• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Sylvia Plath

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 2
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Sylvia Plath

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Yaşam rüzgarının önüme savurduğu şair

Yaşam rüzgarının önüme savurduğu şair, Sylvia Plath... Bazen öyle insanlar tanırsınız ki, alıp verdiğiniz her bir nefes anlam kazanır. İşte Sylvia da o insanlardan benim için.

Plath'ın hayatına bir göz atalım. Alman bir babayla, Amerikalı bir annenin,1932 yılında dünyaya gelen kızlarıydı Sylvia. Disiplinli ve çalışkandı, en önemlisi de doğuştan yetenekli. Öyle ki, ilk şiirini 8 yaşında yazdı:

Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya,
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi,
Kafamın içinde yarattım seni galiba.

Öğrencilik yıllarında, katılıp da kazanmadığı şiir yarışması yok denecek kadar azdı. Kendisini, her anlamda başarılı hissetmek istiyordu. Zamanının ünlü ve başarılı yazarlarıyla tanıştı. Onlarla bir arada bulunuyor olması, onlarla yarışması gerektiği anl***** geliyordu onun için. Herkesten iyi olmalıydı. Zamanla bu hırsının rahatsız edici boyutlara ulaşacağından habersizdi pek tabi...

Sylvia Plath gizdökümcü türün en önemli temsilcisidir. Birçoklarına göre Türkiye'de itiraf edebiyatı yok. İtiraf edebiyatı, kişinin kendisiyle ilgili bir durumu/olayı yazıya dökmesidir ya da travma yaratan bir olayın, yazıda yeniden sahnelenmesidir.

Küçük yaşta babasını kaybeden Sylvia için annesinin yeri apayrıydı. Kısa ömrü içinde, annesine yazdığı üç yüze yakın mektup bunun en belirgin örneği değil miydi zaten? Babasıyla aralarındaki uzaklığı, ona duyduğu öfkeyi, babasının ölümü ardından yazdığı şiirlerinde de görebiliyoruz:

Baba, baba, seni piç,
Artık seninle işim tamamen bitti.

Kimilerine göre, babasının erken ölüp, onu yalnız bıraktığını düşünen Sylvia, ona olan sitemini dile getirir bu dizeleriyle. Cambridge Üniversitesi'ne girdikten sonra, orada genç İngiliz şair Ted Hughes ile tanıştı. Kısa süre sonra evlendiler. Her ikisi de şair oldukları için, birbirlerinin şiirlerini eleştiriyorlar, yazımsal kaynaklarını paylaşıyorlardı. Ted, Sylvia için çok önemliydi. Onu, hayatında eksik olan erkek figürü yerine koymuştu. Ted'in beğenisi, tercihleri, Sylvia için çok önemliydi... Annesine yazdığı bir mektupta, ''Dünya üzerindeki, dengim olabilecek tek adam.'' diye bahsediyordu Ted'den. Evliliğinden iki çocuğu oldu. Çocukları olduktan sonra Sylvia, şair kimliğinin ötesinde bir ev kadınlığı misyonu üstlendi ve bu zamanla onu rahatsız etmeye başladı...

Çay getirecek, baş ağrılarını geçirecek ve ne dersen yapacak,
Bir el var, evlenir misin, garantisi var...

Çocukları doğduktan sonra Sylvia'nın aldatıldığını öğrenmesi, onun için büyük bir yıkım oldu. Dikkat çekecek kadar güzel olmadığını bilen ve bunu bir komplekse dönüştüren Sylvia için, eşi Ted artık bir düşmandı. Şiirlerinde, içinde kocasının da bulunduğu evini, canlı canlı gömüldüğü bir mezara benzetiyordu.

Sylvia, eşini affettikçe yeni bir aldatılma sorunuyla karşı karşıya geldi. Aldatılmak, erkekler tarafından yalnız kalmaya mecbur edilmek Sylvia'nın kaderiydi adeta... Önce ilk erkeği(babası) bırakıp gitmişti onu, şimdiyse yeryüzünde dengi olabilecek tek erkek... Zamanla erkeklere karşı, kendisinin de hakim olamayacağı bir nefret oluştu içinde. Yazdığı bir şiirinde, Hristiyan inancında insanların günahlarına kendisini kurban etmiş İsa'ya dahi öfkesini belirtebilecek kadar...

Hayatı boyunca manik-depresif bozuklukla uğraştı ve yaşadıkları tarafından altından kalkılamaz bir bunalıma itildi... Ted ile evlerini ayırdılar. Sylvia çocuklarıyla birlikte kaldığı evinde huzur arayışındaydı.

Hayatı boyunca tam üç kez intihar girişiminde bulunan Sylvia, ilk iki intiharında kurtarıldı. Ancak 11 Şubat 1963'te, son intihar girişiminde amacına ulaştı. İki çocuğu yataklarında uyurken, yanlarına kahvaltılık birer bardak süt ve bisküvi bıraktı. Ardından kapılarını kapatıp mutfağa geçti. Mutfakta fırını açıp kafasını içeri sokan Sylvia, bu şekilde intihar etti. Bir anne olarak, ardındaki çocuklarına hazırlayıp bıraktığı kahvaltının dışında, tüyler ürpertici bir detay daha mevcuttur. Çocuklarının mutfaktan dışarı çıkacak gazdan etkilenmelerini istememiş, kapılarını bantlarla kapayarak, içeri hava girişini engellemişti...

