• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Tasavvuf nedir ?

Okunuyor :
Tasavvuf nedir ?

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
Bu soruya geçmeden önce hemen bir tesbit yapmak gerekmektedir. Günümüzde hem Türkiye`de hem de diğer İslam ülkelerinde „Tasavvuf“ kavramı Kur`anda sık sık vurgulanan „takva“ kavramı ve buna denk gelen „züht“ kavramıyla eşdeğer yani aynı kabul edilmektedir. Hatta bazı kardeşlerimizce Tasavvuf, takvalı bir hayat sürmek şeklinde anlaşılmaktadır.



İbadetleri ihlasla ve titizlikle yapmak, Allahü Tealaya gerektiği gibi kul olmak, tüm hayatında Peygamberimizi örnek alarak o`nun sünnetine sımsıkı sarılmak, harmlara azamî dikkat etmek, Kur`an-ı hayatının merkezine oturtmak gibi başlıklarda toparlayabilecegimiz İslamın öngördüğü „Takvalı hayata“ karşı olmak veya bu yolda çaba sarfeden müslümanları eleştirmek aklı başında olan hiçbir Müslümanın yapacağı bir iş değildir.



Tasavvuf`un İslami temellerini delillendirmeye çalışan insanlar hep Kur`andaki takva ayetlerine vurğu yapmaktadırlar. Ancak Abbasiler zamanında doğan ve uzun bir sürede sistemleşen ve günümüze kadar gelen tasavvuf ekolü İslamdan bazı renkler barındırsa da hiçbir zaman İslam´ın öngördüğü „takvalı yaşam“ ile örtüşmemektedir.



Biz bu bölümde Tasavvuf`un „Takvalı bir hayat yaşamak“ olmadığını , kaynağının sadece Kur`an ve Sünnet olmadığını, İslamdan daha çok batıl inançlardan , yani İran ve eski Mezopotamya'daki Budizm, Maniheizm gibi dinlere dayalı Hind-İran mistik kültürlerinden, Hellenistik dönemin Gnostik ve Neoplatonik fel*sefi etkilerinden, ve nihayet köklü bir Yahudi ve Hıristiyan mis*tik geleneğinin kalıntılarından oluşan bir sentez olduğunu anlatmaya çalışacağız.



“Tasavvuf; bütün kurumları, ürettiği düşünceleri, yöntemleri, akaid ve ibadet biçimleri itibariyle, antik dönemlerden itibaren süregelen, nev-i şahsına münhasır, felsefî bir akımdır.

Esasen, tasavvufun tamamen hayale dayalı, akıl ve mantıktan uzak, yoğun mistik yüzü hesaba katılırsa, onun, aklî ve tecrübî bir dayanağı olan felsefe kadar bile haysiyeti olduğunu iddia etmek zordur. Zira feylesof, aklî, mantikî olmayanı reddetmeyi düstûr sayar. Oysa tasavvufî ekol akla düşmandır, düşünmekten men eder. [1]

Sûfî, akıl ve vahiy yerine, kendisinin de izah edemediği, aşk, hâl, iç deneyim, keşf, marifet, ilham, cezbe gibi şeytanî mi, Rahmani mi olduğunu bile tesbit edemediği halüsinasyonların, hezeyanların adamıdır.

O halde, yukarıda sözünü ettiğimiz, temel sorulara cevap arayan insanoğlu, genel olarak üç ana çizgi üzerindedir, denebilir.

1- Tüm sorularını İlahi vahiyle en kesin şekilde halleden mü'minler...
2- Vahye gözünü yumarak, akıl ve idrakle tüm sorunlarının cevabını bulacağına inanan filozoflar (Rasyonalistler).
3- Vahye ve akla arkalarını dönerek, çile, riyazet, inziva ve duygularda yoğunlaşarak, aşk'la gerçeği bulacağını vehmeden, şizofrenler. Öyle görünüyor ki, insanlık var olalı beri bu yöntemleri kullanagelmiştir.

Bir müslüman olarak, buraya kadar anlattıklarımda, benim yadırgadığım, rahatsızlık duyduğum ya da beni doğrudan alâkadar eden bir anormallik yoktur. İman ve inkâr İlahi iradenin doğal bir sonucudur. Hatta hayal gücü gelişmiş sûfi'yi de bir oranda doğal bulabiliriz. Ancak; kökleri çok eski dönemlerde olan sufiliğin (Mistizm'in) İslam'a maledilmesi, hatta İslâm'ın tasavvufa maledilmesi, benim problemimin başladığı noktadır. Ve bu yazının kaleme alınış nedeni de budur.

İslâm'la kök olarak, mahiyet ve keyfiyet olarak benzerliği bir yana, taban tabana zıt olan bir anlayışın 'İslâm'ın özü" olarak tanıtılması büyük felâkettir. Büyük oranda müslüman okur-yazar takımına da bulaşan bu kiri temizlemek her mümin'e vazifedir.[2]



[1] E. Özkan, Tasavvuf ve İslâm, Sh. 95-353 (Şeyhden izinsiz, Kur'an'ı Kerim okumamalıdır. Kur'an'ın manasını gözüyle mülahaza etmemelidir... Kur'an'ın manasını bile düşünmekten sakınmalıdır. (Müzekkin-Nufus Sh. 518-5191.)

