• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Risale-i nur nedir ve nasıl bir tefsirdir?

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Sevgli Süleyman kardeşim;
Mesajların birinde '' Risale-i Nur eserlerini okumadığım için onun hakkında bir yorum yapmıyacam '' demiştiniz. Ben de Risale-i Nur Külliyatını bilen birisi olarak, Risale-i Nurlar hakkında en doğru bilgilere ulaşmanız için böyle bir yardımda bulunmak istedim zatınıza.
Umarım faideli fikirler edinmemize sebep olur.....
Buyur kardeşim.


RİSALE-İ NUR NEDİR VE NASIL BİR TEFSİRDİR?

Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

Yirminci asrın Kur'an Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir...

Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir?

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir.

Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur'ânın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

Risale-i Nur!.. Kur'an Âyetlerinin nurlu bir tefsiri... Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen (burhanlı )... Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış... Müsbet ilimlerle mücehhez (techis edilmiş )... Vesveseli şübhecileri ikna ediyor... En avamdan ( cahilden) en havassa ( alime )kadar herkese hitab edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor...

Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü küçüklü risaleler halinde... Asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir... Aklı ve kalbi tatmin eder... Kur'an-ı Kerim'in yirminci asırdaki -lâfzî değil- manevî tefsiri...

İsbat ediyor!.. Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden Güneşe kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlâhiyyeyi... Nübüvvetin hakikatını...

İsbat ediyor!.. Arz ve Semavatın tabakatından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, Haşir ve Âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî meseleleri en kat'î delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki ( teşvik edici )... Riyazi meselelerden daha kat'î delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser..

Bu mânevi tefsir; "Sözler", "Mektubat", "Lem'alar", "Şualar" diye dört büyük kısımdan müteşekkil olup, yekûnu yüz otuz risaledir.

***

Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde,( edebiyatcılar meclisi ) "Viktor Hügo'lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler." demiştir. ***

Bediüzzaman, beşeri Risale-i Nur'la sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkib etmiyor. Gayr-ı meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterip, hissi mağlûb ediyor. Kalb ve ruhu hissiyata mağlûb olmaktan muhafaza ediyor. Risale-i Nur'da müvazenelerle küfür ve dalâlette, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu ve dünyada dahi Cehennem azabları çektirdiğini ve îman ve İslâmiyet ve ibâdette, bir Cennet çekirdeği ve leziz lezzetler ve zevkler ve Cennet meyveleri bulunduğunu, dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini isbat ediyor.

***

Kur'an-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev'-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A'lâdan irad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi'dir.

Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur'an-ı Azîmüşşan'a tefsir olamaz. Çünki Kur'anın hitabına muhatab olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi' bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassuptan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur'aniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.

Binaenaleyh Kur'anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ( güzelliklerinin )ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan ( büyük alimler ) yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın ( tüm insanların )itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin; ve icma-ı millet, hücceti elde edebilsin.

Evet Kur'an-ı Azîmüşşan'ın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nafiz bir içtihada mâlik ve bir velayet-i kâmileyi haiz bir zât olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telahuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzade olarak tam ihlaslarından doğan dâhî bir şahs-ı manevîde bulunur. İşte Kur'anı ancak böyle bir şahs-ı manevî tefsir edebilir.

***

İşte büyük ülemâ-i İslâm ve meşâyih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki: Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman'ın eserleri, sünuhât-ı kalbîye olup, cumhur-u ülemânın ( tüm alimlerin ) tasdik ve takdîrine mazhardır.

***

Risale-i Nur, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyân'ın bu asırda bir mu'cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet Risale-i Nur kalblerin fatihi ve mahbubu, ruhların sultanı, akılların muallimi, nefislerin mürebbi ve müzekkîsidir.

***

İşte Bediüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerîm'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatları keşfedip, Nur Risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve îzah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki: Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.
 

jurgen

Tecrübeli
Üye
Cevap: Sayın Jurgen bey'e...( Süleyman Bey..)

Selam

Sn.Ali OZDEMIR dostum tesekkur ederim bilginiz icin.

Oyle bir yaziya dokmussunuz ki insanin maneviyetini ve ruhunu oksuyor.

Hz.Kurani Kerimi okuyup ve anliyan bir kiside yanlislik beklemek tabiki dogru degil.

Merak ettigim bu zat S.Saidi Nursi gercekten Kurdustanin temmelerini size atiyorum demismidir?

Her eserin kendine gore bir guzelligi var.

Degerli bilgileriniz icin tesekkurler.

Saygilar.
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Cevap: Sayın Jurgen bey'e...( Süleyman Bey..)

Selam

Sn.Ali OZDEMIR dostum tesekkur ederim bilginiz icin.

Oyle bir yaziya dokmussunuz ki insanin maneviyetini ve ruhunu oksuyor.

Hz.Kurani Kerimi okuyup ve anliyan bir kiside yanlislik beklemek tabiki dogru degil.

Merak ettigim bu zat S.Saidi Nursi gercekten Kurdustanin temmelerini size atiyorum demismidir?

Her eserin kendine gore bir guzelligi var.

Degerli bilgileriniz icin tesekkurler.

Saygilar.
Sevgli Süleyman kardeşim.
Kürdistanın temelini arzu etmek ile ilgili Tek kelime ile cevap istiyorsanız;
ATMAMIŞTIR....
Asla vatanın bölünmesine azm edenlere katılmamış olmakla beraber , şiddetli bir tarzda karşılarında durmuştur.
'' Sana Said'i kürdi derler bazen '' .............. sözlerinin arkasındaki asıl maksatlılara cevabı şu olmuştur....

'' 1 tane Türk kardeşimi 1.000 tane fasık Kürd'e değişmem '' demesi çok şey ifade eder... Tabiki anlıyana.
Vaktiniz varsa birde şu lik'e bakabilirsiniz.

http://www.supermeydan.net/forum/forum389/thread40616.html
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Cevap: Sayın Jurgen bey'e...( Süleyman Bey..)

l. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin en önemli simalarından olan Enver Paşa, 20 Aralık 1914 tarihinde 150 bin kişilik bir kuvvetle Sarıkamış-Urumiye yönünde Ruslara karşı hücuma geçti. Bu askerî hareket 19 Ocak 1915’e kadar devam ettiyse de; soğuk, açlık, donanım eksikliği, plânsızlık ve tifüs hastalığı sebepleriyle 90 bin kayıp verildi. Bunun üzerine, bu cephede üstünlüğü elde eden Ruslar, güneye sarkarak, Malazgirt-Van bölgesini aldılar. 1916 yılı başında tekrar saldırıya geçerek, Şubat ayında Erzurum’u, Nisan’da Trabzon’u, Temmuz’da da Erzincan, Bitlis ve Muş’u ele geçirdiler. Bediüzzaman bu savaş sırasında gönüllü talebelerinden kurduğu üç yüz kişilik milis alayı ile Bitlis’i ve çevresini savunmak maksadıyla, Ruslara destek veren Ermenilere karşı savaştı; Muş’tan otuz topu arkadaşlarıyla birlikte Bitlis’e getirip bölge halkını Ermenilerden korudu. Bu savaş sırasında yaralanarak Ruslara esir düştü.
3 Mart 1918’de Rusya’nın geri çekilmesi ve Brest-Litowsk Antlaşması ile Kafkas Cephesi kapandı.

Sevgili süleyman bey ; Şimdi size soruyorum
Vatan haini olup da , en vahim durumda iken GÖÜNÜLLÜ OLARAK Cepheye giden olurmu ? ve siz gördünüzmü böyle sirisini, yada duydunuzmu ?
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Said Nur ve Talebeleri'ni isterseniz bide Serdengeçti'den dinliyelim.
Buyurun ..

Said Nur ve talebeleri
Yazar: Osman Yüksel Serdengeçti
19.03.2005

Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı, Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şeye inanmış, Allaha!.. Âlemlerin Rabbı olan Allaha, o*nun ulu Peygamberine.. o*nun büyük kitabına..

Kur'ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var o*nlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdeta Asr-ı Saadette hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz bir şeye bağlanmak, her yerde hâzır, nâzır olana, âlemlerin yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak Evet!.. Ne büyük saadet!

Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir; Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış! Yalnız bir adam var. O ayakta Şark yaylâlarından, Güneşin doğduğu yerden İstanbul'a kadar gelen bir adam. İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah! demiş. Peygamber demiş, başka bir şey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim o*nu eğememiş, hiçbir âlim o*nu yenememiş Kayalar gibi çetin, müdhiş bir irade Şimşekler gibi bir zekâ İşte Said Nur!.. Divan-ı harbler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâblar... o*nun için kurulan idam sehpaları... Sürgünler... Bu müdhiş adamı, bu mâneviyat adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara îmanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur'ân-ı Kerîm'de "İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz" (Âl-i İmran sûresi âyet 139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur'da tecelli etmiş!

Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir; büyük bir dâvânın müdafaasıdır. Celâdet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri.

Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat'tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. o*nlara göre büyük olabilmek için ecnebi olmak gerek. O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu. O hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar o*nun sayesinde Medrese-i Yûsufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu îman âbidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim selim mü'minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler… Sizin hangi mektebleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?

Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, o*nun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü'minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, o*nu mü'min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler; din, aşk, îman sayesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdid ve tehdidleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi. Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı; üniversitelerin kapılarına kadar dayandı.

Yıllardır mukaddesatları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, îmana susayanlar; o*nun yoluna, o*nun nuruna koştular. Üstadın Nur risaleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı. Genç-ihtiyar, cahil-münevver sekizinden seksenine kadar herkes o*ndan bir şey aldı, o*nun nuruyla nurlandı. Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi.

Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler; bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri "İnkılâba-lâikliğe aykırı hareket ediyor" diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler; tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kerre zehirlemek istediler. o*na zehirler, panzehir oldu. Zindanlar dershane... o*nun nuru, Kur'ânın nuru, Allahın nuru vatan sınırlarını da aştı. Bütün Âlem-i İslâmı dolaştı. Şimdi Türkiye'de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve Talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırtısı nutku, alâyişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, îmanlı, inanlı kalabalığıdır.
 

Y.E.K.

Altın Üye (Haziran 2008)
Üye
Şakirt olmak,Külliyatın içeriğine tam olarak vakıf olmak zor iştir vesselam.Niyetlenenler çoğu zaman kullanılan ağır dilden dolayı erkenden pes ediyorlar.Risalelerden birkaçını okumadan bu dile adapte olunamıyor.Malum dil meselesi günümüzde kolaya alışmış insanlara zor gelmekte olup,Risalelerin arkasına sözlük eklemekle sıkıntı giderilemiyor.Ya niyetlenenlerin yanında sizin gibi değerli bir Şakirtleri olacak ya da kendi günlük yaşamının yalancı hülyalarına rücu edecek.
 

karafetva

Tecrübeli
Üye
selamun aleyküm
mesajları okumuş değilim gördüğüm bir iki noktada fikir belirtmek istedim. Said-i Nursi yada bir başkasını savunurken ; vatn hainliği gibi bir mvzuda somut olan hareketler iddia edilemez. Fikri bağlantılarlaaçıklamalar yaparak belki hareketler örnek gösterilebilir. Yapılan hareket ortaya attıldığında da sebepleri açıklanarakk ispata gidlimeye çalışılmalıdır diye düşünüyorum Nitekim herkesin duyabileceği samimiyete hitap etmek lazım. Bah sedilen Said-i Nursi nin savunma harekatında Türk lere destek verip vermediği yai sadece kendi yakın kısmını tarafını mı savunduğu; Türklerin Devleti ki bu topraklardaki meşru devlettir buna ne kadar destek verdiği gibi noktalarda açıklanmalıdır. Belki düşüncelerimiz veya düşünmek istediklerimiz nedeniyle fikir öne atarak desteksiz ifadelerde de bulunabiliriz ama samimi bir açıklama ve dinnleyici ;gerekirse hakikate taraftarolunacağı belli bir bakış her zaman kıymetlidir.
Fasık zaten olsa gerek ki ; yoldan çıkarıcı özellikleri ihtiva eden bir varlıktır. Allah(c.c.) uzak tutun. Bu konuda da önceki açıklamlalarım geçerlidir.
ayırlı günleer dilerim.
 

atmaca34

Kıdemli
Üye
Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor

bilinmesi gerekenler..diyorum..
 
Üst Alt