• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Şeytan ve Firavunu da sevmeli miyiz?

Okunuyor :
Şeytan ve Firavunu da sevmeli miyiz?

ashenarşi

Kıdemli
Üye
Şeytan ve Firavunu da sevmeli miyiz? Yaratılanı severim yatandan ötürü, sözünü tez alırsak, Şeytanı, Firavun'u da Allah yarattı, onları da mı seveceğiz?

- Evvela bu söz, dinî bir nas/bir ayet veya hadis değildir. Bu sebeple, her konuda bununla amel etmek gerekmez.

- İkincisi: Her kuralın istisnaları olduğu gibi, bu vecizenin de istisnaları vardır, Şeytan, Firavun gibiler bu istisnalardan bazılarıdır.

- Üçüncüsü: Bu sözü söyleyenin durumu ve sözün arka planındaki niyet, çok büyük önem arz etmektedir. Yunus Emrenin bununla Allah düşmanlarını da sevin demek istemediği kesindir. Çünkü, Allah için sevmek kadar, Allah için buğz etmek de İslamın önemli bir prensibidir. Yunus Emrenin bunu bilmemesi veya düşünmemesi, söz konusu olmasa gerektir.

- Dördüncüsü: Bu sözden kast edile şu olsa gerektir: masum hayvanları, bitkileri, çevreyi ve masum insanlardan oluşan yaratılanları severim yatandan ötürü. Yaratan yarattıklarını -sanatı olduğu için- sever. Yaratanın sevdiklerini, ben de severim. Bu gerçek şunu da gösterir ki, Yaratanın sevmediklerini ben de sevmem. Yaratana düşmanlık bayrağını açanları yaratan sever mi? Elbette sevmez..

- Beşincisi: Sevmek veya sevmemek, bir varlığın bütün olarak değil, farklı yönlerden dolayı değerlendirilir. Buna göre, bir şeyi bir yönden sevmek, diğer bir yönden sevmemek mümkündür. Bu açıdan şeytanın yaratılması, Hz. Ebu Bekir (ra) gibi mümtaz bir simanın, Müseyleme gibi bir kezzaptan farklı bir kişiliğe sahip olduğunun anlaşılmasına vesile olduğu için güzeldir, diğer şeytanlıkları için de kötüdür. Her varlık, Allahın sanatı olduğu, değişik yönlerden onun varlığına ve birliğine şahadet ettiği için, güzeldir. Firavun da böyledir. Fakat, iradesiyle inkârcılığa gidip, Allaha karşı isyan ettiği için de nefrete layıktır.

Yunus Emrenin bu sözü, Allahın sanatı olması yönüne bakıyor..
Okunma Sayısı : 3545
Sorularla İslamiyet.com
 

Ammar

Kıdemli
Üye
İşte TASAVVUF düşüncesinin insanı getirdiği nokta bu olur.....

YUNUS EMRE ve İSLAM ancak bu kadar olur.. Vahdedi Vucud felsefesi, Müslümanı nerelere hangi uçurumların kenarına getirir gözler önünde....

(Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost) edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.) TEVBE SURESİ / 23
 

ashenarşi

Kıdemli
Üye
Sn. Ammar yazılanlalarla açıklamalarla sizin tesbitiniz aynı değil ki.,

Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa;

Yaratılanı severim yaratandan ötürü...

Faklı şeyler velhasıl. Anlamak istediğiniz gibi yada önyargılı bakıyorsunuz.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Sen öyle düşünüp anlaya bilirsin ama o sözü söyleyenlerin felsefesi o yönde...

Örnek : aynı ekola sahip olanların görüşleriylede birleştirerek verelim ki bu ekola sahip görüş açısı netliğe kavuşssun

İbn Arabi

Tanrı ve Kainat bir olduğuna göre(!) Firavun bile ALLAH'a ibadet etmiştir. Bu nedenle de o bile kamil bir mü'mindir. Zira taptığı şey de varlığın bir parçası (Bir'in bir unsuru) değil midir?! Bu nedenle puta tapan bir kişi bile aslında (haşa)ALLAH'a ibadet etmektedir. Zira o putta Bir'in bir parçasıdır

