• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Tasavvuf-Brahmanizm

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 3
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
Tasavvuf-Brahmanizm

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Tekkeciler:
Tasavvufun Muhmmed as ile basladigini iddaa ederler.
Ve
Islamiyetin parcasi oldugunu savunurlar.

UPANİŞADLAR BİLGELİĞİNDE
VARLIK TASAVVURU

Yaklaşık olarak M.Ö. 800–500 yılları arasında yazıya geçirilen Upanişad metinleri, Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü olan ve Tanrı bilgisini oluşturan Sama Veda olarak bilinir. Upanişadlar, Vedaların son kısmı olduklarından dolayı Vedanta adını alırlar. Bir tür tefsir mahiyetinde olan ve kutsal sayılan bu metinler Badarayana ve Shankara tarafından sistematize edilmiştir.[1]

DIKKAT!
Muhammed as'dan 1400 yil
ONCE......​

Upanişad bilgeliğinin ele alındığı kutsal metinlerin[2] konu edindiği düşünceler, Tanrı ile evrenin aynı şey olduğu ve bu düşüncenin bulunması gerektiği öğretisi üzerine kuruludur. Genel olarak Hint düşüncesinin, özel olarak da Upanişadların temel sorunu bireysel ölümsüzlük değil, Atman'ın anlaşılamayan sonsuzluğundaki ebediyettir.[3] En eski Upanişad metinlerinde dile gelen genel öğreti, Tanrıyı tanımak ve ona giden yolda bu hayatı geçirerek ölümsüzlüğe erişmektir. Brihadaranyaka olarak adlandırılan en eski Upanişad metni şu sözlerle açılır: “Başlangıçta sadece Atman vardı.”[4] Burada tüm dinlerin temelindeki klasik öğreti olan Tanrının evreni yoktan yaratması fikrinin bulunduğunu görmekteyiz.

Upanişad metinlerinde dillendirilen varlıkların Atman’dan zuhur etmesi, Atman’ın yalnızlığını giderecek varlıklara gereksinim duymasından ötürü gerçekleşen bir olaydır. Atman’ın kendini ikiye bölmesiyle birlikte, birbirini tamamlayan eril ve dişil varlıkların ortaya çıkması sonucu insanlığın doğuşu gerçekleşmiştir. Atman’a burada ayrıca Ben ismi de verilmektedir. Bu, “Yaradılıştan önce sadece Ben vardı”[5] sözüyle tamamlanan bir anlam bütünlüğünün göstergesidir. Her şeyin Brahman veya Atman olarak ifade edilmesi, felsefi bir sonuç, mantıksal çıkarım veya gerçeklik üzerine salt sözel bir açıklamayla karıştırılmamalıdır. Mutlak olanın dile gelmeyişi, gizemli ve karmaşık oluşundan değil, yalın ve basit oluşundan ileri gelir.[6] Bu da Wittgenstein tarafından söylenen "Tanrı kendini dünyada açığa vurmaz"[7] ifadesinin değişik bir versiyonudur. Çünkü her şey olan varlık, bir şey olarak ifade edilirken O'nun aşkınlığından bahsetmek imkanı yoktur.

İLYAS ALTUNER - Google Search


Kur'an'a gore:
Allah cc ASKIN GUC'tur.
Allah cc yaratilandan FARKLI
Onlara MALIK olandir.

Tasavvuf=Yaratici/Kul birligi
La mevcuda illallah!

Islam=Yaratici/Kul ayriligi
La ilahe illallah!

Devam edecek..........
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

Brahman da dünyada Atman olarak gizli kaldıkça, bilinemez bir varlık olarak içselleşmiştir.
O'nun bulunması, bu anlamda ancak kişinin ruhsal ölümüyle gerçekleşebilir.
Yine Tanrının insan bedenine girmesi ve bedenin yok olmasından sonra başka bedenlerde varlığa bürünmesi,
evrendeki varlıkların tek ve aynı varlık olduklarını, tek bir varlıktan yani
Atman’dan zuhur eden birer görünüm oldukları anlayışını ortaya koyar.
Metinlerin dile getirdiği temel konularda olduğu gibi, tüm bu varlıklar da yalnızca Tanrının varlığında mevcutturlar.

