• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Şiddet-Gerilim-Dejenerasyona Televizyonun Etkisi

Okunuyor :
Şiddet-Gerilim-Dejenerasyona Televizyonun Etkisi

meridyen2

Tecrübeli
Uzaklaştırıldı
Şiddet-Gerilim-Dejenerasyona Televizyonun Etkisi

Dünyaya açılan pencere olarak da adlandırılan televizyon, hiç şüphesiz çağımızın en önemli iletişim araçlarından biridir. Gerek iletişimi sağlamadaki hızı gerekse etki alanının genişliği düşünüldüğünde, önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Bugün ulusal ve uluslararası iletişimin temel aracı haline gelen televizyon, aynı zamanda güzel ahlakın dünyanın birçok noktasında anlatılmasında da insanlara verilmiş çok büyük bir imkandır. Allah’ın, insanların kullanımına verdiği bu önemli araç, amacına uygun olarak kullanıldığı takdirde çok büyük hayırlara vesile olacak bir araçtır. Kısaca güzel amaçlar doğrultusunda ve bilinçli olarak kullanıldığında hem yetişkinlerin hem çocukların ahlaki değerlerini ve kültürel yapısını olumlu olarak etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Ancak tüm bu faydalı yönlerinin yanı sıra bugün birçok ülkede televizyonun yol açtığı dejenerasyon ve ahlaki çöküntü dikkat çekici hale gelmiştir. Acil önlemler alınmasını gerektirecek şekilde yayın yapan bazı televizyon kanalları, televizyonun bu olumlu yönlerini hızla olumsuza dönüştürmektedir.

Televizyonun Günümüzdeki Olumsuz Yönleri

Pek çok televizyon kanalının ana hedefi yüksek seyredilirlik oranı (reyting) elde etmektir. Çünkü bu yüksek seyredilirlik oranı ve bunun ardından elde edilen reklam gelirine bağlı olarak kanalın maddi anlamda gücü artmakta ya da azalmaktadır. Bu nedenle de ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyadaki bazı televizyon kanalları, yüksek seyredilirlik oranı (reyting) yakalamaya çalışırken yaptıkları programın olumsuz etkisini ve sonuçlarını göz ardı edebilmektedirler. Bu felsefenin ürünü olarak ortaya çıkan programlarda kimi zaman ahlaki değerlere saldırıya yer verilebilmekte, kimi zaman kutsal değerler olumsuz olarak gündeme getirilebilmekte, kimi zaman da ilk bakışta anlaşılamayan yöntemlerle din, aile, vatan sevgisi gibi değerler yıpratılabilmektedir. Bunun için çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Örneğin çeşitli ülkelerdeki bazı televizyonlarda, özellikle bazı ünlü kişilerin uygun olmayan gayri ahlaki yaşantıları, özendirici biçimde ekranlara getirilmekte ve bu da özellikle gençler için kötü örnek oluşturmaktadır.

İkinci bir örnek olarak; kanun dışı hayat şeklini öven, gerilimi, kavgayı, hatta silahlı çatışmaları makul gibi gösteren dizi ve filmler de aynı şekilde olumsuz etki oluşturan programlardır.

Yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç ise, bu dizilerin ve filmlerin özellikle gençler üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne sermektedir. Bazı gençler televizyonlarda yayınlanan bu film ve dizileri yalnızca izlemekle kalmamakta, bu yayınlardaki karakterlerin giyim, konuşma ve hayat tarzlarını taklit etmeye çalışmaktadırlar.

Ülkemizde gittikçe yaygınlaşan ve içinde gizli ve olumsuz mesajlar taşıyan bazı yabancı diziler, çeşitli ülkelerin çoğu zaman dejenere olmuş kültürünü yansıtmakta ve insanları kolayca etkisi altına alabilmektedir. Türk gençlerinin de yoğun olarak izlediği, dünyanın en büyük müzik kanallarında yayınlanan programlarda, bu dejenerasyonun en çarpıcı örnekleri görülmektedir. Yapılan araştırmalar neticesinde, en çok seyredilen 6 programın dördünün içeriğinde, gençler kendilerine ve çevrelerine vahşet boyutunda fiziksel şiddet uygulamakta ve bunu yaparak büyük paralar ve hayran kitleleri kazanmaktadırlar.