Her biçimi kuşatır kalbim: Ceylanlar için otlak ve Hıristiyan rahipler için bir manastırdır o, Ve, putlara tapınak, hacıların kâbesi, Tevrat'ın levhaları ve Kur'an'ın sayfalarıdır aynı zamanda,
Ben aşk dinine uyarım hangi yolu tutarsa Aşk'ın develeri, işte budur benim dinim ve inancım .
Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Muhyiddin Arabi'nin küfür ve şirk sözleri (S.181-183)

YUNUS EMRE
Cümle yaradılmışa bir gözle bakmayan
Şer'in evliyasıysa, hakikatta asidir

Ey akıllı kişi! iyi düşün... Put, varlık bakımından bâtıl değildir ki,
Bil ki putu yaratan da Ulu Tanrı... İyinin yaptığı her şey iyidir.

Cennet cennet dedikleri
birkaç köşkle birkaç hurî
İsteyene ver sen anı
bana seni gerek seni
Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Yunus Emre ve Şebusteri'nin küfür ve şirk sözleri (S.188-189)

CELALEDDİN RUMİ

“....Ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevi’nin biteceğini umma...” (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 6 s: 178)


“Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler de, arkasından yedi deniz daha kendisine yardım ederek (mürekkep) olsa yine ALLAH’ın kelimeleri tükenmez.” (Lokman: 31/27)


Varlık yokluk hep O'dur.
Sevinç ve kederi hasıl eden hep O'dur.
Alemde ne varsa O'nun dışında değildir.
Altı cihette de, altı cihetin dışında da tapılacak olan hep O'dur

Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dağ gibiyiz, bizdeki ses sendendir'.


Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)

“İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.”

MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)

"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.


MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?” diye sordu.
Mürid “benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi.

Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi.
En sonunda “ALLAH mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu?
Mürid “ben ALLAH’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi.

Başka bir müridden de “ALLAH mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi.

Ariflerden biri de “bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki :
“ ALLAH görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır.
Hayır böyle de değil.
Bu naible, naibin naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir.
burada ikilik yoktur.”


(MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf. 324-325)


"Ne lazım gelir ey müslümanlar ki ben kendimi bilmiyorum?
Ne Hıristiyan, ne Yahudi, ne Ermeni, ne de Müslümanım"


(Ahmet Kisravi. Edebiyat Üzerine. s.78. Perçem Yay. 4.baskı. (Farsça))

Yani bugünkü DiNLER ARASI DİYALOGCULAR ile bir bağ kurabildinizmi işte kısa tutalım uzatmaya gerek yok bu kadar örnek yeterli olur sanırım anlatmak istediklerimi....
 

AllameL

Amatör
Uzaklaştırıldı
Selamlar.
Ben yeniyim, ama eskime amacındayım.
Doğruları söylemeye çalışırım, ama yanılabilirim, ama bu çok nadirdir. Bilmediğim şeye yazmam, yazmışsam ille de biliyorum demek değildir, hata da yapmış olabilirim. Çünkü hatasızlık Allah'a mahsustur.
Bu konuya farklı bir bakış açısını yakında burada yayınlayacağım bir yazımda bulabileceksiniz. O zamana kadar kendi bakış açımdan bu konuya değinmeyi istiyorum. Allah da böyle istemiyor olsaydı, ben bu yazıyı yazıyor olamazdım. Çünkü insanı yaratırken kader hücresine kendi öngördüğü geleceğini kendisi belirlemekte olduğundan, bunun dışına istenirse dahi çıkılamamaktadır. İstisnalar varsa da, genel açısından rahatça konuşabiliriz.

Hayır da Şer de Alah'tan gelmedir. Hayrın ve şerrin yanlız Allah'tan geldiği noktası imanımızın temellerinden olup, günümüz insanları bu kadar kolay anlaşılır bir fikri algılamaktan aciz kalmalarının nedenini,maneviyattan kopmuş manevi hayatlarda aramak gerekir. Açıkçası, bu kadar fazla metal ve beton binaların arasında insan beyinlerinin paslanmaya yüz tutmasına şaşmamak gerektir.

Hayır ve Şer nasıl oluyor da Allah'tan geliyor. Peki bakın, Allah'tan gelme ile ne kastediliyor. Bu soruları hiç düşündünüz mü.

Evrensel denge ya da ilahi denge dediğimde ne anlıyorsunuz. Ya da birşey anlayabiliyor musunuz.

