Sultan Yıldırım Bayezid Han dönemi olayları

Sultan Yıldırım Bayezid Tahta Çıkışı

26 Yaşında Aksancak altında H. 791/M. 1389 senesinde babasını ve kardeşini kaybetmiş bir insanın elîm duyguları içinde tahta çıkan Yıldırım Bayezid, çok cesurdu. Cesur oi-duğu kadar da kuvvetliydi. Kuvvetli olduğu kadar ve Yıldırım lakabına hak kazanacak surette de sür'atle hareket ederdi. Elâ gözlü, Kumral sakallı, beyaz ve yuvarlak yüzlü, heybetli ve öfkeli, merhametli ve adaletli bir padişahtı.

Yakub Beyin Şehadeti

Hüdavendigâr Gazi'nin zaman-ı tasarruflarında, Yıldırım Beyazıd Bey'i tahta hazırladığı görülüyordu. Ayrıca beka ale mine intikal eylemek üzere olduğu sıralarda, Yıldırım Beya zıd'a verdiği nasihatler, tahta geçecek bir oğula verilecek na sihatler cümlesinden olduğundan, tahtın sahibini kesin ola-rak belli etmiş oluyordu.
Devletin ileri gelenleri, Savcı bey vakasını da bu arada ha-tırlayıverdiler. «Bir idam, bir isyandan hayırlıdır» mealinde bir hükümle Yakub Bey'in id***** karar verdiler. Ve sabah ol madan çadırında hükmü tebellüğ eden Yakub bey, kadere rı za göstererek kalbi mutmain makamında Şeriat-i Ahmeddiy-ye'nin icabatını yerine getirdi. Sabah olunca Osmanlı Devle tinin başında hükümdar olarak Sultan Yıldırım Beyazid Han vardı. Bu infazın çabukluğunu Yıldırım Bayezid Han'sn «Yıldı*rım» lakabına izafe eden yabancı tarihçiler, Yıldırım lakabının
bu olayla ilgisi olmadığını aslında gayet iyi bilirler amma, İs lâm'a olan düşmanlıkları, onları böyle iftiraları yapmaya sevk etmiştir.

Anadolu Beyliklerinin İlhakı

Avrupa'ya koparılamaz bir kement atan Osmanlı Müca-hidleri, buralarda yerleşebilmeleri için durmadan savaşmak zorundaydılar. Burada yapılacak savaşlar, ne Anadolu Beyle-riyle yapılan savaşlara, ne de Bizans'a göz dağı vermeye benzerdi. Avrupa ile yapılacak savaşlar çok büyük olabilece ği gibi, aynı zamanda lojistik destek bakımından da güçlük gösterir idi. Bunu temin etmek İçinse Rumeli yakasında 10 sene sürecek bir tahkimat ve hazırlık gerekirdi. Halbuki Ana dolu'da bulunan Karamanoğlu ve İsfendiyaroğlu'nun mevcu diyeti, Yıldırım'ın değil 10 sene Anadolu'yu gözden uzak tut ması 1 sene bile gözden uzak tutmasına imkan vermiyordu.

Yıldırım Bayezid Han bunu gözönüne alarak, şimdilik Ru meli'yi rahat bırakmayı, Rumeli ile yapacağı cihada mani olan engeleri ortadan kaldırmayı plânladı. Tabii ki bu engel ler, Karamanoğlu ile İsfendiyaroğlu idiler.

Öte yandan Rumeli'yi iyice başıboş bırakmamak için ku mandanlarından Firuz Bey'i Tuna boylarına göndererek, ora ları didiklemesini, ayrıca Vidin Kalesini fethederek o bölge lerdeki politikaları dikkatle takip etmesini Firuz Bey'e tenbih etmeyi unutmamıştı.