[2] Ömer Şevki Hotar; Tasavvuf- Halusinasion
 

ümmi

Kıdemli
Üye
efenim sizin ercüment özkan kadar aklınız yok mu.Nie ondan iktibas yapıyorsunuz.Herhangi bir sufi ile karşılaştınızsa kendi fikirlerinizi konuşturun efenim.
 

Cinistan

Acemi
Üye
Tasavvuf denen şeyin özünde içe doğan bilgiyi almak ve o bilgiye göre yaşamak vardır. Yahudilerin aynı yolda yürüdükleri uygulamanın adı Kabala'dır. Bunların doğuşu gayet kolaydır. Çünkü arkasında bazı ilham veren ruh varlıklar vardır. Bu tür şeylere inananlar için bu varlıklar her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı'dır. Bu kişiler bu türden konularda Yaratıcı'ya düşman olan tarafın etkilerinin olabileceğini gözardı ederler. Neden? Çünkü, kendilerine gelen ilhamlar hep iyilikler, güzellikler üzerinedir. Bunun içine zehir karıştırılmış hoş bir içecek şeklinde olabileceğini düşünmek istemezler. Herşeyden önce insanoğlu önemsenmek ister. Eğer bir kişi bir rüya görürse ve bu rüyada kendisine yukardan bazı ak saçlı, ak sakallı birinin, ya da ışıklar saçan ruh bir varlığın kendisiyle konuştuğunu vs. deneyimlerse bundan çok memnun olur. Bunu kendisi için Yaratıcı'nın kendisinden memnun olduğu şeklinde yorumlar ve kendisine gösterilen yolu izlemeye çalışır.

Bir de rüyaların dışındaki önemli olan bir deneyim vardır. Bu TRANS, yani VECD olayıdır. Kişiler çeşitli yöntemlerle vecde-transa girerler ve bu esnada yukardaki bazı varlıklardan ilhamlar alırlar. Kendilerine verilen bu ilhamları alanlar, bunların Yaratıcı dostu ilahi varlıklar olduklarını düşünürler. Çünkü konu hep din, iman, ahiret, iyilik, güzellik etrafında döner durur. Örneğin: "Ne olursan ol gel" sözü kötü bir söz müdür? Hayır, çok yerindedir. İnsanlar arasında ayırım yapmaz ve kardeşliği amaçlar. Peki diğer taraftan felsefenin arkasında neler vardır? Neden insanlar ellerini açarak döner dururlar? Bunların anlamlarını bilen var mı? Yaratıcı'ya ulaşmak ve onunla bir olmak şeklindeki felsefe aslında bir uzakdoğu felsefesi değil midir? Budizm ya da Hinduizm gibi inançlar insanın sayısız kereler reenkarnasyon yaşadıktan sonra evrensel ruhla birleşerek Nirvana'ya ulaşması farklı şeyler midir?

İnsanlar neden eski Babil'in hilal, yıldız ve güneş tapınmasını binlerce yıldır sürdürmüşler? İnsanlar dönerken bir ellerini göğe ve diğer ellerini yere eğerler ve kendilerince buna bir anlam yüklerler. Ama bilseler ki, bunun anlamı gamalı haçtır, svastika sembolüdür. Ayrıca başlarını bir yana eğerler ve ayaklar zaten doğal olarak bacaklardan 90 derecelik bir açı yapar. Elbette insan bedeninin sınırları bu gamalı haçı tam olarak yapmaya elvermez, ama olabildiğince bu şeklin ortaya çıkmasını sağlarlar. Eski resimlerde semazenlerin başlarının yere bakan sol ele doğru yatık olduğunu gösteren resimler vardır. Ve gerçek svastika sembolü bu şekilde ortaya çıkar.

Mevlanayı anlamak için Mezopotomyadaki güneş tapınmasıyla ilgili bilgileri incelemek gerekir. Mevlana'ya yol gösteren kişinin adı Şems değil midir? Şems sözcüğü, eski Babil'in üçlü tanrıları olan Sin, Şamaş ve İştar'la ilgilidir. Sin ay, Şamaş güneş (şems) ve İştar yıldız (star) tanrılarıdır. 12 burçtan oluşan gök cisimleriyle ilgili tapınmaları yakından araştırmak gerekir.

Yunus'la ilgili konularda ise Budizm ve Hinduizm felsefelerini yakından tanımak gerekir. Budizm'de insanın ruhu evrensel ruhun bir parçasıdır. Ve reenkarnasyon yoluyla bedenden bedene göç ederek tekrar tekrar çeşitli varlıklarda kendini gösterir. Ve en sonunda evrensel ruha katılarak ölümde ölümsüzlüğe erişir. Tıpkı Yunus'la ilgili anlatımlardaki benzetmelerdeki gibi. Bu benzetme şöyledir: İnsanın ölümsüz ruhu bir ırmağın suyuna benzer. Bu su akar ve bir değirmenin su dolabına gelir. Bu dolabın her bir kabı başka bir bedeni temsil eder. Su yani ruh bu kaplara girerek belli bir döngüyü tamamladıktan sonra yoluna devam eder ve en sonunda denize kavuşur. Yani insanın ruhu da çeşitli kereler başka başka bedenlerle kendini gösterdikten sonra denizle simgelenen engin evrensel ruhla birleşir. Bu ruh Yunus Emre'yle ilgili olduğunda Allah'tır. Yunus'la ilgili olanlar Budizm'le tıpatıp aynı değildir, Budizm'in İslam anlayışına göre yorumlanmış şeklidir diyebiliriz. Sonra başka ayrıntılar verilebilir.

