Siyonizm Dosyası

Merhaba

Tabuların arka arkaya yıkılışı, siyasi Siyonizm'in değişmez ve iğrenç gerçeği, sömürgeciliği, ırkçılığı, "Hayat sahası" kazanmak yahut "yasal savunma" hakkını kullanmak için devamlı saldırı düzenleme politikasının akıl almaz mantığı ve verdiği yaşama savaşı bizi sonuca doğru götürmektedir.

Öncelikle şunu belirtelim ki siyasi Siyonizm'in benzeri olan "Antisemitler"in anlamsız davranışları belki de bu siyasi Siyonizm'in yöneticilerinin işledikleri cinayetlerin tek sebebidir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki İsrail toplumunun tamamı ve dünyadaki bütün Yahudiler bu siyasi Siyonizm'in kurbanı olmuşlardır. Gerek İsrail'de ve gerekse dış ülkelere yayılmış olan Yahudi toplumu arasında, bütün baskılara rağmen bir yeni anlayış uyanmaya başlamıştır. Bu insanlar bir intihar çıkmazına girdiklerini ve Siyonizm'in hem kendilerini hem de dünyanın pek çok topluluğunu bir felâkete doğru sürüklediğini fark etmişlerdir.

Bu kitap, bu dosya, bu analiz, bu düşünce, baştan başa tek bir amaca yöneliktir: Siyasi Siyonizm'le boğuşmak... Tek bir hedefe dönüktür: Bu siyasi Siyonizm'den saçılıp dökülen İsrail Devlet politikasını açığa çıkarmak.

Bu girişim her şeyden önce Antisemitizmle başarılı şekilde savaşmaktır. Ancak bu savaşı sömürgecilerin, ırkçıların ve saldırganların, işportacılar gibi pazarladıkları şeytanî doktrinleri ile karşılaştırmamak lazımdır. Yöneticileri tarafından kandırılan İsrail halkı dahi bu ayırımı düşünebilmekten uzaktır. Dünyaya dağılmış olan Yahudi halkı ise İsraillilere oranla daha az şartlandırılmalardır.

Biz hiçbir zaman Alman halkını Hitlercilikle karıştırmadık. Efsanelere bulanmış Nazi propagandasının "ırk" yahut "proleter halk" gibi deyimler üzerinde odaklaşarak Alman halkını istediği yere çektiği, sürüklediği, en kanlı liderlerin arkasından yürümeye zorladığı ve hatta Hitler'i "Demokratik biçimde seçilmiş başkan" şekline sokarak bütün cinayetlerine baş eğdirdiği saatlerde dahi böyle bir düşünceye kapılmadık.

Her sistem kendi layık olduğu lideri "üretir". Burası doğru, fakat bütün bu aldatıcı "güdücüleri", aldattıkları halk yığınları ile karıştırmamak gerekir.

Bu çalışmada ortaya çıkarmaya gayret ettiğimiz; gerçeklerin içinde suçlanacak olan kişilerin kendileri değildir, fakat kendi mantığı ile o kişileri iktidara sürükleyen sistemdir.

Bugün İsrail'i yöneten üçlü lider kadrosunun savaş suçlularından meydana geldiği doğrudur.

Bizzat Begin için Ben Gurion, "Gerçek bir Hitlerci" (throughly Hitlerite type) deyimini kullanmıştır.1

Menahem Begin'in Birleşik Amerika'yı ilk ziyareti sırasında, bir grub Yahudi ile birlikte ve ön sırada Albert Einstein, 4 Aralık 1848 günü New York Times gazetesi direktörüne şöyle yazıyordu:

Dünyada faşizme karşı çıkan kişilerin, Menahem Begin'in siyasi hedeflerini ve faaliyetlerini tam olarak bildikleri takdirde isimlerini onun temsil ettiği harekete yazdırmaları ve kendisini desteklemeleri mümkün değildir... Begin, organizasyonu, metotları, siyasi felsefesi ve bağlı olduğu sınıflarla Nazi ve Faşist partilere pek yakın görünen bir siyasal partinin lideridir. Bu partinin üyeleri, "Irgoun Zvaı Leumi"nin eski elemanlarıdır. Bu isim Filistin'de aşırı sağ milliyetçi, terörist bir örgütün adıdır.2 ... Begin ve yoldaşlarının Deir Yassin Arab köyündeki tutumu bu politikanın korkunç bir örneğidir. 9 Nisan 1948 günü teröristler hiçbir askeri hedef teşkil etmeyen bu sakin köye saldırarak hemen hemen halkın tamamını öldürdüler... Bay Begin'in gerçek yüzü ve tutumu bu memlekette mutlaka bilinmelidir... Bu belgeyi imzalayanlar Begin ve partisi hakkında bazı önemli noktaları halka açıklamak istemekte ve olaylarla ilgili olan her insana seslenerek faşizmin bu son gösterisine katılmamalarım önermektedirler.

Kendi savunma bakanı ve bizzat kendisi ve "Haddad" gibi kuklaları aracılığı ile yerine getirilen Sabra ve Şatilla kampları katliamından sonra hükümet önünde "Yahudi olmayanlar Yahudi olmayanları öldürdü, bizi suçluyorlar" diyen kanlı cani budur...

Bu, adamın savunma bakanı, General Ariel Şaron, yani bugün rejimin ikinci adamı olan kişi ise Lübnan kasabıdır. Onun da geçmişinde yer alan canavarlıklar bugün yaptıklarına ışık tutacak niteliktedir. Ağustos 1953'te Moshe Dayan'ın "Ünite 101" isimli bir örgüt kurmak ve yönetmek için seçtiği adam O'dur. Bu örgüt sınırda yer alan Arap köylerine karşı misillemeler düzenlemek üzere meydana getirilmişti. Terör yaratacak, ortaya korku salacak ve Yahudi olmayan halkın bölgeden kaçmasını sağlayacaktı. Böylece siyasi Siyonizm'in doktrininin ilk hedefi aşılmış olacaktı.3 Filistinlilerin yaşadığı küçük, Ürdün Kibya köyüne ilk saldırılarını düzenlediler Şaroncular... 14-15 Ekim 1954 gecesi köye dalan komandolar dörtte üçü kadın ve çocuk olmak üzere 66 kişiyi öldürdüler. İki saat sonra olay yerine gelen Birleşmiş Milletler askeri gözlemcileri Güvenlik Konseyi'ne verdikleri raporda şunları ileri sürüyorlardı:

"Kurşunlarla parçalanmış vücutlar ve kapılarda, pencerelerde görülen sayısız kurşun izlerinden anlaşıldığına göre buralarda, oturanlar evleri başlarına yıkıldığı sırada dışarıya çıkmamaya zorlanmışlardır... İsrail askerlerinin evleri dinamitleyerek, kapılara ve pencerelere otomatik silahlarla ateş ederek, el bombaları atarak sabaha kadar dolaştıkları bu beldede yaşanan dehşet gecesine ait sayısız hikâyeler anlatılmaktadır."

İlk Sina savaşına neden olan tahriklerin devam ettiği günlerde, 31 Ağustos 1955 gecesi Suriye'de olduğu gibi Mısır topraklarında Han Yunya ve Beni Suheyla katliamlarını bizzat idare eden Şaron, Tiberiade gölünün doğu kıyısına devamlı "ceza" seferleri düzenleyen ve ortalığı kana bulayan adamdır. Bu hareketler 19 Ocak 1956 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kınanmıştı.

Savaş sırasında Şaron ordunun Sina'ya hücum eden kısmına kumanda ediyordu. Savaşın son günü esir olarak kabul etmek istemediği yüzlerce Mısır askerinin ölümünden sorumlu olan adam budur... Şaron, Dayan'ın talimatına uyarak "Sina'da Mısır kuvvetlerini esir almamış, tamamını yok etmiştir."4

26 Temmuz 1973'te Ariel Şaron Yediot Aharonot' ta şunları yazıyordu: "İsrail şimdi süper bir askeri kuvvettir. Avrupa'nın bütün kuvvetleri bir araya gelse bize ulaşamazlar... İsrail bir hafta içinde Hartum'dan Bağdat'a ve Cezayir'e uzanan bölgeyi eline geçirebilir."

Şaron, bir savunma bakanı olarak, elinde bulundurduğu nükleer silahlarla, 1973'te gevezelik olan bu tehdidi şimdi gerçekleştirecek güçtedir.

Bugünkü yüz kızartıcı üçgenin içinde yer alan üçüncü adam Dışişleri Bakanı Izak Şamir'dir.

Biyografisini sadece diğer ülkelerle ve uluslararası örgütlerle olan ilişkileri açısından ele alsak dahi Şamir'in "dolu" bir geçmişi olduğu anlaşılmaktadır.

Izak Şamir'in kariyeri baştan sona ırkçılıkla yoğrulmuştur. Siyonizm'i ırkçılığın bir kolu olarak gören Birleşmiş Milletler kararının 14 Kasım 1975 günü oylanmasından sonra, dünya ve uluslararası ilişkiler konusundaki görüşlerini kaleme alan lzak Şamir şunları yazmıştı: "Ağaçlardan inen insanlardan meydana gelen ulusların dünyanın liderliğini üstlenmeleri kabul edilecek bir şey değildir. İlkeller nasıl kendilerine ait fikirlere sahip olabilirler? Birleşmiş Milletlerden yediğimiz darbe bize bir kere daha göstermiştir ki biz diğer uluslar gibi değiliz ."

Siyonizm'in dış politikası konusundaki taşıyıcı direği böyledir...

lzak Şamir'in tüm başarıları bu görüşten kuvvet kazanmaktadır. Şamir bir zamanlar "Stern Grubu" olarak bilinen "Lehi" yahut "Etzel" örgütlerinin üç yöneticisinden biriydi. Üçüncü Reich'in gizli arşivlerini didikleyen Alman tarihçi Klaus Polke Ocak 1941'de "Stern Grubu" tarafından Hitler devrinin dış işleri bakanlığına verilen bir işbirliği teklifini bulmuştur. Teklifler Türkiye'de bulunan Almanya büyük elçiliği deniz ataşesi aracılığı ile ulaştırılmıştı. Ateşe 11 Haziran 1941 günü yazdığı notta "Lenin"nin şu görüşlerine yer veriyordu:

Avrupa Yahudi topluluğunun (Judenreines Europa) boşaltılması; Yahudi probleminin çözümünde ilk hedeftir. Ancak bu Yahudilerin tarihsel sınırları ile bir Yahudi devletine yerleştirilmeleri gerekir... Bu amaç "özgürlük için savaş: Levi" hareketinin siyasal görüşü, uzun yıllar süren mücadelesi ve askeri örgütünün temel nizamıdır:

1)Alman görüşüne göre Avrupa'da yeni bir düzenin kuruluşu ve Levi tarafından yeniden canlılık kazandırılan Yahudi halkının gerçek istekleri arasında bir beraberlik bulunabilir.

2)Yeni Almanya ile yenilenmiş bir İbrani ulusu (Volkish nationalen Hebraerum) arasında işbirliği imkânı olabilir.

3)Ulusal ve totaliter bir temel üzerinde kurulacak tarihi bir Yahudi devleti, bir sözleşmeyle Alman İmparatorluğuna bağlandığı takdirde gelecekte, Ortadoğu'da Almanya'nın durumunu koruyabilir ve kuvvetlendirebilir. "Özgürlük için İsrail hareketi: Levi" Alman Üçüncü imparatorluğunun Şansölyesi Bay Hitler'in son konuşmasında "İngiltere'yi yalnız bırakmak ve yenmek için her çareye ve her ittifaka razı olmak gerekir" şeklinde ifade ettiği görüşlere yakınlığını belirtir.5

İngiltere'ye karşı beslenen aynı kin Şamir'i, Stern Grubu'nun başında olduğu sırada, Kahire'de, 1944 Kasım'ında, İngiltere'nin Ortadoğu işleri Bakanı Lord Moyne'yi öldürmeye kadar götürmüştür. Sonra aynı terörist metotlar Kudüs'te, 17 Eylül 1948'de Birleşmiş Milletler tarafından tayin edilmiş olan arabulucu Kont Bernadotte'un hayatını kaybetmesine yol açmıştır.

Siyasi Siyonizm'in var oluşuna neden olan tek hedefi, Filistin'de Yahudiler için bir "hayat sahası" açmaktır.

23 Eylül 1948'de Londra'da West End Sinagogu Hahamı Harold Remhart Times'de şunları yazıyordu:
"Kont Bernadotte'un ölümü sadece delilikle izah edilebilir... Ancak çok iyi bilinmekte ve pek çok defa Naziler tarafından muazzam boyutları ile her düşünen kafaya gösterilmektedir ki delilikle, boşanmış bir milliyetçilik arasındaki sınır pek kesin değildir. Bunların "Hayat sahası" tutkuları ile akıl ve merhametin ilgisi yoktur. Her türlü Yahudi geleneğine aykırı, ümitsizlik ve inançsızlıkla örtülü bir milliyetçilik günümüzde bir kısım Yahudi’nin uğraşısı olmuştur."

Şu sırada iktidarda olan savaş suçlusu üçlü lider kadrosunun görüntüsü budur.

Ancak meseleleri çözebilmek için bu kişileri daha başka görüntü taşıyan kişilerle değiştirmeyi düşünmek çok saf bir görüş olur.

Önemli olan insanlar değildir. Fakat doktrin'dir: Önemli olan en son sınırına kadar itilmiş siyasi Siyonizm'dir. İnsan sıfatına bürünmüş bir barbarlık, barbarlık olmaktan kurtulamaz... Hiç kuşkusuz Reagan, Begin'den daha az kibirli uydular aramayı uygun görecektir. Ancak onlar da aynı politikayı yürütmelidirler... Simon Perez ve ekibi işine yarayabilir. Fakat bu "muhalefet" hangi köklü değişimi getirecektir?

Siyonizm'in temel politikasına karşı çıkmayan bu görüşler neyi değiştirecektir...?

Bu ekip zaten İsrail devletinin kuruluşundan beri iktidardadır... Simon Perez, Ben Gurion'un en önde gelen müridiydi... Siyasi Siyonizm'in ana çizgilerini bu şahsın çizdiğini daha önce görmüştük. Bu çizgiler en korkunç sonuçlarına kadar onun elinden çıkmıştır

Simon Perez, Parlamento'da Sabra ve Şatilla kampları katliamından, Savunma Bakanı Ariel Sharon'u sorumlu tuttuğu zaman Filistinlilere karşı daha mı fazla insaniydi... Nitekim Sharon cevabı yapıştırmıştır: "Filistinliler Tell el-Zaatar'da öldürülürken İsrail subayları neredeydi? Siz o tarihte Savunma Bakanıydınız?" Gerçekten 22 Haziran 1976'dan 12 Ağustos'a kadar süren elli günlük bir kuşatmadan sonra, İsrail hükümeti tarafından tepeden tırnağa kadar silahlandırılmış "Hıristiyan" adını taşıyan "Falanjistler" Uluslararası Kızıl Haç teşkilatının verdiği rakamlara göre 2000 "kayıb"ın sorumlusu olmuşlardı. O sırada ne İsrail hükümeti ne de onun Savunma Bakanı olan Simon Perez, kuklalarının vahşetine bir son vermek için kıllarını kıpırdatmamışlardı.

Bir röportaj sırasında Ariel Şaron işlediği cinayetlerle şöyle öğünüyordu:

Vurmak lazım... Aralıksız vurmak lâzım! Teröristlere her yerde vurmak lâzım: İsrail'de, Arap ülkelerinde, başka yerlerde... Ben nasıl yapıldığını biliyorum... Ben kendim yapıyorum. Sadece onlardan sonra hareket etmemeli... Fakat her gün her yerde onları izlemeli. Eğer aralarından bazılarının falanca Arap ülkesinde yahut Avrupa'nın falan ülkesinde olduğunu öğrenince hemen oraya uzanmalı... Gündüz değil, gece yarısı... Birden bir kişi kayıplara karışmalı... Yahut ölü bulunmalı... Avrupa'da bir gece kulübünde herhangi bir kişinin bıçaklandığı gibi... 6

Şaron'un dediklerini işçileri her gün uygulamaktadır. Zir: Devlet terörizmi de siyasi Siyonizm'in mantığı içindedir, 16 Kasım 1972'de, Roma'da, FKÖ temsilcisi Wael Zu'aiter'in öldürülmesi ile ilgili tahkikatı sonuçlandıran Roma İstihbarat mahkemesi, Kasım 1981'de kararını açıklarken kimseyi mahkûm edemeyeceğini zira konunun siyasi olduğunu, siyasetin ise kendi uğraşısı olmadığını ileri sürmüştü. Kararda şu cümleler yer alıyordu: "Bu cinayet önceden düşünülmüş bir politikanın işidir. Metotla yürütülmüş ve İsrail'e bağlı bir örgütün aracılığıyla gerçekleştirilmiştir." Ekim 1972'den Temmuz 1973'e kadar 6 Filistinlinin öldürülmesi ile sonuçlanan terörist hareketleri hatırlatan mahkeme İsrailli resmi yahut resmi olmayan yöneticilerin demeçlerine de işaret ediyor ve bu kişilerin Filistin direnişine ve bu hareketin temsilcilerine karşı "her yerde, her zaman ve bütün usulleri kullanarak" amansız bir savaş açmış olduğunu belirtiyordu. Mahkeme bu cinayetlerden "İsrail gizli servislerinin" suçlu olduğunu, özellikle bütün dünyada ilişkileri olan ve her an hareket halinde bulunan bir seksiyonun sorumluluğunu dünya kamuoyuna duyuruyordu.

Wael Zu'aiter'in öldürülüşü sırasında devrin "sosyalist" Başbakanı Madam Golda Meir, Ariel Sharon'un tutumuna benzer bir davranış içine girmişti. Cinayetten kırk sekiz saat sonra, 18 Ekim'de Knesset'e çağırıldığında: "Bütün bildiklerim kurşunların gerçekten hedefine ulaştığıdır..." diyordu.
Geri dönüşe ait ırkçı kanunları kim yazmıştır. Toprakların sistematik şekilde hırsızlanmasını kim organize etmiştir? Buralarda çalışanları kim kovalamıştır?

Paris'te Moshe Dayan ve Simon Perez tarafından düzenlenen Süveyş saldırısını kim yapmıştır? Ya 1967 saldırısı... Her zaman karşımızda aynı isimler: Ben Gurion... Moshe Dayan... Golda Meir... Simon Perez... Yani şimdiki "muhalefete" mensup olanların cümlesi... Lübnan'ın Begin ve hempaları tarafından çiğnenmesi aynı mantığa itaat eden aynı tarihin küçük bir bölümünden başka bir şey değildir... Bu öylesine doğrudur ki Begin Amerikalılara yaptığı operasyonu anlatırken bir an Simon Perez'i hatırlamıştır.

Zira bu politikanın temelinde gerçek bir ayrılık yoktur. Lübnan işgalinin başlayışından iki gün sonra, bu savaşın nereye kadar uzanacağı, olanakları ve hedefleri konusunda henüz kimsenin bilgisi olmadığı bir sırada Knesset'te hükümete güvenoyu verildiğinde, aksi oy kullanan komünist "Rakah" partisinin dışında sadece dokuz milletvekili çekimser kalmıştı. Bunların sadece biri çalışanlar partisinin üyesi olan Y. Sarid'di.

Problemlerin açık tartışma yolu ile gerçek çözümlere kavuşması konusunda, Fez Planı'nın bir kenara bırakılması ve Reagan'ın FKÖ ile her türlü görüşmeyi reddeden tezlerine rağmen, gelecek günlerde gerçekten barış isteniyorsa karşılıklı konuşulacak tek örgütün FKÖ olduğunda kimse şüpheye düşmemektedir.

Bu noktadan sonra bütün ailesi Hitler kamplarında öldürülmüş, sosyalist ve Yahudi Avusturya Başbakanı Bruno Kreisky'nin durumunu daha iyi kavrıyoruz... Kreisky Sosyalist Entarnasyonal içinde ateşli bir savaş verdikten sonra şunu yazmıştı:

Bu İsrail'le hiçbir alışverişim yok...

Roger GARAUDY-Siyonizm Dosyası
 
Üst Alt