Chandogya metninde Tanrının var olan her şey olarak anlaşılması gerektiği üzerinde durulması yanında
etraflıca işlenen bir konu daha vardır ki, burada Tanrının parçaları tek tek ele alınarak ayrıntılı olarak işlenir.
Toprak, ateş, hava, su, zihin ve nihayet besin olan hayatın tüm yanları
Tanrının parçalarından biri olmakla, Tanrıdan izler taşıyan birer görünümdürler.
Böyle bir Tanrı, varlıkların gerçek benini oluşturan bir ışık olarak karşımıza çıkar ve bu varlık da Atman’dır.
Atman, aslında Tanrının ruhu olarak karşımıza çıkmakla birlikte, onun Brahman adı verilen en büyük Tanrı ile özdeş olduğu sıkça vurgulanır.

İfadelerin, genel anlamıyla tinsel bir nitelikte oluşu, Upanişad metinlerinin vazgeçilmez yanlarından biridir.
Brahman bir yandan tüm varlıkların gayesi ve özü olarak aşkın, diğer yandan da varlıkların şekline bürünen ve onların içine yayılan varlık olarak içkindir.
Bu durum pan-enteistik bir Tanrı tasavvurunu ortaya çıkarsa da, varlıkları
Tanrının görünümlerinden başkası olarak görmediği için, metinlerin genelinde,
panteist yapının temelindeki görüşlerin korunduğu gözlenmektedir.
Eliade’ın ifade ettiği gibi, böyle bir durum Brahman ve Atman özdeşliğini de beraberinde getirir.

Kozmik evrende yaşayan varlıkların Atman’ın görünümü olmalarından ve
Atman tarafından şekillenmelerinden dolayı değil,
Brahman’ın bir ruh şeklinde varlıklara Atman olarak sızmasından dolayı
Brahman ve Atman özdeşliği kurulmuştur.
Atman’ın Tanrıyla özdeş oluşu,
Tanrının farklı görünümlerinin Atman olarak ortaya çıkışıyla ilgilidir.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Vedalar döneminde “yakarış” ve “kutlu bilgi” anlamlarına gelen Brahman kelimesi evrilerek
daha sonra zamanla “evrenin yaradılış ilkesi” anlamında geniş bir kavram niteliğine kavuşmuştur.
Tanrıya yakaran kişi, yakarışı sebebiyle kendi isteğini Tanrı isteğine dönüştürmüş olmakta
ve zamanla bir anlam evrilmesinin nasıl oluştuğunu gözler önüne sermektedir.
Atman kavramının da “üfürük” ve “soluk” anlamlarının evrimi sonucu
“Tanrının özü” anl***** gelmesi de aynı paralellikte olmuştur.
Brahman’ın evrenin kaynağı oluşu Mundaka’nın girişinde anlatılırken, onun bir varlık okyanusundan meydana geldiği belirtilmektedir.
Brahman’ın varlığının sonradan oluşmuş olması, aslında bir evrilme sonucu en büyük Tanrı oluşuyla ilişkilendirilebilir.
Bu durumun, diğer mitsel yaratma tezlerinde olduğu gibi, bir kaostan Tanrıların çıkışına yani bir Theogonia’ya tanıklık ettiği görülür.


Tüm Upanişad metinlerinde söylence olarak zikredilen ve Vedalardan esinlenen bir dua şekli olan “OM” hecesine rastlamaktayız.
OM hecesi, Tanrıya delalet ettiği gibi aynı zamanda evreni de oluşturan yani bir bütün olarak evreni temsil eden tümelliktir.
Şimdiye kadar yaratılan her şeyin bu heceden ibaret olduğu söylenen Upanişad metinlerinde
OM hecesinin neye karşılık geldiği çok önemlidir.

Tanrının veya Atman’ın üç hali olan uyanıklılık, düş görme ve düşsüz uyku, sırasıyla maddi, zihni ve akli hallere tekabül eder.
Kişisel benin Evrensel Ben’e ulaşmasıyla birlikte “vahdet” denilen dördüncü bir hal oluşur ki, bu da kişinin Tanrılaşmasıdır.
OM hecesi (A-U-M), yukarıda işaret ettiğimiz üç hale karşılık gelen üç harften oluşmuştur.
A harfi maddi, U harfi zihni ve M harfi akli olduğu gibi, vahdet halinde de OM hecesi bir bütün olarak ortaya çıkar.
Vahdet hali, süjenin içe dönük yani iç tabiatına yönelmiş şuuru olup geçici olaylara ait anıları biriktiren kaynağıdır.
Nihai anlamda böyle bir şuur, sınırların ötesine geçerek asli cevher olan Atman’ın özünde eriyerek yok olur
ve Atman da varlığın besleyici kaynağı haline gelir.


Evrenin yaradılışını anlatan Upanişad metinlerinin Vedalarda[16] bulunan birtakım öğretileri değiştirdiği görülmektedir.
Örneğin her şeyin tek yaratıcısı olarak görülen Tanrı Brahman, Veda metinlerinde
“zaman” tarafından yaratılan bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır.
Atharva Veda, tüm varlıkların kaynağı olarak zaman kavramını ortaya atar.
Zaman burada her şeye hayat veren, varlıkları harekete geçiren ve sınırlayan bir güçtür.
Oysa Upanişad metinlerinde Brahman, her şeyi yaratan Tanrı olarak bildirilmektedir.

Chandogya Upanishad, bilge Uddalaka’nın sözleriyle varlıkların nasıl yaratıldığı konusunda ayrıntılı bilgi verir.
Başlangıçta “ikincisi olmayan tek varlık” olan Tanrı vardır ve başka hiçbir şey yoktur.
Tanrının çoğalma isteği, diğer varlıkların oluşumunu hazırlayan gaye olması nedeniyle,
yarattığı varlıklarda Atman yani “Evrenin Ruhu” kimliği altında içselleşmesine neden olmuştur.
Yaratıkları üç sınıfa ayıran Uddalaka, onları
"yumurta, rahim ve topraktan doğan"
şeklinde belirttikten sonra bunların ışık, su ve besin olmak üzere üç Tanrıyı oluşturduğunu anlatır.
Zihin besinden, hayat sudan ve söz de ateşten meydana gelmiş olup her şeyin kökeninde ise tohum bulunmaktadır. Atman ve diğer varlıkların tamamı bu tohumun farklı tezahürleridir.
Eğer Tanrı dünyada öz olarak bulunuyorsa, o halde bu özün kişide görülmesi gerekir ki,
bu da Atman olarak kendilik kazanan bir hüviyetle ortaya çıkar.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Bir insanın bir şey yapıyor ya da yapmıyor gibi görünmesi
çoğu zaman yanıltıcıdır. Görünürdeki uyuşukluk hali sadece
kuvvet toplamakta olmasından kaynaklanabilir. Bu nedenle
davranışlarımızın nedenleri çok süptil (subtle/anlaşılması
zor) dir. Suçlamak, hatta övmekte acele etmemek gerekir.
Unutmayın ki Yoga; İç Varlığın/Vyakta, Dış Varlık/Vyakti
üzerinde işlem yapmasıdır.
Dış Varlık her ne yapmaktaysa bu İç Varlıktan gelen tesire
verilen karşılıktır yalnızca.

Ne kadar ve ne şekilde yardım edebilir?
Onun beden üzerinde belli ölçüde kontrolu vardır ve onun
duruşunu, solunumunu düzeltebilir.
Düşünceler, duygular üzerindeki hakimiyeti ise pek azdır,
çünkü kendisi ZİHNÎ dir.
Ancak içsel olan dışsal olanı yönetebilir.
Dıştakinin itaat etmesi akıllıca olur.

Dış Varlık sessiz, sakin ve arzudan, korkudan uzak kalarak
yardım edebilir. Farkına varmış olmalısınız ki Dış Varlığa
verilen bütün öğütler negatif şekildedir. "Yapma, son ver,
yapmaktan sakın, terk et, vazgeç, feda et, teslim ol ya da
yanlışın yanlışlığını gör." Hatta gerçek hakkında verilmiş o
küçük tarif bile inkâr şeklindedir - "o mudur? değildir.. Bu
mudur? değildir.." gibi/Neti, Neti.
Bütün pozitifler İç Varlığa aittirler.
Bütün mutlakların da gerçeğe ait oluşları gibi.

İç Varlık, İlhamın kaynağıdır.
Dış ise, bellek ile hareket eder.
Kaynağın başlangıcı bulunamaz.
Tüm bellek ise bir yerde başlar.
Böylece, Dış daima belirlenir ve saptanır.
Oysa ki İç, sözcükler ile tutulamaz.
Öğrencilerin hatası, İç Varlığı elle tutulabilir bir obje olarak
hayâl etmeleri, algılanabilir olan her şeyin geçici olduğu ve
o yüzden de gerçeklikten yoksun olduğunu unutmalarıdır.
Ancak idraki mümkün kılan gerçektir;
ona, " HAYAT ya da BRAHMAN", her ne derseniz deyin.

BEDEN; YAŞAMIN PEŞİNDEDİR.
HAYAT; BEDENE GEREKSİNİM DUYMAZ.
BEDEN' DİR HAYATA MUHTAC OLAN..

Söyleşiler
22. Bölüm
Sri Nisargadatta MAHARAJ
 
Üst Alt