Dolap: Döngü

Budizm - Vikipedi
 

Cinistan

Acemi
Üye
MADDÎ “SULTÂN” MÂNEVÎ “SULTÂN”

Eûzü Billâhi mine'ş-Şeytâni'r-Racîm
Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm

“Ey cin ve insan toplulukları, göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin, ama ALLÂH’ın verdiği güç olmadan geçemezsiniz. “İllâ bi-sultân ” (Rahmân Sûresi, 33)


Hazret-i ALLAH açık olarak buyuruyor ki ; “Siz “sultan”ı bulmadan arzın çevresinden dışarı çıkmaya yeltenmeyin, çıkamazsınız.” “Sultân”ın lügatte mânâsı basıcı, aşırıcı güç demektir. “Mânen sultan” olanlar ise mânen çıkarlar!Bunu ehli bilir. Sultan, o türlü bahtiyarların mîraclarıdır. Şunu kesinlikle bilelim ki, Peygamber efendilerimize verilen her rahmet-i ilâhî evliyâullâha da lutfedilir, fakat aynı olmayıp ilham yolu iledir... İrşada vazifelenmiş kişilere evham ile ilhamı ayıracak kabiliyet verilmiştir, iyi biline…


PİRİ GALİBİ
H.GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU
"...“Mânen sultan” olanlar ise mânen çıkarlar! Bunu ehli bilir. Sultan, o türlü bahtiyarların mîraclarıdır. Şunu kesinlikle bilelim ki, Peygamber efendilerimize verilen her rahmet-i ilâhî evliyâullâha da lutfedilir, fakat aynı olmayıp ilham yolu iledir... "​

Dünyada astral seyahati yaşamış ve halen yaşayan insanlar sayısızdır. Örneğin Hindistan'daki astral seyahatler ya da "Mânen sultan" olma durumu farklı birşey midir? Aşağıdaki alıntıda astral seyahate bir örnek sunuluyor. Astral seyahatin amaçlarından biri insanlara ruhun bedenden ayrı olarak yaşayabileceğine inandırtmaktır.

İşte astral seyahate bir örnek:

TRİNİTY - Sorunun ne olduğunu sen de biliyorsun.

NEO - Matrix nedir?

TRİNİTY - Cevap dışarda bir yerde Neo. O (Morpheus: Rüyaların Tanrısı) da seni arıyor. Eğer çok istersen seni bulacaktır Neo. ...

MORPHEUS - Sanırım kendini şu an biraz Alice gibi hissediyorsun. Sen de zaten uyanmayı bekleyen ve gördüğü şeyleri kabul eden birinin bakışları var. Ne ilginçtir ki gerçekte bundan pek farklı değil. Kader'e inanır mısın Neo?

NEO - Hayır.

MORPHEUS - Neden?

NEO - Çünkü hayatımı kontrol edemediğim fikrinden hoşlanmıyorum.

MORPHEUS - Ne demek istediğini çok iyi biliyorum! Sana burda olma sebebini açıklayım. Burdasın, çünkü birşey biliyorsun. Bildiğin şeyi de açıklayamıyorsun ama hissediyorsun. Hayatın boyunca hissettin. Bu dünyada yanlış olan birşeyler vardı, ne olduğunu bilmiyordun ama ordaydı. Beyninin içinde dolaşıp seni deli ediyordu. Seni bana getiren işte bu his. Neden söz ettiğimi biliyor musun?

NEO - Matrix.

MORPHEUS - Peki ne olduğunu öğrenmek istiyor musun? Matrix her yerdir. Etrafımızı çevreler. Şu anda bu odanın içinde bile. Pencereden baktığında ya da televizyonu açtığında onu görebilirsin. Çalışmaya gittiğinde onu hissedebilirsin. Kilise de bile. Vergilerini öderken. Gerçekleri görmeni engellemek için gözlerinin önüne çekilen bir dünya bu.

NEO - Ne gerçeği?

MORPHEUS - Bir köle olduğun gerçeği, Neo. Sen de herkes gibi bir köle doğdun. Dokunamadığın, tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin. Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix'in ne olduğunu kimse söyleyemez. Bunu kendin görmek zorundasın. Bu senin son şansın. Bundan sonra bir geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan hikaye sona erer. Yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan, harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm. ... Unutma sana vaatettiğim tek şey gerçek, fazlası değil.
(Neo kırmızı hapı yutar. Transa girmeye başlar.)

MORPHEUS - Beni izle. ... Zaman her zaman aleyhimize işledi. Lütfen şuraya otur.

(Neo bir makineye bağlanır.)

MORPHEUS - Aldığın hap, bir izleme programının parçası. Veri giriş çıkış sinyallerini karıştırıp yerini bulmamıza yarayacak. (Alınan uyuşturucu madde zihnin uyku ile uyanıklık arası bir duruma girmesine neden olur. Bu arada bir cin zihnin kontrol edebileceği yerini araştırıp bulur.)

NEO - Ne demek bu.

CYPHER - Şu demek. Kemerlerini sıkı bağla Dorothy, Çünkü Kansas yok olmak üzere, güle güle. (Astral seyahat başlar. Neo aynaya elini uzatır. Ayna görüntüsü sıvı gibi dalgalanır. Neo maddenin kurallarının değiştiği başka bir dünyaya geçmiş gibi olur.)