Kendisi, askerin büyük bir bölümüyle Anadolu'ya geçmiş ti. Anadolu'da müstakil beylikler halinde Aydın, Saruhan, Menteşe, Germiyan, Karaman ve tsfendiyar Beylikleri hüküm sürmekteydiler.
Ne var ki o sırada vefat eden Saruhan Bey'inin eyaletini, Karesi eyaletine ilhak eden Yıldırım Bayezid, Aydın Beyliğini de ortadan kaldırmıştı. Germiyan Beyliği, bu olanlardan ür kerek, derhal Yıldırım'ın huzuruna gelerek arz-ı sadakat et mişse de, sadakatini gösterme fırsatı olarak kendisine Ru meli'ne geçmesi emredilmiştir. Bu durumu dikkatle takip eden Menteşe Beyi, çoluk çocuğunu taşınabilir malının bü yük kısmını yanına alıp, beyliğini, topraklarını Yıldırım Baye-zid'e terk etmiştir. Artık sıra Karamanoğlu'na gelmişti. Belki diğer beylikleri ortadan kaldırmaya sebeb yoktu diyen tarih ler vardır. Şunu belirtmeliyiz ki, küffara yapılacak seferde mutlak surette geri hatların emniyeti temin olunmalıdır. Müs takil olan bu beylikler, aşiret asabiyetiyle Osmanlıyı rahat bı rakmazlardı. Avrupa'da savaşacak mücahidler ordusunun arkasında böyle bir kambur bırakılamazdı. Nitekim bırakıl mamıştır da... Diğer beylikler için sebeb yoktu diyen birçok tarihler, Karamanoğlu'na gelince, zaten onun hiçbir zaman rahat durmadığını, hatta Kosova Meydan savaşında kafirlerle irtibatlı olduğunu ve münasebetlerinin bulunduğunu söyler ler. Aslında buna da fazla itibar etmemek gerekir. Çünkü ke sindir ki, Hüdavendigâr lakabının tecelisi olarak, Anadolu müslümanları Kosova savaşına alaka göstermişler, hiçbir ih tilafı konu etmeden, davayı bir hilal-salip kavgası olarak ka bul edip, Hüdavendigâr'ın daveti şerefine seve seve koşmuş lar, bu mücahidler ordusunun dört başı mamur bir zaferle taçlanmasına bileklerinin gücü, kalplerinin zikriyle katılmış lardır. Biz Karamanoğlu'nun küffar ile anlaştığı yolundaki söylentileri kabul etmiyoruz. Belki Karamanoğlu içinden bir kaç siyasetçi «mağlub olursak..» korkusuyla böyle bir muha berata ginnişlerse, bu bütün karamanoğlu askerine teşmil edilemez. Karamanoğlu ve diğer beyliklerin ortadan kaldırıl masının lüzumu tek maddede belidir ve bizim görüşümüze daha uygun gelmektedir. Haçlı Dünyasıyla çarpışacak İslam Mücahidleri, arkalarında post kavgası, toprak kavgası çıka rabilecek hiçbir ihtimal bırakmama tutumunu takip etmişler, elhak doğrusunu yapmışlardır. Daha sonraki tarih safahatı göstermiştir ki, batı üzerine gidilecek seferler, daima şarktan gelen belalar yüzünden aksamıştır. Timur belâsı gibi...

Karaman üzerine gidilip Konya fetholunmuş ve Çehar şen-be Nehri hudut sayılıp ikiye bölünerek bir kısmı Osmanlı Devletine ilhak olunmuştur. H. 792/M. 139O'ı gösteriyordu tarih...
Şimdi sıra Kastamonu, Sinop ve Samsun'da hükmünü sürdüren İsfendiyaroğuları Beyliğindeydi.
Fakat Yıldırım, Ulah askerinin Tuna Nehrini geçerek Rumeli'nin bazı yerlerini tazyik ve tahrib etmeye başladığını ha ber alınca, derhal Rumeli'ye geçti. Bu geçiş, İsfendiyaroğ-lu'nun ve Kostantiniyye üzerine yapılacak seferleri şimdilik iptal demekti.

Vİdin'i fetihle görevlendirilen Firuz Bey, vazifesini yerine getirmiş, Vidin Kalesine İslam Sancağını çektiği gibi, Üiah memleketinin de tozunu atmaya başlamıştı. Buna mukabale-i biPmisilde bulunan ülahlılar, Tuna'yı geçip evlad-ı fatihanı rahatsız etmeye başladıkları hırada, Yıldırım unvanına layık padişah Bayezid han, son sür'atle muzafferen Bükreş'e gire rek, Ulah Bey'ini imtiyazlı bendegân olarak rnaiyyetine al mıştır. Tarih H. 793/M. 1391 yılını gösterdiğinde Yıldırım o işi de, yıldırım hızıyla halletmiş oluyordu.