Kendini şöyle özetler Sylvia Plath: ''Mutlu olamam, yalnızca memnun olabilirim.'' Hayatında her on yılda bir intihar girişiminde bulunan Sylvia'nın sözlerine kulak verelim:

İşte yine yaptım
Her on yılda bir
Böyle bir tane beceririm

Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
Acı nefesi
Ertesi gün yok olacak.

Yakında, çok yakında
Vahim bir öldür gücü
Evimde, etimde olacak

Ve ben işte gülümseyen bir kadın.
Daha sadece otuzunda.
Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

Bu üçüncü sefer.
Ne lüzumsuzluk
On yılda bir imha.

Ölmek
Bir sanattır, herşey gibi.
Özellikle iyi yaparım.

Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
Sanki gider gibi bir davete.

Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
Ölmek ve kımıldamamak
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi...

Birçok şiirinde ölmek istemediğini açıkça ifade eden Plath, ölerek unutulmayı değil, ölümüyle hatırlanmayı istemiş; intihar ederek, ölümü kendi tercihi olarak göstermiştir hayatında...

"Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak zorundasınız. Bataklık kumu gibi tıpkı... Daha başından umutsuz. Bir öykü, bir resim heyecanı biraz yenileyebilir ama yeterince değil. Şimdinin dışında hiçbir şey gerçek değildir, daha şimdiden yüzyılların ağırlığının beni boğduğunu duyumsuyorum. Bir zamanlar yüz yıl önce bir kız yaşamıştı, şimdi benim yaşadığım gibi. Sonra öldü... Ben şimdiyim, göçüp gideceğimi de biliyorum ama doruktaki o an, o parıltı... Gelip geçiyor sürekli bir bataklık kumu, ama ben ÖLMEK İSTEMİYORUM." Plath, Temmuz 1950, Massachussets, ABD

Yaşam rüzgârının önüme savurduğu şair, Sylvia Plath... Kadınlığımla gurur duymamı sağlayan en önemli karakter. Yazdığı her şiirinin içine bir tutam gizem, bir tutam estetik bırakabilmiş, tüyler ürpertici dizelerin sahibi...

Geçmişteki varlığın için, yaşamışlığın için sonsuz teşekkürler...
indigodergisi.com
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Bir ekol olmus san'atcinin sesinden
Lady Lazarus

LADY LAZARUS

Bak, gene yaptım işte.
Her on yılda bir
Nasılsa buluyorum bir yolunu

Bir çeşit yürüyen mucize, derim
Bir Nazi abajuru kadar parlak,
Sağ ayağım

Bir kağıt baskısı,
Yüzüm, şekilsiz, ince
Yahudiden bir çarşaf.

Sıyır örtüyü
Ey benim düşmanım.
Nasıl, ürkütüyor muyum?

Bumum, göz oyuklarım, eksik dişlerimle?
Bu kokan soluk
Bir günde gider.

Çok geçmez, çok geçmez
Mezar kovuğumun yediği etim
Yerini bulur üstümde

Ve ben gülümseyen bir kadın.
Daha otuzuncu baharımda.
Kedi gibi dokuz canlı.

Bu üçüncüsü şimdilik.
Ne aşağılık iş
Yok etmek her on yılı.

Nasıl milyonlarca lif.
Seyretmek için doluşan
Ağzı çekirdekli kalabalık

Soyuyorlar beni elleriyle, ayaklarıyla-
İşte büyük striptiz.
Baylar, bayanlar,

Bunlar ellerim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim,

Gene de tıpatıp aynı kadınım.
On yaşındaydım ilk keresinde.
Kazaydı.

Kararlıydım ikincisinde
Sonunu getirmeye ve geri dönmemeye.
Bir deniz kabuğu gibi

Kapanmış sallanıyordum.
Durmadan çağırmaları, yapışkan inciler gibi
Bir bir ayıklamaları gerekti böcekleri üstümden.

Ölmek
Bir sanattır, her şey gibi.
Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi.

Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor.
Öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor.
Bu konuda iddialıyım sanırım.

Bu iş güç değildir bir hücredeyseniz eğer.
Güç değil bu işi yapıp hiç kımıldamamak.
Güç olan güpegündüz

Büyük bir gösterişle
Aynı yere, aynı yüze, aynı hoyrat
Bağrışmaya dönmek:

Bir mucize!
işte bu beni yıkan.
Bir ücreti var.

Yaralarıma bakmanın, bir ücreti var
Nabzımı yoklamanın -
Gerçekten atıyor kalbim.

Bir ücreti var, büyük bir ücreti var hem de
Bir sözümü duymanın, dokunmanın,
Kanımın bir damlasının

Ya da saçımın, giysilerimin bir parçasının.
Ya, ya, Herr Doktor.
YA, Herr Düşman.

Sizin eserinizim ben,
Sizin değerli eşyanız,
O som altından bebek

Hani bir çığlıkta eriyen.
Dönüyorum ve yanıyorum.
Büyük ilginizi küçümsediğimi sanmayın.

Küller, küller-
Karıştırıp duruyorsunuz.
Et, kemik, başka bir şey yok

Bir kalıp sabun,
Bir nişan yüzüğü,
Bir diş dolgusu, altın.

Herr Tanrı, Herr İblis
Sakının
Sakının.

Küllerin arasından
Kızıl saçlarımla dirilip doğruluyorum
Ve solurcasına insan yiyorum.

Türkçesi: Cevat Çapan
 
Üst Alt