• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Tasavvuf gerçekleri

  • Konbuyu başlatan Ammar
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 38
  • Görüntüleme 9K

Okunuyor :
Tasavvuf gerçekleri

mopsy

Emektar
Üye
Tasavvuf islamın özüdür..isterseniz buna takva da diyebilirisniz..bir insan manadan öte kelimeye takılırsa herşeyi inkara kalkar..
Gerçeklerden bi haber kim acaba..inkarla nereye varacaksınız..

Orhan gazi şeyh edebaliye bağlıydı..hocası oydu.. demekki gerçeklerden haberi yok..
Fatih sultan mehmet akşemsettine oda hacı bayramı veliye vs..bunlar cahil senmisin akıllı..Yavuz m.arabiye hayrandı türbesini bizzat kendi yaptırdı..ve bunların hepsi bir mürşidle o ahlaka ermişlerdir..

insafsız inkarlarınızdan dolayı hala ecdadımıza hakaret ediliyor..siz bile bilmeden ediyorsunuz...

Şu tasavvufa laf edenler türbelere gidip ziyarette bulananları eleştirdiğiniz kadar,
neden heykellerin karşısında duranları eleştirip müslümanları uyarmıyorsunuz..
Selam!

Sn.refref boyle ezber laflar atip cevabi alip kacmayi adet edinmissin.
Bir bilgin varsa huccetiyle yaz.

TASAVVUF ISLAM DISI BIR INANCTIR.
Islamin sirtina saplanan bu hanceri mutlaka sokulecektir.
Antik yunan dini+Budizm+Brahmanizm inanc amellerinin
Islami kavramlarla suslenip yamanma saldirisidir.
Bu Hristiyanliga yapildi ve nasiralilar ISEVI oldular.

Butun mono-teist dinlerin en buyuk dusmani bu inanctir.
hele hele Arabi hoca..........
Yavuz m.arabiye hayrandı türbesini bizzat kendi yaptırdı..
Bizler Mohacta kafasini kestigimiz katolik kiralada turbe yaptik.
Sen biraz tarih oku.Ama masal gibi degil.
Sebeb-Sonuc ve Osmanli devlet tasarrufu ucgeninde.

Tekkelerinize donun ve ellerinizi muslumanlardan cekin.
Konu ile ilgili bir BILGI varsa paylas.
Sloganlari bilgi sanma.....
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Öncelikle bi şunu belirteyim, konu başlığı ile alakalı konuş, OSMANLI felan tartışacaksak konuyu Tarih bölümüne taşıyalım, ki o alanda da ezerim sizi asıl uzmanlık alanıma girer, onun için onu antiparantez belirteyim öncelikle...:prv:


Tasavvuf islamın özüdür..isterseniz buna takva da diyebilirisniz..bir insan manadan öte kelimeye takılırsa herşeyi inkara kalkar..
Gerçeklerden bi haber kim acaba..inkarla nereye varacaksınız..

insafsız inkarlarınızdan dolayı hala ecdadımıza hakaret ediliyor..siz bile bilmeden ediyorsunuz...

Şu tasavvufa laf edenler türbelere gidip ziyarette bulananları eleştirdiğiniz kadar,
neden heykellerin karşısında duranları eleştirip müslümanları uyarmıyorsunuz..
Tasavvuf islamın özüdür.

İnsan manadan öte kelimeye takılırsa herşeyi inkara kalkar.
Ne desem ki neresinden tutsam elimde kalıyorsunuz, peki seninle bu konuyu delilleri ile ilimsel olarak tartışalım, anlat bakalım nasıl oluyormuş, islamın özü, manadan kelimeye takılmayalım hadi bakalım manayı açıkla öğrenelim, sanda öğretelim inşaALLAH....Anlat bakalım TASAVUF safsatalarını tek tek cevaplıyalım ALLAH C.C un izni ile..