Bunun yanısıra bütün dünyada yayınlanan canlı şov programlarında şiddet ve kavga görüntülerinin dozajı gittikçe artmaktadır. Bu programların pek çoğu aynı anda ülkemizde de yayınlanmakta ve aynı olumsuz telkinler ülkemizde de devam etmektedir.

Televizyon Karşısında Kaybedilen Zamanlar

Televizyonun yaptığı olumsuz etkiler bu kadarla sınırlı değildir. Bazı insanların televizyon karşısında amaçsızca zaman kaybetmeleri de televizyonun verdiği zararlardandır.

Bütün dünyada yoğun olarak yaşanan bu durum, ülkemizde de gittikçe büyüyen bir sorun haline gelmiştir. Son yapılan istatistiklere göre; ülkemizde günde ortalama 4 saat televizyon seyredildiği belirlenmiştir. Türkiye bu oranla, Amerika’dan sonra dünyanın en çok televizyon seyreden toplumu haline gelmiştir. Bu kadar yüksek oranda televizyon seyredilirken, diğer yandan, kitap okuma oranı oldukça düşük kalmıştır. Japonya’da bir kişi yılda 25, İsveç’te 10, Fransa’da 7 adet kitap okurken, Türkiye’de bir yılda 6 kişiye 1 kitap düşmektedir.

Bir diğer istatistiki araştırma ise gazete oranlarında dikkat çekmektedir. Ülkemizde tüm gazetelerin toplam günlük tirajı 3 ila 4 milyon arasında iken (bu rakam 1970’li yıllardaki gazete tirajı ile aynıdır), 135 milyon nüfuslu Japonya’da bu rakam 72 milyondur. Tek bir gazetenin günlük tirajının dahi 14 milyonu bulduğu Japonya’daki bu duruma karşın, ülkemizde henüz 500 bin sınırını aşmış gazetenin bulunmaması, konunun ne denli önemli olduğunu gösteren delillerden sadece bir tanesidir. Şüphesiz bu rakamlarda televizyonun toplum üzerinde yaptığı alışkanlığın ve olumsuz etkinin gözardı edilemeyecek bir payı bulunmaktadır.

Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Saatlerce televizyon karşısında oturan, gazete ve kitap okumayan, kültürel anlamda yeterli eğitimi olmayan bir insanın, her türlü yanlış telkine ve yönlendirmeye müsait ve korunmasız olduğu açıktır. Bu durumu daha da tehlikeli bir duruma getiren ise, seyircilerin büyük bir çoğunluğunu çocukların oluşturmasıdır. Kültürel ve bedensel olarak eğitilebilecekleri en verimli dönemlerinde çocuklar, bazı yapımcıların ilk hedefi haline gelmiştir. Yapılan çok sayıdaki araştırma, televizyonun en büyük zararı çocuklara verdiğini ortaya koymaktadır. Günde 4-5 saat televizyon izleyen çocuklar, bir yandan yanlış, lüzumsuz ve tehlikeli fikirlerle doldurulmakta, diğer yandan da hiç görmemeleri gereken şiddet ve cinsellik görüntüleriyle -çoğu zaman anne ve babalarının bilgisi ve kontrolü dışında- karşı karşıya kalabilmektedirler.

Televizyonun etkileri ile ilgili olarak yapılan çalışmalar, özellikle televizyonda kullanılan şiddet öğeleri ve bu öğelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde yoğunlaşmıştır. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi (The American Academy of Pediatrics) tarafından yayınlanan rapora göre “Televizyondaki şiddet sahneleri ile çocuklardaki agresif davranışlar arasında, akciğer kanseri ve pasif sigara içicileri arasında olduğundan daha yakın bir ilişki bulunmakta”dır. ( Media Resource Team of American Association of Pediatrics, “Media Violence,” Archives of Pediatric Adolescent Medicine 108:5 (2001), pp. 17–23)

Ayrıca çocukların beslenme alışkanlıklarının, uyku düzenlerinin ve sosyal davranışlarının bozulması gibi pek çok olumsuz sonuca neden olan televizyonun etkilerini inceleyen bilim adamları, özellikle çocuklar için hazırlanan programların yetişkin programlarından %10 daha fazla şiddet öğesi içerdiğini saptamıştır. Bu derece yoğun şiddet öğesi ile karşı karşıya kalan çocuklar zamanla televizyondaki şiddetten etkilenerek saldırgan davranışlar sergilemeye başlamaktadır. Son yıllarda dünya çapında yaşanan okul katliamları, öğrencilerin diğer öğrencilere ve öğretmenlerine saldırmaları hatta onları soğukkanlılıkla öldürebilmeleri bu etkilerin bir sonucudur.

Televizyondaki şiddet görüntüleri nedeniyle çocuklar; diğer kişilerin acı çekmesine ve yaralanmasına daha az duyarlı olabilmekte, içinde yaşadıkları dünyadan korku duyabilmekte ve diğer kişilere agresif davranmaya ve zarar vermeye daha yatkın olabilmektedir. (The American Academy of Pediatrics- What Children See and Learn- Television’s Impact on Children)

Çocuklar televizyon izledikleri zamanın yalnızca %10’unu kendileri için hazırlanmış programlara ayırıyor. Bu zamanın geri kalan % 90’ını ise yetişkinler için hazırlanmış programları izleyerek geçiriyorlar. (Filling Their Minds With Death: TV Violence and Children)

Genç Nüfusu Olumsuz Etkileyen Programlar

Bazı televizyon kanallarında yayınlanan ahlaki değerlerden uzak programların etkisi altına aldığı bir diğer kesim ise gençlerdir. Doğru ile yanlışı henüz tam ayırt edemeyen, çoğu zaman gördükleri ve duydukları yeni kavramlara ilgi duyan gençler, farkında dahi olmadan televizyondan aldıkları yanlış telkinlerle şiddete, ahlaki dejenerasyona, sapkın akımlara, cinsel suçlara yönelebilmekte ve zamanla doğru olanın bunlar olduğuna inanmaya başlamaktadırlar.

Gençlerin ruhsal dengesini bozan, onları inanç, ahlak, adalet gibi temel konularda yanlış yargılara iten yayınlar da oldukça yaygındır. Başta bazı televizyon dizileri olmak üzere, korku ve şiddet dolu filmlerde ve büyü, sihir gibi sapkınlıkları konu alan yapımlarda her türlü telkinle karşılaşmak mümkündür. Televizyonlarda şefkat, merhamet, nezaket gibi güzel ahlak örneklerini görmeyen gençler, bu yayınlar karşısında tamamen hazırlıksız ve savunmasız durumdadırlar. Bu durumu engellemekle sorumlu olan aileler ise yanlış programı tespit edebilecek detaylı bilgiye her zaman sahip olamayabilmektedirler. Sonuçta, özellikle çocuklar ve gençler, televizyonun düğmesine basılması ile kolayca her türlü telkine maruz kalabilmektedir. Bu tehlikeli tablonun sonuçları, sabrın, hoşgörünün, saygının, sevginin gittikçe yok olduğu toplumsal bir dejenerasyona neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalarda da bu konuda önemli sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin Türkiye’deki akranlarıyla yaklaşık olarak aynı oranda televizyon seyreden genç bir Amerikalı, yılda 14.000’den fazla cinsel içerikli görüntüyle karşılaşmaktadır. (American Academy of Pediatrics: Media Education) Ergenliğin ilk dönemlerindeki bir çocuk ise 8000’den fazla cinayet, 100.000’den fazla şiddet görüntüsü izlemiş olmaktadır.(Screenblock stops children watching too much tv)

