Siret- i Meryem

Meryemin açık alnı kandildir.
Meryemin açık alnı ufuktur. Her seher güneş oradan yükselir ve her gecenin içine güneş o çizgiden batarak yürür.
Meryemin açık alnı haritadır. O, yol gösterir, işaret eder, el sallar, uğurlar, dua eder hepimize.
Kadim günlerden bilinmez yarınlara ilerleyen zaman gemisinin, yolunu rotasını çizdiği ışıklı fener, onun alnında yanar
Meryem, deniz feneridir
Meryemin açık alnı kapısızdır.
Secdeler o pak alnı öpmek için birbiriyle yarışır.
Meryem, annedir. Allahın(cc) Kelimesine annelik etmek üzere seçilendir.
Meryemin, oğlunu tutan elleri toprağın üzerinde durur.
Meryem kuldur! Rabbine yakın olandır.
O, Meryemdir.

Sibel Eraslan /Siret- i Meryem
Timaş yy.
 
Merhaba

GİRİZGÂH…

“Seni seven neylesin?” (Cariye) “Hiç korkmasın, söylesin!” (Şah)
Söylemek ne kadar da zordur oysa. İçtekini derin bir kuyudan su çeker gibi sabırla çıkarmak dışarı ve çıkardığına da razı olmak sonrasında.. Oysa hiçbir kuyu yeterince an dutu çıkaramayacaktır Sevgili’nin hak ettiği kelimeleri. Çünkü kuyu, utangaç ve saklayıcıdır. Çıkarmaktan çok sarıp bürûmeyi bilir, âdeti budur kuyunun.
Su, bulutların içindeki ilk haliyle durmaz kuyunun kalbinde. Her su, onu içinde saklayan kuyunun tadını alır… Tıpkı senin kalbin gibi. Sevgili’yi hak ettiği haliyle asla anlatamayacağını en başından beri bildiğin harflerin gibi. O güzel kadını, ismi Meryem olanı, Sevgili’yi nasıl anlatacağını elbette bilmiyorsun.
Bu, senin Meryem’indir. Göklerden inen değil… Ama üzerinden gözyaşı ile geçilmiş asırlık yollara ve o yolları tek tek ören irili ufaklı taşlara, sonra o yolun tozlarına mahcubiyetle ellerini sürüp kendini ve içinde izi kalan Meryem’ini yoklayabilirsin. O güzel kadın hakkındaki tüm hatıraların üzerinden binbir tövbe ile geçip… Hayır, geçemeyip…
Buna gücün yetmez.
“Sevgili’nin hakikati” gibi bir ufuk senin için ancak kıymetli, ulaşılmaz bir gök olabilir; göz kamaştırıcı tutkular gibi sınırları hiç denenmemiş ve bilinmeyen..
Heyecan verici bir meraksa onun hakkındaki her şey ve ismi anıldığında bile ellerini birbirine dolandıran… Değil hakikati gibi bir ülkü; yalan dolan rivayetler ve hakkındaki en olmadık dedikodular bile, seni peşinden koşturacak güçtedir. Koştum.
Topladım. Baktım. Vazgeçtim.
Döndüm, bir daha biriktirdim. Biriktirdim. Biriktirdim. Hazırlandım.
Ama onunla ilgili hemen her hatıra çerçevesi, sonra büyük bir haksızlık, büyük bir hürmetsizlik, büyük bir ayıp gibi geldi bana.
Ardından çatladım sabırsızlıkla Bir kınaçiçeği gibi dokunulmasını bile bekleyemeden fırlattım içimi o Güzel Kadın’a doğru. Parçalandım. Paramparça oldum. Küçüldüm.

Devam edecek....
 
Merhaba

Askın yok olurcasına küçülmek olduğunu bir kere daha öğrendim. Ve saygı duymayı öğrettiler bana, imkânsız sevdanın havanında dövülen diğer bahtsızlar. Benden öncekiler yani, Şaha Seni seven neylesin? diye soran, benden evvelki cariye ve köleleri Meryemin yani Kimi, ismini dağa taşa yazmış her baktığı isimde onu görmek için; kimi, resmini çizmiş hiç unutmamak ve hiç bırakmamak için; kimiyse tutulduğu kara sevdayı unutabilmek adına şiirler yazmış, içtikçe biraz daha sarhoş olup kendinden geçmek isteyen çaresizler gibi
Meryem deyince tüm sevdalıları, hâşâ. divaneleri diyelim biz yine de, kendince bir yol tutturmuştu işte.
Bense yeniydim.
Bu yüzden hepsinin yollarından bir bir geçtim hiç üşenmeden; eski kitaplar, kadim masallar, hikmetli anlatılar. Eski ve Yeni Ahidler, Mezmurlar, Furkan-ı Şerif Kuran-ı Kerim, Davud Peygamberden kalma ilahiler, tdris Peygamberin kayıp Suhufu, rüya defterleri, burçlar, yıldız haritaları, sabırlı deve hörgüçlerinden çıkan iniltiler, buruşuk yüzlü zeytin tanelerinin anlattığı kıssalar, ikonalar, madalyonlar, ebrular, hat levhaları Hepsinin masasına tek tek oturdum, hiç sözlerini kesmeden hepsini dinledim.
Hepsi de aynı kata sevdanın kara gözlü yolcularındandı.
Sonrasında, masalcı kocakarılar gibi ocakbaşında mesel söylerken
buldum kendimi.
Bir dedikoducudan başka neydim ki?
Ailemin aynalı çarşısında yüzümü yitirmişim Meryemi ararken
Yüzsüz kılmıştı bu sevda beni.
Nice sonra alemlerin Efendisi Hazreti Muhammed Mustafaya salâvat gelirirken buldum kendimi. Hem kundak hem de kefen oldu bu bana. Doğum ve ölüm birbirine bitişti maceramda. Toplayıcı bir işti Sevgili Efendimizin(S.a.v) adını anmak.
Başka çarem yoktu. Sımsıkı sarındım ona:
Allâhümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli Muhammed
HZ.MERYEMİN AÇIK ALNI
O Sevgilinin alnı, hakkında yazılı tüm şiirlerde ve yine hakkında çizilmiş her surette, rölyefte, madalyonda, hatırada

Devam edecek....
 
Merhaba

HZ.MERYEMİN AÇIK ALNI
O Sevgilinin alnı, hakkında yazılı tüm şiirlerde ve yine hakkında çizilmiş her surette, rölyefte, madalyonda, hatırada

Yükseltilmiştir.
Gerçi Doğulular ularak, resimden çekiniriz bizler. SevgiliYi incitmekten, onun hatırasını hapsetmekten korkarız çoğumuz. Dokunmadan sevmek derler ya adına, surettense, yazıyla çizmeyi öğretmişler bize. Sevgilinin resmi çizgi değil; rivayettir bizde, hilye-i şeriftir. Bu yüzden sevda bahsinde ancak rivayet ehli derler ismimize

Rivayet, onun alnından bahsederken harflerin üzerine med işareti çekerek yapar okumasını. Uzun okuma
Alnı Meryemin, uzatmalıdır. Uzatmalı bir ışık yaylası gibi parlak, el değmemiş ve denenmemiş

Üstünden hiçbir kusun uçmaya Uin çıkaramadığı Beytullah gibi tertemiz bir evdir o alın. Tüm yetimlere kapısı açıktır bu evin. Uhrevi göksel sütunun, yerden semalara yol bulduğu koordinattır onun açık alnı.

Allahın, Kelimesi için seçtiği mekandır o. İmkandır.
Mümkündür Meryem, seçilmiştir

Diğer tüm dünyevi bağıtlardan istila etmis, istifa ettirilmiş arıduru, zekiyye haliyle o betüldûr. bakiredir. Hayatın hiçbir iz bırakamayacağı kadar sağlam, hiçbir şüphe titreyişinin denemeyeceği, yaklaşamayacağı kadar korunandır o.
Leke tutmayan, kaygan. Meryem, işaretlenmiştir. Allahin boyasıyla boyanmış.
Yerle göğün bitiştiği çizgide, melekle insanın burun buruna geçtiği kaviste, en ince ve nazenin bir tül gibi bekler Meryem.

Tülün hir yanı melekti, diğer yanı beşeriyet.
Meryem mihenktir
Perdedir

Birbirine mütecaviz olması yasaklanmış biri tatlı, diğeri acı iki denizin arasındaki çizgi gibidir. Berzahtır.
Sırrı tutandır. Söylemeyen, konuşmayan, Kelimeye hamile, lakırdıya oruçlu. Ağzı pek sıkı, sim ele vermeyendir o. Onun iftarı, evladının konuşmasıdır. İbn-i Meryem konuştuğunda cümle oruçlar açılır, kalpleri hakikate kapalıların perdesi aralanır, odalara ışıklar dolar. İbn-i Meryem konuştukça. annesi Meryem kandil gecelerinde şerefelerinde mumlar yanan minareler gibi ışıldar O susar, evladı konuşur. Evladı konuştukça,

Meryemin açık alnı kandildir.
Kibrittir.

Kibril-i Meryemde Cebrailin taşıdığı nefes asılı durur. O nefes ki değdiği yeri diriltir, gülistan eyler. Ölülerin dirilmesi, hastaların iyileşmesi, kuşların uçması hep Allahın izniyle ve kaderiyledir. Meryemin açık alnı ufuktur. Her seher, güneş oradan yükselir ve her gecenin içine o çizgiden batarak yürür. Meryemin açık alnı haritadır. O, yol gûsterir, işaret eder, el sallar, uğurlar, dua eder, yolcular hepimizi.

Kadim günlerden bilinmez yarınlara doğru ilerleyen zaman gemisinin, bakarak yolunu rotasını çizdiği ışıklı fener, onun alnında yanar.

Meryem, deniz feneridir

Devam edecek....
 
Merhaba

Meryemin açık alnı, içinde nur yanan bir misbah gibi parıldar. Kimse ve hiçbir güç el degdiremez, berkitemez, sûndüremez o parıltıyı O nur, Allahın inayetidir.

Meryemin açık alnı dertli bir annenin yazgısını anlatır. Ya leyte-niy diye inler. Bu yaşadıklarımı göreceğime, ölüp gidenlerden, adı sam unutulanlardan olaydım keşke

Meryemin açık alnı dünyanın en ağır yüküdür. O alında Ağrı Dağı oturur, Himalayalar oturur. Beli bûkülüdûr Meryemin
En ağır suçların tartıldıgı bir terazi isler Meryemin açık alnında, Harunun kız kardeşi olarak, nasıl böyle bir suçu islersin! diye soran azgın denizin ortasında tek basına çalkalanan bir saman çöpüdür o. Okyanusta iğne. Derin olanın en derininde ve dibinde. Çok ve güçlü olanın içinde, deryada bir karre Meryem, matematiğin ve sayıların çıktığı yerde. Her sayı Meryemden fazla. Matematiğin göremeyeceği kadar hiçliğe itilmiş bir kadın.

Suçlanmış.
Sıfır kuyusunun içinde.

Bir kadına atılabilecek en ağır suçun zannı alanda Ama Rabbidir. onun beraat dilekçesini yazan tûm kainata! Meryem tek tabanca.
Kendisi zaten hem yetim hem de öksüz Ayrıca Babasız bir çocuğun hem anası hem de babası olma yolunda. Yazgısı demirden bile ağır olan kadın.

İnsan.
Kadın insan.
Meryem hırkasız. Meryem taraksız.

Ne sırtını sıvazlayan oldu. ne saçını ören. hem yetim hem öksüz Ah! Üzülme yine de. Rızkı Allahtan gelir her yetim gibi Meryeminde Allah varsa ne gam! Trajedi yok. Trajik olan Allahsızlığımız. Kalabalıklar, güçler, tutku, arzu ve mülkler içindeki ıssızlığımız Meryem mukarrebdir. Yakınıdır Rabbinin. Elinde Allahın Kelimesini tutar. Onun harfleriyle açılmayacak kapı elbette yok. Tüm kapılar cümle kilitlerini çözer o mukarrebin karsısında.
Meryemin açık alnı kapısızdır.
Meryem kuldur!

Onun açık alnı Uknut ya Meryem! emrine amadedir. Secdeler o pak alnı öpmek için birbiriyle yansır. Rabbinin rızasından başka hiçbir taca yüz vermeyen o pak alnı, hidayet nuruyla nişanlıdır.

Meryem nişanlıdır. Alnı, kınayla nişanlanmış kurbanlık koçlar gibi Rabbi için süslenmiştir.
Meryem süslüdür. Razı olmuş merziyye kul olarak alnı secde, elleri su ile nişanlıdır.
İşaretlidir güllü ağzı. Dualarla mühürlü, zikirlerle rabıtalıdır.

Meryemin açık alnı utangaçtır. Hicabından titreyen, kendi kendinden utanan, kendi olmaktan çekinen, kendi adına istemektense dilsiz toprak olmaya can atan mahcubedir Meryem. Bürünendir, örtünen, sakınan.

Ehl-i ridadır Meryem. Sakınır görünmekten. Riste-i Meryem İle örmüştür kızıl bekaret örtüsünü. Masumdur. ip egirenler dokumamıştır örtüsünü. Merdivenle çıkılan Mihraptır tesetıürü. Settar olan Rabdır onun örtüsünü Mihrap eyleyen.
Meryemin açık alnı ana sütü kadar ak, ana sûtû kadar helaldir. Meryemin açık alnı hamdedenlere mahsus hikmetle yükseltilmiştir Meryemin açık alnı kelime-i tevhid İle mühürlüdür

Devam edecek..........
 
Üst Alt