• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Tasavvuf Denilince...

Okunuyor :
Tasavvuf Denilince...

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
efenim ayetleri fikrinize dayanak yapmak değil,fikrimizi ayete uydurmak mecburiyetindeyiz.Allah sadıklarla olun dediyse,bu kıyamete kadar geçerlidir.Allah yoluna bizleri davet eden ,hidayete vesile olan insanlarda Allahın velileridir.
efenim,genelde ayetleri fikrine uyuduran tasavvuf ehlidir.
Yukarda bahsettiğiniz gibi mesela.Allah sadıklarla beraber olun diyor,siz tasavvuf ehlinin seçilmiş zümresini kasdediyorsunuz.Oysa ayette kasdedilen.iman eden salih amellerde bulunan bütün insanlardır.
Efenim bide hidayet Allah'ın tasarrufundadır,dilediğini hidayaete erdirir.
Efenim bi şu var,tasavvuf ehli,veliler deyince şeyhleri mürşidleri anlar,ama Kuran veliden Allaha iman eden ve salih amel işleyenleri kasdeder.
Gördüğünüz gibi ayetleri kendi hevalarına uyduran ayetleri fikirlerine uyduranlar tasavvuf ehlidir.Açıp Kitabımızı okursanız çok rahat olrak hataları göreceksiniz.
 

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
Kur'anı kerimi aklına göre açıklayan aklına göre dini fetva verenlerin ( bakalım bize göre neymiş ) diyerek ayeti nefsine uyduranlar cehennemin 7. tabakasında hayat süreceklerdir.Bu bid'at ehlinin safsatalarına cevap dahi vermeye deymez...
Kuranı kafana göre açıklamka diye bişey olamaz,oku ayeti,herkes aynı şeyi anlar.
Sadıklarla beraber olun diyorsa bu bütün sadıkları kaplar,seçilmiş bir zümreyi değil.
İman edin diyorsa bütün insanları kaplar,Allahın velileri diyorsa ayetlere göre bütün iman edenleri kapsar.Bu gün en büyük bidat ehli maalesef tasavvuf ehlidir.
Dipsiz bir karanlık kuyuda sürekli batmaktadiılrlar,Allah yardımcıları olsun.
 

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
:........Syn.Ammar ..!

Halâ farketmedigimizi düsünüyorsunuz. Siz bir taraftan Mezheb ve tarikatlara siddetle karsi cikarken yazilariniz buram buram , Selefilik mezhebinin , Vehhabilik tarikati kokuyor...

...
Mezhepler ve selefilik imamnın şartı değildir.
Kaldıki burada kimse vahhabi yada selefi olduğunu söylemiyor kanaatindeyim.
Bu kanaat kendinize ait.Zanda bulunmazsanız daha mantıklı karar verirsiniz kardeşim.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
MÜRİT- Her şeyden önce şunu öğrenelim. Sen tasavvufu kabul ediyor musun, etmiyor musun?

CEVAP- Bu, tasavvuftan ne kastedildiğine bağlıdır. Tasavvuf Kuran ve Sünnete uygun olarak müslümanlığı yaşamak için bir hocanın etrafında bir araya gelmekse bunu güzel ve faydalı bulurum.Şeyh Efendi bir öğretmen bir yol gösterici, örnek bir insan olmaya çalışmalıdır. Ama tutar onu Allah ile kul arasında bir yere yerleştirmeye, onu bir vesile ve vasıtakılmaya, onun ruhaniyetinden yardım istemeye manevi himmetinden yararlanmaya kalkışırsanız aşırıya kaçmış olursunuz. Bizim karşı çıktığımız bu aşırılıklardır. Kuran ve sünnetin çizgisi dışına taşan aşırılıkları kim hangi ad altında yaparsa yapsın kabul etmemiz söz konusu olamaz.