Washington Üniversitesi Epidemioloji (salgın hastalıklar) Uzmanı Dr. Brandon Centerwall’un yaptığı saptama da konunun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Dr. Centerwall’un belirttiğine göre; televizyondaki şiddet sahneleri, gerçek hayatta yaşanan şiddet olaylarının yüzde 50’sinin sebebidir. (Brandon Centerwall, “Exposure to Television as a Risk Factor for Violence,” American Journal of Epidemiology, 129:4 (1989), s. 645)

Dr. Centerwall’un bir başka saptamasına göre ise, eğer şiddet içeren televizyon filmleri olmasaydı; ABD’de, 10.000 daha az adam öldürme, 70.000 daha az tecavüz, 700.000 daha az saldırı vakası olacaktı.11 Tüm bu rakamlar televizyonun insanları şiddete yönelten etkisinin ne denli önemli bir boyutta olduğunu yansıtmaktadır.

Çarpık Özgürlük Telkini

Televizyonlar tarafından yapılan telkin yöntemlerine göz atıldığında ise, verilmek istenen fikirlerin pek çoğunun çağdaşlık, özgürlük, modernlik ve cesurluk başlıkları altında işlendiği dikkat çekmektedir. Kuşkusuz modern bir dünya görüşüne sahip olmak, çağın gelişmelerini yakından takip etmek ve yeniliğe açık olmak güzel özelliklerdir. Ancak bu noktada kastedilen, bu konular adı altında her türlü ahlaksızlığın ve sapkınlığın, süslenerek veya gizli yöntemlerle olağan bir durum gibi gösterilmeye çalışılmasıdır.

Bu nedenle başta gençler ve çocuklar olmak üzere pek çok televizyon izleyicisi, bu yoğun telkinler nedeniyle farkında olmadan, ahlaksızlığın aslında çağdaşlığın bir gereği olduğunu düşünmeye, bunu olağan görmeye ve kabul etmeye başlamaktadır. Bundan yaklaşık on yıl önce insanların kınadıkları ve kesinlikle karşı oldukları çeşitli alışkanlık ve davranışların, bugün artık birçok kişi tarafından olağan karşılanmaya başlanmış olması, hatta bunları eleştirmenin bile yanlış olduğu inancının yaygınlaşması, bu yayınların seyirciler üzerinde ne kadar etkili olduğunun başka bir göstergesidir.

Televizyon yayıncıları, bu ilkesiz ve ahlak dışı yayın anlayışı karşısında kendilerini savunurken seçme özgürlüğünü öne sürmektedirler. Onlara göre; her türlü program özgürce yapılmalı, halk istediği programı seçmelidir. Ancak bu savunmanın hiçbir haklı yönü yoktur. Çünkü, başta çocuklar ve gençler olmak üzere televizyon başındaki insanların her an şuurlu ve isabetli seçim yapmaları mümkün değildir. Bu durumda televizyon seyreden çocuklar, gençler ve yetişkinler, her türlü telkine ve propagandaya açık duruma gelmektedir.

Sonuç itibarı ile, pek çok televizyon kanalı; halkın kutsal değerlerini, milli kültürünü yeni nesillere düzgün bir şekilde aktarmak, çocuklara ve gençlere doğru ve güzel olanı öğretmek, onları her türlü ahlaksızlığa ve kötülüğe karşı bilinçlendirmek ve sorunlar üzerine düşünmeye sevk etmek gibi temel sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Gazeteci Can Dündar bu konuyu inceleyen bir yazısında şu yorumu yapmaktadır:

‘…Son 20 yılın televizyon yöneticileri bu tabloya bakıp “Biz ne yaptık?” diye dövünüyor mudur, yoksa eseriyle övünüyor mudur acaba? Evlerine sokmayacakları adamları star yaparken… kaliteli yapımlara inatla kapıyı kaparken “Yaydığımız şiddet ileride bizi de vurur, cehaleti övmek çocuklarımızın geleceğine mal olur, bunca saçmalığı izleyen bir toplum hepten aptal olur” diye düşünmüşler midir? Yoksa “Bizim işimiz sinekleri cama yapıştırmaktı; onlar da bu kadar hevesle yapışmasaydı” mı diyorlardır. Onlar ne derse desin; kesin olan bir şey var ki, onarımı kuşaklar sürecek bir tahribat yaşadık son 20 yılda... Müsebbiplerinden (sebep olanlardan) insaf beklemek saflık olur. Yapılacak şey, durumdan rahatsız olan yayıncıların, izleyicilerin örgütlenmesi ve yeni bir yayıncılık anlayışını zorlamasıdır. Son TV seyircisi de körleşmeden.’

Ahlak Dışı Film Senaryoları

Gerek televizyon ekranlarında gerekse sinemalarda gösterilen filmlerin son dönemlerdeki senaryolarında da oldukça büyük bir bozulma ve farklı konulardaki propagandalar dikkat çekmektedir. Materyalizmin ve dinsizliğin en önemli silahı olan asılsız evrim teorisinin zorla benimsetilmeye çalışıldığı ve bilimsel bir gerçekmiş gibi gösterildiği; dinsizliğin ve ahlaksızlığın telkin edildiği; çıkarcı, bencil, maddiyatçı karakterlerin ön plana çıktığı ve cinsel sapkınlıkların olağanmış gibi gösterildiği senaryolar, film endüstrisinde gün geçtikçe daha da yaygınlaşmakta ve milyonlarca insanın izlediği filmlere dönüştürülmektedir. Bu filmlerin bir amaca yönelik ve propaganda aracı olarak kullanıldığı ise açıktır. Türk televizyonlarında da yayınlanan bu yapımlara, her yaştan izleyici kolaylıkla ulaşabilmektedir.

Çözüm: Güzel Ahlakın Anlatılması

Televizyon vasıtasıyla günümüze kadar yapılmış olan telkinlerin sebep olduğu dejenerasyon ve ahlaki çöküş, asla umutsuzlukla karşılanmaması gereken bir durumdur. Çünkü bu ahlaki çöküşün temel nedeni de, bu sorunun çözümü de açıktır.

Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların iyiyi kötüden ayırt etme anlayışları ortadan kalkar. İyilik ve kötülük kavramı, kişisel menfaatler, telkinler ve beklentilere göre şekillenir. Bu nedenle de din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda gerek televizyon kanallarının program seçimi, gerekse televizyon karşısındaki izleyicilerin tercihi yanlış ve taraflı olabilmektedir. Uzun yıllardır televizyon ve film endüstrisinin ahlaki değerlerde neden olduğu bozulmanın düzelmesi ve tamamen ortadan kalkması ise ancak İslam ahlakının verdiği aklın, fedakarlığın, yardımlaşmanın ve hoşgörünün anlatılması ve televizyonlarda bu ahlakın yaşandığı ve iman hakikatlerinin anlatıldığı programların yayınlanması ile mümkündür. Bu nedenle din ahlakının getirdiği güzel ahlak özellikleri başta televizyon yoluyla olmak üzere her türlü iletişim aracıyla ivedilikle tüm topluma anlatılmalı ve başta çocuklar ve gençler olmak üzere toplum Kuran ahlakını yaşamaya özendirilmelidir. Bugün dünya üzerinde yaşanan tüm bu karanlık tablonun ortadan kaldırılmasının tek çözümü Kuran ahlakıdır. Milli ve manevi değerlerine bağlı, güzel ahlak özelliklerine sahip, sevgi ve saygıyı bilen, kültürlü bir neslin inşasında Kuran ahlakının anlatılmasının önemi büyüktür. Nitekim ilgili kurumların son günlerde yapmış olduğu gibi zararlı programlara karşı ciddi önlemler alması da ayrıca olumlu bir girişimdir. Açıktır ki; üstün İslam ahlakının tüm insanlara anlatılması vicdan sahibi herkesin üzerinde büyük ve önemli bir sorumluluktur. Kuran’da bu sorumluluk şöyle bildirilmiştir:

“Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” (Yasin Suresi, 17)(makale harun yahya)
 
Üst Alt