Orhan gazi şeyh edebaliye bağlıydı..hocası oydu.. demekki gerçeklerden haberi yok..
Fatih sultan mehmet akşemsettine oda hacı bayramı veliye vs..bunlar cahil senmisin akıllı..Yavuz m.arabiye hayrandı türbesini bizzat kendi yaptırdı..ve bunların hepsi bir mürşidle o ahlaka ermişlerdir..
Şu cümleyi kurabilen tarih dersi vermeye kalkan adamın, daha OSMANLI' nın ŞERİAT devleti olmadığından bi haber yorumlarını okudukça üzülüyorum.. Yani diyosun ki FATİH ve YAVUZ' u yetiştiren AHLAK Tamamen bu TASAVVUFÇU' ya bu iki zata bağlıydı doğrumu...?

DEVAM EDECEK...
 
Son düzenleme:

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Siz sorun Ofli hoca yanitlasun:

Ey cemaat, bugün çok önemli konuşuklarum olacak, artuk buraya geldi, üç kuruşluk hakkım varsa üstünüzde vasiyetum bilun yerine getürin, yoksa öbür tarafta hepinizin yakasine yapişir, "ben sana demedum mu ula" der, hesabunu sorarim. İsimlerini vermek doğri olmaz, bizüm ha bu yakunlarda iki tane şeyh vardur, birinin müridleri öbürünün müridlerine der ki, maksat misal olsun, sigara içmek günahtur, niçün: mekruhtur, mekruhu tekrarlamak günahtır, öbürünün müridleri de der ki, bizim şeyh Allah'un bir evliyasidir, yalan söyleyecek hali yok ya, içilmesinde bir sakinca yokdir... Derken sayun cemaat, böyle misallerle, durumlar çoğalır, sözler, dedikodular, ayruluklar çoğalur.
Tabi laftın arasina beni de kariştirirlar. Kardaşum, ne konişik etsem derler ki, anlaşildi Ofli Hoca sen de öbür şeyhin tarafini tutarsin... Bu Ofli Hoca da ne sanay kenduni... Bizim şeyhden iyi bilemez ya, derler.
Sayun cemaat, bu tartuşmalar böyle kalsa iyi, laflar ilerliy, öyle yere geliy ki, artuk birbirleri içün ne kadar çirkün laf vardır hepsuni siralarlar. Sorarsan yaptıklari Müslümanluktur.
Sayun cemaat, şeyhlerünin ağzundan dinlemedum ama, bu Müslümanlar artuk birbirlerine tekfur (aforoz) ederler. Aman laftın orta yerüne kazayla girmeyun, bu tarafa laf söylesen bu tarafa, o tarafa laf söylesen o tarafa da seni koyar, haşa akillarunca dinden imandan senü çikartirlar...
Ey mümin kardeşlerum, Ofli Hoca'nun hiçbir kanuşuğu haşa kitaptan büyük değüldür, ben burdan konişir, birazcuk aklinizi fikrimizi açanım, açilmaz ya, gidip kitaba sen bakacasun, doğrilayacasun lafimi, öyle kulaktan dolmayla olmaz bu iş, kulaktan dolmayla olduğu içün, Müslüman kardaşuna küfür edersun... Nerde kaldum, Ofli Hoca hiçbir hocadan hâşâ büyük değuldur, büyük olan Allah'tır uşağum, şimdi ha bu Ahmet Efendü'nün müridleriyle Mehmed Efendü'nün müridleri tutturmuş ki, bizim şeyhimiz sizin şeyhinizden büyüktür, ondan iyi bilur, uşağum aklinizi başiniza alun, büyük olan Allah'tın, kim kimin içün büyük derse soni kötüdir, ha burdan ilân ediyrim, büyüklük küçüklük
Allah'un bilebileceği iştir, sen kimsin ula, bir de kalkmişlar ne diyler, bizim şeyhin lafidur, o evliyanın tekidir, onun yanlişi olmaz... Sayun cemaat, herkes yanulir, herkes hataya düşer, şeyhin ağzuna bakmayacasun, ula okima yazman yok midir, Kur'ân'a kitaba kendün bakacasun ula, düşün düşün kafayi oynatacağum, ha bu kadar cahulluk olir mi, ula uşağum Kur'ân bir tanedur, ama şeyh araysin, istemeduğun kadar, kurban olduğum Allah bütün müminleri çağurur toplar Kur'ân'm etraflında, nedür birlik olsun, şimdi ha bunlarun hepsi ayri ayri sofra kurar, yataklaruni başka taraflara doğru serer, ey kardaşum, uyan uyan, ahir zamana geldük, kıblenizi iyi kontrol edin, bir yanluşluğunuz olmasun, kulaktan dolmayla bir tarafa döniysin yüzüni ama, bir kontrol et, nereye gider bu konuşuklar, Tel-aviv'e mi gider, yoksa Kahire'ye mi, seni de anlayrum senin de niyetin Kabe'dir ama.
Ahmet Efendi'nin dizi dibinde, Mehmet Efendü'nin dizi dibinde bu Kâbeler karişiy haberin ola...
- Ne diysin uşağum; kötü bir konuşuk mu ettük, şeyhun ağzuna bakacasun, ama, bir de kitaba bakacasun, ben de diyrim ha burdan. Ofli Hoca'nun hiçbir kanuşuğuna inanmayun, gidip bir de kitaba bakun... Ne var ha bu kanuşuğumda, niçin kizarsiniz bu kadar, hâşâ yanunuzda Allah'a kitaba laf edilse ha bu kadar sinirlenmezsühüz, nedür ula derdünüz...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Ebû Hüreyre|Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Benî İsrâil'den sizden önce gelip geçen anlar içinde (Allahu Teâlâ tarafından mülhem) öyle kimseler vardı ki, onlar peygamberler (pâyesinde) olmadıkları halde kendilerine haber ilhâm olunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa (ki, şüphesiz bulunacaktır) o da muhakkak Ömer'dir.|1496

