"Sevgimin Sayfalarından"

Kaç kez gelip de girdin zaman’la kavgamın arasına, beni kayırdın mı zamana karşı ve beni korudun mu hiç? Bir kenarından yakalamaya çalıştın mı akrebi ya da yelkovanı, kafa tuttun mu hızla giden saatlere bana yardımcı olmak için?
Akrebin akrepliğini yaparak beni her gün zehirli iğnesiyle kaç kez soktuğunu yelkovanın bir balyozmuşçasına kaç kez gidip gelerek o savunmasız yüreğimi nasıl ezdiğini düşündün mü?
***
Nasıl giriyor mideme sancılar seni beklerken biliyor musun ve nasıl iki büklüm oluyorum seni düşlerken?
Beklemekten daha zorlu ne var şu âlemde söyler misin?
Hangi okulun hangi tedrisatı beklemenin nasıl bir ders olduğunu öğretebilir insana? Bekleyenin olduğu her yer bekletenin cirit attığı yerdir.
Sen hiç bekledin mi, beklediğin oldu mu, bekleyebileceğin kadar hücrelerine işleyen biri var mıydı hayatında?
Beklemek bir sonra ki nefeste bin defa ölmek demek!..
Beklemek eceli özlemek demek!..
Beklemek henüz doğmamış cenin için bile “emeklemek” demek!..
Senin gelmeyeceğini “bile bile” seni beklerken, nasıl da donup kalıyor vakit, “dakika” diye bildiğim her an, ağzından salyalar akan canavar asırlara nasıl dönüşüyor.
Beklemek deli dalgalar gibidir engin denizlerde bilir misin ve “yüreğim” su alan sandal misali batıp çıktıkça rengi solmuş mavilere, ettiğim yeminlere ve gerçekleşmeyen dileklere sarılım umutsuzca
***
Hep söylerdim, yemin edip derdim ki; Senin için harcayamayacağım bir şey yoktur hatta “canım” bile!..
Sen gözlerime bakardın şaşkın şaşkın, gerçek olup olmadığını anlamaya çalışırdın!..
“İnsan karşılıksız bir şey vermez ki” diye geçerdi içinden bilirim ben her konuştuğumda..
Haksız da sayılmazdın hani!.. Çünkü hayat sana böyle öğretmişti acımasızlığını,
Sen; çevrende “mutlu olmak için(!) ” senden hep bir şeyler bekleyen, sürekli bir şeyler isteyen, seni fedakârlığın merkezi sanan insanlar gördün belli ki,
Ama gülüm; senin yaşadığın hayatla benim “içine seni koyarak hayal ettiğim hayat” o kadar farklı ki birbirinden
Lakin itiraf etmeliyim; Evet bu taahhütlerin içinde “küçük bir yalan” vardı!...
Her şeyi değil, şüphesiz her şeyi değil!....
Senin için olsa da “asla feda edemeyeceğim” bir şeyler var!..
“Gururum” gibi, “Haysiyetim” gibi, “Şerefim” gibi…..
Yani beni ben yapan ne varsa, yani ben de sevdiğin veya sevebileceğin ne varsa
Ama gayrısı, bundan gayrı ne varsa, sana feda olsun, hatta kullan dilediğince “hediyem” olsun,
Dediğim gibi “canım” bile!...
***
Seni rüyamda görürken uyanırsam ansızın yüzlerce küfrü sıralıyorum beni uyandıran sebeplere..
Sıkı sıkı tekrar yumuyorum gözlerimi ve sanki reklam arası vermiş bir filmin devamını izlemek ister gibi çocukça bir heyecanla uyumaya çalışıyorum yeniden
Seni rüyada da olsa görüp paylaştığım küçücük bir anı, gerçek hayatın hiçbir zenginliğine değişmem bundan eminim.
Rüyamda gördüğüm, “gerçek hayatta vücut bulmadan” unutmam o rüyayı..
Seni rüyalarımda bile özlüyorum, orada bile hasretinle dolu doluyum..
Seni rüyalarımda saklıyorum, derinlere gömüyorum, ismini örtüyorum.. Seni kimse bilmemeli seni kimse görmemeli diye karanlık perdeler çekiyorum afakın cümlesine!..
Seni Allah biliyor, seni ben biliyorum ve seni bir de sen biliyorsun!.. Sen sende, sen bende, sen dualarda, sen Allah’a açılan avuçlarda, sen tırmanamadığım yamaçlarda, o kadar çok yerdesin ki; ben paramparça oluyorum sana yetişmek için!..
***
Günler birbirini tekrar eder gibi geçip gidiyor gülüm. Sonra aylar ve yıllar asırlara dönüyor kartopu misali. Seni hangi yılın hangi gününe emanet edeceğim ben söyler misin? Ve gelecek yılların hangi diliminde bekleyeceğim seni? Gelecek olduğun (Gelebilirsen tabii) yol hangisi? İzlerini nasıl bulacağım ya da ben geleceğine nasıl inanacağım? “ Umudumu” kaybetmeden, ümitlerimi tüketmeden!...
Sana ben anlattım, şiirlerim anlattı, yeri geldi gözyaşlarımın çığlığını duydun, ama suskunluğunu korudun hep, susup beni susturdun, hep susan suskunluğumu sadece sen konuşturdun!..
***
Sanıyor musun ki gecelerin bağrına ismini yazmak ve yıldızları tıpkı konfeti misali başına dökmek, benim için sadece bir fanteziden ibaret!..
Gecelerimin karanlık dehlizlerinde kaybolup giden çığlıklara bir kez olsun kulak ver ne olur!
O ayaz, karanlık ve vuslatın bağrında ki geceler, simsiyah peleriniyle yaşanamayanı yaşamaya çalışan “duygularımı” gizleyen geceler!..
Yüreğimin dellendiği, ve ne varsa “barikat” adına tarumar ettiği hayallerimin celallenip ordular halinde saldırıya geçtiği, gönlümde ki tüm savunma hatlarının kırılıp dağıldığı, feryatların katmer katmer kainata yayıldığı, lakin yaşayandan başka kimsenin vakıf olmadığı, olamayacağı geceler!..
***
Geceler ve şiirler!... Şiirleri dertleri kağıda neden taşıyorum biliyor musun?. Ne söylesem karşı çıkmıyorlar, itiraz etmiyorlar, ayıplamıyorlar, asıl önemlisi de “teselli” etmeye çalışmıyorlar!..
Sevdalara varmış bu aşk şairinse eğer; şiirler de aşk kokacak elbet!..
Ben karanlığa dalıp gittiğimde sonsuzluğu, yıldızlara dalarken de anlardım “ulaşamamanın ne olduğunu!...
Şiirler gecelere, geceler ise yorulmayan sevdalara gebedir hep!...
***
“Üzgünüm” deme bana!....
Ben bunları üzülesin ve can çekişen duygularım için “taziyelerini” sunasın diye anlatmadım!..
O halde neden mi?
“İçimde yaşattığım sevdanı öldüremediğim için, beni anlayabilecek ilk ve tek kişinin sen olduğunu zannettiğim için,
Seni sana şikâyet etmek için, yüreğinin bana ettiği eziyeti seninle paylaşarak(!) dertleşmek için, gidecek ve kapısını çalacak senden başka kimsem olmadığı için,
Kovsan da kapına geleceğim için, çare, ilaç, deva, çözüm, huzur, mutluluk sen olduğun için!...
Ve…..Senden başka kimseyi sevmediğim sevemeyeceğim için, göremediğini görmen, bilmediğini bilmen, duymadığını duyman için!..
Beni anlaman için, anlamak için çaba göstermen için
Umutların nasıl yaşatıldığını ve onlara yaşamaları için bir ömrün nasıl feda edilebildiğini müşahede edebilmen için
Sevdan yüreğime sığmadığı, ummana taştığı, yasak masak dinlemediği için!..
“Tanıdığını zannettiğin beni” bu harap halimle, ama bu kez gerçekten tanıman ve tanıdığını zannettiğin benim hakkımda ne kadar yanıldığını anlaman için!..
***
Sanırım uzun ettim, yüreğim de acı derinleşti, yakıcı olmaya başladı gözyaşlarım. Har yandan saldırmaya başladı karanlığın yamyamları, her yanımda binlerce sen!..,
Birine bile dokunamadığım, birine sarılamadığım, birine “benimsin” diyemediğim ama saçının bir teline ömrümü feda ettiğim, binlerce sen!...
Sanki ben bir cam fanusun içindeyim de âlemde ki tüm aşklar sevdalar saklambaç oynamaktalar benimle ve var güçleriyle tüketmekteler beni…
***
EY BENİM HASRET KOKAN SEVDİĞİM!..
AZ ÖNCE SENSİZ BİR GÜNÜMÜ DAHA “HAZIRLADIĞIM MEZARA” GÖMDÜM, BİR TAKVİM YAPRAĞINI KOPARIRKEN!..

Daha fazla tüketme beni!.......................
…………………………………………………………..


“Kadir Albayrak”
 
Sn Kasev,

Gökten, sevda yağmurları yağarken şemşiyenizi almayı unutmuşssunuz; o sağanakta sığınaksız kaldığınız belli.
yüreğinize sağlik.

ayazoglum
 
Üst Alt