• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Süleymaniye Kürsüsünden

  • Konbuyu başlatan hisarlikenan
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Süleymaniye Kürsüsünden

H

hisarlikenan

Ziyaretci
Süleymaniye Kürsüsünden

Bir de İstanbul'a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya... Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş... doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
-Yaşasın
-Kim yaşasın?
-Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.

Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok;
Aksa kan sel gibi, dindirecek vasıta yok.

'Zevk-i hürriyeti onlar daha çok anlamalı'
Diye mekteblilerin mektebi tekmil kapalı!

İlmi tazyik ile ta'lim, o da istibdad
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyen azad.

Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan...
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,

Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.

Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.

Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it

Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.

Kadın erkek koşuyor borc ederek Avrupa'ya...
Sapa düşmekte bizim şıklara, zannım Asya.

Hakka tevfiz ile üç dane yetişmiş kızını,
Taşıyanlar bile varmış, buradan baldızını...

Analık ilmi için Paris'e, yüksünmeyerek...
Yük ağır, ecri de nisbetle azim olsa gerek.

MEHMET AKİF ERSOY

DÜNYADAN DÜŞTÜM-1

Vay babam vay,bu ne hâl,nere geldik biz böyle,
söz Kenanî de şimdi,kulağını aç şöyle!

Nicedir daralmıştım,maksat hava almaktı,
öğlen çıkıp sokağa ikindiye kalmaktı.

Ne mümkün bir kaç saat,sabretmek zor iş bir an,
önce başıboş bir mal!,sürü sürü ardından

çıkar gibi ahırdan,bir binadan çıktılar,
boşlukta bir kahkaha,boşluğu da yıktılar.

Eşekten düşer gibi herhâl düştüm dünyadan,
öyle ya;çakıl varsa bir iz olur kayadan

kaya gibi adamdan,yontayım eğer desen,
çıkarmak şöyle dursun adama benzer desen

adamın a'sı çıkmaz,amma ders çıkar şundan
odunu talaş etsen çıkar yine bir kürdan.

Tereddüt ettim önce,acep dedim gördüğüm
insan mıdır,hayvan mı,saçları düğüm düğüm

kimi benzer şeytana,kimisi de hortlağa,
cüsse bostan karpuzu,baş turşuluk hırtlağa

Nere girsen bir ahır,nere baksan bir sürü,
en efendisinde laf:"yürü lan bakma yürü".

Nasıl bakmayayım be,bakmaz mı aklı olan,
belki görmem bir daha böyle konuşan hayvan.

Söze ne hacet kızın bakışı azarıymış,
çarşı pazar sandığım meğer at pazarıymış.

Güzel sanma sakın ha,çıksın da gör foyası,
ahır badana eder,sade dudak boyası.

Katrandan kara mel'un,çirkeften çirkef yüzü,
güneş değse yüzüne,gece eder gündüzü.

Ne olmuş bu gençliğe,ne olmuş necip halk'a,
tek kulağında olsa,burnunda da var halka.

Halka neye takılır bilir misin kuzum sen?
ayının gem'idir o,hiç özenme istersen.

İlle de takacaksan edebin olsun tasma,
yakışır azgın ite sen gibi kızan yosma.

Kiminin saçı sarı,kiminin ağzı kara,
sade öyle olsa ya,hem şeytana maskara.

aslında yapağıdır,bunun tüyü şişek'te,
tek farkı varsa eğer bunun ki türlü renkte.

Donunda elvan yama,sanma fukaralıktan,
modayı öğren şimdi,bu soytarı alıktan.

Benzer derler doğruymuş;eşya ki sahibine,
kucakta uyuz it'ten aşkolsun farkedene,

Billahi yalan değil evladın öpmez böyle,
öpeni ben söyledim yalayanı sen söyle...

Hisarlikenan
 
Üst Alt