MÜRİT- Bizim tasavvuf anlayışımızı sana okuyayım. İmam Rabbanî Hazretleri Mektûbâtında şöyle buyuruyor:
Şunu bil ki, şeriatın üç bölümü vardır ilim amel ve ihlas.Bu üç bölümün hepsi gerçekleşmedikçe şeriat gerçekleşmez. Şeriat gerçekleşti mi Hak Sübhanehû ve Teâlânın rızasının kazanılması da gerçekleşir. Bu rıza öyle bir şeydir ki, dünya ve ahiret mutluluklarının tamamından üstündür.Allahın bir rızası her şeyden büyüktür.(Tevbe 9/72) Şeriat, dünya ve ahiretin tüm mutluluklarını garantilemiş olmaktadır. Şeriatın ötesinde ihtiyaç karşılayacak bir istek kalmaz.Tarikat ve hakikat ki, sufiler bunlarla öne çıkmışlardır, üçüncü bölümü oluşturan ihlası olgunlaştırma hususunda şeriatın emrindedirler. Bu iki şeyden her birinin gayesi şeriatı mükemmelleştirmektir.Şeriatın ötesinde bir şey yoktur.(İmam Rabbânî, Mektûbât,36. mektup. Arapça nüsha, c. I, s.5)


CEVAP- Bu tasavvuf anlayışını kabul edebiliriz. Ama sizin ortaya koyduğunuz şeyler buna aykırıdır.(Bu kısımdaki görüşler Mahmut USTAOSMANOĞLU Mahmut Efendi ve ekibi ile yaptığımız görüşmede dile getirilmiştir..)

MÜRİT- Bizim ona aykırı bir şeyimiz yoktur.

CEVAP- Bizim karşı çıktığımız, sadece Kurana açıkca aykırı olan şeylerdir. Eğer bunlar Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Eşârî, Maturîdî gibi herhangi bir mezhebin görüşüne aykırı olsaydı bunu gözümüzde büyütüp sert tavır ortaya koymazdık. Mütevâtir olmayan hadisi şeriflereaykırı bulsaydık üzerinde bu kadar durmazdık. Siz Kuranı Kerimin çok açık ifadelerine aykırı şeyler söylüyorsunuz. Bunlar karşısında susarsak hesap gününün tek yetkilisi olan Allaha bunun hesabını veremeyiz.


EVLİYÂNIN YARDIMI

ŞEYH EFENDİ- Abdülkadir Geylânî hazretleri bir şiirlerinde buyururlar ki:
Müridim ister doğuda olsun ister batıda
Hangi yerde olsa da yetişirim imdada


CEVAP- Bu Kuranı kerimin çok sayıda âyetine açıkca aykırıdır.Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.(Neml 27/62) Güç yetirilemeyen konularda Allahdan başkasından yardım istenir, o da yardıma koşarsa artık kim Allaha sığınma ihtiyacı duyar?

ŞEYH EFENDİ- Sen Abdülkadir Geylaniye inanmıyorsan seninle konuşacağımız bir şey yoktur.

CEVAP- Abdülkadir Geylaniye inanmak imanın şartlarından değildir ama Kuranı Kerime inanmak gerekir. Bana göre bu zatlarla ilgili bilgilerin çoğu uydurmadır. Yukarıdaki şiir o uydurmalardan biridir. Allahın Peygamberi için milyonlarca hadis uyduranlar Abdülkadir Geylani için, Mevlânâ için, İmam Rabbânî için niye bir şeyler uydurmasınlar ki? Ama Abdülkadir Geylaninin kendisi gelip bu sözü söylese, bir bildiği vardır, demez tereddütsüz reddederiz. Çünkü biz ahirette Abdülkâdir Geylaniden değil, Kurandan hesaba çekileceğiz.

