Rubin Müslüman Oldu!

Selam!

Avustralyalı Rubin, üniversite yaşamının ilk yıllarında anne babasının ayrılması, arkadaşının hayatını kaybetmesi ve köpeğinin ölmesi üzerine hayatın amacını sorgulama ve dini arayış içine girdi. İlk olarak Hıristiyanlığı araştırdı. Hıristiyan arkadaşlarıyla birlikte Kilise kamplarına gitti. Orada, herkes düşünmeden, anlamını bilmeden şarkı söylüyor, sık sık Allahın kendilerini sevdiğini söylüyordu. Mademki Allah bizi seviyordu, köpeğinin neden öldüğünü düşünmeye başladı.

Hıristiyanlığın değişik mezheplerini araştırdı. Hıristiyanların sorularına İncilden değil kendi görüşlerini esas alarak cevap verdiklerine tanık oldu. Bir kilisenin rahibi farklı, diğer kilisenin rahibi farklı bir şeyler söylüyordu. İncili, isteyenin istediği yorumu çıkarabildiği bir kitap olarak düşünmeye başladı. Bu ise kafasını iyice karıştırdı. Hem öğrencilik yapıp hem de benzin istasyonunda çalışırken bir Hindistanlı ile tanıştı. Ondan Hinduizm hakkında bilgi edindi. Ona sık sık sorular sorardı. Sonra Hıristiyan Mormonlarla tanıştı. Onlar alkol içmiyorlar, kafein kullanmıyorlardı. Ama kanıtsız bir yaşam onu tatmin etmiyordu. Bir de Museviliği incelemeye başladı. Nitekim Ebubekir adından önceki adı Rubin idi. Hatta bu isimden dolayı kendisini Yahudi sanmışlardı. Orada da aradığını bulamamıştı. Sonra Budizm hakkında bilgi topladı. Onların barışçıl ve aktif insan olmaları hoşuna gitmişti. Biraz ilgi duydu, ancak ortada bir ilah olmadığını gördü, dünyadan uzak bir yaşam onu soğuttu.

Bir Hıristiyan arkadaşıyla bu araştırmalarını konuşurken, onun İslamı neden incelemediği sorusu tuhafına gitti. Çünkü İslam, kendi kafasında terörizmle özdeşleşmişti. İslamı araştırmak için bir camiye gitti. Orada namaz kılan insanların ne yaptığını anlayamadı. Sakallı insanlar vardı. Ayakkabılarıyla camiye dalmıştı. Öldürüleceği korkusuna kapıldı. Camide onunla konuşan kişi, onu iyi biçimde karşıladı. Bu kişi ona doğal davranmıştı.

Ailesi kendisini ateist olarak yetiştirmiş, ailesi ise Hıristiyan olarak büyütülmüşlerdi. Her pazar istemediği halde zorla Kiliseye götürürlerdi. Ahiret ve bir ilah inancının olmayışı her şeyi değersiz kılıyor, öldükten sonra mikroorganizmaların yiyeceği olmak canını sıkıyordu. Karşılaştığı Müslümanlar ona kibar ve misafirperver olarak davranmışlardı. Şimdiye kadar diğer dinlerle ilgili araştırmalarında sorduğu tüm soruları tanıştığı yeni insanlara sormaya başladı. Her soruyu Kuranı açarak oradan cevaplıyorlardı. İnsanların keyfi yanıtlayacağı ve davranacağı bir bakış açısı yerine, Kurana inandığını söyleyen herkesi bağlayıcı ortak bir kanıt vardı. Giyim, evlilik ve daha pek çok konuda sorular sordu. Birkaç haftada oradaki herkesten aldığı cevap Kurandaki kanıtlar üzerinden ortak yanıtlardı. En sonunda, Kuranı evine götürüp kendi başına onu incelemeye koyuldu.

Kuranı incelerken kendini bir hikâye kitabı okur gibi hissetmedi. Adeta kendisine emir veriliyormuş, biri, yapması gerekenleri söylüyormuş gibi hissetmeye başladı. Olayı ruhanileştirmek istedi. Bir mum yaktı, pencereyi ve perdeleri açtı. O anda ruhani bir hava yakalamaya çalışıyordu. Avustralya, Melbournda güzel bir yaz akşamı idi. Artık bu kadar ruhani ve ilmi araştırmaya karşı bir şeylerin olması gerektiğini düşündü. Çok şey okumuştu; embriyonun oluşumu, vd. Ama yine de küçük de olsa bir kıvılcıma ihtiyacı olduğunu düşünmeye başladı. Sanki bir uçurumun kenarında idi. Ortam çok sessiz idi. Kuranı incelemeyi bıraktı. Allaha seslendi; Ona Müslüman olmak istediğini söyledi. Yalnız bir isteği vardı. Bir işaret görmek istiyordu. Küçük bir işaret; yıldırım düşebilirdi yahut evin yarısı çökebilirdi. Küçük bir işaret Dünyayı yaratmıştı. İstediği küçük şey idi. Aniden mumun bir şeyleri yakmasını Şimdi Orda Hemen Ama ufak bir işaret bile göremedi. Hiçbir şey göremedi. Ama hiçbir şey Çok büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Allaha fırsat verdiğini ancak bir kez daha fırsat vereceğini, Dünyada çok olayların olduğunu, Onun çok işinin olabileceğini, o yüzden kendisiyle ilgilenemediğini (!), ancak araba egzozundan çıkan bir gürültü veya bir kuşun evin içine düşmesi gibi basit bir işaretin bile yeterli olabileceğini hayal etti. Ama yine ufak bir işaret bile göremedi. Hiçbir şey göremedi. Ama hiçbir şey Duvarda bir çatlak olabilirdi. Ne var ki yeni olmuş olabilir diyeceği hiçbir şey olmamıştı. İslama girmesi için son fırsat olduğunu ve onu da bulamadığını düşünmeye başlamıştı.

