Tasavvuf Şirki Tarihçe

Burada da Allah, İblis dostlarına bir tuzak hazırlamıştır: "Ruhum'u üfledim." Allah, insanlar, evrenlerden önce; melekleri ve insanların ruhlarını yaratmıştır. İnsanlar, Adem zürriyeti olarak ana rahminde, ruhlarının üflenmesiyle canlanırlar. Aynı şekilde Adem'i topraktan şekillendiren Allah, onun beklemede olan ruhunu, Adem'in içine üflüyor. Aynı şey İsa için de, herkes için de geçerlidir. Tüm ruhlar, Allah'tan bir emirdir ve Allah'ın emrindedir. Bu nedenle de ruhlar, Allah'a aittir, "Allah'ın ruhları"dır. Nitekim Sonsuz Yüce Allah, Salih peygamberin kavmi için mucize olarak kayadan yarattığı dişi deveye, "nakatullahi"; "Allah'ın dişi devesi" deyimini kullanmıştır. [ARAF(7)/73]
kurana bidaha bi bak bakiim RuhLAR mı,Ruh mu.
 
Kaldı ki Allah'ın Ruhu'ndan söz edilebilir mi? Allah, yaratılmış bir varlık mıdır ki, Ruhu'ndan bahsedelim. Kim yaratılmışsa; insan, cin, hayvan, bitki ve madde, bunların ruhlarından söz edebiliriz.
bu ne saçmalık efenim.Asıl insanların ruhlarından bahseden bir ayeti kerime bulun bakim bulabilecekmisiniz.
 
Biz, Sonsuz Yüce Allah'ı takdir etmekten aciziz ve ancak Kendisi'ni, Kendisi'nin takdir ettiği gibi takdir edebiliriz. İnsanoğlu, Allah'ı takdir etmekten acizdir. Bu sebepledir ki Peygamberimiz (s.a.v.); "Ey Allah'ım, ben Seni, Sen'in kendini takdir ettiğin gibi takdir ediyorum" der.
sen kimsinde Allahı takdir ediyorsun efenim.Allahın kendisini takdir ettiği gibi nasıl takdir ediyosunuz.Hadisi bile doğru yazamamışsınız.
Allah'ım!Seni layıkıyla medh-ü sena etmekten acizim!Sen kendini nasıl meth ettiysen öylesin...(Hadis-i Şerif)
 
Allah, bir kısım hahamların- kabalacıların, Hıristiyanlar'ın, tasavvuf felsefecilerinin, Doğu dinlerinin, putperestlerin ve New Age şeytani dinlerinin iddia ettiği gibi ne ruhtur, ne de ruhu olan bir varlıktır. Kim böyle bir iddiada bulunursa, bilsin ki yüce Kur'an'a göre; Sonsuz Yüce Allah'a iftira etmiştir. O halde "insanda Allah'ın ruhundan bir parça vardır" tezi, İblis'in İslam'ı bozmak; "insanları tanrılaştırmak" için açtığı bir "tuzak kanal"dan ibarettir. Bu nedenledir ki İslam dışı tasavvuf felsefesinde; Tanrı'ya yaklaşmak(!); Tanrılaşmak(!) için bir çok yol ve yöntemler ihdas edilmiş; İblis'in tuzağına düşülmüş; müridler maddi varlıklarını minimize ederek; riyazat yaparak, sözde Tanrı'ya ait ruh boyutlarını geliştirmeye çalışmışlardır. Bu yol ve yöntemler; İblis'in kucağına açılan kapılarla doludur.
efenim ruhla nefsi ve canı karıştırıyorsunuz.Ruh parça pinçik olacak bişi diil ki herkeste bir parçası bulunsun.sonra insan ruhu değil insan nefsi vardır.hepimizi bir nefisten yarattığını söylüyor.Sonra ruhundan üflüyor.ruh,insanı tanrılaştırmaz.Sıratı müstakime hidayet konusunda iç alemimizde bize mürşidlik eder.Sufiler,nefislerini zayıflatarak ruhu güçlendirmeye çalışırlar evet.Ama bu tanrılaşmak değil kullaşmak içindir.Çünkü haddini aşan her nefiste firavunlaşma istidadı mevcuttur.Beslendikçe,egosu okşandıkça şişer,ben sizin en ala rabbınızım demeye kadar götürür işi.
 
Von Kremer'e göre; tasavvuf, iki kaynaktan etkilenmiştir. Bunlar, "Hıristiyan ruhbanlığı" ve "Hint Budizmi"dir. Hint etkisinin, Haris Muhasibi, Zunnun el-Misri, Bayezid el-Bestami ve Cüneyd'de açık olduğunu söyler. Böylece Von Kremer, tasavvufdaki "vahdeti vücut felsefesi"nin doğuşunu, Hint felsefesine dayandırmaktadır. Von Kremer'e göre, vahdeti vücut, H. 3. asrın sonlarında Hüseyin b. Mansur el-Hallac'ın etkisi altında ortaya çıkmış bir düşüncedir. Ona göre tasavvufun, İran'dan gelmiş olması en doğru görüştür. Çünkü tasavvuf, İslam'dan önce İran'da mevcuttu ve buraya da Hint'ten gelmişti. Modern çağdaki yazarların çoğunluğunun görüşüne göre ise, "vahdeti vücut doktrini", Mansur el-Hallac'dan daha sonraki asırlarda; İbni Arabi döneminde zuhur etmiş ve tasavvuftaki yerini almıştır.
islam tasavvufunu kremerden mi öğreneceğiz efenim.o kim ki.dış kapının mandalı bile değil.o vahdetten ne anlar .modern çağdaki yazarlar ne anlar vahdetten.
va esefa dimimizi müsteşriklerin tavsifiyle mi öğreneceğiz.
kızgın kumlara yatırılmış bilalihabeşinin "ehad ,ehad" diye feryadının vahdeti çözmüş olmak demek olduğunu ne bilsin müsteşrikle modernist.sufiler o anlayış için gecelerini gündüze çevirip yıllarca uğrasıyor.
 