KABİR EHLİNDEN YARDIM
YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE
OLAĞANDIŞI YOLLARLA YARDIM
ŞEHİTLERİN SAVAŞMASI
GAİB ERENLERİ
YÜCE VE SÜFLİ RUHLAR
GAYBI BİLME
ŞEYHLERE VAHİY
PEYGAMBERE VARİS OLMA
KEŞF
FERASET
İLHAM
ŞEFAAT
ALLAHIN TECELLİ ETMESİ



Yukadaki kısa alıntının ve bu başlıkların tartışmalarının yapıldığı sayfada detaylı bilgiye ulaşılabilir.... İşte itikadı bozuk MAHMUT EFENDİ (İSMAİL AĞA TARİKATI) ve CÜBBESİZ AHMET in şeyhinin bu konularda ki görüşleri siz varın İSLAM ile alakası varmı yokmu kararı kendiniz verin..
 

Ammar

Kıdemli
Üye
MEZHEPLER

MÜRİT- Tarikatlerde Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Eşârî, Maturîdî gibi bir mezhebin görüşüne aykırı olabilecek uygulamaları önemsemediğini de ifade ettin. Demek ki, sen mezhepleri önemsemiyorsun.

CEVAP- Mezheb, bir alimin bir konudaki görüş ve yorumudur. Bugün mezheb deyince aynı metodu benimsemiş alimlerin görüş ve yorumlarının bir araya getirildiği bir bütünlük anlaşılmaktadır. İlmî çalışmanın olduğu her yerde mezheb olur. Mezhebi önemsememek, ilmi çalışmayı önemsememektir. Benim böyle bir şeyden yana olmam düşünülemez. Ben sadece, alimleri kutsallaştırmamak gerektiğini ve bilimsel hürriyetin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.
Mezhep ve meşreb ihtilafları bir ayrılık değil, bir gelişme ve ilerleme sebebidir. Yeterki onlarla uğraşıp Kuranı unutmayalım. Yoksa Kur’an’ın açık hükümlerine aykırı düşmeyen konularda hoşgörülü olmak bir borçtur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Muhammed Allahın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı çok sert, kendi aralarında merhametlidirler. (Fetih 48/29) Ey İnananlar İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine bir milleti getirir de O, onları sever, onlar da Onu severler. Bunlar inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı çok sert olurlar. Allah yolunda cihad eder, kınayanların kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir vergisidir, kime dilerse ona verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.Sizin dostunuz ancak Allah ve onun elçisi ile namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.Kim Allahı, Elçisini ve inananları dost edinirse Allahtan yana olanlar şüphesiz üstün gelirler. (Maide 5/54-56)

İCTİHAD

İctihad burada, bir islam aliminin bir konudaki görüş ve kanaati anlamındadır.

MÜRİT- Mezhepler her şeyi halletmişlerdir. Bize düşen, onları anlamak ve uygulamaktır.

