Sorun’un adı, başlangıcı, diyalog ve nihayet; “çözüm”

SORUN’UN ADI, BAŞLANGICI, DİYALOG VE NİHAYET; “ÇÖZÜM”

Eğer bir şeyi tartışacak, konuşacak, üzerinde kafa yoracaksanız, öncelikle adını, gerçek ve olması gereken adını, net olarak koymalısınız.

Otuz yıldır yaşanan bu sorunun gerçek adı, maalesef ki yıllardır ve neredeyse herkes/kesim tarafından hiç düşünülmeden, bir çırpıda kolaylıkla söylenilebilen ve sonuçta kanıksanan/kanıksattırılan “Kürt Sorunu” asla değildir. Buna ancak, ya “Dayatılan Kürt Sorunu”, ya da “PKK Sorunu” denilebilir.

Kürtçü kesim, PKK’yı “Sonuç” olarak tarif eder. Buna göre; Kürt sorunu nedeniyle PKK doğmuştur! PKK, sebep değil, sonuçtur!

Bu söylem, son derece aldatmaca bir söylem olup, PKK’yı meşrulaştırma ve ötesinde muhatap gösterilme gayretinden başka bir şey değildir. Çünkü, PKK’nın kuruluş sebebi ve amacı bellidir ve bu; “Marksist-Leninist bir Kürdistan” kurmaktır. Bu nedenledir ki adı “Kürdistan İşçi Partisi” olarak konulmuştur. Bilindiği gibi “İşçi” kavramı sol literatürün en belirgin, en yaygın belki de tek, en birincil argümanıdır.
PKK’nın siyasi uzantısı olarak değerlendirilen bugünkü BDP, sorunun çözümü ve kalıcı barış için diyalogdan yana görünüyor, muhataplık konusunda da kendilerinden ziyade, Öcalan veya PKK’yı adres gösteriyor. Bu durumda, Devlet’in muhatabı, halkın temsilcileri olduklarını söyleyen legal siyasi partileri değil, eli silahlı dağdaki PKK ve İmralı’daki Öcalan oluyor!

Gerçi, ne BDP’nin ve ne de PKK’nın, Öcalan’ın söylemlerinin, fikirlerinin dışına çıkması hiç mümkün değil. Bu nedenle, ha BDP olmuş, ha PKK, hiç değişmiyor. Yol, nereden giderseniz gidin, aynı ve tek adrese çıkıyor; Öcalan.
Biraz beyin jimnastiği yapalım ve diyelim ki; bir diyalog ve uzlaşma ortamı yakalandı, çözüm için büyük adımlar atıldı, bir sürü tepkiye rağmen, bir şekilde masaya oturuldu.
Apo, PKK, BDP, hepsi tek ve aynı ağızdan ne diyor, ne talepte bulunuyor, hatta şart koşuyor; Demokratik Özerklik, anadilde eğitim, cezaevleri boşaltılsın, bayrağımız asılsın…

Bütün bunlar ne içindi? Çözüm, kalıcı barış, kan daha fazla akmasın!
Tersten gidelim…
“Kan”; tam bir bahane. Çünkü, bir taraftan “kan akmasın” diyeceksin, diğer taraftan olmazsa olmaz şartlar öne süreceksin. Bunun anlamı tehdittir aslında. Yani, “şartlarımı kabul edersen ne ala, yok kabul etmezsen, kan akmaya devam eder”dir, anlamında.
“Barış”; tam bir komedi. Tamam barış da, savaşı başlatan kim, eline silah alıp, “Sosyalist Kürdistan” hayaliyle dağa çıkan kim, ilk kurşunu sıkan kim? Anadil eğitimi için miydi bu 30 yıllık kanlı savaş, kültürel haklar için miydi hayatını kaybeden 35 bin insan. Yavuz hırsız komedisi…
Nihayet “Çözüm”;
Bahane üretmeyip, yavuz hırsız rolünden vazgeçilip, gerçek anlamda samimi olunursa, sorunun çözümü için devasa adımlar birlikte atılabilir. Kabul edilemez ön şartlar koşmayıp, aba altından sopa gösterilmesine son verilirse, önemli mesafeler kat edilebilir.
Ancak, masaya oturmadan hemen önce;
Türkiye’nin Doğu ve G.Doğu’su için “Kuzey Kürdistan” denilmesine,
“Kürt sorunu, 4 parçalı bir sorundur. Sorun’un bütünü, sadece Türkiye değil, İran, Suriye ve Irak’ı da kapsar. Sadece Türkiye ile sorun çözülmez” ifadesine,
öncelikle ve etraflıca bir açıklık, netlik getirilmesi gerekir, samimiyetin gerçek olup olmadığının göstergesi anlamında...

Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com
 
Üst Alt