Allah hem cenneti yaratırken bir taraftan cehennemi neden ve hangi "düşünce tarzı" ile yaratıyor. (düşünce tarzı diyorum düşünce demiyorum lütfen dikkat)

Bu sorulara biraz kafa yorarsanız, yorulduğunuz yerden devam edebilirim. yorgun gördüğünüzü hissedersem bayrağı tek başıma da belki bi ihtimal taşıyabilirim. Bu şekilde konuşuyorum diye bana buğzetmeyin, tarzım böyle. Kendimi bir şey de sanmıyorum, hepimizde yaklaşık aynı gramajda beyin bulunmakta. :)
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bak şu cümlelerin çok yanlış çok yanlış.....

Hayır da Şer de Alah'tan gelmedir. Hayrın ve şerrin yanlız Allah'tan geldiği noktası imanımızın temellerinden olup, günümüz insanları bu kadar kolay anlaşılır bir fikri algılamaktan aciz kalmalarının nedenini,maneviyattan kopmuş manevi hayatlarda aramak gerekir. Açıkçası, bu kadar fazla metal ve beton binaların arasında insan beyinlerinin paslanmaya yüz tutmasına şaşmamak gerektir.
Ortam ne olursa olsun ister çölün ortası, ister metal binaların ortası, ister amazon ormanları, ister new york fark etmez, beyinlerin paslanmasından ziyade kalpler paslanmış, ALLAH C.C ve RESULUNUN S.A.S aracılığı ile getirdiklerinden bi haber bir toplumda yaşıyorsunuz her yeni doğan bebek bu bozuk toplumun içinde büyüyor ve bu bozuk itikat seline kapılıp gidiyor... ALLAH C.C yolunda gittiğini sanan çoğunluk ise atalarından gördüğü din ile amel ediyor, içine TASAVVUF bulaşmış bir İSLAM inancı insanları nerelere götürdüğünü görmek için şöyle içinde yaşadığınız topluma bir bakın...!!!

Bir ÖRNEK ile şekillendirelim günümüz insanlarının durumunu

Namazı Terk etmenin Hükmü....

Cabir (radiyallahu anh)'den;

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; "Kişi
ile şirk arasında namazın terki vardır." Diğer rivayetlerde; "Küfür ile iman arasında" ve "Kul
ile küfür arasında" lafızlarıyla da gelmiştir.479


Enes (radiyallahu anh)'den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

"Kişi ile şirk arasında namazı terk etmekten başka bir şey yoktur. Onu terk ettiği zaman şirk
koşmuştur."480

Sevban (radiyallahu anh)'dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Bizimle kâfirler arasındaki fark namazdır. Kim namazı terk ederse kâfir olur."481

"Abdurrahman Bin Şakik, Ebu Hureyre radiyallahu anh'ten;

"Biz namazdan başkaamellerden herhangi bir şeyin terkini küfür saymazdık."482

Enes ibnu Malik (radiyallahu anh)'den; "Namazın terki şirktir."485

İbnu Ömer (radiyallahu anh)'den, şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle dedi

"Kim namaz kılmazsa onun dini yoktur."486

İbnu Mes'ud (radiyallahu anh)'dan, şöyle dedi:

"Her kim ki, namazı terk ederse onun dini yoktur."487

Ebu Zerr radiyallahu anh.den;

"Kim namazı terk ederse Allahın zimmetinden çıkar,küfre düşer."488

Ubeydu'l-Kelâi'den, şöyle dedi:

“Mekhul (rahimehullah) elimden tutarak "Yâ Ebâ Vehb! Farz bir namazı kasten terk eden birisi için ne diyorsun?" dedi. Ben de "Âsi bir mü'mindir" dedim. Elimi daha fazla sıktı ve sonra şöyle dedi: "Yâ Ebâ Vehb! iman'ın şa'nı nefsinde daha azim olsun. Kim ki bir farz namaz'ını kasten terk ederse Allah'ın zimmet'i ondan beri olmuştur. Kimden de Allah'ın zimmeti beri' olduysa o kâfir olur."489

Ömer Radiyallahu anh'den; "Namazı terk edenin islam' dan nasibi yoktur."490

KAYNAK
Ebu Muaz / Kitap ve Sünnet Işığında Sahih İlmihal...

479 Ahmed(3/370) Müslim(iman 134) Tirmizi(2618-19) Ebu Ya'la(1953,2102) Ebu Avane(1/20) Acuri
Şeriat(247-250) ibni Ebi şeybe(11/33) şerhus Sünne(2/179) Ebu Nuaym Hilye(8/256) Taberi(1/307)
Hatib Tarih(10/180) Taberani Sagir(258) ibni Hibban(1451) Mişkat(569) Abdurrezzak(5009) Ebu
Davud(4678) ibni Mace(1078) Darekutni(2/53) Darimi(1236) Beyhaki(3/366) Beyhaki Süneni
Sagir(600) Tergib(1/520) Cem'ül Fevaid(983-85) Tahavi Müşkil(3175) ibni Abdilberr Temhid(4/299)
Nisaburi ikna(235)
480 İbnu Mâce(1080) Muhammed ibnu Nasr Kitabu's-Salat(897) Elbâni îbnu Mâce'nin sahihinde(880)
481 Tirmizi(2621) Nesai(1/231) ibni Mace(1079) Hibetullah'it-Taberi Usulu's-Sünne(1521)
Ahmed(5/346) Hakim(1/7) Beyhaki(3/366) ibni Ebi Şeybe iman(46) Cem'ül Fevaid(986)
Darekutni(2/52) ibni Hibban(3/10) Hallal(302) Temhid(4/339) Nisaburi El İkna(2/689) ibni Teymiye
Mecmuul Fetava(7/477)
482 Tirmizi(2622) Hakim(1/7) Riyazus Salihin(1080) Cemül Fevaid(987) Tergib(1/522) ibni Kesir(3/4)

485 Deylemi(2392) Abdurrezzak(5009) Temhid(4/225) Nisaburi El ikna(2/690) Heysemi Mecmau-
Zevaid(1/295)
486 Mervezi iman(47) Beyhaki Şuab(43) ibni Ebi şeybe iman(47) Ahmed(134) Taberani
Mu'cemus'Sağir' de(60) hasen bir senedle rivayet etmiştir
487 ibnu Ebi Şeybe Musannaf(10446) ve İman(47) Taberâni Mu'cemu'l-Kebir(8942) Muhammed İbnu
Nasr Kitabu's-Salat(935) Beyhaki Şuabu'l-İman(42) Elbâni Sahihut Terğib
488 Ahmed(5/238) Busiri İthaf(2096) Hakiym Tirmizi Nevadir(2/152) Camius Sagir(1585) Mekasıdu
Hasene(632) Dürrü Mensur(104) İbni Teymiye Mecmu(7/477) İbnu Mace(4034) Taberâni
Mu'cemu'l-Kebir(20/233) Hibetullahi't-Taberi Usulu's-Sünne(1524) Muhammed İbnu Nasr Kitabu's-
Salat(911) hasen bir senedle rivayet etmişlerdir. Elbani ibnu Mâce'nin sahihinde(3259) tahric
etmiştir.
489 ibnu Ebi Şeybe İman(129) ve Abdurrezzak Musannaf(5008) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir
490 Malik(1/39) ibni Ebi Şeybe(11/25) Busiri ithaf(2099) Beyhaki(1/367) Darekutni(2/52)
Abdurrezzak(5010) Nisaburi El İkna(2/690)


Oysa günümüzde KAZA namazı diye bir kavram var ki, herşeyi KAZA ya bıraktığını zannediyor insanlar...

KAZA namazı ancak baygınlık ve uyku durumunda geçerli olduğunu bunun haricinde bilerek iş, memuriyet, para için namazı kılmayanların hükmü ne olacak FETVALAR hazır TASAVVUF da KAZAYA bırakır hepsini AKŞMA kılarsın...

Umarım faydalı olur...

Allah hem cenneti yaratırken bir taraftan cehennemi neden ve hangi "düşünce tarzı" ile yaratıyor. (düşünce tarzı diyorum düşünce demiyorum lütfen dikkat)
Ne dersen, hangi niyetle dersen de bu söz küfürdür... İnsanlar KUL dur sorgulayamaz, heleki ALLAH C.C hakkında düşünce tarzı, düşünce (HAŞA) hiçbirşey diyemezsin....

ADEM A.S ın kıssasını hatırla...

[30] Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

[31] Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

[32] Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.

[33] (Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi


KUR-AN da bilmen gerekenler açıklanmış, RESULULLAH S.A.S in SÜNNETİ ilede detaylıca açıklanmış, bunları biliyor isen kafa yorma olduğu gibi kabul et ŞEYTAN ın oyununa düşme, o bu tür telkinler ile insanı kandırmaya çalışır, senin kalbin temiz, kötü bir düşünce değil ki, vs.vs.vs...
Umarım kırılmazsın...
 

AllameL

Amatör
Uzaklaştırıldı
Konu esas ekseninden biraz kaydı ama, buna da şükür. Önce kaydığı eksenden devam edeyim, sonra bakalım eski eksenine belki birlikte çekebiliriz. :)

Konumuz tasavvuf olmadığı için, yani açıkçası firavunu sevmek konusundan bunu uzaklaştırmamız lazım. Kısaca kendi düşüncemi özetliyeyim sonra lütfen bu konudan tasavvufu çıkartalım.

Tasavvuf ehlinin namazdan uzak olacağı ya da dinin hükümlerini farklı yorumladığı görüşünüz, bbulunduğu dergaha göre değişmektedir. Doğrusu var, yanlışı var. Yanlışı şu, hiç bir dergah namazı menetmez, tam tersine emreder. doğrusu şu, kıyısında köşesinde kendi görüşünü ya da yaşayış şeklini monte etmiştir. Ancak, günümüz müslümanları zaten bir çok konuda yanlıgı ve sapıtma içindeler. Bu hengame içinde karanlığa tutulan her ışığı islam açısından faydalı görmek gerekir. Kendi haline bırakıp eskaza kendiliğinden bir şeyler bekleme gayreti de olabilir, ben bu görüşe de saygılıyıım. Ancak, her durumda , tasavvuf islamın karşısında değildir , içindedir , konu geniş olduğu için burada yazılamayacak kadar fazla. Alıntı yapıp tartışıyor görüntüsü vermeyi de istemiyorum.

Yazınızdan hareketle, firavunu sevip sevmemek gerektiği konusunda biraz önce değindiğim , bir miktar konuyu taşımanız konusundan yorgun olduğunuzu görüyorum. Eğer konuya o açıdan devam ederseniz, daha uygun olacaktır diye düşünüyorum. aksi taktirde her köşede tasavvufu tartışıyor görüntüsü hoş olmayacaktır diye düşünüyorum. ama siz bilirsiniz gene de. belki ayrı bir başlıkta tasavvufu tartışmaya açmanız daha mı uygun olur, bilemiyorum. ben de her işinize karışmaya mı başladım nedir. yeniyim diye heyecanlıyım herhalde, her şeye bodozlama atlıyorum bugün niyeyse. :)
 

AllameL

Amatör
Uzaklaştırıldı
Konumuza dönüyorum:

bu dünyada şeytanı düşman kabul etmek zorundayız çünkü Allah'ın kati emri söz konusu. Şeytanın , insanın düşmanı olduğu konusunda sayısız ayetler var ve ben de zorunlu olmadıkça ayet nakletme taraftarı değilim. Şöyle bir şey var. biraz önce belirttiğim husus:

"hayır ve şer yanlız Allah'tan gelmedir".

İyi ile kötü, sevgi ve nefret, hoşgörü ve güç , merhamet ve zorbalık ,... aslında bu sıfatlar ne insanlığa ne de şeytana kendiliğinden gelmiş değil. Allah'tan gelmedir. Adalet yasalarına göre bu özelliklerin tamammı Allah'ın zatı Ali'sinde mevcuttur. Eğer olmasaydı, kendisinde olmayan zahiri bir şeyi yaratmış olur ve kendisinde eksiklik olurdu. Örneğin, "bende olan şu özellik Allah'ta yoktur" diyebilseydim, Allah'ın bir sıfatı eksik kalıdrdı. Halbuki onda her şeyden bulunması gerekir ki her şeyi kuşatsın ve her şeyin kendisinden geldiğinin delili olsun. Bu böyledir, hem zaten öyle. :) Neyse işte, öyle yani. Şimdi bakın.

Cenneti yaratan, Allah'ın lütufkar olması olduğu kadar, cehennemi yaratan da Allah'ın , baskıcı tarafı. Şimdi ben böyle baskıcı kelimesi gibi bir tabir kullandım ama, bunun manasını anlamayacak çoluk çocuk inşallah ortalıkta yoktur. :) Allah'ta tüm özellikler denge durumunda bulunması gerekir aksi taktirde bunlardan biri baskın çıkar ve bu ise bir açıdan zayıflık oluşturur. 99 isim aslında isimlerin çok fazla sayıda olduğunun bir işaretidir; ayrıca da sadece insanların anlayabileceği ve hoşlarına gidecek olanlar sayılmıştır. Daha bizlerin anlamadığı bilmediği sayısız sıfatlar daha var. Biz bunların isimlerini bile bilmiyoruz. Ancak bilmemiz gereken, belli bir denge olması gerektiğidir.

Eğer Allah sadece iyilikten ibaret olsaydı, ne şeytan olurdu, ne firavun olurdu, ve ne de Nemrut var olabilirdi. Aynı şekilde cehennem de yaratılmamış olurdu.

Şöyle bir şey var bakın: Şimdi biz insiyatifi, dünyada "iyi" olarak tanımlanan birilerinin eline vermiş olsaydık, muhtemeldir ki herkes cennete giderdi, kimse cehenneme gitmezdi. Neden? Çünkü iyi insanlar başkaları için iyilik düşünürler. Tam tersine, dünyada cani, piskopat, katil olarak yaşayan birinin eline insiyatif verseydik, belki sırf nefret duygularını tatmin için herkesin cehenneme gitmesini uygun bulabilirdi.

beynimizdeki terazi ile Allah'ın adaleti arasında nasıl bir fark var: Bizler iyi isek, terazimiz iyilik yönünden başlıyor. Örneğin , "iyi ile çok iyiyi tartıyoruz, hangisi kafamıza yatarsa onu uyguluyoruz. Kötü olan zaten o teraziye girmiyor". :) Kötü bir kişinin terazisinde ise zaten iyilik pek bulunmaz. kötü ile daha kötüyü tartar ve işine geleni uygular.

Bizde böyle bir fark var. Yani bir insanı tarttığımızda "iyidir" diyebiliriz. "Kötüdür" de diyebiliriz. Ancak, Allah açısından durum farklıdır. "iyidir" diyemezsiniz. yani dersiniz de, onu dengeleyen bir kötü tarafı olması gerekir, aksi taktirde zayıf düşer. Çünkü başlı başına sadece iyilik düşünmek, otorite zaafına neden olur. tecrübeyle sabittir ki mahlukat ancak kaba kuvvetten anlamaktadır.

Sık anlatılan bir hadistir:

"Allah nefsi yarattığında sormuş: "söyle ben kimim". "ben benim sen sensin" cevabını vermiş nefis. Sonra nefsi aç bırakmış, nefis en sonunda sen Allah'sın demiş". Bu, mahlukatın ancak güç kullanılarak -gerekirse zor kullanılarak- yola geldiğinin göstergesidir.

Ben firavundan nefret etmem, ama sevmek zorunda değilim. Ancak, onun yaptıkları zaten Allah'ın kendisinden gelme ve normal şeylerdir, Allah'tan gelme olmasaydı zaten kötü diye bir şey olmazdı.

Neticede bu dünyada bir sınav var, sonucunda iyiler cennete gidecek. Peki iyi olmak iyi midir. Şöyle sorayım: sadece iyilerin bulunması iyi midir. Hemen cevap vermeyin, dışardaki mahlukatı da düşünün. Evet, herkes itaatkar ve iyi olursa iyi olmak iyidir, ancak düzensizliği kontrol etmek amacıyla zaman zaman zulmetmek gerekir. Onun ölçüsü ise şu şekilde: "Allah kimseye zerre kadar zulmetmez ancak onlar kendilerine zulmederler". Yani, belli bir çizgi var, onu aştığın zaman zulmedilmek sana hak oluyor ve kendi kendine zulmetmiş gibi oluyorsun.

Şeytan da bu dünya hayatı için düşmanımızdır ve taşlanmış olması itibariyle öz niteliğini yitirmiştir. Ancak, bizim şeytan konusuyla bir alakamız yok. Esasen şeytanın insanla da bir alakası olduğunu sanmıyorum. Onların Allah ile kendi aralarında çözülmeyi bekleyen bir problemleri var ve insan bu problemde sadece bir sayıdan ibaret. bu fonksiyonun sonradan girilmiş bir verisidir yani. esas problem Allah ile şeytan arasındadır. Bu açıdan, sevip sevmeme gibi bir şeyimiz söz konusu olamaz. Ancak, Allah "sev" diye emreder severiz, "sevme" diye emreder sevmeyiz. Şimdi böle emrediyor. Mecbur yapacağız neden? çünkü emre uymadınız mı şeytanın durumuna düşme riski var: "secde et" dediğinde etmediği gibi. Aslında mantıklı gerekçesi kendince vardır, ancak, mesele o değil. Allah "secde edeceksin" ded,iğinde edeceksin yoksa, işte böyle karışık durumlar oluyor.

Özetle, dşman edinmemizi emrettiğinden dolayı öyle yapmak zorundayız. Ancak emretmemiş olsaydı her ikisini de sevip bağrımıza basmamız gerekirdi. - şaka değil- :)
 

ashenarşi

Kıdemli
Üye
Özetle, dşman edinmemizi emrettiğinden dolayı öyle yapmak zorundayız. Ancak emretmemiş olsaydı her ikisini de sevip bağrımıza basmamız gerekirdi. - şaka değil- :)
Aynı banka hesabı gibi..

Dolayısıyla ateistlerde Allah'a karşı geldikleri için Allah'a(c.c.) banka hesabı gibi hesap açmış oluyorlar sanırım.
 

AllameL

Amatör
Uzaklaştırıldı
Aynı banka hesabı gibi..

Dolayısıyla ateistlerde Allah'a karşı geldikleri için Allah'a(c.c.) banka hesabı gibi hesap açmış oluyorlar sanırım.
Kredi kartı borcunuzla kıyaslayabilirsiniz, evet.
Nihayetinde insana dünyada çalıştığının karşılığı vardır. İçinde bulunduğunuz durum, şartlar, düşünce şekilleri, bunların tümünden tecrit olup amel işleyebiliyorsanız, katlandığınız sıkıntıyla paralel bir mükafat alıyorsunuz.
Elinizde her türlü teknoloji olduğu halde "Allah yoktur" diyebiliyorsanız, bunun karşılığı da elbette bir yere not ediliyor. Ancak, ben o kadar katı değilim. Sonuçta Allah bir hücreyi yarattığında ilmiyle hücrenin tüm sonunu görüp kader hücresine kaydedip sabitliyor. ondan sonra kişinin bunu değiştirme şansı olmuyor.
Aslında dünyada değişkenler çok ve bunların çoğu da gene Allah eliyle. Yani şöyle: insanlar sadece insanlar yaşıyor olsaydı, Allah'ın öngördüğü gelecek aynen geçerli olacaktı. İnsanlarla beraber hayvanlar ve bitkiler de yaşıyır, ve cansızlar da bulunuyor. Tüm bu hareketleri de son derece dikkatli hesaplayıp kader hücresine onu da not edip gene kilitliyor. Buraya kadar her şey normal. zaten işleyeceğimiz amelleri işliyoruz, yani aslında o bizi etkilemedi. Ancaak ;

insanlar dua ediyor ve Allah duayı kabul edip etmemekte serbest. Yani , kader hücresine not ederken kendi hareketini de tam olarak ön görebiliyor mu. ben bu konuda şüpheliyim. çünkü sonsuz bölü sonsuz belirsizliği olan bir konuya götürüyor bu iş. neden? çünkü sürekli olarak yaratıyor ve önceki konumundan farklı bir konuma ulaşıyor, belki öncekinden daha farklı "öncelikleri" olabiliyor. Bu durumda, kendisi dünyaya müdahil oluyor. ve diyelim ki normalde ölmesi gereken bir kişi, Allah'ın kendi insiyatifi ile hayatta kalıyor, bu durumda dünyada bir çok şeyin değişmesi gerekir; ancak kader hücresindeki kayıtlardan dolayı siz isteseniz ble bunu değiştiremiyorsunuz. Yani şunu diyorum:

-insan düşünüyor, sağa mı gideyim sola mı gideyim. rüzgar soldan 10.000 şiddetinde esiyor ve adam sağa gidiyor. 10.001 şiddetinde esse, sola gidecek. :) Allah dünyada birinin duasını kabul ediyor ve rüzgar 10.002 şiddetinde sola esiyor. Bu nedenle adam sağ tarafa gitmek istemiyor. İşte burda, kaderin zorlaması dediğimiz durum ortaya çıkıyor.

"Kişi sol tarafa gitmek istese de, zoraki sağ tarafa gidiyor.". İlahi adalet açısından sorun yoktur, çünkü dünyaya hiç müdahele edilmemiş olsaydı adam zaten sağa gidecekti. Ancak, yaşananlar açısından baktığımızda , kişi kendi istediği istikamete değil, Allah'ım emrettiği istikamete gidiyor. Bu durumda, amelin bağımsızlığı ilkesi risk altında olduğundan, ben tutup da "firavun kesin kötü bir adamdır" diyemem. Şartlar öyle gerektirmiştir.

Hatta bununla ilgili bir de hikaye anlatırım sivilde. Geçenlerde mescitte bir arkadaş sordu, dedi ki hocam ben şimdi kılıyorum ama bazen de hiç kılamıyorum, kötü şartlarda çalışıyorum, kılamadıklarım ne olacak. bende o arkadaşa şunu anlattım. bakın burasını lütfen iyi dinleyin.

İkimiz sizinle komşuyuz. Bu satırın yazarı ile , sen işte. iki kişiyiz. :) ikimiz komşuyuz ve tamamen aynı ruh halinde ve kişilikteyiz. Bir an için öyle düşünün. Tamam. İkimiz de evimizde aile büyüklerimizle oturan çocuklarız ve komşuyuz. Gecenin bir yarısı bizim kapı çalınıyor, babam kapıyı açıyor "kim o", "Allah rızası için açın, yolda kaldık". diyor. biz kapıyı açıyoruz, akşam o kişiler evde kalıyor, sabah da bize ikramlarda bulunup ayrılıyorlar.

Senin de bir gece kapın çalınıyor, baban aynı soruyu soruyor: "Allah rızası için açın, yolda kaldık". cevabını alıyor. gördüğünüz gibi sen , ben ve babalarımız aynı davrandılar. :) Kapıyı açıyorlar, adamlar akşam evde kalıyor, sabah senin aileni katledip gidiyor. :)

Şimdi bakın, burda babalarımız fikir olarak aynı düşüncedelerdi ama , biri sevap kazanırken öteki öldü. ancak , niyetleri aynıydı. Gelelim bize:

Yılar geçsin, senle gene komşu olalım: gecenin bir yarısı kapım çalınıyor ve ben açıyorum neden? Çünkü eskiden babam da öyle kapı açmış ve gelenler ikram etmişler dua etmişler vesaire. senin kapın çalınıyor ve sen açmıyorsun neden? çünkü senin baban da bu şekilde kapıyı açmış ve gelenler onu katletmişti.

Şimdi, biz senle aynı düşünce tarzındaydık ama yaşadıklarımız bizim pisikolojimizi etkiliyor. Ben sevap kazandım, sen sevap kazanamadın, belki beddua aldın.

Sonuçta, bizden kaynaklı olmayan nedenlerden dolayı ameller işliyoruz .
Dolayısıyla ben firavunun ve şeytanın neler yaşadıklarını bilmeden, ateistlerin hangi düşüncelerle ateist olduklarını, -hayat hikayesi bağlamında- görmeden tutup da bunları eleştiremem, kötü kimselerdir diyemem.

belli olmaz, belki adamın içinde bir evliya vardır ama adam bir yahudi ailesinin çocuğu olarak yüzbaşı olup müslümanları katletmiştir. nerden bilebilirim?

Ben şeytan kötüdür diyemem , ancak ayette "düşmanındır" der düşman kabul ederim, "uymayacaksın" der uymam, "ardına düşmeyeceksin" der düşmam, ancak, ayette "kötü olduğunu kabul edeceksin" diye açıkça yazmamışsa hiç de öyle bir şey demem.

Sadece, sevmeme şartına bağlıyız yoksa normalde bize ne demek lazım. Ne şeytanı tanırım ne firavunu tanırım, Allah'la aralarında sorunları varsa gidip teke tek halletsinler, beni ne karıştırıyorlar ki. haksız mıyım arkadaş.

:)
 
Son düzenleme:
Üst Alt