BUHARİ / MÜSLİM / SAHABELERİN FAZİLETİ
 

bziya

Kıdemli
Üye
Kalp ilimlerinden bihaber zavallıların Tasavvuf'tan bişey anlamalarını beklemek öküzden konuşmasını beklemekten daha abes bir durumdur.Seyyit kutup , Efgani , İbni Teymiyye , Abduh vs. gibi din yobazı mezhepsizlerin , dinde aklını ölçü alıp dini aklına uydurmaya çalışan zındıkların tasavvuf hakkında ileri geri safsatalar uydurması akıllarının bu bilgielre yetmediğindendir.Bu sebeple kişi bilmediğinin düşmanıdır kaidesine göre asalaklıklarını cümle aleme göstermektedirler.Bu nasipsiz zavallıların din cahili birer ahmak ve yobaz olduklarını binlerle Ehli sünnet alimi bildirmiştir.Başka söze ne hacet.

http://www.supermeydan.net/forum/forum432/thread59854.html

Tasavvuf ilmini Ehli sünnet alimlerinden öğrenmek isteyen aklı selim kardeşlerimiz buyursunlar.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bidat Ehlini Nasıl Tanıyabilirsin?

Hazırlayan: Ebu Nebil Muhammed Şahin

Şüphesiz hamd, ancak Allah’adır. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz.

Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız.Allah kime hidâyet verirse, hiç kimse onu saptıramaz.Kimi de saptırırsa, hiç kimse ona hidâyet veremez.

Allah’tan başka ilah olmadığına,O’nun bir ve tek olup,ortağı bulunmadığına şehâdet ederim.Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in de Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim.

Allah ona, âline, ashabına, kıyâmet gününe kadar onların izlerinden gidecek olanların hepsine salât ve selâm eylesin.