"Ben, Hak'tan Hakk'a çıktım. Ey ben olan Sen! Fena fillah makamını gerçekleştirdim. Ben şimdi önceden olduğum kişi değilim. Çünkü Ben ve Hak demek, Hakk'ın birliğinin inkarıdır.. Hayır! Ben diyorum ki, Allah benim aynamdır. Çünkü O, benim dilimde konuşur ve ben ise yok oldum. İnsan için bir şeysiz, zühdsüz, ilimsiz ve amelsiz olmasından daha faziletli bir şey yoktur. Zira o, hiçbir şeysiz olursa, her şey onun olur."
Bestami efendi demek istiyor ki; ben yokum Allah var ve ben de O'ndayım. Ben yokum demekle yok mu oluyorsun, sonra da haşa Allah'la beraber mi oluyorsun! Bu derece kafayı yemiş, İblis'e yular kaptırmış bir insanın ruh sağlığının normal olduğu söylenebilir mi?
beyazıd diyor bayram haftası sen anlamışsın mangal tahtası ne diyim.
herşeyin onun ihsanı olduğunun şuuruna varmış.Ben desem benim dediğimde benim değil kiHerşeyim onun mülkü demek.Sen ne anladın paşam.Allah mı oldum diyo sandın.
bi euzu çek bakimde asıl senin başından kışkışlansın şeytanlar.
 
Selam ümmi;

Yazıya tıpkı bir ateistin Kuran ayetlerine yaklaştığı gibi yaklaşmışsınız :)

Yalnızca yalanlayacak bir şeyler bulmak için bakıyor ve yalnızca yalanlamak amacıyla yazıyorsunuz. Kafanıza bir şey girebilmesi için önce kafanızdaki pislikleri temizleyip boşaltmanız lazım. Şu halde sizin bardağınız dolu, daha fazlasını asla almaz. Gözlerini kapatanlar gösterileni göremezler ve kulaklarını kapatanlar işitmezler. Bir ateistle tartışma yapmadığım gibi sizinle de kör tartışmalara girecek ve cedelleşecek değilim. Fakat yazıya eleştirileriniz bittiğinde sizi haklı gördüğüm kısımları belirteceğim. Zira yazıda benim de katılmadığım noktalar/kişisel yorumlar mevcut.

Başlıktan görebileceğiniz gibi yazıyı paylaşma amacım insanların tasavvufun tarihçesini görebilmeleridir. Eğer tarihçe kısmı ile ilgili de itirazlarınız varsa işkembe-i kübradan değil de bilimsel/tarihsel kaynaklardan alıntılarla eleştiriniz. Nitekim ben de bu konudaki değişik kaynaklardan bilgileri bu başlık altında paylaşmaya devam edeceğim. Bir de mesaj sayınızı artırmak gibi çocukça bir amacınız yoksa tekrar eden mesajlarınızı tek mesajda toplamanızı rica ediyorum.
 
Son düzenleme:
efenim bir insan aksaksa,yada bir ayağını sürüyerek yürüyorsa,ayak izi her adımda aynıdır.Bu yüzden yazının alıntı yapmadığım kısımlarıda aynı aksak görüşle yazıldığı için oralarda hata olmadığı için alıntılamadım demek değildir.
Ateistin kuran ayetlerine yaklaşımıyla bizimkini benzeştirmek ne demek olduğundanda habersizsiniz gördüğüm kadarıyla.
yazıya eleştirilerim bitmiştir.artık kalanının ne olduğu öncesine bakılarak anlaşılsın.bu kadar uzun yazılar yazıp saatlerce insanları uğraştırmayın.Kısa kısa lütfen.yoksa kendiniz yazar kendiniz okursunuz birdahaki sefere.
tasavvufun tarihçesini müsteşriklerden öğrenecek değiliz.siz öğrenmek istiyorsanız o sizin bileceğiniz şey.
mesaj sayısı umurumdada değildir.ne olacak boncuk mu takacaklar mesaj sayısı çoğalınca.Okuması kolay olsun diye kısa kısa cevapladım efenim.İsterse modlar birleştirsin.
sizin bu kadar uzun yazılar asmakla amacınız nedir merak ettim?bu kadar uzun yazıyı kimse okuyup cevaplamaz nasıl olsa bende haklı gözükürüm açık gözlüğü mü,çok bilmiş havası vermek mi,yada ne.Yazının değil tasavvufçu,sokaktaki insanların bile itiraz edebileceği yanlışlıkları mevcutken bunları görmeden sırf tasavvufa karşı çıkıyor diye asmanız ilginç.buraya bir yazı asıyorsanız bu o yazıyı onayladığınız anl***** gelir yani altına imzamı atarım demektir.Veya katıldığınız kısımları alıntılarsınız sadece.
 
Konu başlığı tasavvufun tarihçesi. Sizin eleştirebildiğiniz kısımlar ise yazarın tarihçe ile ilgili olmayan kişisel yorumları. Konuya dönerseniz daha iyi olur. O amaçla baktığı için aptalca çevirilere bakarak Kuran'da çelişki bulmuş ateist gibi sevinip asıl konuyu görmezden gelmeniz çok trajikomik. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
 
Üst Alt