CEVAP- Bu düşünce bir kaç yıl öncesine kadar çok yaygındı. Canla başla savunuluyordu. Şimdi de hatırı sayılır taraftarı vardır. Sağlam bir dayanağı olmadığı için giderek zayıflamaktadır.Mezhepler her şeyi halletmemişlerdir. Mezhep alimleri, tereddüde sebep olan ve bir karar verilmesine ihtiyaç duyulan hususları Kuran ve sünnet ışığında yorumlamışlardır. Olayı kendi şartları içinde kavramış, sebepleri ve sonuçları açısından incelemiş, çözümüne ışık tutacak âyet ve hadisleri tespit edip bir sonuca varmışlardır. İşte burada, içinde bulunulan şartların, eldeki bilgilere olan güvenin ve yorumu yapan ilim adamının özel şartlarının büyük önemi vardır. Bu sebeple bakarsınız ki bir alim, aynı olayı değişik dönemlerde değişik şekilde yorumlamıştır. Bu gayet normaldir ve olması gerekendir. Şartlar değiştikçe yorumların da değişeceği gayet açıktır. Mezhepler tecrübeye ve şartların değişmesine çok önem vermişlerdir. Mesela Hanefî Mezhebinin kurucusu Ebu Hanifedir. Ebu Yusuf ve Muhammed onun talebeleri ve mezhebin önde gelen alimleridir. Yargılama kaza ile ilgili konularda Ebu Yusuf’un görüşüne uyulur. Çünkü Ebu Yusuf kadılık yapmış ve bu konularda tecrübe sahibi olmuştur. Uygulamadan uzak bir ilmî çalışmanın problem çözmede yetersiz olduğunu herkes kabul eder.
Ebu Hanife öldükten sonra Ebu Yusuf 33 yıl, İmam Muhammed de 39 yıl yaşamıştır. Görüş ayrılığı, bunların farklı çağlarda yaşamış olmalarından kaynaklanırsa gene tercih sebebi olur. Mesela: Ebu Hanife’ye göre, bir suçlama olmadıkça, görünüşlerine bakılarak şahitler dürüst sayılır ve ifadeleri mahkemece doğru kabul edilir. Ebu Yusuf ve Muhammede göre bir suçlama olmasa dahi, şahitler hakkında güvenilirlik soruşturması açılması tadil ve tezkiye işlemlerinin yapılması gerekir. Bu görüş tercih edilmiştir. Çünkü genel ahlak Ebu Hanifeden sonra bozulmuştur. Buna göre artık şahitler hakkında güvenilirlik soruşturması açılmadan, mahkemece ifadeleri doğru kabul edilemez. Bu da olması gereken bir davranıştır. Yanlış olan, onlardan sonra hayatı donmuş kabul edip artık bütün gelişmeleri Kuran ve sünnet yerine bu alimlerin görüşleri doğrultusunda değerlendirme eğilimidir.
Kimse bundan yüz sene evvelki şartlarla kumaş dokumayı, inşaat veya ulaşımı aklından bile geçirmez ama hayatın l300 sene evvelki Kûfe ve Bağdat şartlarına göre yapılmış ictihatlara uydurulmasını savunanlar çıkabilir. Mezhepler her şeyi halletmişlerdir demek, mezheplerin oluştuğu tarihten itibaren hayatı donmuş saymaktan başka bir şey değildir.

MÜRİT- Bugün Ebu Hanife , İmam Malik ve İmam Şafiî gibi alimler yetişebilir mi? Ebu Hanifenin kırk yıl yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldığı rivayet edilir.

CEVAP- Zaten asıl felaket burada, bu insanları kutsallaştırmaktadır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kaç gün yatsının abdesti ile sabah namazını kılmıştır? Allahın dinlenmek için yarattığı geceyi uykusuz geçirmenin faziletine dair Ebu Hanifenin tek bir sözü var mıdır? Neden bu alimleri olağan dışı, ulaşılmaz varlıklar gibi görmeye çalışıyorsunuz. Halbu ki, onlar sade ve iddiasız bir hayat yaşamışlardır.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin hayatı da herkesin örnek alabileceği ve rahatça yaşayabileceği sadeliktedir. Gerçi havalarda uçmaya şartlanmış olanlar onun ve ashabının hayatını da olağanüstü göstermek ve bize örnek olmalarını engellemek için yapmadıklarını bırakmazlar. Şükür ki, elimizde Kuranı Kerim ve sahih hadisler var da bunlara karşı koyabiliyoruz.

MÜRİT
- İyi vallahi Tarikatları da mezhepleri de hallettin. Senin maksadın ne? Yoksa İslamı, hayatın dışına itmek mi istiyorsun?

CEVAP- Ben, hayatın dışına itilmiş müslümanlığı hayatın içine çekmek istiyorum. Ama siz, aklınızı kullanmamak için olanca gücünüzü harcıyorsunuz. Halbuki, Allah pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır. (Yunus 10/100)

MÜRİT- Mezhepsiz islam nasıl olur?

CEVAP- Aklını kullanan ve ilmi çalışmayı kabul eden insanların olduğu her yerde mezhep olur. İctihad kapısını kapatmak ise ilmî çalışmaları dondurmak anl***** gelir. Bu da hayatı donmuş saymakla mümkün olur. Siz donmuş saydınız diye hayat donmaz. Olan size olur, gelişmelere ayak uyduramaz ve kendinizi çağın dışına itersiniz.
Müslümanlar Kuran üzerinde akıl yormayı ve ona sıkı sıkıya sarılmayı asırlarca unutmuşlardır. Sonunda Kur’an, erişilemez bir kutsal sayılmış ve onu anlayamayacağımız kanaati doğmuştur. Artık Kuran, sevap kazanmak için okunan, vaaz ve nasihat için belli bir kaç âyeti açıklanan bir kitap haline gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi vardır? (Muhammed 47/24) And olsun ki, Kuranı anlaşılması için kolaylaştırdık ama hani anlamaya çalışan? (Kamer 54/17, 22, 32 ve 40) Ey inananlar Allaha ve Elçisine boyun eğin, Kuranı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde “dinledik” diyenler gibi olmayın. (Enfal 8/20-21)

MÜRİT- Peki şimdiye kadar yapılmış ictihadları yok mu sayacağız, mevcut mezhepleri nereye koyacağız?

CEVAP- Bakın, inanç ve ibadetle ilgili hükümlerin büyük bölümü Kuranda ve Sünnette açıkca yer alır. Burada ictihada bırakılan kısım azdır. Dünya ile ilgili konularda da sadece sınırlar çizilmiş gerisi ilim adamlarına bırakılmıştır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Alimler elçilerin varisleridir buyurmuştur. Bu sebeple alimler, Kuran ve sünnet üzerinde çalışacak kendilerine bırakılmış bölümle ilgili ictihadlar yapacak ve geçmiş alimlerin ictihadlarından da yararlanacaklardır. Böylece Kuran ile hükmetme görevinde Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi temsil edeceklerdir. Çünkü Allah Teâlânın Hz. Muhammede yüklediği görevi temsilcileri devam ettirmek zorundadır. O görev şöyle açıklanıyor: Allahın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Sakın onların heveslerine uyma. Onlardan kaçın ki Allahın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmasınlar. Eğer yüz çevirirlerse bilesin ki, Allah bir takım günahlarına karşılık başlarına bir kötülük gelmesini istiyordur. Zaten insanlardan çoğu gerçekten yoldan çıkmıştır. Yoksa Cahiliye devri hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir millet için kimin hükmü Allahın hükmünden güzel olabilir? (Mâide 5/49,50) İşte alimler insanları Kur’an ve Sünnete yönlendirirler. Bu, süreklilik isteyen bir iştir. Bilimsel hürriyeti engeller, mezhepleri bir yerde dondurur, mezhep imamlarını ulaşılamaz kişiler sayarsanız işin içinden çıkamazsınız.

KURANA DÖNMEK

MÜRİT- Mezheb imamları gerçekten değerli kişilerdir. Onları olağanüstü kişiler saymanın ne zararı var?

CEVAP- Çok zararı var. O zaman iş değişir. Onlar Hz. Muhammedin yerine, görüşleri de Kuranın yerine geçer. Biz bu felaketi yaşıyoruz.
Hiç kimsenin mezhep imamlarına inanma görevi yoktur. Allahın huzurunda bundan sorguya çekilmeyeceğiz. Ama hepimizin Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme inanma görevi vardır. Ona boyun eğmek, Allaha boyun eğmekle bir sayılmıştır. Ayette Kim Elçiye boyun eğerse gerçekten Allaha boyun eğmiş olur. (Nisa 4/80) buyurulmuştur.
Bu âyet dışında Kuranı Kerimin tam onbir yerinde Allaha boyun eğme emri, Rasulüne boyun eğme emri ile birlikte verilmektedir. Haşr Suresinin yedinci âyetinde şöyle buyurulmaktadır: Elçi size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun. Ahzâb suresinin 36. âyeti şöyledir: Allah ve Elçisi bir işte hüküm verince inanmış hiçbir erkek ve kadın o işle ilgili davranışlarında serbest olamaz. Nur Suresinin 63. üncü âyetinde açık bir uyarı vardır: Elçinin emrine aykırı hareket edenler başlarına bir belanın gelmesinden veya çok elemli bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

TASAVVUF GERÇEKLERİ
 
Üst Alt