Türk İslam Birliği bir gönül birliği olacaktır

Dünyadaki hızlı gelişmeler ve son yıllardaki müthiş değişim dikkatlice incelendiğinde Allah'ın izniyle Türk İslam Birliği’ne doğru adım adım yaklaşıldığı, önemli bütün ülkelerin buna artık makul ve sıcak baktığı anlaşılacaktır. Politikacıların, gazetecilerin, aydınların ve akademisyenlerin arasında İslam aleminin artık birlik olması gerektiği inancı güçlü bir şekilde artmış ve bu yönde açıklamalar da çoğalmıştır.

İslam ülkelerinin birlik olma isteğinin artması gerçekten de çok mutluluk verici bir gelişmedir. Ancak bu istek çok daha yüksek bir sese dönüştürülebilir. Bu şevki getirecek en önemli husus ise bu oluşumun nasıl bir birlik olacağının insanlara doğru bir biçimde izah edilmesidir. Çünkü insan, yapısı gereği seveceği, varlığından mutluluk duyacağı bir şeyin gerçekleşmesini ister. İşte bu nedenle, Türk ve İslam ülkelerini bir araya getirecek bir birliğin, tüm insanların mutluluğunu ve huzurunu nasıl sağlayacağını anlatmak başarıya ulaşmak için elzemdir.

Günümüzde devletlerarası pek çok iktisadi birlik, askeri pakt ya da ticari işbirliği zaten teşkil edilmiş durumdadır. Hatta Birleşmiş Milletler gibi hemen her ülkenin üye olduğu kuruluşlar da vardır. Ancak Avrupa Birliği model alınarak oluşturulacak, Türk İslam Birliği’nin, insanlara sunacağı sevgi ve maneviyat özelliği ile mevcut teşekküllerden daha üstün olacağı açıktır. Bu birliğin özünde sevgi, muhabbet, şefkat ve merhamet olacaktır. Yani teknik ve soğuk bir yapı değil, Allah'ın izniyle Kuran ahlakının temel esaslarına dayalı olarak gelişen bir gönül birliği olacaktır.

İşte bu hususun insanlara iyi anlatılması çok mühimdir. Yani Türk İslam Birliği herkesi kucaklayan, herkesin yardımına koşan, sınıf, din, dil ayrımı yapmadan herkesi koruyup kollayan bir yapı olacaktır. Her milletten her kesim insanın faydası, refahı, mutluluğu ve huzuru düşünülerek adım atılacağı için bu birlik tüm milletlerce gönül huzuruyla desteklenecektir.

Askeri ve İktisadi Olarak Baskı Kuran Değil, Sevgi ve Maneviyatla Süper Güç Olunacak

Şu nokta unutulmamalıdır ki, insanlara "süper güç olacağız", “birleşirsek çok büyük bir ekonomik güç olacağız” yahut “önüne geçilemez bir askeri kuvvete sahip olacağız” gibi söylemlerle yaklaşmak etkili sonuçlar doğurmak bir yana kafalarda soru işaretleri de bırakır. Çünkü insanların pek çoğu: "Dünyadaki süper güçler askeri güçle, şiddetle, baskıyla, askeri üstünlükle zorla ülkelere hükmediyor, yeni savaşlar kapıda olacak, yine dünya kan gölüne dönüşecek" endişesi ile birlikte “Çok büyük bir ekonomik güç olacağız ama acaba benim birey olarak haklarım ne kadar korunacak ya da ben bu ekonomik gelişmeden ne kadar istifade edebileceğim?” diye de düşünecektir. Oysa yeni oluşacak Türk İslam Birliği düşünülenin aksine gönüllerin birliği olacak, güzel ahlakın, kalitenin, şefkatin, sanatın, ilmin, barışın, sevgiyle problemleri çözen anlayışın birliği olacaktır.

Günümüzde mevcut olan birliklerin temel eksiğinin sevgi, şefkat ve merhamet olduğu bir gerçektir. Hepsi de teknik, diplomatik ve soğuk ilişkilerin olduğu, askeri ve iktisadi amacın ön plana çıktığı yapılardır. Bu da sonuçta huzuru, mutluluğu değil beraberinde soğukluğu, çekişmeyi, güvensizliği, sevgi yerine içten içe nefreti yeryüzüne hakim kılmaktadır.