Durum Yıldırım Han'ın Rumeli'de kalmasını icab ettirirken, sür'ati hareketine istinaden Yıldırım Anadolu'ya geçerek İsfendiyar Oğlu'nun üzerine yürümüş, sonra da Sivas üzerine sefer açmıştı.
Halbuki Avrupa'nın durumu Sultanı düşündürücü bir hal almıştı. Çünkü Osmanlıların Avrupa'ya yerleştiğini gören Doğu Avrupa Aİmanyası imparatoru IV. Şarl (de Lüxem-borg)'ın oğlu Sgismund'un kumandanlığında birleşmekte idi ler. Yani Osmanlı kuvvetinin akıntısı Avrupa sularını karıştı rarak, küçük bir anafor meydana gelmesine sebeb oluyordu.

İşte iki ateş arasında kalmanın zamanı geliyordu. Hiç ol mazsa dahili yangından korunmak için Anadolu birliğinin ve Bizans'ın tehlike tevlid edebilecek durumlarının izale edilme si lâzımdı.. Yıldırım Bayezid Han, gayretlerini bunu temine hasrediyordu. Bu gailenin yanında Avrupa gailesi, ayrıca Ti mur'un Anadolu'ya gelmesi tehlikesi pek yakın değilse de, uzak da değildi.

Sigismund, annesi tarafından miras yoluyla Prusya Duka lığını aldığı gibi, karısı Maria'mn babası Macar Kralı Lui'nin ölümüyle Macarlar tarafından kral seçilmişti. Böyle kolaylık la ele geçirilmiş makamlara; CIlah, Boğdan, Erdel, Bosna memleketleri de iltihak etmişti. Sigismund, aradan çok geç meden Almanya imparatorluğu tacıyla, Bohemya krallığı taçlarını miras ve seçim yollarıyla uhdesine almıştı. Baltık deniz sahili ile Tuna sahillerine kadar olan topraklar Sigis-mund'un idaresine kalmış, sanki bir Avrupa kralı meydana çıkmıştı.

Karaman Ve Sivas'ın Fethi

Ulah tecavüzünü önleyen Sultan Bayezid Han, Edirne'ye dönerek ordunun ihtiyacının temin edilmesini beklerken, Ka-ramanoğlu'nun Bayezid Yıldırım'ın Beğlerbeyi olan Demirtaş Paşa'yı esir aldığı haberi geldi.

Yıldırım Bayezid bu haberi alınca çok kızdı. Avrupa'yı bıra kıp Karaman üzerine sefer açarak, eniştesi Alâeddin Bey'i, hemşiresi Nefise Sultan'ın yalvarmalarına, niyazlarına bakmı-yarak, esir olarak alıp çok eziyet verdiği Demirtaş Paşa'ya vermiştir. Demirtaş Paşa da ta Sultan Hüdavendigar'dan beri Devlet-i Osmaniyye'nin başına gaileler açan bu Alaâeddin Bey'i idam ettirmiştir. Karaman Eyaleti tamamen Osmanlı topraklarına ilhak olunmuştur. H. 795/M. 1393 yılında bu işi bitiren Yıdırım Bayezid Han, oradan Sivas üzerine yürümüştür. Alimliği ile meşhur olan Kadı Burhaneddin adlı zatın idaresin de bulunan Sivas eyaletini, sonra da İsfendiyar Beyliğini fetih suretiyle ele geçirerek Anadolu'nun fethini tamamlamıştır.

Bizans'ın Yaptığı Sûrların Kendilerine Yıktırtılması

Kayser, uzun zamandan beri Avrupa'ya feryadlarla dolu yardım mektupları yazıp istimdat ediyordu. Ayrıca bir ihtiyat tedbiri olarak iki tane burç yaptırmış ve daha evvelki muha saralarda yıkılmış kaleleri tamir ettirmişti. Bu haberi duyan Yıldırım Bayezid, Kayser'e yaptırdığı burçları derhal yıkması nı emretmiştir. Çarnaçar bu emre uyan Kayser kaleleri yıktır mak mecburiyetinde kalmıştı. Bu da gösteriyordu ki, Kay-serliğin bağımsız bir devlete benzer tarafı kalmamıştı.. Baye zid Han'ın tahta çıktığı sırada Kayser'in oğullarından Andre-nikos vergi vermeyi vaad ettiğinden 10.000 askei gönderilip Yani Paleolog tahttan indirilmişti. Onun yerine Andrenikos Kayser ilan olunmuştu. Bunun üzerine Yani Paleolog padişa ha iltica ederek kendisinden istenecek vergileri vermeye ha zır olduğunu bildirmesi ve tahtın kendisine iadesi yolunda İs tirhamda bulunması padişah nezdinde kabul gördüğünden, Yani Paleolog Osmanlı askeri refakat ve himayesinde tahtına iade olunmuştur.

