Tekbir üzerine

TEKBİR ÜZERİNE…

Mehmet Necati GÜNGÖR

Tekbir, tek kelimeyle Yüce Yaratan’ı ululamaktır.

Dünyaya geldiğimizde işittiğimiz ilk güzel sestir o. Kulağımıza ezan okunurken duyarız.

Bütün namazlara onunla başlanır.

“Allahu ekber” ifadesi, Allah’ın her şeyden üstün, ulu ve azametli olduğunu bildirir.

Cebrail (a.s) yerle gök arasında bir kürsî üzerinde Peygamberimize gerçek niteliği ile görününce o, bu azamet karşısında titredi, evine çekilerek büyük heyecan içinde eşi Hz. Hatice’ye "Beni örtünüz, beni örtünüz" buyurdu.

Bunun üzerine "tekbîr" kavramını da içeren şu ayetler indi:

"Ey sarınıp bürünen peygamber! (Kalk insanları uyar, Rabbini yücelt (tekbir getir). Elbiselerini temizle. Azaba götürecek şeylerden sakın" (Müzzemmil, 74/1-5).

Bu günkü Cuma hutbesinin konusu “Tekbir” di.

Ve bu çok güzel hutbede İslam dünyası için çok güzel mesajlar vardı.

Diyanet’i kutluyorum.

Ve sözü, bu hutbeyi okuyan hatibe bırakıyorum:

“Müslüman muhayyilenin bugün tekbir sesini hayal edemeyeceği yerler de var. Bağdat’ın sokaklarında, Şam’ın çıkmazlarında, Nil nehrinin kıyılarında kardeşin kardeşi öldürürken Allah-u ekber demesi ne hazindir. Bebeklerin kulaklarına okunan tekbirin, artık onlar katledilirken duyulmaya başlanması ne büyük bir hüsrandır Ya Rab!

Bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olduğunu öğütleyen bir dinin mensuplarının, bunu yaparken en yüce kelimeyi dillerine alabilmelerinden daha hazin ne olabilir. Tekbiri bir katlin, tekbiri siyasi bir emelin, tekbiri bir sûiistimalin, tekbiri bir ticaretin sloganı haline getiren Müslümanların “hayye’ale’l-felâh” çağrısına mazhar olmalarını ne kadar bekleyebiliriz? Allah’ın büyüklüğünü küçük emellerimize âlet ettiğimiz sürece, nasıl kurtuluş umabiliriz? Allah’ın zulme razı olmayacağını bile bile, O’nun adını hayal edilemeyecek yerlerde tekbirlerle dillendirmek, İslam’a karşı işlenen ne büyük bir cinayettir.

Belki İslam âlemini bugün örten perde, kendine mâneviyat kapılarını açacak tekbir anahtarını yitirmiş olmasıdır. Belki yeniden aydınlık ufuklara bakmalıyız ve Cibrîli-i Emîn’in o kanat gerişini, Kadir Gecesinde yere inişini düşünmeliyiz ve Allah’ın büyüklüğünü o yüceliğe yaraşır şekilde yeniden tekbir etmeliyiz. Ki böylece Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle her bir tekbirimiz Allah’a olan sadâkatimizin bir sadakası olsun.

Ya Rab! Mübarek Ramazan ayı hürmetine âlem-i İslamı çepeçevre saran karanlıklardan koru. Bizi Cibrîli-i Emîn’in“kalk” emrini duymuşçasına gafletten uyandır.



Rabbimiz!

Âlem-i İslamı içine düştüğü fitnelerden, tefrikadan, cehaletten kurtar! Bizlere yeniden aziz bir ümmet olarak adaleti ayakta tutmayı nasip eyle.”

Hutbeler önemli.

Bütün Müslümanların bir araya geldiği Cuma gününde, bütün camilerde okunan hutbeler, insanlara köklü mesajlar vermeli. Tıpkı, yukarıdaki mesajlar gibi.

Allah’ın adını anarak insan boğazlamak!

Müslüman boğazlamak!

Farketmez!

Yüce Allah buyuruyor ki, “bir insanı katletmek, bütün insanlığı katletmek gibidir!”

Büyük günahtır.

Sadece o mu?

Allah’ı ululayan bu güzel sıfatı ticaret markası yapmak az mı günah?

İşyeri tabelalarında artık onu görüyoruz:

“Tekbir konfeksiyon”

“Tekbir kuaför”

“Tekbir inşaat”

Ve “yüzde doksan dokuzu Müslüman” diye övündüğümüz bir ülkede

“İslami kasap!”

Allah’ım, bize akıl ve feraset ver!
 
Tekbiiiirr nidası eşliğinde;

Kelle kes
Kafa kopar
İnsan yak
Ciğer sök

Adam kayır
Hırsızlık yap
Hırsızlık yapana dalkavukluk yap vs...
 
Üst Alt