NEO - Sizde...

MORPHEUS - Hiç çok gerçek olduğundan emin olduğun bir düş gördün mü Neo? Peki, bu düşten hiç uyanmasaydın, düşler dünyasıyla gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlayacaktın? (İnsanın bu türden gördüğü düşü gerçek sandığı apaçık söylenir, peki kim anlar? Evliyalar mı?)

NEO - Bu olamaz.

MORPHEUS - Ne olamaz, gerçek mi?

(Neo sıvı maddeyle kaplanır. içine damarlarına işler. İçine ruh girmiş gibi! Neo transa girer, acı çeker, kıvranır. Makineler Neo'ya işkence ederler, boğazını sıkarlar. Neo, bir sara nöbeti geçiren hasta gibi işkence görür. Sonra bir zincirin ucunda yukarıya bir kapaktan çıkarılır. Sanki yeraltındaki bir ölüm diyarından başka bir dünyaya çıkmış gibidir. Trans gerçekleşir.)​

Astral seyahat gerçekte bir trans-vecd halidir.

Eski Yunan'da Morpheus Rüyaların Tanrısı'dır. Peki Morpheus'un babası kim? Elbetteki rüyalardan önce gelen Uyku Tanrısı Hipnos. Gayet doğal bir sıralama, önce uyut, transa-vecde sok, sonra bunlara çeşit çeşit rüyalar göster.

Cinler beyni ele geçirdikten sonra bu kişiye bir filmden daha gerçek olan sahneleri zihninde gösterirler. Bu yüzden aslında buna film değil, rüya tiyatrosu demek daha doğru olur. Bu işlemler neden uykuda değil de, uyku-uyanıklık arası bir durumda yapılıyor? Eğer bütün bunlar uykuda olursa, kişi uyanınca bunu yalnızca bir rüya olarak algılayacaktır. Ama Uyanıklık esnasında gösterirlerse, o zaman kişi bütün gördüklerini gerçek olarak algılayacaktır. Ancak bir sorun vardır. Cinler uyanıkken bir kişinin zihnine bütün bunları veremezler. Yani zihin yavaşlamadan, belli bir uyuşukluğa, uyku-uyanıklık arasına girmeden zihni ele geçiremezler. Bu nedenle kişiyi önce çeşitli yöntemlerle bu yarı uykulu duruma geçirmeleri gerekir. Bu yöntemler çok çeşitli olabilir. Önemli olan yarı uykulu durumdur. Bu durum uykuya dalarken, veya uykudan uyanırken kendiliğinden de olur. Hipnoz sözcüğü uyutmak anlamındadır. Morpheus sözcüğünün anlamı "Rüyaların Tanrısı" demektir. Morpheus "Uyku Tanrısı" Hypnos'un oğludur. Hipnoz, meditasyon, gerçek yoga ve uyuşturucu maddeler kişinin uyku-uyanıklık arası bir duruma girmesine yardım eder. Kişi uyku-uyanıklık arası gördüklerini uyandıktan sonra bir rüya olarak değil, tıpkı uyanıkken olduğu gibi gerçekten yaşamış olarak algılar. İşte bu yüzden cinler bu durumu kişiyi aldatabilmek için kullanırlar. Kişiler bütün yaşadıklarını gerçekten yaşadıklarını sanırlar. Oysa yalnızca zihinlerinde kendilerine gösterilmiş bir rüya tiyatrosudur.

Buradaki video klip astral seyahate bir örnek oluşturabilir. Fakat hiçbir video film astral seyahati bize anlatamaz. Çünkü bu deneyimi yaşayanlar bunu gerçek hayatlarında yaşamış olarak algılarlar. Bunun nedeni bunu tam uykuda rüya görerek yaşamayıp, tersine uyku-uyanıklık arasında yaşamalarıdır. Anlaşılan insan beyni uyku-uyanıklık arası haldeki gördüğü rüyaları uyku kısmına değil, uyanıklık kısmına tasnif ediyor. Bu şekilde de kişi gerçekten göklere uçtuğunu sanıyor. Benim tanıdığım bir genç, yaşadığı astral seyahat deneyimini anlatırken, "ben apartmanların arasından uçup gidiyordum vs." diye anlatıyordu. Şimdi bu çocuk evliya mı oldu acaba?


Dream Theater: Rüya Tiyatrosu

Bir müzik grubunun adı. Acaba bu tür gruplar yaptıkları müzikleri nereden esinleniyorlar. Gördükleri rüyalardan mı? Bütün müziklerinin hepsinin olması şart değil. Aşağıdaki klipteki müzik ne anlatıyor? İnsan olan bir erkeğin bir peri kızıyla yaşadıklarını mı? Klipte İsa'nın çarmıha gerilişi gösteriliyor. Daha sonra kız adamın kollarında ölüyor; daha doğrusu yok oluyor. Tabii ki, klipteki herşeyin birebir anlamlarının olması gerekmez. Gerçekten bazı esinlenmeler bu varlıklardan gelir. İtatsiz melekler insanlarla cinsel birliktelikleri yaşamak için isyan yolunu seçtiler. Bu melekler tufan öncesi insan kızlarıyla birlikte olmak için kendilerine erkek bedenleri yaptılar. Tufanda boğulmalarına gerek yoktu ve yeniden ruh bedenleriyle göğe döndüler. Daha sonra bunların maddeleşmelerine izin verilmedi. Bunlar maddeleşemeseler de bir yolla insanlarla seks yapmak için fırsatları kullanıyorlar. Tufan öncesi erkek şeklinde yaptılar ama şimdi bazıları bunu kadın olarak ta yapıyorlar. Ama bu melekler, yani cinler sonunda yok edileceklerini de biliyorlar. Klip bunun kısa bir özetini veriyor adeta. Bu tür müzik gruplarının bu türden dinsel içerikli konuları ele almaları kendi fantazi dünyalarından kaynaklanan birşey değildir. Onlar nereden bilecekler bu türden şeyleri. Hatta bu tür klipleri yapsalar bile anlamlarını tam olarak bilemezler. Belki uyuşturucu maddeleri kullanıyorlar, sonra özel rüyaları görmeye başlıyorlar. Klipteki renklerin doğal olmaması da zaten bunun özel bir şey olduğunu anlatıyor; ayrıca müzik sözleri de bir düşün öyküsünü anlatıyor.