Kayser tarafından gelen istimdad feryadlanna kulaklarını tıkarnıyan papalık yaptığı tazyikler neticesinde Ceneviz, Ve nedik, Rodos şövalyelerinden müteşekkil bir ehli salip ordu su Selanik'e çıkarak etrafı yağmalamıya başlamıştı. Bu ise: Yıldırım Bayezid Han'ın ehli salibe karşı büyük bir muzafferi-yet kazanmasına ve dolayısıyla Selanik, Atina ve Tırhal'a gi bi büyük şehirleri eline geçirip Osmanlı ülkesine katılmasına vesile oluyordu.

Nıgbolü Savaşı

Kayser'i, yaptığı istimdadlar yüzünden cezalandırmaya karar veren Yıldırım Bayezid Han, İstanbul'u muhasara et meye karar vermişti. Tarihler H. 796/M. 1394 yılını göteri-yordu.
Ne var ki Kayser'in imdadına koşan kuvvetlerin en büyü ğü Osmanlıların Rumeli'de kalışlarını tehdid edebilecek bü yüklükte bir ordu, Sigismund'un kumandasında kendi aske rinden başka Almanya ve Fransa'dan gelen kuvvetlerle bir leşmişti. Tuna'yı geçerek Vidin Kalesini zabt etmiş, Niğbo-lu'yu muhasara atına almıştı.

Zaten Sigismund'un böyle bir sefer yapacağını çok evvel den tahmin etmiş olan Yıldırım Bayezid Han, hazırlıklarını yaparken daima bu seferi de hesaba katmıştı.
Oteyandan Niğbolu'yu sarmış olan düşman padişah çok uzakta deyip, çok rahat hareket ediyorlar. Ve padişah gelme den Niğbolu Kalesini ele geçirebileceklerini umuyorlardı. Ne var ki kalede şanlı gazileri ve onların Beyi olan Doğan Bey'in nasıl birer mücahid, Allah'ın ne yaman bir askeri olduklarını akıl ve hayallerine bile gevremiyorlardı.

Kaleye karşı yapılan hücumları, gaziler ve onların kuman danı olan Doğan Bey tesirsiz bırakıyor ve padişah Yıldırım Bayezid'in mutlaka yardımlarına yetişeceğine emin oldukla rından can ve başla direniyorlardı.

Sigismund'un ordusunda Avrupa'nın seçme şövalyeleri ve komutanları yer almışsa da, Niğbolu kalesine kapanmış bir avuç mücahidi söküp atamıyorlardı. Burgonya Dukası kor kusuz Jan, mareşal Filip Dartunun kumandasındaki şövalye ler, İslam akıncıları önünde çaresiz kalıyorlardı.
Doğan Bey; her geçen gün cephane ve yiyeceğin azaldığı nı görüyor, gazilerin birer ikişer şehadet şerbetini içmeleri ve bazı ağır yaralıların üzüntüsünü yüreğinde hissediyor, fakat bu üzüntüsünü hiç dışarıya sezdirmiyor, Hakk Teâlâ'ya ni yazlarda bulunarak Yıldırım Bayazıd Han'ın yetişmesini tafeb ve istirhamda bulunuyordu.