Bundan sonra:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍق وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ، وَكُلَّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ .))
[ رواه النسائي وصححه الألباني في صحيح سنن النسائي]


"Şüphesiz sözlerin en doğrusu, Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır). (Dînde) sonradan çıkarılan her yenilik, bid'attir. Her bid'at, dalâlettir (sapıklıktır). Her dalâlet (in sahibi) de, ateştedir."[1]

Yine şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ اللهَ حَجَبَ التَّوْبَةَ عَنْ كُلِّ صَاِحِب بِدْعَةٍ حَتَّى يَدَعَ بِدْعَتَهُ.))
[ رواه الطبراني وإسناده حسن، وصححه الألباني في صحيح التغيب والترهيب ]


"Allah tevbe ile bid'at sahibi arasına engel koymuştur.Bid’atçı, bid'atını terkedinceye kadar o engeli kaldırmaz." [2]

Süfyân es-Sevrî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

"Bid'at, İblis'e günahtan daha sevimlidir.Zirâ günahtan tevbe edilir, ama bid'attan tevbe edilmez."3

Bid'atçılar, bid’atlarını açık açık ilân ettikleri zaman arkalarından gidecek kimse bulamayacaklarını gayet iyi bilmektedirler.

Bu çalışmamızda müslümanların bid’atçıları daha kolay tanımaları, onlardan sakınmaları ve onları deşifre edip onların şeytânî maskelerini düşürmek için bazı niteliklerini sıralamayı uygun gördük.

Bid’atçıların belirgin bazı vasıflarını ve alametlerini şöyle sıralayabiliriz:


1. Dinde bölünme, parçalanma ve gruplaşma:

Birbirlerini destekleyip mükemmelleşme adına bir çok İslâmî grupların var olması gerektiği fikriyle fırkalaşmaya veya gruplaşmaya dâvet ederler.

Bu, bid’atçıların tipik hâlidir. Hiçbir zaman ittifak halinde değillerdir.

Nitekim Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

"Dinlerini parça parça edenler, bölük bölük olanlar yok mu? (Ey Peygamber!) Senin onlarla hiçbir alakan yoktur (sen onlardan uzaksın). Onların işi, ancak Allah'a kalmıştır. Sonra O, (kıyâmet günü onların) ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir."9

2. Bid'atçılar, hakkı kabul etmezler ve hevâlarına uyarlar

"Bid'atçı, şeriate karşı inatçıdır ve ona aykırı hareket eder.Zirâ Şâri', kuldan istenilen şeyler için özel şekillerde özel yollar belirlemiştir. Emir ve nehiy ile vaad ve vaid ile bu yolları sınırlamış ve hayrın bu yollarda, şerrin de bu yolların dışına çıkmakta olduğunu haber vermiştir. Çünkü Allah Teâlâ bilir, biz bilmeyiz. Allah Teâlâ, Elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’i sadece âlemlere rahmet olarak göndermiştir.

Bid'atçı ise, bunların hepsini reddetmektedir.Bid'atçı, daha başka yolların olduğunu, Allah Teâlâ'nın bu yollara sınır koymadığını ve belirlemediğini iddiâ eder.Sanki Allah Teâlâ bilir,biz de biliriz, demektedir. Hatta Şâri'in belirlediği yollara ilâveler yapmasından, belki de -hâşâ- Şâri'in bilmediği şeyleri kendisinin bildiği anlaşılmaktadır. Şayet bid'atçının maksadı bu ise, şeriate ve Allah Teâlâ'ya karşı bir küfürdür, maksadı bu değilse, o zaman da apaçık bir sapıklıktır."[10]

3. Bid'atçılar, şeyhlerini ve cemaat liderlerini hatasız kabul etmede ve onları körü körüne taklid etmede fanatiktirler, fikirlerine ve düşüncelerine bağlılıkta taassub sahibidirler.

Uyulması gereken imam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir. Başkasına uymak akıllılık değildir. Bu selef-i salihin yoludur.

4. Bid'atçılar, sürekli bid’atlarına çağırırlar.

"Kendi Bid'atlarına başkalarını da çağırmak, o bid'atı işlemeye teşvik etmek, hatta başkalarını o bid'ata göre düzeltmeye çalışmak, bütün bid'atçıların âdetidir. Çünkü başkasının kendi davranışlarını örnek almasını ve kendi izlediği yoldan gitmesini istemesi, onun yaratılışında mevcut olan fıtrî bir duygudur.

5. Bid'atçılar, bid’atlarını hep meşru gösterme çabasındadırlar

"Bid'atçı, (bid’atını) onu sünnete benzetmek için yapar.Böylelikle o, bununla başkasına sünnet işliyormuş izlenimini verir ya da işlediği bid'at kendisine sünnetmiş gibi gelir.

6. Bid’at ve hevâ ehlinin alametlerinden birisi de müteşâbih âyetlere uymaları ve muhkem âyetleri terk etmeleridir.

7. Bid'atçılar, Kur’an’a ve sahih hadislere zıt bile olsa kendi imamlarını taklit ederler

İbn-i Kayyim -Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:

"… sonradan gelenler, ilim ehlinin yolunu tersine çevirdiler, din işlerini altüst edip Allah’ın kitabı, Rasûlü'nün sünneti ve sahâbenin sözlerini zaafa uğrattılar ve bunları taklit ettikleri kimselerin görüşlerine arz ettiler.Bu delillerden taklit ettikleri kimselerin görüşlerine uygun olanlara boyun eğerek: 'Siz de buna bağlanın', derler. Fakat taklit ettikleri kimsenin sözlerine bu delillerden bazısı muhalefet etse: 'Hasım şöyle şöyle delil getirdi', der ve o delilleri reddederek onunla Allah’a kulluk etmezler.Taklit ehlinin en faziletlileri bile Kitab ve Sünnete uyan delilleri kendi mezheplerine uydurmak için mümkün olan her hileyi yaptılar."17


8. Bid'atçılar,sünnete uymazlar ve çıkarttıkları bid’atlarla amel ederler

Muhammed b. Sîrîn -Allah ona rahmet etsin- bid’atlardan sakındırarak şöyle demiştir:

"Bir bid’at ortaya koyup ta sünnete başvuran hiç kimse yoktur."[20]

İbn-i Receb -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

"Kendisine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in emrinin ulaştığı ve onu bilen her insanın yapması gereken ve onun hakkında vacib olan şudur:

İleri gelen bir âlimin görüşüne aykırı olsa dahi bu emri halka duyurup açıklamak ve onlara nasihat edip, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in emrini yerine getirmelerini emretmek."[21]

9. Bid'atçılar,Kur’an ve Sünnetle amel eden selefin yolundan gidenlere ve hadis ehline düşmandırlar.

10. Bid'atçılar, selefin eserlerinin okunmasına tüm güçleriyle engel olmaya çalışırlar.


İnsanlara, ilimden yoksun ve faydalı olmayan bid’atçıların yazdığı kitap ve risâleleri okuturlar.Okuyanlar genelde bir şey anlamazlar, zaten istenilen de budur.Her sayfasında âyet, hadis ve selef-i salihin sözlerinden okuyana fayda sağlayan selefin yolundan gidenlerin kitaplarını, güya kendilerine tâbi olanların kafaları karışmasın diye kimseye okutmak istemezler.Gerçek şu ki, hak gelince batıl mutlaka zâil olacağından gerçek yüzleri görünecek ve peşlerinden sürükledikleri yığınları sömüremeyeceklerdir.İşte onların korkuları budur. Bu bid’atçıların yurdun her tarafına yayılmış büyük kitapçılarında selefin eserlerinin satılmadığı buna delildir. Hatta o derece ki bid'açılar, ilk müslümanların yazdığı eserler ve tüm ümmetin kabul ettiği Taberî Tefsiri veya Buhârî ve Müslim gibi hadis kitaplarını bile satmazlar. Demek ki gâyeleri ticaret değil,gerçeğin insanlara ulaşmasına engel olmaktır. Yoksa onlar, bu tür kitapları temin edip satarlardı.