forsaken: terkedilmiş

Dailymotion - Dream Theater Forsaken - ein Musik Video


Forsaken
For a while i thought i fell asleep
Lying motionless inside a dream

Then rising suddenly
I felt a chilling breath upon me
She softly whispered in my ear
(Forsaken)

Forsaken
I have come for you tonight
Awaken
Look into my eyes and take my hand
Give yourself up to me

I waited painfully
For night to fall again
Trying to silence the fear within me

Out of the night and mist
I felt a stinging kiss
And saw a crimson stain on her lips

I have to know your name
Where have i seen your face before?
My dear one, don't you be afraid?

Forsaken
I have come for you tonight
Awaken
Look in my eyes and take my hand
Give yourself to me

Take me far away
Close your eyes
And hold your breath
To the end of the earth

Forsaken
I have come for you tonight
Awaken
Look in my eyes and take my hand

Forsaken
Fly away with me tonight
Awaken
Renew my life
Now you are mine
Give yourself up to me



Söz: John Petrucci
Müzik: Dream Theater
Albüm: Systematic Chaos


TERCÜMESİ

Terk Edilmiş

Bir an için uyuya kaldığımı düşünmüştüm (uyku-uyanıklık arası)
Bir düşün içinde hareketsiz yatarak (bir rüya)

Sonra aniden kalkarak
Soğuk bi nefes hissettim üzerimde
Yavaşça fısıldanan kulağıma doğru
(Terk edilmiş)

Terkedilmiş
Senin için geldim bu gece
Uyan
Gözlerime bak
Ve ellerimi tut
Kendini bana bırak

Acı içinde bekledim tekrar düşmemek için
Korkuyla susmaya çalışarak
Gece sisinin dışında
Acı veren bir öpücük hissettim
Ve dudaklarındaki kızıl lekeyi gördüm

Adını bilmek zorundayım
Yüzünü daha önce nerde gördüm
Sevgilim neden korkmuyorsun

Terkedilmiş
Senin için geldim bu gece
Uyan
Gözlerime bak
Ve ellerimi tut
Kendini bana bırak

Uzaklara götür beni
Gözlerini kapa ve nefesini tut
Dünyanın sonuna kadar

Terkedilmiş
Senin için geldim bu gece
Uyan
Gözlerime bak
Ve ellerimi tut

Terkedilmiş
Birlikte uzaklara uçalım bu gece
Uyan
Hayatımı yenile
Şimdi benimsin
Kendini bana bırak

Bu rüya tiyatrosunun konusu böyle. Yani bu klipte anlatılanlar gerçekten yaşandıysa bu bir astral seyahattir. Yani klip aslında bir astral seyahat öyküsünü anlatıyor diyebiliriz.

Alıntı:
"arkadaşlar burda yazılanlar çoğunlukla astral seyahate bilinçli olarak çıkma teknikleri hakkında. Bir süre önce yaşadığım bir deneyimi paylaşmak istiyorum. Daha önce astral seyahat nedir, gümüş kordon nasıl bir şeydir bu gibi konularda hiç bilgim yoktu. Bir gece uyurken yatakta, kendi vücudumu dışardan seyrederken buldum. Vücudumun üstünde kendimi havada yüzer gibi hissediyordum. Hiçbir panik duygusu yaşamadım çünkü bunun ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir süre sonra yavaşça dışarı süzüldüm. O duvardan geçis anını çok tarif edemiyorum. Akmak gibiydi. Evimiz sekiz katlı bir apartmanın altıncı katında. Çatıya kadar yükseldim. Tan vaktiydi. Apartmanların çatılarını görüyordum. Hava ılıktı bense kendimi ipin ucunda havalanmış bir balon gibi hissediyordum. Manzarayı seyrediyordum ve kendi etrafımda rahatça dönebiliyordum. Bir kordonla aşağıda bir yere sanırım oda daki vücuduma bağlıydım. Gergin değildi yalnız, gevşekti ve bu bana nedense güven veriyordu. Bu arada başka mesafelerde benim gibi yükselmiş cisimler görüyordum. Mutluluk ve hafifleme hissediyordum, etrafı seyrediyordum. Derken yükselmeye karar verdim. Yukarı yükseldim yükseldim yükseldim. Etrafım kararmıştı sanki, yukarı baktığımda yıldızların parıltısını görüyordum. Aşağıya baktığımda kordonu gördüm. Eskisi kadar gevşek görünmüyordu. Sanki gerilmişti. Birden bir panik duygusu içimi kapladı. Sanki kordon kopacak ve ben geri dönemeyecektim. Bu panik duygusuyla aniden hızlı çok hızlı bir düşüş gibi kendi vücudumda sarsılarak uyandım. Bunu uzunca bir süre hoş bir rüya gibi hatırlıyordum. Derken tesadüfen astral seyahatle ilgili bir yazı okudum nette. Benim rüyamla inanılmaz paralellikler taşıyordu. Şu anda beni ürküten ise bu forumda okuduğum aslında astral seyahat olmadığı bunun cinlerin sabaha karşı insan zihninde yarattığı bir hayal olduğu hakkındaki yazı. Eğer böyleyse bu beni gerçekten şu anda ürkütüyor. Çünkü epey uzunca bir süre önce başımdan bir cin hikayesi geçti ve pekte haşır neşir olmak istemiyorum kendileriyle ki bu da ayrı bir hikayedir. Bu yazdıklarım şu an banada bir deli saçması gibi gelmeye başladı ama asıl merak ettiğim şu; bu sadece güzel bir rüyamıydı yoksa yazılanlar gibi zihnime yapılan bir müdahalemiydi veya farkında olmadan yapılan bir astral seyahatmiydi? Bu konuda kafam biraz karışık.
Hoşçakalın"​

