• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Saint Petersburg’un “Beyaz Geceleri”

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
Saint Petersburg’un “Beyaz Geceleri”

mopsy

Emektar
Üye
merhaba

Mehmet Ogutcu
Dünya Gazetesi
Mayıs 2004

Floransa’nın yanına Venedik’i koyun, biraz da Kiev’den esintiler ekleyin Rusya’nın Avrupa’ya açılan penceresi, kültür ve ticaret başkenti Saint Petersburg’u gözünüzde bir nebze canlandırabilirsiniz.

Bizim her nedense “Deli”, Rusların ise “Buyuk” Petro diye adlandırdığı I. Petro döneminde Neva nehri deltasında kurulmuş, bundan yaklaşık üç yüz yıl once 1703’de. O dönemde Isveç ile savaş sırasında denize guvenilir bir çıkış noktası ve Rusya’nın gelişmiş Batı Avrupa ulkelerine penceresi olarak düşünülmüş. Gorkem ve onem bakımından Avrupa’nın belli başlı başkentleri ile kıyaslanabilecek yeni bir başkent yaratmak için sanatcılar, mimarlar, tuccarlar seferber edilmiş. 20 yılda ortaya yoktan mucize bir kent cikartmışlar.

Ancak I. Petro’nun ölümü, onu izleyen I. Katherina ve II Petro dönemlerinde ulkedeki ciddi ekonomik gerileme, ardından Petro reformlarına muhalefet hareketinin guç kazanması Saint Petersburg’un 1728’de geri plana itilerek başkentin yeniden Moskova’ya taşınmasına yol açmış. 1914’de Birinci Dunya Ssavaşı başladığında ismi Petrograd olarak değiştirilmiş, sonra Leningrad; ta ki 1991’de tarihi ismi Saint Petersburg’u yeniden alana kadar. Lakin, Saint Petersburg hala Rusya’nın “kuzey başkenti” olarak tanınıyor. Kentin tarihi dokusunu muhafaza etmek için Sovyetler doneminde ihmal edilmiş binalar yavaş yavaş elden geçiriliyor. Çok pahalı bir sureç. Daha uzun yillar süreceğe benziyor.

Bir konferansa konuşmacı olarak katılmak üzere geldim bu büyülü kente. Her yıl sadece kısa bir dönem yaşanılan “beyaz geceler”e denk düştü seyahatim. Ünlü Rus yazar Dostoyevski bir dönem yasadığı kent St. Petersburg'u 'Beyaz Geceler' adli eseriyle bütün dünyaya tanıttiı Haziran başından itibaren yaklaşık iki ay boyunca güneş geceleri saat 12 civarında Batıyor. Üç saat sonra ise sabah oluyor.

Hemen Finlandiya sınırındaki bu kentin üzerinde adeta guneş batmıyor, sadece portakal-kurşuni renkler arasında gidip geliyor. Sabah 3’lere kadar aydınlık havada sokaklarda, kanal kıyılarında yürüyebiliyorsunuz. Örgütlü suç şebekelerinin başkenti olarak da bilinmesine rağmen şayet guzergahınızı genel kalabalığın bulunduğu yerlere çevirmezseniz güvenlik sorunu yok.

Dünyaca meşhur Hermitage müzesine uğramadan Saint Petersburg’u görmüş sayılmazsınız. Eski kraliyet rezidansi olan bu müzede 3 milyonun üzerinde sanat eseri var. Başka yerlerde bulunmayan Leonardo da Vinci'den Rafael'e, Picasso'dan Matisse'e, Van Gogh'a, Gaugin'e dünyanin en ünlü ressamlarinin orijinal tablolarıyla karşı karşıya gelince nefesiniz tutuluyor. Müzenin depolarında daha gün ışığı görmemiş ne tablolar, heykeller, mobilyalar varmış.

Kanal kıyısında yazlık saraya doğru yürürken Katerina Kanalı (şimdi Griboyedov olarak isim değiitirmiş) kıyısında, 1 Mart 1881’de II Aleksandr’in bir terörist tarafından ölümcül yaralandığı yerde Yeniden Dirilis Kilisesi kurulmus 24 yılda. Içinde 6,000, dışında ise 1050 metrekarelik mozaik var. Nevsky Prospekt 4.5 kilometrelik Admiralty’den baslayip St Alexander Nevsky Manastırına kadar uzanan görkemli bir cadde. Hiç bir sşey yapmayıp cadde boyunca yürüseniz yetiyor kentin havasını teneffüs etmek için. 74 km’lik Neva nehrine açılan 100’ün üzerinde kanal ve boğaz var. Kent yüzeyinin onda biri su ile kaplı. Toplam 534 köprü geçişi yapılmış, küçük adacıkları bu 4.5 milyon kişinin yaşadığı kente bağlamak için.

Moika nehri uzerindeki Yusufov Sarayi da en cok ilgimi ceken mimari anıtlardan birisi oldu. Keyfe ve sanata düşkün olduğu anlaşılan aristokrat Yusufov ailesi burayı 1760’da inşa ettirmiş. 17 Aralık 1916’da Çarlığın gözdesi Grigory Rasputin bu evde öldürülmüş. Sahne büyüklüğü bakımından Paris’teki Grande Opera’dan sonra geldiği soylenen Mariinsky (Kirov) Opera ve Bale Tiyatrosu’na bir akşam biletini unutmamak gerekiyor. Dünya opera sanatının şaheserlerinin ilk performansları hep burada yapılmış: Caykovski’nin “the Queen of Spades”i, Rimsky-Korsakov’un “The Snow Maiden”i ve Alexander Borodin’in “Prens Igor”u.

Sokaklarında dolaşırken bu kente neden dünyanın en güzel kentlerinden biri dendiğini çok daha iyi anlıyor insan. Bizim Istiklal Caddesi'ndeki bugün yavaş yavaş restore edilmeye başlanan eski yapıları hatırlayın. Hani o heykellerle süslü sütunları bulunan, özene bezene yapılmış o eski yapılar. Şimdi de bu yapıların yarı yüksekliğinde ve en güzellerinden yapılmış mahalleler, caddeler, semtler ve koca bir şehir düşünün. işte Petersburg böyle bir kent. Her bina tek, tek büyük emekler harcanarak süslenmiş, güzelleştirilmiş. İkinci Dünya Savaşı'nda tam dört yıl Alman işgaline karşı direnmiş. Halk açlıktan kırılmış fakat teslim olmamış. Bombardıman uçakları şehrin neredeyse tamamını harap etmiş. Ama şehir yeniden kurulurken aynı ilk yapıldığı yıllardaki tarihi dokusu korunmuş.

Yilda 2.5 milyon turist geliyor. Hedef, bunu 30 milyona cikartmak. Ancak bu kadar insanı ağırlayacak, eğlendirecek, yedirip içirecek fiziki altyapı yok kentte. Turizme kent butcesinde yilda ayrılan pay 3 milyon dolar. Oysa en az 3-4 milyar dolarlık yatırım gerekiyor kenti 2006’ya kadar 5 milyon turist agırlayacak hale getirebilmek icin. Rusya’nin diger kentlerinde olduğu gibi burada da nisbeten ekonomik ve temiz otel, restoran bulmak oldukça zor.

Düzenlediğimiz toplantıda, ülkenin insan gücü, doğal kaynak, teknolojik birikim ve coğrafi konum bakımından en cazip kuzey-Batı bolgesinin geleceğini tartıştık. Ozellikle de Baltık ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB’ye tam uyeliğinin, bu arada beklenen Dunya Ticaret Örgütü’ne girişin Rusya ve bölgeleri bakımından yaratacağı fırsatlar, rekabet ortamı ve sorunlar üzerinde ateşli tartışmalar yaşadık.

Nisbeten ucuz ve iklim bakımından şimdi Ukrayna’da kalmiş olan Kırım kıyılarını andıran Turkiye’yi hemen her Rus ya ziyaret etti ya da etmek istiyor. Orta kalite kiyafet alişverişlerini de Istanbul’dan yaptıklarını söylüyor çoğu. Başkanlık Sarayı’nın restorasyonu dahil, çok sayıda onemli inşaata Türk müteahhitlerin i mza attığını da iyi biliyor sokaktaki Rus. Bununla birlikte, Türkiye ve Türk imajının Ruslara “kalite” ve “sofistikasyon” esintisi yarattığını söylemek güç. Tarihi husumet, Çeçenlere destek, Hazar havzası petrolleri ile ilgili rekabet, hala bazı siyasi gerilimlerin kaynağı. Ancak kültür ve ticaret, diplomasi yoluyla Rusya’da kısa zamanda önemli kazanimlar elde etmek mumkun. özellikle de geleceğe artan ölcçüde güvenle bakan ve önünde çok uzun yolu bulunan Rus insanı, Batılının kendisine tepeden bakan tavrından çok rahatsız. Eşşit düzeyde ve karşılıklı menfaatlere hizmet eden bir ortaklık iki tarafın da arzu edeceği bir ilişki biçimi. Belki Putin’in 5-6 Aralık ziyaretinde bu konularda yeni bir sayfa açılabilir.

Saint Petersburg?un ?Beyaz Geceleri? | Facebook
 
Üst Alt