Sultanım;

Sultanım

Mahpus kalemin kalp ağrısıdır bu
Şu semadan nüzule bir mâkesi yok
Alabildiğince kimsesiz, olanca gücüyle fakir
İnce, kıl kadar tedirgin zaman avuçlarımda…

Eli boş gönlü bizâr hazırlığı var arzunun çilekeş
Bir şey olsun ömrümün sarnıcında
Hayat dolu bir şey
Damıtılmış, birikmiş kıymeti olan bir şey
Heybemde kutlu bir yük
Şerefli bir rabıta, ulvi ve büyük hatıralar…

Bir söz bırakayım maveraya mesela
Gözleri köz köz olan bir söz
Bir beyit okuyayım kulağına sâminin
Galip’ten, kulakları sağır eden bir beyit
Mefkûreye bir niyet çekeyim felekten.
Diyeti olan bir niyet derin mi derin…

Yüksünmez bir şefkatin altında kıpır kıpır
İflahı iflahsız bir direniş
Ne kadar zavallıyım şu arşa ferşe karşı
Ve ne kadar küçüğüm mâzrufun zarfında
Muamma ne kadar hâkim
Efkâr ne kadar yorgun ve fikirsiz
Silinmiş satırların sadrından sürgün veriyor tomurcuk…

Keşkilerin akim toprağında nâdim bir teselli
Âlil ve mâriz müzminlikler tutmuş yakamı
Yol arıyor içimde yolsuz düşünceler
Derin derin içime çektiğim nefeslerin istiâbı dolu
Kurak iklimler hüküm ferma nâlemde…

Sultan;

Evsafına budur diyebilecek hiçbir şeyim yok sanki
Her ucu tutulmuş seni dokuyan ipeklerin
Kendi mersiyemi tadât etmeliyim ihtimal
En güzel hüzünler en güzel sevgilerle her yer tutulmuş
Kendi taziyemi almalıyım
Senin temâşana takatim yetmiyor
İşte şu minberin ser zakiri
İşte eflakin kol kola dizilip hoş geldin dediği hoşnutluk
İşte Makamların Mahmudu diye bir sülüs çekemiyor,
Bir çizgi çizemiyorum takvimlerin derisine…

Sultan;

Ne varsa senin ya
Seninle var ya her şey
Emrin salât ve selamı bilediği ışıltı senin
Yalnız değilsin hiçbir şeyin olmadığı gibi
Hürmetli adımların sırrına usulca iz tuttuğu erler senin…

Zehrinden arınmış süveydâ
Gözü göz yapan hat belli
Yıkanmış sadırları melek elleriyle tertemiz
Yanmak üveysin hasretinden yadigâr…

Kopmuş şâhikasından sana doğru uzanır selamlar
Kelamlar bir dizi kervan aşıyor aşılası yerleri
Mâtiyesi oldukları manalar serbülend
Gıpta ile mâruf bir sekinet kabullenmiş kendini…

Nasıl yâd ederim,bu yâdlar içinde seni en cemil’in cem-i cemâli
Nasıl anarım kıyısından köşesinden seni
Nasıl överim bu müflis dimâğ bu bizâr çulsuzlukla seni…

Sultan;

Hiçliğin bilinmesi,
Varlık adına bir kenzin miftahıymış
O bilmekte, bilmeye meylin bir hükmü bir vazifesi varmış
Hazinem bir bitik lamba, ihtiyarım şuleden sönük
Dileniyorum basarını yitirmiş bir bitkinlikle
Uzanıyorum musallasına keremin
Upuzun kum gibi,çöl gibi vaha gibi
Bir ihyâ bir bâki tesellidir yolunu gözlediğim
Senin O’nca makbul tanıdık sesinle
Bâb-ı Mu’in kapısında sesleniyorum
Ol emrine muheyyâyım bütün cansızlar gibi ey Hak!
Hazırlar Hızırlar huzurlar gibi dirilt beni…

Sultan;

Can verip can alınan yerde
Bir vediânın, meccanen alevleri var bende
Umudu açmış bir yakinin selâları okunuyor şu habbenin bahtında
Göklere boy vermiş bir kubbenin amudu altında
Kavuşmak hayalinin ,mukayyed vedaları sabrı zorluyor
Gül mü desem yutkunurken,
Kül mü?