Evet zihnine yapılan bir müdahaleydi. Uyku-uyanıklık arasında yaşanan bu deneyimleri insan zihni gerçek yaşanmış olaylar olarak algılayarak yanlış bir değerlendirme yapıyor.
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Tasavvuf denen şeyin özünde içe doğan bilgiyi almak ve o bilgiye göre yaşamak vardır. Yahudilerin aynı yolda yürüdükleri uygulamanın adı Kabala'dır. Bunların doğuşu gayet kolaydır. Çünkü arkasında bazı ilham veren ruh varlıklar vardır. Bu tür şeylere inananlar için bu varlıklar her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı'dır. Bu kişiler bu türden konularda Yaratıcı'ya düşman olan tarafın etkilerinin olabileceğini gözardı ederler. Neden? Çünkü, kendilerine gelen ilhamlar hep iyilikler, güzellikler üzerinedir. Bunun içine zehir karıştırılmış hoş bir içecek şeklinde olabileceğini düşünmek istemezler. Herşeyden önce insanoğlu önemsenmek ister. Eğer bir kişi bir rüya görürse ve bu rüyada kendisine yukardan bazı ak saçlı, ak sakallı birinin, ya da ışıklar saçan ruh bir varlığın kendisiyle konuştuğunu vs. deneyimlerse bundan çok memnun olur. Bunu kendisi için Yaratıcı'nın kendisinden memnun olduğu şeklinde yorumlar ve kendisine gösterilen yolu izlemeye çalışır.

Bir de rüyaların dışındaki önemli olan bir deneyim vardır. Bu TRANS, yani VECD olayıdır. Kişiler çeşitli yöntemlerle vecde-transa girerler ve bu esnada yukardaki bazı varlıklardan ilhamlar alırlar. Kendilerine verilen bu ilhamları alanlar, bunların Yaratıcı dostu ilahi varlıklar olduklarını düşünürler. Çünkü konu hep din, iman, ahiret, iyilik, güzellik etrafında döner durur. Örneğin: "Ne olursan ol gel" sözü kötü bir söz müdür? Hayır, çok yerindedir. İnsanlar arasında ayırım yapmaz ve kardeşliği amaçlar. Peki diğer taraftan felsefenin arkasında neler vardır? Neden insanlar ellerini açarak döner dururlar? Bunların anlamlarını bilen var mı? Yaratıcı'ya ulaşmak ve onunla bir olmak şeklindeki felsefe aslında bir uzakdoğu felsefesi değil midir? Budizm ya da Hinduizm gibi inançlar insanın sayısız kereler reenkarnasyon yaşadıktan sonra evrensel ruhla birleşerek Nirvana'ya ulaşması farklı şeyler midir?

İnsanlar neden eski Babil'in hilal, yıldız ve güneş tapınmasını binlerce yıldır sürdürmüşler? İnsanlar dönerken bir ellerini göğe ve diğer ellerini yere eğerler ve kendilerince buna bir anlam yüklerler. Ama bilseler ki, bunun anlamı gamalı haçtır, svastika sembolüdür. Ayrıca başlarını bir yana eğerler ve ayaklar zaten doğal olarak bacaklardan 90 derecelik bir açı yapar. Elbette insan bedeninin sınırları bu gamalı haçı tam olarak yapmaya elvermez, ama olabildiğince bu şeklin ortaya çıkmasını sağlarlar. Eski resimlerde semazenlerin başlarının yere bakan sol ele doğru yatık olduğunu gösteren resimler vardır. Ve gerçek svastika sembolü bu şekilde ortaya çıkar.

Mevlanayı anlamak için Mezopotomyadaki güneş tapınmasıyla ilgili bilgileri incelemek gerekir. Mevlana'ya yol gösteren kişinin adı Şems değil midir? Şems sözcüğü, eski Babil'in üçlü tanrıları olan Sin, Şamaş ve İştar'la ilgilidir. Sin ay, Şamaş güneş (şems) ve İştar yıldız (star) tanrılarıdır. 12 burçtan oluşan gök cisimleriyle ilgili tapınmaları yakından araştırmak gerekir.