Yıldırım'ın Doğan Bey'le Konuşması

Yine akşamın alaca karanlığı çökmüş akşama kadar düş man gözlemiş, onların hücumlarını püskürtmüş, gaziler na mazlarını kılmışlar siperlerine dayanmışlardı.
Doğan Bey de gazilerin yanlarına uğrayarak onların kuv-ve-i maneviyyeferini yükseltecek sözler söyleyip hatır ve hal lerini sora sora burçlarda dolaşıyordu. İşte o sırada düşman ordusunun arasında bütün heybetiyle ve bembeyaz atıyla, yıldırım sür'atiyle kefenini boynuna dolamış, üzerindeki yeşil cübbesinin eteklerini savura savura kanatlanmış gibi bir atlı nın koştuğunu gördü. Biraz yaklaşınca gözlerine inanamadı. Gözlerini oğuşturdu. Bu vaziyette bu bir serap olamazdı. Evet O'ydu... Sevgili padişahı, Efendisi, Yıldırım Bayezid Han Hazretleri düşman ordusunun arasında, gecenin karanlı ğına ters düşen, harbiye-i askeriyyenin 'kamuflaj' diye tabir ettiği araziye uyma kaidesini parça parça eden, beyaz atı, boynunda beyaz kefeni başında kar gibi bembeyaz sarığıyla süzüle süzüle geliyordu.

Doğruca Doğan Bey'in üzerinde bulunduğu burca yaklaştı. Doğan Bey'i eliyle oraya koymuş gi bi seslendi:
Bre Doğan! Bre Doğan!
Buyurun Sultanım, emredin!
Halin nicedir iyi bilirim. Biraz gayret yetiştim, yarın in şallah herşey hallolur.
Beli Sultanım.
Sultan Yıldırım Bayezid Han, bu muhavereyi yapıp atını dönürdü. Burak misali uça uça gözden kayboldu.

Evet, Yıldırım Bayezid Han, o, kendine has lakabına uy gun olarak, yıldırım hızıyla Niğbolu önlerine yetişmiş, çocuk luk arkadaşı Doğan Bey'in kalesine haberci göndermeyip bizzat gitmişti. O alaca karanlıkta düşman ordusunun ortası ndan, beyaz atı, beyaz, sarığı, boynunda ^efeni ile beyazlar içinde geçmesi ve görülmemesi zahiren mümkün görülme mekle beraber, gönül ehlince mümkünsüz değildir.
Acaba sahib-i velayet Hüdavendigâr Gazi Hazretlerinden iras (miras) yoluyla mertebeler de mi almıştı Yıldırım Baye zid han!? Belki de.,.

Sabah olunca Yıldırım Bayezid başta olmak üzere İslâm askeri, ehli salib üzerine saldırdılar. Ancak bu saldırı, bir tak tik saldırışıydı. Hedef; mutlaka düşmanı imha edecekleri ye re çekmekti. Bu sebeble hafif silahlarla mücehhez bir akıncı kuvveti düşmana savlet etmiş, bir müddet çarpıştıktan sonra yüzgeri ederek, düşmanı imha edebilecekleri sahraya çeke-b"lmişlerdi. Bazı tarihlerde, bu taktiği ya anlamıyan müver-rin'er veya anlamak istememelerinden dolayı, Akıncıların başi bozuk olarak saldırdıklarını, korkusuz Jan ve Mareşal Filip';n şövalyelerinin akıncıları bozguna uğrattıklarını ileri sürerkr. Halbuki olay dediğimiz gibi, düşmanı imha edilecek yere çe'Kme plânının tatbikinden başka birşey değildi.
Bir hilal gibi engebeli arazinin yamacına yayılan İslâm as keri, akıncıların düşmanı istenilen noktaya getirdiğini görün ce bir kıskaç gibi, hilali dairesel biçimde kapatmış, ancak kaçmak isteyenlere bir açık yol bırakarak, tarihin en büyük imha savaşlarından birini gerçekleştirmişlerdi.

Çok kanlı bir imha harbi bittiğinde, tarih H. 798/M. 1396 yılını gösteriyordu. Mareşal Filip, birçok Fransız ve Alman şövalyesi telef olmuşlar, Korkusuz Jan ise esir düşmüş, Si-gismund da açık bırakılan yoldan kaçmayı başarmış, fakat yurduna dönebilmek için aylarca tebdil-i kıyafet ederek do laşmak zorunda kalmıştı.
Bu kesin mağlubiyet, Avrupa ülkeleri ve Papa trafından duyulunca yas ilan etmişler, günlerce kiliseler çanlarını acs acı çalarak insanlarını kiliselere toplayarak dualar etmişler dir.

Yıldırım Bayezıd'ın Civanmertliği

Savaştan sonra esirlere iyi muamelede bulunulması, zaten Islamiyetin emirlerindendir. Bir İslam padişahı olan Yıldırım, bu hükümden ayrı hareket edemezdi ve etmedi de... Korku suz Jan'a iyi sözler söyleyip onu teselli etti. Bunun üzerine Korkusuz Jan, bir daha Yıldırım Bayezid'e karşı kılıç çekmi-yeceğine yemin etti.
Bir müddet sonra Avrupalıların, esirlerini kurtarmak için topladıkları fidyeler alınıp esirjer salıverilirken, Yıldırım Baye zid Korkusuz Jan'ı yanına çağırtarak, asırlarca dilden dile dolaşan civanmertliğinin bariz bir numunesi olan şu sözler söyledi:
« Şövalye, bir daha bana kılıç çekmiyeceğine dair ettiğin yemini, kılıcınla beraber sana geri veriyorum. Memleketine git, istirahat et, kuvvetlen, bütün ehli sahibi başına toplayıp yine gel. Ben ordularımla daima burada olup, sizi yenerek şanımıza şan katma fırsatını vermenizi bekleyeceğim.»

İstanbul'un Yeniden Muhasarası

Niğbolu'ya gitmeden evvel Yıldırım Bayezid, İstanbul'un muhasarasını emretmiş ve boğazı kontrol altında tutabilmek için, bugün Anadolu Hisarı olarak bilinen Güzelce Hisarını H. 796/M. 1394 yılında yaptırmıştı. Niğbolu Zaferinden sonra askerinin bir kısmını Macaristan'ın içlerine gönderen Yıldırım Bayezid, geri kafan askeriyle İstanbul muhasarasına gelmiş ti...
Telaşa kapılan Kayser, senede 1000 altın vergi ile İstan bul'un içinde bir müslüman mahallesi kurulmasına rıza gös terdiğini imam, müezzin ve kadı tayininin padişaha ait oldu ğunu kabul ederek sulh istirhamında bulundu. Yıldırım Baye zid, bu sulh teklifini kabul edip muhasarayı kaldırdı. H. 799/M. 1397.

İslam Mahallesinin Kurulması

Sultan Yıldırım Bayezid Han n***** hutbe okunacak olan bu İslam Mahallesine imam, müezzin ve kadı tayin edildikten sonra, Göynük'ün Taraklı Yenice'sinden getirilen çok miktar da müslüman aileler buraya yerleştirildiler. Şunu unutma mak lazımdır ki, bir yerin maddeten ele geçirilebilmesindeki kolaylık, o yerin önce manen elde edilmesiyle daha da ko laylaşır ve sağlamlasın İşte buraya getirilen bu müslüman ai leler, bir cihetleriyle de <ıgönül fatihleri» idiler...

Fakat, Timur Vaka-i hazininden sonra Kayser bu mahalle yi dağıtmış ve müslümanlara eziyetler vermiştir. Timur Os manlı Ülkesini çiğneyip Yıldınm'ı yenmekle kalmamış, Bi zans içinde bir avuç gönül fatihinin de izdıraplar içinde terk-i can etmelerine sebeb olmuştur.

Bu arada, yeri gelmişken bu mahalle ile ilgili olarak biraz bilgi vermeye çalışalım: Şimdi İstanbul'un Galata veya Çeş me Meydanı denilen semtinde bulunan Arap Camii, söz ko nusu İslam mahallesinin merkeziydi. Bu Arap Camii, Emevî Halifelerinden Süleyman zamanında inşa edilip ibadete açıl mıştı. Az bir müddet sonra Bizanslılar tarafından kapatılmıştı. Kiliseye tahvil olunan Arap Camii, Tuğrul Bey'in talebi üzeri ne, bir müddet daha cami olarak açık tutulmuştu. Tekrar ka*patılmış olan Arap Camii, yine kiliseye tahvil olunmuştu. Üçüncü seferinde Sultan Salahaddin-i Eyyübî Hazretlerinin müracaatıyla yeniden cami olarak ibadete açılmış, fakat bir süre sonra yeniden kiliseye çevrilmişti. Dördüncü defasında Yıldırım Bayezid Han, tekrar camiye çevirttirmişti. Ne var ki köhne Bizansa, Timur'un Osmanlıyı Ankara Savaşında mef luç bırakması, yukarıda izah ettiğimiz gibi camii yeniden ka patmalarına ve müslüman ahaliye işkence etmeleri fırsatını vermiştir.
devam edecek......
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt