• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Sinekli Bakkal

mopsy

Emektar
Üye
KİŞİLER

Rabia Kız Tevfık ile Eminenin kızı,genç hifız.
Emine Rabianın annesi.
İmam İlhami Rabianın dedesi.
Şükriye Paşa konağında kalfa.
Sabiha Hf. Yaşlıca, gönlü taze Paşa haremi.
Selim Paşa Zaptiye Nazın.
Hilmi Selim Paşanın oğlu.
Dürnev Hilminin karısı.
Kanarya Çerkeş halayık.
Kadın Efendi Gösterişli, az konuşan bir Saraylı.
Vehbi Dede İnce, zarif bir Mevlevi denişi.
Peregrini İspanyol asıllı müzik öğretmeni (Sonradan Osman ismini alacak)
Şevki Hilminin arkadaşı
Galip Hilminin arkadaşı
KızTevfik Ortaoyuncu, bakkal; Rabianın babası.
Rakım Tevfikin arkadaşı, cüce.
Şevket Ağa Selim Paşa Konağından.
Sabit Beyağabey Külhanbeyi.
Pembe Çingene çengi.
Fesli Hafiye.
Zati Bey Dahiliye Nazın.
Muzaffer Göz patlatan diye anılır.
Zaptiye.
Mabeyinci Bir İstanbul efendisi.
Rana Bey Zaptiye.

BİRİNCİ PERDE

Sahne 1

İstanbulun Sinekti Bakkal semtinde dar bir arka sokak. İmam İlhamı Efendinin sade döşenmiş evi. On bir, on iki yaşlarında, ince, yaşıtlarına göre uzun boylu bir çocuk olan Rabia kendi eliyle yaptığı, uzun saçları mısır püskülünden, gözleri mavi boncuktan bez bebeğe kırmızı boncuktan bir ağız dikmektedir. Annesi Eminenin sesi uzaktan işitilir.
EMİNE:
(Sesi) Rabia, Rabia hangi cehennemdesin?
EMİNE:
(Hışımla içeriye girer). Kız, mutfakta dağ gibi bulaşık birikmiş. Ne yapıyorsun burda?.. O da nesi?
RABİA:
Bir bebek
EMİNE:
Fesuphanallah, bebekle oynayacak yaşta mısın? Koskoca kız
RABİA:
Hiç bebeğim olmadı ki EMİNE:
Eşek kadar oldun, hiç yakışır mı sana?
RABİA:
Beş yaşımdan beri bulaşık yıkarım. Yedi yaşında evi çekip çevirmeye başladım. Ama hiç oyun oynamadım.
EMİNE:
Bırak bu saçmalıkları doğru mutfağa
RABİA:
Hiç bebeğim olmadı. Bak ne güzel maviş gözleri var, minnacık ağzı var
(Bu sırada İmam ilhamı. Efendi hızla içeri girer).
İMAM:
Ne var, ne bağrışıyorsunuz ana kız?
EMİNE:
Baksana şu torununa Bu yaştan sonra bebek oynamaya kalkıyor. Sen onu hafız yapacağım diye uğraş didin On bir yaşında hatim indirttim diye bütün İstanbula övün. Aklı fikri hâlâ oyunda, bebekte.
İMAM:
(Bebeği dehşetle kızın elinden kapar). Bu ne? Nerden çıktı bu?
RABİA:
Ben kendim diktim, bir bez bebek.
İMAM:
Bu ne cüret, bu ne küstahlık! Bilmez misin, insan suretinde put yapmaktır bu! Günah, azim günah! İmam îlhami Efendinin torunu Allah yolundan şeytan yoluna mı kayacaktı? Cehennem yolcularının, zevke oyuna düşkün gafillerin katarına mı katılacaktı? Sana verdiğim emekler gözüne dizine dursun, imam Efendinin torunu on bir yaşında hafız olunca bütün Sinekli Bakkal parmak ısırdıydı. Gel gör ki o babası olacak herife çekmiş, o yüzüne ladenden ben kondurup kaşına rastık, gözüne sürme çeken soytarıya. Nolacak Kız Tevfıkin dölü Soydur çeker
RABİA:
(Sözünü keser). Bebeğimi ver dede.
EMİNE:
Sus kız, bebekler götürsün seni
İMAM:
Al sana bebek Al sana (Bebekle kızın başına vurur. Hırsını atamayınca köşede duran değneğini kapıp Rabiaya vurmaya başlar. Kız yere düşen bebeği alıp göğsüne bastırır, tmam bebeği kaparcasına alıp gürül gürül yanan odun sobasına atar).
RABİA:
(Gözyaşları içinde). Dede yapma, yakma bebeğimi, yapmaa..
İMAM:
Sen de yarın ahrette tıpkı bu kukla gibi cayır cayır yanacaksın.
EMİNE;
(Rabianın yanan bebeği sobadan almasına engel olur). Dellenme Rabia.
RABİA:
(Kendini yere atıp avaz avaz ağlar). Bebeğim, bebeğim, yavrum benim, bebeğim
Bu sırada sokak kapısı çalınır. Rabianın bağırıp çağırmalarından güçlükle işitilir.)

SUNUŞ

Halide Edib Adıvarın öğrencisi olmak onuruna erişenlerdenim. İstanbul Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Başkanlığını bırakıp İzmir milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girmek üzereydi. Onu bulmamla kaybetmem arasındaki zaman kısa ama büyük bir kadın karşısında bulunduğumu kavramama yetecek kadar uzundu.

Halide Edib Adıvar yalnız kalem kadını değil aynı zamanda eylem kadınıydı. Bir yandan Türk yazınına damgasını vuran romanlar, öyküler, incelemeler üretirken, bir yandan Sultanahmet mitinginde efsaneleşen konuşmalarıyla Türk halkını işgal kuvvetlerine başkaldırması için yüreklendiriyordu.

Nutuk söylemekle kalmadı. Türkün ateşle imtihanını başarıyla verenler arasında Anadoluya geçerek Mustafa Kemalin yanında yer alan Onbaşı Halide de vardır. Sıtma ateşlerine aldırmadan at sırtında, yağmura, tipiye göğüs gererek cepheden cepheye koşan Onbaşı Halide. Bir yan dan Batı kaynaklı politik yazıları çevirir, bir yandan Kızılay çadırlarında hastabakıcılık eder. Sakaryadan sonra da cepheye fiilen katılır, Türk ordusu izmire girerken Gazinin yanı başındadır.

Kalemle eylemi birleştiren Halide Edib, Doğu ile Batı kültürlerinin sentezine de ulaşabildi. İstanbul Amerikan Kız Kolejini bitiren ilk Türk kızıdır. Okuldaki dersleri dışında musiki, Kuran ve Arapça da öğrendi. Matematikte ünlü matematikçi (ilk eşi, çocuklarının babası) Salih Zekiden felsefe ve edebiyatta Filozof Rıza Tevfikten feyz aldı.

Sinekli Bakkal bu DoğuBatı bilgeliğinin en çarpıcı, en renkli ürünlerindendir. Yalnız romana adını veren semt değil, bir imparatorluğun çöküşüdür adım adım izlediğimiz. Küçük hafız Rabia günden güne yıldan yıla gelişerek yazann en güçlü kadın kahramanları arasında yer alacaktır. Babası ortaoyuncu Kız Tevfik ile arkadaşı cüce Rakım, Türk temaşa sanatının cana yakın kişileri olmakla kalmaz, romandaki rolleri Çırpıcı Çayırında oynadıklarından daha etkileyicidir, İman ilhami Efendi çoğu zaman bir yobazın karanlık yüzünü gösterirken ruhu musiki ile yoğrulmuş Mevlevi dervişi Vehbi Dede, inancın daha hoşgörülü, daha sevecen bir yanını yansıtır. Zaptiye Nazın Selim Paşa ile ona karşı çıkarak Jöntürklere katılan oğlu Hilmi güçlü fırça darbeleriyle canlandırılmıştır.
Yaşlıca, gönlü taze paşa haremi Sabiha Hanımefendimden Çingene çengi Pembeye kadar değişik yaşlarda, değişik konumlardaki kadınlar Sinekli Bakkalı zenginleştirir.

Önemli kişilerden biri de İspanyol asıllı müzik öğretmeni Peregrini Anayurdunu, baba ocağını, papaz cübbesini ardında bırakıp İstanbulu, çeşitli semtlerini, sonunda en alçakgönüllü, en halktan olanını benimseyen bu asilzade neler yitirir, nelere kavuşur?
Külhanbeyi Sabit Beyağabey, Göz patlatan diye anılan Zaptiye Muzaffer, Sinekli Bakkalın tuzu biberidir.
Roman ilk kez 1935′te The Clown and His Daughter, Soytarı ile Kızı adıyla İngilizce olarak yayımlandı. Yazar, Kurtuluş Savaşına birlikte katıldığı ikinci eşi Dr. Adnan Adıvar ile dış ülkelerde çeşitli görevlerde bulundu. 1924 ile 1938 yıllan arasında İngiltere, Fransa ve Amerikanın çeşitli üniversitelerinde konferanslar verdi. Türk kültürünü dünya kamuoyuna duyurmak cabası, Gandhi zamanında Hindistanın belli başlı üniversite kentlerinde seminerler düzenlemesine yol açtı.

1979da Türkiyede 36. baskısı yapılan Sinekli Bakkal, 1944te Fransızcaya, 1954te İspanyolcaya, 1961de Sırpçaya, Finceye çevrildi. İki kez filme alınan romanın bu ilk sahneye uygulanışı.

Sanırım birçok kişi bu romanı oyunlaştırmaya heveslenmiş. Yazarın sunduğu malzeme o kadar zengin, o kadar bol ki, nereden başlar, nerede bitirirsin? Nereden başlayacaklarına bir türlü karar veremeyenler caymışlar bu işten.
Ben de uzun uzun, kara kara düşündüm İmam Ilhami Efendi, kızı Emine ve torunu Rabia arasında geçen dramatik bir sahne zihnimde çakıncaya kadar. Beş yaşında bulaşık yıkamaya, yedi yaşında evi çekip çevirmeye başlayan, on bir yaşında hatim indiren Rabia hiç oyun oynamamıştır. Sonunda maviş gözleri, minnacık ağzı olan bir bebek diker kendine. Annesi kızar ama dedesi köpürür Bu ne cüret, bu ne küstahlık! Bilmez misin insan suretinde put yapmaktır bu! İmam İlhami Efendinin torunu Allah yolundan şeytan yoluna mı kayacaktı? Rabia yalnız sopa yemekle kalmaz, bebeğin gürül gürül yanan odun sobasına atılır.

İlk sahnenin kurgulanmasından sonra Selim Paşa konağında, Kız Tevfikin dükkânında, zaptiye nazaretinde olup bitenler, o kişiler, o sevgiler, o nefretler. Bütün bunların tiyatro sahnesine uygulanması beni hemen hiç zorlamadı diyebilirim. Yaşamımın en zevkli çalışmasıydı bu, ayağımı yerden kesen bir mutluluk.
Sevgi SANLI

ZGÜR YAYINLARI -Halide Edib Adıvar
 

mopsy

Emektar
Üye
Sinekli Bakakalın Özeti:

Merhaba



Olaylar İstanbulun yoksul, mütevazi kenar mahallelerin*den biri olan Sinekli Bakkalda geçmektedir. II. Abdülhamit dönemidir. Mahallenin, dini daha ziyade şekli anlamda yaşa*yan imamının Emine isimli bir kızı vardır. Emine de tıpkı ba*bası gibi oldukça tutucu bir kahramandır. Aynı semtte yaşa*yan Kız Tevfike âşık olmuştur. Tevfik, orta oyunlarında zen-ne(kadın) rolüne çıktığı için mahalleli ona Kız Tevfik lakabı takmıştır. Düzenli bir işi olmayan Tevfik, uçarı bir gençtir. Fa*kat o da Emineyi sevmektedir. Bu ilişkiye Eminenin babası karşı çıkar. Emine, ailesine rağmen Tevfikle evlenir. Bu yüz*den babası Emineyi evlatlıktan çıkarır.

Tevfikle Eminenin evliliği başlangıçta güzel gider. Fakat aralarında müthiş bir hayata bakış farklılığı vardır. Tevfik sa*natkâr ruhlu bir adamdır. Karısı Emine, onu anlayacak sevi*yede değildir. Bir süre sonra, Tevfikin bakkal olan dayısı ölür. Bakkal onun üzerine kalır. Emine, kocasını bakkalı işletmesi için zorlar. Bu iş, Tevfike göre değildir. İşe adapte olamaz, ki*şiliğinden tavizler verdiğini anlayınca işi bırakır. Bakkalı Emi*ne işletmeye başlar. Bununla beraber, bu olay aralarının iyi*ce açılmasına neden olur. Bir gün, Emine, Tevfikin arkadaş*larına onun taklidini yaptığını görür ve anlaşamadığı bu adam*dan ayrılmaya karar verir. Boşanmadan hemen sonra Tevfik, Geliboluya sürülür.

Emine, boşanmadan az önce hamile olduğunu anlar. Bo*şandıktan sonra babasının evinde kızını dünyaya getirir. Adını Rabia koyar. Emine ve babası İmam, Rabiayı sıkı bir dinî eğitimden geçirirler. Bu arada, sürekli olarak babasını kötüler*ler. Rabia, babasının bir cehennemlik olduğunu öğrenerek büyür. Rabia, 11 yaşındayken hafız olur. Sesi çok güzeldir. Ca*milerde, konaklarda mevlit okur. Çevresinde sesiyle ün salar. Bir gün Rabiayı zaptiye nazırı Selim Paşa dinler. Ona hayran olur ve himayesine alır. Konağında ona musiki eğitimi aldırır. Rabia, Mevlevi dervişi Vehbi Dede ve İtalyan müzisyen Pe-regriniden ders almaya başlar. Bu arada, iyice yetişkin bir kişi olan Rabia, babasını bulur. Onun ailesinin anlattığı gibi suç*lu olmadığını anlar. Ailesini terk ederek, babasının yanına yerleşir.

Romanda, bir başka gelişme Selim Paşanm konağında olur. Selim Paşa padişah yanlısı ve idarenin en güvendiği devlet adamlarından birisidir. Bununla beraber, oğlu Hilmi, padişahın karşısında olan Genç Osmanlılar örgütündendir. Kız Tevfik de Genç Osmanlılarin gizli neşriyatını taşıma göre*vi yapmaktadır. Her ikisi de yakalanır ve sürgüne gönderilir. Selim Paşa, oğlunun padişaha ihanetini affetmez, sürgüne göz yumar. Rabiayı yine korumaya devam etse de Rabia bu olay üzerine konaktan tamamıyla ayrılır ve mahallesine dö*ner.

Rabia bundan sonra babasının dükkânını işleterek ha*yatını kazanmaya başlar. İtalyan hocası Peregrini ona âşıktır. Rabiayı bütün mevlütlerde, programlarda izlemektedir. Ra-biaya aynı şekilde derin bir aşk duyan Vehbi Dedenin yar*dımıyla aşkını Rabiaya anlatır. Rabiaya olan aşkının da et*kisiyle Müslüman olmaya karar verir. Daha sonra da Rabia ile evlenir.

Yıl 1908′i bulmuştur. Meşrutiyet ilan edilince Kız Tevfik serbest bırakılır. İstanbula gelince mahalleli onu bir kahra*man gibi karşılar. Tevfik eline torununu alınca çok mutlu olur.
 
Üst Alt