Kuranı tekrar eline aldı. En son okurken kaldığı sayfayı açtı. Bir sonraki sayfada, İçinizde işaret arayanlar için size zaten yeteri kadar göstermedik mi? Çevrenize bakın, yıldızlara bakın, güneşe bakın, suya bakın. Bunlar bilen insanlar için işaretlerdir anlamını ifade eden ayetleri okudu. Korkmuştu. Kafasını battaniye ile örttü. Bütün işaretler kendi etrafında iken bunu göremediği ve kibirli davrandığı düşündü. Bu Dünyaya sahip olmamız, bu kadar canlıların varlığı bizim için birer işaret olduğunu ifade etti. Ertesi gün Müslüman olmaya karar verdi. Yaklaşık 6 ay İslamı araştırmıştı. Şahadet getirdiğine tanık olunması için camiye gitti. Ramazanın ilk günüydü. Camide şahadetin Arapçası söylenmesi istendi, Arapça söylemeyi başaramadı. Arapça söyleyemeyince orada yine korkuya kapıldı. Sonra İngilizce olarak ifade etti. Artık kendini tertemiz hissediyordu. Oradakiler onu kucaklamışlardı. İlk defa böyle yoğun bir sevgiye tanık olmuştu. Çok sayıda dostu olmuştu. Ailesi önce tuhaf karşılamıştı. Onun terörist olacağından endişe etmişlerdi. Müslüman olmadan önce Mohawk tarzı saçları ve metalika tişörtü vardı. Ailesi ona daha fazla güvenmeye başlamıştı. Hatta babası ondan bir Kuran istedi. Zaten babası da bu dini anlamak için ideal biri olduğunu düşünüyordu. Artık babası onu daha çok seviyor ve daha fazla güveniyordu.

İŞARET AYETLERİ

16Nahl, 9: Yolu doğrultmak Allaha aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.

16Nahl, 10: Sizin için gökten su indiren Odur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.

16Nahl, 11: Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için İŞARETLER vardır.

16Nahl, 12: Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da Onun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için İŞARETLER vardır.

16Nahl, 13: Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için İŞARETLER vardır.

16Nahl, 14: Denizi de sizin emrinize veren Odur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) Onun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.

16Nahl, 15: Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.

16Nahl, 16: Ve (başka) İŞARETLER de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.

30Rum, 20: Sizi toprak bileşenlerinden yaratmış olması, Onun İŞARETLERİNDENDİR; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz.

30Rum, 21: Onda huzur bulasınız diye, size kendi aranızdan eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, Onun İŞARETLERİNDENDİR. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten İŞARETLER vardır.

30Rum, 22: Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, Onun İŞARETLERİNDENDİR. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten İŞARETLER vardır.

30Rum, 23: Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile Onun lutfündan (geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız, Onun İŞARETLERİNDENDİR. Şüphesiz işitebilen bir kavim için gerçekten İŞARETLER vardır.

30Rum, 24: Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, Onun İŞARETLERİNDENDİR. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten İŞARETLER vardır.

30Rum, 25: Göğün ve yerin Onun buyruğu doğrultusunda durması da, Onun İŞARETLERİNDENDİR. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız.

45Casiye, 3: Şüphesiz, hakka inananlar için göklerde ve yerde nice İŞARETLER vardır.

45Casiye, 4: Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için İŞARETLER vardır.

45Casiye, 5: Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında), Allahın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgârları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için İŞARETLER vardır.

45Casiye, 6: İşte bunlar, Allahın İŞARETLERİDİR; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allahtan ve Onun a İŞARETLERİNDEN sonra hangi söze iman edecekler?

51Zariyat, 20: Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için İŞARETLER vardır.

51Zariyat, 21: Ve kendi iç dünyanızda da. Yine de görmüyor musunuz?

51Zariyat, 22: Gökte rızkınız vardır ve size vaat olunmakta olan da.

51Zariyat, 23: İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size vaat edilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
erdemyolu.com
 
Üst Alt