11. Bid'atçılar,selefin yolundan gidenleri kötülemek için çirkin lakaplar takarak ayıplarlar.


12. Bid’atçılar, tekfirde acelecidirler.


13. Bid'atçılar, Sünnet âlimlerini aşağılayıp karalarlar.

14. Bid'atçıların kimlerle oturup kalktıkları, onların kimler olduklarını gösterir.

15. Bid'atçılar, selef akidesini yanlış yorumlarla bozmaya çalışırlar.
Onlar şöyle derler:
"Bizim yaptığımız değişik bir yorumdur."

16. Bid'atçılar, yönetime karşı sürekli isyana çağırırlar. (HARİCİLER)

17. Bid’atçıların kitaplarını ve derslerini etrafa dağıtırlar.

18. Bid’atçılarda aslolan, kalabalık olmaktır.

Gruplarına çok sayıda insan çekmeye çalışırlar.Dâvet ettikleri insanların akidelerini düzeltme çabasına girmezler veya bu insanların niyetlerini araştırmazlar.Şu prensibi uygulayarak insanlara çağrı yapadırlar:
"İttifak ettiğimiz konularda beraber çalışalım, ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimize tolerans gösterelim."


19. Bid’atçılar, fikirlerini zayıf veya uydurma hadislerle sürekli desteklemeye çalışırlar.

20. Bid’atçılar, hep hikâyeler anlatırlar.


Onların sohbet ve toplantılarında sürekli hikâye ve menkıbeler anlatılır. Bunlar ne doyurucudur, ne de açlığı gidericidir. Akide ve ibâdette herhangi bir faydası olmayan bu tür meclisler hakkında selef âlimleri sürekli uyarmıştır.

Nitekim Amr b. Zurâre -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

"Birgün ben mescitte kıssa anlatırken Abdullah b. Mes’ud -Allah ondan râzı olsun- başıma dikildi ve:
- Ey Amr! Sen sapık bir bid’at çıkardın. Yoksa sen Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbından daha mı doğru yoldasın?’ diye azarladı.Sonra herkesin etrafımdan dağıldığını, sonunda kimsenin yanımda kalmadığını gördüm."
35


21. Bid’atçılar, gizli çalışırlar ve bazı şeyleri toplumdan gizlerler.






[1] Nesâî; hadis no:1560. Elbânî, "Sahîh-i Sünen-i Nesâî; hadis no:1578.
[2] Taberânî rivâyet etmiştir. Hadis, hasendir.Elbânî de "Sahîhu't-Terğîb ve't-Terhîb"de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.
[3] Bkz: el-Lâlikâî; 1185
[9] En'am Sûresi:159
[10] Bkz: İmam Şâtıbî; "el-İ'tisâm"
[17] Bknz: İbn Kayyim el-Cevziyye; "Taklid Risâlesi [İ’lâmu’l-Muvakkiîn’den çıkarılarak müstakil basılan bir risâle]".
[20] Bknz: Muslim, Mukaddime.
[21] Bknz: Elbânî; "Sıfetu Salâti'n-Nebî".
[35] Taberânî rivâyet etmiş, Elbânî de "Hadis, sahih liğayrihi" demiştir



Şimdi BYZİYA bu makaleyi tamamını okuman için link vericemde.... Sapıklıkların o boyuta ulaşmış durumda ki youtube linki vermiştim CÜBBELİ AHMET hakkında orda bile hakaretlerin havalarda uçmuştu onun için başlıkları ve kısaca konuyu anlatan ana temayı eklemek yeterli diye düşünüyorum...
 
Üst Alt