Sultan;

Devrin yakasından silkinip yakınca bir yerlere mi gömülsem
Bir kitap arasında mı kurutsam kaldığım yeri
Bir daha açılmayacak bir tebdilin lutfuna mı bıraksam yalvar yakarış kendimi
Yâr diye diye divâne mi olsam yâr bahçesinde
Virane bir dikenin bülbüle açtığı yarayla akıttığı
Bir damla kan olupta mı damlasam can aşkına…

Sultan;

Senin yanına nasıl bir karabetle gelinir
Sev dediğin nasıl sevilir
Haddi nâtıkam yer ile yeksan
Malumum echel,lisanım muzdarip
Hiffet-i ruhuma manalar ağır
Siklet-i siretim butlan ile male mal
Sükut ise bana bar
Söyleyemediğimi söylemezsem bir başka ölürüm…
Kefaret olur duasıdır bu yâdını zorladığım düş
Taklidini kırmış bir zannın pejmürdeliğidir şu kargaşa
Yırtık perdeden ibaret hikayenin babasıyım
Müflis bir sermaye bakiyesi ile hem hal bir hammalık delisiyim…

Sultan;

Şu dağlar,şu cezire şu kum kumistân,şu tarih
Bu tekke,şu zaviye,şu derviş
Şu kemale ermiş başlar levhanın nâtıkhanları
Şu leyli neharı bir karar yarenler
Şu varanlar,şu arayan ayrılıklar
Şu sema,şu şema bu dava senin…

Sultan;

Bu avlunun sakinleri,
Bu tarik
Şu postnişinler
Şu salik senin
Şu intizâr..
şu sadalar şu hoşamedi şu sulara sellere karışmış gözyaşları senin…

Sultan;

Kanım çekiliyor durup dururken
Kuruyor merâmın dereleri olur olmaz yerde
İ’tizar yazıyor felek eflaka inat
Yetmiyor yetemiyorum
Bilmiyorum rengini çiçeklerinin…
Şu sancı ,kalın bir tül belki
Belki hacâletin kelepçesi bu uzaklık
Dizlerim dilimin belasından bükük
boynumda metruk bir kasrın şenliği
Bir dolu vebâl…
Sevinç senin sevindiğine
Sevildiğine şu cezbe
Nutkuna şu kıyam
Nutkundan şu ruku, bu secde,şu sıyâm…
Şu yıldızların nâşir olduğu ışık
Şu kamerin bahtındaki kolye
Şu gecenin şişkin gözleri
Şu karanlığın ulaştığı sabah
Şu duanın arşa çıkmış mecâli
Şu köklerini etekleri gibi toplayan ağaçların halleri
Şu parmaklarından akan ma-i zülal
Şu zülfüne dokunmuş rüzgar
Şu kürsü, şu hakikat
Şu hitap, şu davet, şu şefkat, şu bu kitap senin
İşte şu bekâ
İşte vaâd edilen akıbet
İşte sonsuzluk yurdu,
İşte siraç
İşte müjde, işte gaybın ayn olduğu dü çeşm abrelerin sardığı gerçek
işte şu sızı,bu sızıntı ebedin gel dediği sılanın yazgısı senin…

Sultan;

bir şey var sende bir şey
Bir ifade,bir beyân, bir gerçek, bin bir sır
Bir sekinet var sende
Bir duruluk var sende dup duru bir duruluk
Bir hüzün var sende, ulvi garip bir hüzün
Bir söz var sende senden öte bir söz
Bir gurbet var sende, firâkın aklını yitirdiği bir gurbet
Bir istek var sende ki;
Âlemlerin onunla var edildiği…
Bir şey var sende;
Onunla çalı konuşur,deve konuşur,ölü konuşur…
Bir şey var sende,
Arif susar, kal susar, onunla hâl konuşur…

Ey Müstemi Ahyar;

Dönüşü olmayan bir visâl şiirinin lerzesidir bu
Burç burç,menzil menzil bir sema bu
Nâibler meclisine bir minder çeken senanın
avkındaki teri sildiği mekan bu
Muhibbiler sinisindeki mey kadehlerinde hicran
Müstağrak bir hayalin pervaz ettiği bir divan bu…
Ne ismi var ne cismi zuhurdan âma bir adam
Hem şiddet-i gafletten sesi kısık
Ne kameti münasip, ne ahvâli münasiptir
Ne selaseti, ne cezaleti, ne îcazı dikkate mahâldir aşikâr…

Efendim;

İdrak etmek ne zor zatında içtima edeni
Sensin keyfiyetin en elyak sahibi enveri
Sensin,İmam-ı mübinin, kitab-ı mübini evveli
Kitab-ı mübinin, imam-ı mübin-i ahiri…

Sultanım;

Kabul buyur mücrimden pür nakıs bir vefâ
Mahcubiyete seza bir demdir bu
Varını var edene şükrandır bu…

Murat Safitürk
Eser sahibinin izni ile yayınlanmıştır.
 
Üst Alt