Yunus'la ilgili konularda ise Budizm ve Hinduizm felsefelerini yakından tanımak gerekir. Budizm'de insanın ruhu evrensel ruhun bir parçasıdır. Ve reenkarnasyon yoluyla bedenden bedene göç ederek tekrar tekrar çeşitli varlıklarda kendini gösterir. Ve en sonunda evrensel ruha katılarak ölümde ölümsüzlüğe erişir. Tıpkı Yunus'la ilgili anlatımlardaki benzetmelerdeki gibi. Bu benzetme şöyledir: İnsanın ölümsüz ruhu bir ırmağın suyuna benzer. Bu su akar ve bir değirmenin su dolabına gelir. Bu dolabın her bir kabı başka bir bedeni temsil eder. Su yani ruh bu kaplara girerek belli bir döngüyü tamamladıktan sonra yoluna devam eder ve en sonunda denize kavuşur. Yani insanın ruhu da çeşitli kereler başka başka bedenlerle kendini gösterdikten sonra denizle simgelenen engin evrensel ruhla birleşir. Bu ruh Yunus Emre'yle ilgili olduğunda Allah'tır. Yunus'la ilgili olanlar Budizm'le tıpatıp aynı değildir, Budizm'in İslam anlayışına göre yorumlanmış şeklidir diyebiliriz. Sonra başka ayrıntılar verilebilir.

Dolap: Döngü

Budizm - Vikipedi
buyur burdan yak efenim.efenim cinleriniz size yalan söylemiş.ne mevlana babilde nede yunus hindistanda bulunmuştur.uydurmuşlar size efenim :prv:
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Tasavvuf bir hâl ilmidir.Tasavvuf olmadan insan ihlas elde edemez.İhlas elde edemiyen rızaya kavuşmaz.Rızaya kavuşamıyan ibadetlerini hep o biricik nefsi için yapmaktadır.

İşin özü, yaşamı Hakkın rızasına dönüştürmektir.Bu ancak İhlas ile olursa ele bişeyler geçer, ihlas yoksa , samimiyet yoksa boştur , işe yaramaz bir hiçtir.

Ne buyurmuşlar alimlerimiz : İlm+Amel+İhlas yani ( fıkıh ilmi öğrenilecek + bu ilm amele dönüşecek + amel ise ihlas ile yapılacatır. ) Tasavvuf'dan gaye ihlas elde etmektir.Yâkine kavuşmaktır.

Öz olarak Tasavvuf , İlmi Husuli'den İlmi Huzuri'ye yükselmektir.
 

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Tasavvuf bir hâl ilmidir.Tasavvuf olmadan insan ihlas elde edemez.İhlas elde edemiyen rızaya kavuşmaz.Rızaya kavuşamıyan ibadetlerini hep o biricik nefsi için yapmaktadır.

İşin özü, yaşamı Hakkın rızasına dönüştürmektir.Bu ancak İhlas ile olursa ele bişeyler geçer, ihlas yoksa , samimiyet yoksa boştur , işe yaramaz bir hiçtir.

Ne buyurmuşlar alimlerimiz : İlm+Amel+İhlas yani ( fıkıh ilmi öğrenilecek + bu ilm amele dönüşecek + amel ise ihlas ile yapılacatır. ) Tasavvuf'dan gaye ihlas elde etmektir.Yâkine kavuşmaktır.

Öz olarak Tasavvuf , İlmi Husuli'den İlmi Huzuri'ye yükselmektir.
Vay be! Kitap gibi konuştunuz :) Ama hepsi desteksiz. Hep hüküm var hiç delil yok. Hüküm Allahın değil miydi?
Hani delil? Nerede ayet? Nerede Hadis?

O kadar kesin hüküm koydunuz ki insan merak ediyor. Bu sonuca düşünerek mi vardınız yoksa başka bir şey yaparken mi?
 

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
Tasavvuf bir hâl ilmidir.Tasavvuf olmadan insan ihlas elde edemez.İhlas elde edemiyen rızaya kavuşmaz.Rızaya kavuşamıyan ibadetlerini hep o biricik nefsi için yapmaktadır.

İşin özü, yaşamı Hakkın rızasına dönüştürmektir.Bu ancak İhlas ile olursa ele bişeyler geçer, ihlas yoksa , samimiyet yoksa boştur , işe yaramaz bir hiçtir.

Ne buyurmuşlar alimlerimiz : İlm+Amel+İhlas yani ( fıkıh ilmi öğrenilecek + bu ilm amele dönüşecek + amel ise ihlas ile yapılacatır. ) Tasavvuf'dan gaye ihlas elde etmektir.Yâkine kavuşmaktır.

Öz olarak Tasavvuf , İlmi Husuli'den İlmi Huzuri'ye yükselmektir.
Sallamayalım lütfen,ayıp oluyor.Hal ilmiymiş,oda neki?
Tasavvuf çıkmadan önce bu iman ehli muhlis değilmiymiş acaba?
İlahi rızaya kavuşmak için,Kuran ve Rasulullah bize yetmiyormu bide evliya menkıbelerimi gerekiyor.Yakine kavuşmak istyen Kurana 4 elle sarılsın kafidir.
 

el-Aciz

Tecrübeli
Üye
Apollonius.. Ahrariyye in yukardaki yazisi forumda daha öncede karsima cikti oradada bu yazinin belirli yerlerine bende itiraz ettim...