Benzer şekilde günümüzdeki iktisadi birlikler de sevgi ve şefkat temelinden yoksundur. Mesela Avrupa Birliği esas olarak iktisadi bir birlikteliktir. Ama üye ülkelerin kimi Global Kriz’in patlak vermesiyle birlikte, birbirleriyle ters düşmeye başlamıştır. Batmakta olan bir üye ülkeyi kurtarmaya çalışmayı, başka ülkelerin vatandaşlarının pek çoğu gereksiz görür hale gelmiştir. Hatta iflasın eşiğinde yaşayan ülkelerin, diğer ülkelere yük olduğu inancını taşıyan çok sayıda insan da vardır. Hâlbuki birliğin temelinde sevgi ve şefkat olmuş olsa bu şekilde bir bakış açısı da gelişmemiş olurdu. Herkes birbirinin iyiliğini ve mutluluğunu düşünürdü ve kimse de bencil bir yaklaşımda olmazdı.

İşte bu saydığımız olumsuz özellikler 'Türk İslam Birliği’nde inşaAllah olmayacaktır. Her şeyden önce 'Türk İslam Birliği', halim bir birlik olacaktır. İnsanlara soğuk, sert, diplomatik değil, sevgi ve şefkatle yaklaşacaktır. Herkes bilecektir ki kimsenin hakkı yenmeyecek ve kimse de adaletsizliğe uğramayacaktır. Türkiye'nin önderliğinde kurulacak olan bu birlik, yeryüzünün bambaşka bir güzelliğe bürünmesine, bolluk ve bereketin müthiş artmasına, sanatın, estetiğin ve bilimin gelişmesine, çok güçlü ve köklü bir medeniyetin inşa edilmesine vesile olacaktır.

Türkiye Bu Birliğe Öncü Olacak Ehliyet, İnanç, Güç ve Donanımdadır

Türk ve İslam Ülkeleri Birliği'nin gönüllerdeki doğal lideri bin yıldır Türkiye olmuştur. Türkiye'nin liderliği tüm Türk devletleri ve Müslüman ülkeleri tarafından da gönülden kabul edilmekte ve istenmektedir. Hangi Müslüman ülkeye giderseniz gidin, hangi Müslüman halka sorarsanız sorun, Türkiye denildiğinde gözlerin yaşardığı, yüzleri bir heyecanın kapladığı, aşk ve heyecanla Türkiye'nin yine eskiden olduğu gibi bir gönül imparatorluğu tesis etmesinin beklendiği hemen anlaşılacaktır.

Medyaya da yansıyan bu kabulün yüzlerce örneğinden sadece birine bakacak olursak; Şii din alimlerinden Ali Fadlallah geçtiğimiz günlerde, müslümanların birleşmesinde Türkiye’den büyük beklenti olduğunu şu sözlerle ifade etti: “Çünkü Türkiye ortadadır, tarafsızdır ve İslam dünyasında Sünni ve Şiiler arasında denge unsurudur. Türkiye'ye karşı İslam âleminde çok büyük bir beklenti var. Biz Türkiye'nin Müslümanların birlikteliği için kendi üzerine düşen rolü oynamasını istiyoruz. Hatta Müslüman olmayan gruplar için de bu rolü oynamasını istiyoruz.”.

Çünkü Türkiye'nin tarihi tecrübesi, Türk Milleti'nin sayısız olayla ispatlanmış olan güzel ahlakı, Anadolu insanının vefakar, cefakar, dindar, samimi, sevecen, akil yapısı, yiğitliği, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmaması bu doğal liderliğin temelini oluşturmaktadır. Nitekim, Türk Milleti'nin lider olması isteği asla bir ırk üstünlüğü düşüncesine dayanmamaktadır. Yani, bunun özünde "biz lider olalım, diğerleri bize tabi olsun" veya "biz üstünüz, diğer ırklar bize tabi olmalıdır" gibi akıl ve mantık dışı, üstelik Kuran ahlakına da hiç uygun olmayan bir düşünce yoktur. Söz konusu olan ahlaki bir üstünlüktür. Yapılacak olan liderlik de aslında korumaya, kollamaya, hizmet etmek için çileye ve sorumluluğa talip olma işidir, bir tür ağabeylik vasfıdır.

Bu noktada Yavuz Sultan Selim Han'ın, Hakim-ül Harameynişşerifeyn yani Mekke ve Medine'nin Hükümdarı, hakimi, şerifi sıfatlarını reddedip Hadim-ül Harameyn yani Mekke ve Medine'nin hadimi, hizmetkarı sıfatını kendine verdirtmesi, Türk Milletinin sahip olduğu bu güzel ruh halinin bir ispatı, önemli bir göstergesidir.

Didem ÜRER / Rotahaber
http://twitter.com/Didem_Urer
DİDEM ÜRER
http://www.facebook.com/didemurerr
 
Üst Alt