlarımızı çözer vahiy. Uyuyanlarımızı uyandırır. Kabuğumuzu çatlatır. Gizli yaralarımızı kanatır. Yüreğimizdeki saklı filizleri ayağa kaldırır. Bulut bulut öper aklın yamaçlarını.

Yağmursa vahiy, Yusuf Suresi aniden bastıran sağanaktır. Daha yakından duyulur sesi. Serinlikler sunar nefesi. Ümit denizlerini yeniden çalkalandırır. Bir Yusuf çağrısı olur, içimizin tortularını dağıtır. Yusuf hüsnünü ayna diye tutar yüzümüze. Yusuf hüznünde tutar kalpleri. Yusufun sesinde kendi iç sesimize kulak kesiliriz. Yusufu bekleyen, hep bekleyen Yakuba döneriz.

Kuranda hiçbir kıssa Yusuf kıssası kadar uzun ve detaylı anla-tılmamıştır. Yusuf Suresinden başka hiçbir sure, tek bir kıssaya ayrılmamıştır. Kıssa Mekkede anlatılmıştır. Mekkenin Yusufuna [asm] bir teselli pınarı olarak akıtılmıştır. Mekkenin Yusufunun [asm] dudağından insanlık kervanına Müjde, müjde, bir oğlan çocuğu! diye fısıldanmıştır. Değerli bir meta diye saklanmıştır, ama çoğu kez ucuza satılmıştır.

Kıssalar geçmiş zaman masalları değildir. Asla! Şimdi ve buradaki varoluşumuzla bizi yüzleştiren aynalardır. Bize geçmişin hiç de geçmemiş olduğunu bildirir. Sancısı hiç ölmez geçmişin. Acısı hep canlıdır ölmüş günlerin. Yusufun varlığının Yakubun ağzından Yâ esefâ diye esefle anılması, hasretle dillendirilmesi, gam ve kederlere yoldaş edilmesi, içimizdeki Yâ esefâlara eğilelim diyedir. Şimdi burada adımızı Yusuf diye bilelim diyedir. Şimdi burada feryadımızı Yâ esefâ! diye duyalım diyedir.

Bir sahnedir Yusuf kıssası. Eski sandığımız Yusuf sahnesinde yeni oyuncularız biz. Kuranın kurduğu Yusuf sahnesine her gün yeni oyuncular gelir, yeniden oynarlar. Kuranın kurduğu diyaloglar yeni ağızlarda yeni sözler olarak seslendirilir. Allahın haber ettiği bir olay için, yer, zaman, kişiler ve nedenler hep yenidir. Eskimez olaylar; hep tazelenir, hep yinelenir. Her daim gündemdir.

Yusufun yerinde kendimizi bulmak içindir kıssa. Yusufun varlığıyla, içimizde saklı ışığa bir prizma tutar Rabbimiz. Yusufun yerinde durunca, renklerimizle tanışırız, tonlarımızın farkına varırız.

Bir uyandırma servisidir Yusuf kıssası. Farkındalık okuludur. Uyku-rüya-uyanıklık arasında gider gelir. Uykuda olan, uyanık olana açılır, ardından uykuda olanı uyandıran uyanığı da uyandıran daha uyanığı çıkar. Birbiri içine sanlıdır uykular-uyanışlar. Uyanık olanların bir başkasına göre uyur sayıldığı sarsıcı uyanmalar Uyuyanların, başka uyanıkların dürtmesiyle uyandığı sarmaşık rüyalar Her bilenin üstünde bir başka bilenin konuştuğu unutmalar-hatırlatmalar Her uyanığın üstünde bir başka uyanığı gösteren uyarılar

Kıssanın mihver ayeti şöyle der: Her bilenin üstünde bir Bilen var. Demek ki her bilen, üstündeki bir bilene göre cahildir. Üstündeki bilen de daha üstündekine göre bir bilmezdir. Sonu yoktur daha iyi bilenlerin. Sonunda Bir Bilene bağlanır tüm bilmeler.

Kıssanın akışı, kıssa okuduğunu sanan muhatapları uyandırır. Muhatabını şimdi ve burada kendi akışına katar. Her muhataba yeni bir son yazar.

Bir Yusuf rüyasına yatar insan. Bir Yusuf uykusundan uyandırılır. Kuyuda Yusuf sen olursun, ben olurum. Kâh Yusufa kuyu biz oluruz, kâh kuyuya Yusufu itenlerin yanında dururuz. An gelir, Yakub oluruz. Gün olur, kapıları sıkı sıkıya kapalı bir sınavda terleriz. Züleyhayı karşımızda buluruz. Gömleğimizi ele kaptırırız. Yusufa zindan arkadaşı oluruz. Gördüğümüze kanıp düşe düşeriz.

Kıssanın birden çok odağı vardır. Üç gömleğin yakasına tutunarak seyredebiliriz kıssayı. Üç rüyanın içinden geçerek de katılabiliriz akışa. Kişilerin durduğu yerden de okuyabiliriz. Her tercih de odak olmanın hakkını verir. Odaklandığımız kişi ya da sahne birden diğer sahnelerin ve serüvenlerin merkezine oturur. Merkeze aldığımız karakter, diğer karakterleri resimleyeceğimiz harika bir çerçeve sunar. Odaklandığımız sahne diğer sahnelerin üzerine ışıldar ve gölgeler düşürür.

Mesela, Yakubun durduğu yerden bakınca kıssa bambaşka bir renk alır. Yakub, kıssa boyunca çok az konuşuyor. Olayların akışını yönlendiren ve anlamlandıran bir suskun kavşak oluyor. Yakubun sabrı ve tevekkülü olup bitenlerin, inip çıkanların arkasında sakin bir fon olarak duruyor. Ve Yusufun gömlekleri Yakub, ilk iki gömleğe bigâne; hele de birincisi burnunun dibinde olduğu halde kokusunu alamıyor, ancak üçüncüde kokluyor. Hem hissediyor hem hissetmiyor, hem biliyor hem bilmiyor. Yakubun hikmetli bekleyişi yüzeyde olup bitenlere bir dip akıntısı oluyor; olaylar Yakubun ağzından yeniden konuşuyor.

Bir de bu kıssayı ilk anlatıldığı Mekke ortamında ilk muhatabının gözünden okumak var. Peygambere [asm] Mekkenin Yusufu olarak ümitler veriyor, teselliler sunuyor. Yusufa öğrettiği olayların altındaki gerçeği yorumlamayı Mekkenin Yusufuna uygulayarak öğretiyor. Diyor ki: Ey Mekkenin Yusufu senin kardeşlerin de haset kriziyle canına kastedecek, seni baba ocağından uzak edecek. Sonra sen de sana kasteden kardeşlerini senden yardım isterken bulacaksın. Gerçekten de, daha sonra, Hazreti Peygamber [asm] Hayberin fethinden elde ettiği ganimetleri, o sırada kıtlık içindeki Mekkelilerin yardımına gönderecektir. Diyor ki Mekkenin Yusufuna: Çok daha sonra sana hıyanet eden kavmin de tıpkı Yusufun kardeşleri gibi yaptıklarına pişman olacaklar, yüzleri yerde özür dilemeye gelecekler. öyle de oldu. Mekkenin fethi günü Kabede namazını serbestçe kılan Peygamber Mekkelilere sorar: Bugün size nasıl davranmamı istersiniz? Mekkeliler ise, Biz seni hep asil bir kardeş bildik derler. Bunun üzerine Peygamber [asm] yıllar önce, kardeşlerinin kendisini ve dostlarını aç bıraktıkları, canına kıymayı planladıkları, sevdiklerini yalnızlaştırdıkları sırada aldığı Yusuf dersini verir: Ben de Yusuf kardeşimin dediğini derim size: Bugün size kınama yok

Kıssa üç rüya ile katmanlaşır, üç gömlekle kıvrımlar kazanır. Her rüya ile yeni bir katta akmaya başlar. Gömleklerin başına bir şey geldiğinde ise, Yusufça yaşayışın yeni kıvrımları başlar.

Yusufun başına gelenleri okuyan, kendi başına Yusufun başına gelenleri okumanın geldiğini görmeyebilir. Yusufun gördüğü rüyaya, yorumladığı rüyalara bakarak, Yusufun da artık bir rüya olduğunu görmeyebilir. Okuyucu uyuyabilir. Yazar uyuyabilir. Peki rüya değil mi kıssası anlatılan o Yusuf? Nerede şimdi? Nerede Yakub? Nerede Mısır? Hangi sarayda Züleyha? Saray kaldı mı ki?
Nerede kardeşler? Yusufun kuyusu nerede? Yusufun oturduğu taht da zindan da artık eşit değil mi? Hepsi gelmiş geçmiş. Hepsi bir görünmüş bir kaybolmuş. Rüya

Dünyadan da geriye kalacak sadece bir dün hasreti, bir yâ esefi: Dün yâ!

Yusuftan binlerce yıl sonra anladığımız bu sırrı, Yusuf, bizim gibi yeryüzünde nefes alırken, hayal kurarken fark etmiş. Yusufun yaşarken kendisinin rüyalaşacağını fark ettiğini fark eden okuyucu kendisinin rüyalaşacağını fark etmemişse, çok derin bir uykuda değil midir? Uyanın, uyanın! der bize Yusuf, Siz de Yusufsunuz. Siz de sonra gelenlerin okuduğu kıssa olacaksınız. Şimdi ibret alansınız; sonra ibret alınan olacaksınız.

Yusufun başına gelenleri okumak başına geldiyse, başına gelenleri de Yusufun başında okumaya geldi sıra.

Yusufun gömleği üç kırılma anında sahneye girer. O kırılma anları tüm hayatların kırılmalarının izdüşümüdür. Sahnenin oyuncuları geçmiş gitmiş olsa da, sahne şimdi ve buradadır. Gerçektir. Günceldir. Aktiftir. Kendine yeni oyuncular arar. Ve bulur da. Gömleğin nesne olduğu sahnelerin hepsinde, tarafları tahrik eden hâller şimdi ve buradadır.

İlk olarak kardeşleri, hasetleri nedeniyle Yusufun üzerinden gömleği çıkarırlar. Kardeşler gitmiştir ama haset şimdi ve buradadır. Haset kendine yeni kardeşler bulmakta hiç zorlanmayacaktır. En eski ama hep yeni ve yenilenen bir cürüm olarak yakamızdadır. Hasetçi kardeşler Yusufun gömleğini üzerinden çıkarırken, aslında kendi üzerlerindeki şefkat ve merhameti soyunurlar. Doğrusu, hasedin var olduğu yerde şefkat ve merhamet kuyuya atılır: şimdi ve daima Şefkat ve merhameti kuyudan çıkarmak bize düşer şimdi ve daima

İkinci olarak arkadan yırtılır Yusufun gömleği. Züleyhanın eliyle Gömleği yırtan ve gömleği yırtılan tarihte kalmış olsa da, gömleği yırttıran şehvet şimdi ve burada. Şehvet de kendine her daim yeni Züleyhalar bulur. Züleyha da Yusufun gömleğini çıkarmak isterken, aslında kendi üzerindeki iffet gömleğini soyunur. Kendisini şehvete karşı savunmasız bırakır. Kendisini nefsin kötülük isteyen fırtınasına açık hale getirir. Gömleği yine de yırtmayı başarır; ama arkadan Şehvetin hedefi olan her kadın ve erkeğin Züleyhanın el uzatacağı bir gömleği vardır: şimdi ve daima

Yusuf gömleğinin yırtığı, en iffetli erkeğin ve kadının bile, yırtılmaya müsait bir yanının olduğunun habercisidir. Kimse şehvete karşı korunmuş değildir, kimse kötülüğü isteyen nefis karşısında bağışıklanmış değildir. Öyle ki, Kuran kadının Yusufa meyletmesini anlatırken, o da kadına [meyletti] sahnesine koyar Yusufu. Yusufun fazileti şehvete meylinin olmaması değil, meyli olduğu halde şehvete karşı durabilmesidir. Şehvetin olmadığı yerde iffetten söz edemeyiz. Gönlünün akmadığı şeyle sınanmış olmazsın ki İnsanın içinde karşı koyması gerekli, direnç göstermesi gerekli bir şehvet olmasaydı, hiç kimse için iffetli diyemezdik. Her erdem gibi iffet de sınamayla açığa çıkıyor. Tıpkı cambazın marifetini ip üzerinde göstermesi gibi, biz de ipler üzerinde düşme ihtimaliyle yürüdükçe iffetli sayılırız. Düşmeyi göze alamayan yükselemez. Tam da burada hatırlamalıyız ki, kimse nefsini yok ederek fazilete kavuşacağını düşünmesin. Kimse ne kadar fazilet sahibi olursa olsun günaha uzak kalacağını hesap etmesin.

Herkesin arkasından yırtılabilir bir gömleği vardır; hatta önden de yırtılabilir, en nihayet hepten çıkarılabilir. Şu halde, gömleği üze-rinde ve bütün olan, gömleği arkadan yırtık olanı; gömleği arkadan yırtık olan, önden yırtık olanı; önden yırtık olan, hepten gömleksiz kalanı ayıplamamalı Her birimizin meyledeceği, kayabileceği, sürüklenebileceği o karşı konulmaz yokuşun aşağı doğru uzanan eğimi göz önünde. Sınanmadığımız günahların masumu sayamayız kendimizi. Sınanıp kaybedenleri görünce de, sırf sınanmayışımız yüzünden masum kalışımızı da başkalarını ayıplama gerekçesi yapamayız. Yoksa kendimizi hatasız kılmak gibi bir yokuşa sararız.

Nefsinin kötülüğü istediğini bilmeyen, nefsinin istediği kötülükleri iyilik sanıp yapmaya başlar. Bu bağlamda, tezkiye-yi nefis, tezkiye-yi nefis etmemektir diyen Said Nursiye can kulağı vermeli. Yani ki nefsini arındırmak istiyorsan, nefsinin arınamaz olduğunu bilmelisin. Nefsini kötülükten uzak tutmak istiyorsan, onun kötülüğe her daim yakın durduğunu kabullenmen gerekir. Nefsini temize çıkardığında, nefsinden emin olursun, aldanırsın. Aldatmalarına karşı savunmasız kalırsın. Karşı koyman daha da zorlaşır

İnsan kötülüğü isteyen nefsiyle, her daim kapıları sıkı sıkıya kapalı ve haydi gel! diyen Züleyhalar inşa eder. Bu anlamda, suç biraz da Yusuf olmakta aranmalı, değil mi? Ne işi vardı Züleyhanın orada? Yusufta muradına değer bir şey olmasaydı, muradını Yusufta aramazdı.

Üçüncü gömleği ise Yusuf kendisi çıkarır. Kardeşlerine merhameti yeniden öğretir. Böylece kardeşlerine, üzerlerinden çıkardığı merhamet gömleğini yeniden giydirir. Kendi nefislerinin kendilerine neler ettirdiğini gösterir. Eylemleri arasında kaybettikleri niyetlerini gün yüzüne çıkarır. Onları yeniden kardeşlerini bilecekleri, kardeşliği de bilecekleri merhamet yurduna çağırır

Senai Demirci/Timaş yayinlari
 
Üst Alt