Somun-tuz-çarık

SOMUN-TUZ-ÇARIK
Mehmet Necati GÜNGÖR

Anlatacağım hikâye gerçek bir gazinin hikâyesidir.

Yedi yıl cepheden cepheye koşan, göğsünde istiklâl madalyası taşıyan bir gazi.

Bu gazi, benim dedem. Annemin babası.

Mustafa Kemal’in askeri Osman Başkasu.

O’nu 1979 yılında 92 yaşında kaybettik.

Nur yüzlü, namazında niyazında bir Mustafa Kemal sevdalısıydı benim dedem.

Babamın babasını görmediğim için, hayatıma giren tek dedem.

O’nun savaş hatıralarını dinleyerek büyüdük.

Milli duygularımızı, Atatürk sevgimizi, vatan sevgimizi O’nun anlatımlarıyla pekiştirdik.

Ayağında çarık, çarığın altı yarık, karda, buzda kerpeşikte vatan ve namus müdafaası için didinen kahramanlarımızdan biriydi benim dedem.

Bir Kuva-yı Milliye kahramanıydı benim dedem.

O yıllarda Devlet bir düşmanla, bir de yokluklarla savaşıyor.

Askere içirecek çorbası, yedirecek sıcak yemeği yok.

Her askere bir tayın (somun) veriliyor.

Asker, o somunu üçe bölüyor.

Bir dilimini sabah, bir dilimini öğle, bir dilimini akşam yemeği niyetine tüketiyor.

Ekmeğinin vazgeçilmez katığı tuz.

Ekmeğini tuza banarak yemesinin tek nedeni, susamak, bu susamışlık içinde mideyi su ile doldurarak tokluk sağlamak.

Bir gümüş paraya bir kaşık tuz satın alan askerlerimiz hayatlarını böyle idame ettiriyorlar.

Yedi yılın sonunda gazi Osman terhis ediliyor.

Erzurum’daki evi Ermeni saldırılarıyla harap haldedir.

Duvarlarında koca delikler vardır.

Mevsim, kış mevsimidir.

Önce duvarları sıvar, eşi Hüsna ile iki aylık çocuğunu alarak bu eve yerleşirler.

Evde sadece döşek ve yorganları vardır.

Isınacakları bir soba, yakacakları bir geven bile yoktur.

Gazi, her akşam eve döndüğünde, karısının yatağa sırtını vererek oturduğunu görür ve sorar: “Üşüdün mü Hüsna?”

“Biz iyiyiz Osman, merak etme.”

Üç ay, böyle diyaloglarla geçer.

Gazi Osman’ın içi içine sığmamaktadır.

Bir sabah namazı Allah’a yalvarır:

“Allah’ın benim günahlarımdan dolayı bu sabi ile karımı cezalandırma, bana yardım et.”

Kendisi marangozdur, sabahleyin keserini sırtına vurur, Taşmağazalara yukarı düşünceli bir şekilde yürürken arkadan bir el omuzuna dokunur.

“Marangozsun herhal.Evimde iki oda var, yapar mısın?”

“Yaparım.”

“Kaça yaparsın?”

“Kaça dersen.”

“Bunu ben taktir edemem, ne alacaksan sen söyle.”

“O zaman iki odayı 60 bine yaparım.”

“Tamam anlaştık.”

Duaları işiten ve kabul eden Yüce Allah, gazi Osman’ın duasını kabul etmiştir.

Gazi, aldığı paranın bir kısmıyla bir araba geven, bir araba kerme (tezeğin serti), bir soba ve bir teneke de tereyağı alarak evinin yolunu tutar.

Evi, ilk defa ısınmıştır.

Hüsna hanım, bebeğiyle ilk defa rahata kavuşmuştur.

“Un var, yağ var, o zaman bir helva yapıp yiyelim” derler ve ilk defa karınlarını sevdikleri, özledikleri bir yemekle doyururlar.

Kuva-yı milliye ruhu budur.

Gerçek gazilik budur.

Mustafa Kemal’in askeri olmak budur.

Bütün gazilerimizin ve şehitlerimizin mekânları cennet olsun.

Onların her biri cennet kandilleridir.
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt