Sazlığın Perileri

Sazlığın Perileri

Sazlığın perileri; birer katre kandılar
Hiçliğe içkin korda, fütursuzca yandılar

Her biri açtı erken; henüz gün doğmamıştı
İlk devrin aşk modası, kente uğramamıştı

Çıplak ayaklarında, nasırdan prangalar
Geçtiler bin dereden; hasetten yandı sular

Toprağı tırmaladı, taştan sert ayaları
Arzın kalbine erdi, tılsımlı tohumları

Can oldu girye aktı, erguvan hayallerde
Letafet nazenince, açtı bin zemheride

Gözlerinin erdiği, virane mamur oldu
Pejmürde nişanları, nazarlara dert oldu

Piştiler bir kazanda; yeryüzü alevlendi
Sessiz feryatlarıyla, sağır sultan inledi

Eridi zerre zerre yaşanmamış zevkleri
Kadir kıymet bilmezi, mesrur etti şevkleri

Kemikleri un ufak; ayva narın tadında
Lezzetten yana sakat, dillerin kuytusunda

Ozanlar söylemedi, gonca dudaklarını
Güneş yanığı içti, ahu bakışlarını

Gün geceye keserken, sazlığa yol tuttular
Sanki güneşten ağmış bin bir renk yakuttular

Tazeden sakıt tenler, bin zahmet sürüklendi
İnkisara dillenen yürekler örselendi

Şuh gölgeler salındı pespaye sahnelerde
Sazlığın perileri, ter sızan peykelerde…

Bir tınlama duyuldu; devirleri tamamdı
Hiç ipeğe değmeyen avuçları kapandı

Kimsesiz cesetlerin yasından ay tutuldu
Kentin mağrur eşrafı kaygılardan kurtuldu

Dillerin söylediği en hâlis yalan şimdi
Güzelliğin ak yüzü aynalarda kân şimdi

Sazlığın perileri; hem ağyar hem candılar
Ucube bir dilbere, yürekten bağlıydılar…

Ayşe Çabuk
 
Son düzenleme:
Üst Alt