Apollonius aslinda bu yaziya tam inanan kisi zaten tasavuf ile hem-hal olur böyle düsündügü icin inanc istikametindeki yasantisini ona göre düzenler...buraya kadar tamamen ben saygi duyarim..yani birey olarak bana göre söyledir derse ..
Ben tasavvuf olmadan ihlasi elde edemeyecegimi, dolayisiyle hakk'in rizasini yeterince kazanamayacagimi düsündügüm icin tasavvufa gönül verdim derse ,bu düsünceye ateist te,kominist te,herkes saygi duyar, dogru olup olmadigina inanmasada...
Ama olay genelleme noktasinda tüm müslümanlara itaf mertebesine cikarsa iste burada durmak gerek...


Ibadet noktasinda kisinin tek örnegi vardir..O dinin Peygamberi...
Sayet aciklanmasi zaruri durumlar hasil ise, Peygamberlimizin o durum ne ise ne yaptigi tam bilinemiyor ise iste o naktada bu isin ilmini yapmis olanlarin Fetvasidir..bakilacak...
Bir tarikata intisap etmeyenin ibadetinin bo$a gidecegini söylemek , Allah'in gücüne gider..

Sonucta ibadeti yaptigimiz makam ve merci o yaptigimiz ibadetin sahibi olan Allah (cc) tir...neyi ne kadar kabul edip etmeyeceginide O'ndan baskasi bilemez...

Bildirilen farz-i kifayeleri yapip yapmamak ayri birsey..
Yerli yerinde tarikat ehli olarak yada tarikatsiz olarak yapmak arasinda fark kabulu yönünde olmaz..!!

Apollonius.. bu konudaki tarik ehli kardeslerimiz olayi takva boyutunda inceliyor , ben ise fetvasina bakiyorum...

Cünkü ilk etap bende Fetva dir..

Dolayisiyle Tarikata girmemis kardeslerimizin aklina yanlis seyler sokup günlük yaptiklari ibadetlerden sogutmayalim, vebali büyüktür..Yapilan ibadet nasil olsa kabul olmuyormus ,yapmayiverelim dedikleri an...iste Tasavvufu Farz noktasina cekenlerin bu defa hali kul hakki noktasinda cok iyi olmaz...

Tarikata intisap etmis buradaki üye kardeslerimiz biraz daha dikkat lütfen...!
sizin yazilariniz bizlere oranla dine saldirmak amacli daha fazla irdelenip hatalar araniyor... Sanal alemde Takva boyutu sadece ayni yolda yürüyenlerin bir sayfada yada bir forumda toplandigi yerlerde yapilir yazilir...

Böyle Ha$a Allah ile Peygamberi gürestiren, küfreden hakaret edenlerin ...dine inanmayanlarin da müsterek kullanimi olan forumlarda fetva üzere yoruma önem vermenizin daha saglikli olacagini düsünüyorum..
Tabiki ne yazip yazmayacaginizi siz kendiniz bileceksiniz , ben sadece fikrimi söylüyorum...
 
Son düzenleme:

Ahrariyye

Amatör
Üye
Sevgili arkadaşlar ; Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Allahü teâlânın, kalbime doldurduğu feyzlerin, nurların hepsini Ebu Bekr’in kalbine akıttım.) [Mektubat-ı Masumiyye]

Hazret-i Ebu Hüreyre de buyuruyor ki:
(Resulullahtan iki türlü ilim öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz.) [Buhari]

İmam-ı a’zam hazretleri, ictihadda en yüksek dereceye ulaştığı halde, Cafer-i Sadık hazretlerine talebe oldu. Daha sonra, talebe olduğu iki seneyi kastederek, (Ömrümün son iki senesi olmasaydı, Numan helak olurdu) buyurdu.

Hazret-i Ömer vefat edince, oğlu Abdullah hazretleri, (İlmin onda dokuzu öldü) buyurdu. İşitenlerin buna şaşırdıklarını görünce de, (Fıkıh bilgilerini değil, Allah’ı tanımak ilmini söyledim) buyurdu. (Buhari)

Muhammed Masum Faruki hazretleri de buyuruyor ki:
Tasavvuf marifetlerinin hepsi Resulullahtan gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resulullahın Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikretmekte olduğunu muteber kitaplar yazmaktadır. (Cild 2- Mektup 59)

Ebu Hureyre Hazretlerinin yukarıda beyan buyurduğu gibi Hâl , Kâl ile anlatılmaz.Eğer anlatılırsa avam bunları anlayamıyacağından küfre girer.Evliyaya dil uzatma gafletine düşer ve buda felaketi olur.Nitekim burada şu an bu durum yaşanmaktadır.

Tasavvuf ilmini inkar edenler dikkat etmelidirler ki ; imanın bir sureti birde özü vardır.Suret ile olan iman , ilmi Husulidir , yani akıl ile bilmektir.Öz ise İlmi Huzuri'dir , yani akıl ile bilmek ile birlikte bildiğini bütün hücrelerinde hâl ile yaşamak , tam olgun bir kemal mertebesinde hissetmektir.Bu yâkinin marifetlerini herkez anlayamaz ve anlayamadığı gibi inkar eder.Bu sebeple iyi düşünmeli ve doğru konuşmalıdır.Bilmediği konularda fikir yürütmekten kaçınmalıdır.
 
Üst Alt