Türküm derken etrafa bakınmak

Erzurum Baro Başkanı Faruk Terzioğlu, barış sürecine dikkat çekerek şöyle demiş:
Çok ciddi bir şekilde rahatsızlık var toplumda. Bu ülkede yaşayan her vatandaşımız, kendi etnik kimliğini rahatlıkla ifade edebiliyor. Ben Türk vatandaşı olarak, bir Türk olarak kendi kimliğimi ifade ederken, ben Türk'üm deme noktasına geldiğim zaman bir etrafa bakıyorum acaba benim Türk olduğumu ifade etmemden rahatsız olacak kimseler var mı yok mu diye, bir kuşkuya kapılıyorum. Yani bu çok ciddi bir şekilde rahatsızlık veriyor. Türkiye'de bu duyguların daha fazla kabarmadan, bu duyguların insanları daha fazla rencide etmeden herkesin birbirinin hassasiyetine saygı duyması gerektiği noktasında dikkatli olarak bu meselenin, bu sürecin tamamlanması lazım.

Terzioğlunu yakından tanırım. Hem çok sevdiğim bir dostum, hemşerim, aynı zamanda çok da iyi bir hukukçudur. Girdiği davaların pek çoğunu kazanmış, pek çok genç avukat adayına da öğretmenlik ve ağabeylik yapmıştır. Cömerttir; bilgisini de, parasını da insanlarla paylaşmayı sever.

Aynı zaman espritüel birisidir. Hazır cevaptır. Onunla sohbetin tadı bir başkadır.
Bir partiden adaylık denemesi olmuştu. O dönem, genel seçimler Şubat ayında yapıldı.
Refah Partisi o bölgede oyları toparlayacak gibi görünüyordu. İslâmi söylemler bu partiyi diğerlerinin önüne çıkarıyordu. Terzioğlu ise ANAP adayı. Onun söylemleri konjonktürel olarak fazla alıcı bulmuyordu tabiatiyle.
Akşam vaktinde bir köye giderler. Köy meydanında kimsecikler yoktur. Soğuk kış gününde herkes evine çekilmiştir. Az ötede, iki eli cebinde, büzülmüş vaziyette titremekte olan birini görür ve seslenir.
Hemşerim gel sene, bak köyünüze misafir geldik. Gel de iki kelam edelim.
Adam nazlana nazlana gelir. Sırtında paltosu yok, yırtık bir ceket, içinde lime lime olmuş bir gömlek, ayağındaki ayakkabının bir ucu yırtık ve yırtık çoraptan dışarı sarkmış, morarmış bir ayak parmağı.
Haline acıyor.

Adam, önce yoklamasını çeker: Hangi partıdansız?
O da cevap verir: ANAVATAN Partisi.
Gerdanını kırarak sorduğu ilk soru şudur: (İkincisini zaten soramamıştır.)
Peçiiii, bu Amerika niye Libyaya ambargo uygulir?
Terzioğlunun acıma duygusu bu soru karşısında tepkiye dönüşüyor. Beklemediği ve ilgisiz bulduğu bu soru karşısında biraz da şaşkındır. Yüksek politika yapan bu seçmene kızgınlığını gizleyemiyor ve şöyle çıkışıyor adama:
Hemşerim, sen Libyayı düşüneceğine, önce şu morarmış parmağını kurtarmaya bak!
Benzer yüksek politika edalarına çeşitli yerlerde bu günlerde de pek sık rastlanır oldu.
Adam, ya da hanım; her kitaptan bir satır, veya her gazeteden bir haber başlığı bile okumamışlığını düşünmeden ahkâm kesiyor.

Echel Üniversitesinin Cehalet Fakültesi Mezunları hemen her yerde barış adına boy göstermede.
Cehlin cesaretiyle konuşan konuşana!
Faruk Terzioğlu, Avukat ve Baro başkanı olarak endişesini dile getiriyor.
Korkusuz biri olduğunu biliyorum. Türküm derken etrafıma bakınıyorum sözüyle herhalde ironi yapıyor.
Terzioğlu, Avukat ve siyasetçi kimliği ile halkın içinde olan, halkı anlayan bir aydın. Kürtlerle bir arada yaşayan bir Türk. Şu sözlerine kulak vermek gerekmiyor mu?

Bu coğrafyada yaşayan herkes, kendi etnik kimliğini rahatlıkla ifade edebilmektedir. Türklerin Kürtlerle bir sorunu yoktur. Asıl sorun terördür. Bizim Kürt kardeşlerimizle veya başka etnik insanlarla kavgamız yok. Ne mutlu Türküm diyene sözünün bir övünç, bir gurur meselesi şeklinde algılanmaması gerekir. Çünkü herkes kendi kimliğiyle zaten gurur uyuyor. Bu ifadeleri bir ayrışma sebebi olarak görmek yanlıştır. Bu süreçte herkesin dikkatli olması, üslubunu iyi seçmesi gerekiyor. Karşılıklı hassasiyetlere saygı duyulması lazımdır.

Kendisinin Türk olduğunu iftiharla vurgulayıp, başka etnik kökenlere de saygı duyduğunu ifade eden bir hukukçunun, bir halk adamının görüşünü aktardım.
Akillilere duyurulur!

Mehmet Necati GÜNGÖR
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt