• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Renklerin suyla dansının oluşturduğu ahenk

  • Konbuyu başlatan -BaDe-
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Renklerin suyla dansının oluşturduğu ahenk

-BaDe-

Kıdemli
Üye
Renklerin suyla dansının oluşturduğu ahenk
Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan Ebru sanatı ve suya hareket katan sanatkârlar...


Ebru, bulutlu günlerin gökyüzünde meydana getirdiği emsalsiz manzaraların, güneş gurup ederken veya ağarırken meydana getirdiği muhteşem tezyinatın, denize, göle, dereye veya bir su birikintisine yansıması ve onun meydana getirdiği güzellik gibidir.

Boyanın suyla emsalsiz birleşimi

Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebru, geri dönüşü olmayan, tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır. Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti.

Ruha yansıyan eşsiz güzellik

Tabiattan alınmış diğer Türk-İslâm sanatları gibi, tabiatı üsluplaştıran bir sanattır ve en eski Türk kâğıt süsleme sanatlarındandır. Orta Asya dillerinden Çağatayca'da "hare gibi, damarlı" anl***** gelen 'Ebre' kelimesi Ebru sanatının bilinen ilk adıdır.

İpek Yolu ile İran'a gelen sanat, burada 'Abru' (Su Yüzü) veya 'Ebri' (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra Türklerle birlikte Anadolu'ya gelen bu sanatın adı 'Ebru' olarak dilimize yerleşmiştir.Ebru Türkiye'de cilt sanatının yanı sıra, hat sanatında zemin ve pervaz olarak kullanılmıştır. Hat sanatının, sanat atölyelerinde çoğalmasıyla birlikte, fonda kullanılan bu desenli kâğıdın da değeri artmış, çerçevelenecek kadar önemsenmiştir.

Günümüzde, diğer soyut ve plastik sanatlar gibi değerlendirilmektedir. Ebru, görsel zarafetinin yanı sıra, bizlere mikro ve makro âlemlerden, çıplak gözün göremeyeceği ilginç güzellikler sunar. Ayrıca Ebru'nun terapi özelliğine sahip olduğu, bu tarihi sanatın meraklıları için tartışılmayan bir gerçektir. Ebru Sanatı ile ilgili yazılmış ilk eser, Tertib-i Risale-i Ebri adını taşır ve 1608 tarihlidir. Basitçe ebru yapımından ve ebru sanatçılığından bahseder. Osmanlı'da ise Şebek Mehmed Efendi'den sonraki en önemli Ebru Sanatçısı, Hatip Ebrusu'na da adını veren İstanbullu Hatip Mehmed Efendi'dir. Aynı zamanda hattat olan sanatçı, Ayasofya Camii'nde hatiplik yapmış ve 1773 yılında vefat etmiştir.

Zarafetin kâğıda yansıması

Ebru Sanatı'nın günümüze ulaşmasında, Üsküdarlı Şeyh Sadık'ın büyük payı vardır. Onun devamında, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, bir yandan sanattaki geleneği korumuş, aynı zamanda da ebru çeşitlerini tanzim ederek Ebru'yu güçlü bir sanat haline getirmişlerdir.

Özellikle Ebru sanatında son devrin piri sayılan merhum Mustafa Esat Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştır. Geleneksel Türk Ebrusunun aslına uygun malzeme ve tekniklerle kâğıt ve diğer yüzeyler üzerine uygulanabilmesini, tarihi, felsefesi, ebru ustaları hakkında çalışmalar yapılması, ebruda kullanılan malzemelerin tanınması ve hazırlanması, tekne başında karşılaşılacak sorunların doğru şekilde, tek başına çözülebilmesi konuları Ebru yapan ya da öğrenmek isteyenlerin öğrenmesi gerekli bilgilerdir.

Ebru Sanatı'nda son devrin piri Mustafa Esat Düzgünman

50 yıl süren Ebru sanatında kuşaklar arasında köprü oluşturup bu sanatın yitip gitmesini inançla önledi. Modern uygulamalara iltifat etmeyen ve ebru sanatında klasik anlayışa sımsıkı bağlı kalan Mustafa Esat Düzgünman ölümüne kadar sanatına damgasını vurdu.

Ebruya damgasını vuran en hisli sanatkâr

Sanayi Devrimi sonrasında el emeği gözden düşünce, birçok sanat dalıyla birlikte, ebru da tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmişti. Mustafa Düzgünman bu kötü gidişe tek başına direndi ve inançla üretti. Bu sayede, Türk Ebru Sanatınının geleneksel tekniği ve bilgi birikimi, arada bir kopukluk olmadan, yeni kuşaklara aktarılmış oldu. Düzgünman'ın büyüklüğü asıl bundandır.

Şubat 1920′de İstanbul Üsküdar'da Sultan tepe'de doğdu. Babası, aynı semtteki Abdulbaki Efendi ve Aziz Mahmut Hüdâyî Camilerinin imamlığını yapan Saim Efendi'dir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının Üsküdar çarşısındaki aktar dükkânında çalışmaya başladı. 1938 yılında, annesinin dayısı hattat Necmeddin Okyay onu, hocalık yaptığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Türk Tezyini Sanatları Bölümü'ne kaydettirdi. Burada Necmeddin Okyay'dan eski tarz cilt ve ebru öğrenerek kısa zamanda kabiliyetiyle dikkati çekti, diğer kıymetli hocalardan da faydalandı. Ancak hayat şartları sebebiyle bir müddet sonra okuldan ayrılarak tekrar baba mesleği olan aktarlığa döndü. Vefatına kadar titizlikle sürdürdüğü bu meslekte işinin ehli güvenilir bir esnaf olarak tanındı.

Çiçekli motifleriyle Ebru'ya yeni bir soluk kazandırdı

Çeşitli konularda yeniliğe açık olduğu halde ebru sanatında klasik anlayışa sımsıkı bağlı kalan ve bu hususta modern uygulamalara iltifat etmeyen Düzgünman, ebruculukta kendisini geçtiğini söyleyen hocası Necmeddin Okyay'ın bu sanata kazandırdığı çiçekli ebru çeşitlerine papatyayı eklemiş, ayrıca çiçek şekillerini de ıslah etmiştir. 1940′ta başlayıp ölümüne kadar elli yıl süren ebruculuğu sırasında, 1967′den itibaren çeşitli sergiler açan ve bazı sergilere katılan Düzgünman, hem eserleriyle hem de yetiştirdiği öğrencileriyle bu sanatın tanınmasına ve yayılmasına hizmet ederek son otuz beş yılın ebruculuğuna adeta damgasını vurmuş bir sanatkârdır.

Mustafa Düzgünman, ebru sanatı dışında dinî musikiyle de meşgul olmuş ve tasavvuf zevkini, Hafız Eşref Ede'den almıştır. Mızıka-i Hümayun'da yetiştiği için "Mızıkalı" lakabıyla anılan Hafız Muhittin Tanık, Üsküdar'daki Çarşamba Rufaî Dergâhı şeyhi Hayrullah Tâcettin Yalım ve Üsküdar Rufaî Asi tanesi şeyhi Hüsnü Sarıer gibi kıymetli hocalardan istifade etmiştir.

Aynı zamanda türbedardı

1953′ten 1979′a kadar yirmi altı yıl müddetle Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı'nın türbedarlığını yapan Düzgünman, halk ağzıyla koşma tarzında şiirler de yazmıştır.

Bunlar arasında, ebrunun tarihçesi, özellikleri ve mahiyetini anlatan yirmi kıtalık "EBRUNAME" en tanınmışıdır.

Kıymetli tespihler, yazı levhaları, kendi ebruları, şemse tarzında yaptığı kitap kapları, kutu ve çerçevelerden oluşan koleksiyonu halen ailesinde bulunmaktadır. Ayrıca eski tarz körüklü fotoğraf makinesiyle 1000′e yakın hat örneğini emisyonlu cama tespit etmiş, bazıları "Kalem Güzeli" (Ankara,1981) ve "İslam Mirasında Hat Sanatı" ( İstanbul, 1993 ) adlı eserlerde yer alan bu fotoğraf camlarının asılları, daha sonra kendisi tarafından Türk petrol Vakfı'na hediye edilmiştir. 12 Eylül 1990 Çarşamba günü vefat eden Mustafa Esat Düzgünman'ın kabri, Karacaahmet Mezarlığı'ndadır.

Alpaslan Babaoğlu; Herkes Düzgünman gibi olamaz

Ebru ustası Alpaslan Babaoğlu ebru sanatının çok ince bir sanat olduğunu belirtti. Öncelikli amacın Ethem Efendi, Necmettin Okyay ve Mustafa Düzgünman'ın yaptığı ebruları, onların ebru yaparken ya da seyrederken hissettiklerini hissetmeye gayret ederek onlardan daha güzel yapmaya çalışmak olmalıdır. Mustafa Düzgünman'ın yaptığı bütün ebru çeşitlerini O'nun kadar başarılı yapamayanların ebruda yenilik adına yaptıkları, sanatı dejenere etmekten başka bir şey değildir diyerek görüşlerini dile getirdi.

Ebru Sanatının unutulmazları

Onlar bu sanata kendine özgü desen ve motifleriyle yeni boyutlar kazandırıp nesilden nesile yapısını bozmadan aktarmayı başaran Ebru sanatının ölümsüz sanatkârları.

Şebek Efendi

1608 yılında yazılmış ve ebruyla ilgili elimizdeki en eski eser olan Tertib-i Risale-i Ebri'de Şebek Efendi'den "Allah ona rahmet etsin" duası ile bahsedildiğine göre ölümünün bu tarihten önce gerçekleştiği anlaşılıyor. Yine aynı eserde geçen "Nüsha-i Şebek" sözünden de, ebru hakkında bilmediğimiz bir eser sahibi olduğu meydana çıkmaktadır. Ebrularındaki gevşek görünüşün formülü de bu eserde verilmekle birlikte, o ebruları diğerlerinden ayırabilmek için gereken bilgiye sahip değiliz.

Hatib Efendi

Ayasofya Camii'nin hatibi olması sebebiyle Ayasofya hatibi veya sadece Hatip diye anılan Mehmed Efendi'nin doğum tarihi bilinmiyor. Nisan 1773 tarihinde vefat etmiştir. Hatip Mehmed Efendi Hatip Ebrusu diye anılan ebru tarzının mucididir. Hoca paşa'daki evinde çıkan yangında, eserlerini kurtarmak isterken kendisi de beraber yanmıştır. Sanat tarihimizde Hatip Ebrusu denilmekle onun buluşu olan ebru tarzı anlaşılır. Hatip'in ebrusu denilirse hangi tarzda olursa olsun onun tarafından yapılan, onun elinden çıkan ebru kâğıdı anlatılmak istenir.

Şeyh Sadık Efendi

Buhara'nın Vabakne şehrinde doğan ve Üsküdar Sultan tepesi'nde Özbekler Dergahı şeyhliğinde bulunan Sadık Efendi'nin hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ebruculuğu Buhara'da iken öğrendiği ve iki oğluna (Edhem ve Nafiz efendiler) da öğrettiği bilgimiz dâhilindedir. Dergâhtaki kabir kitabesinden 11 Temmuz 1846 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Hezarfen Edhem Efendi

Geçen asrın ebrucuları arasında en maruf olanı Üsküdar Özbekler Dergâhı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi'dir. Edhem Efendi 1829 yılında işte bu Özbekler Tekkesi'nde doğmuştur. Eserlerinden elde kalan pek az bir kısmı, bugün torun çocuklarının oturduğu ve Vakıflar İdaresi'nin malı olan Üsküdar Özbekler Dergâhı'nda muhafaza edilmektedir. İbrahim Edhem Efendi 8 Ocak 1904 tarihinde vefat etmiştir.

Nafiz Efendi

Hezarfen Edhem Efendi'nin kardeşi olan Nafiz Efendi ebruculuğu babasından öğrenmiştir. Elimizde eseri yoktur.

SamiEfendi

Zamanının en maruf hat üstatlarından biri olan Sami Efendi (1838 – 1912) Hezarfen Edhem Efendi'nin yakın arkadaşı olması sebebiyle ebruculuğu ondan öğrenmiş, fakat meslek edinmemiştir. Hattat Şevki Efendi'nin (1829 – 1887), en güzide öğrencisi Bakkal Arif Efendi (1830 –1909) için yazdığı Sülüs-Nesih meşk murakkaı'nın (hocanın hattı öğrenmesi için öğrenciye yazdığı yazıların albümü) etrafını süsleyen ebrular Sami Efendi eli ile yazılmıştır.

AzizEfendi

Sülüs-Nesih yazılarında Bakkal Arif Efendi'nin en önde gelen öğrencisi olan Şeyh Aziz Efendi de (1871 – 1934) Özbekler Dergâhı'na devamı sırasında Edhem Efendi'den ebruculuk öğrenmiş ve amatör zevk ile bu sanata karşı ilgisini sürdürmüştür.

Necmeddin Okyay

Pek çok hünerlerinin (mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hatalık vb.) yanı sıra ebruculuğu da meslek edinen Hafız Necmeddin Okyay bu sebeple üstadı Edhem Efendi gibi Hezarfen lakabıyla anılır. Klasik sanatlarımızın canlı bir akademisi gibi etrafına feyiz saçan Necmeddin Okyay 1883 yılında doğmuş ve 1976 yılında vefat etmiştir.

Abdülkadir Kadri Efendi

Kadıköy Osman ağa Camii imam ve hatibi olan Abdülkadir Kadri Efendi de (1875 – 1942), Edhem Efendi'den ebruculuk öğrenenlerdendir. Fakat bu işi meslek edinmemiştir.

BekirEfendi

Yirmici asrın başlarında Beyazıt'taki Kâğıtçılar Çarşısı'nda yapıp sattığı battal ebrularından tanıdığımız Bekir Efendi, aynı zamanda eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir. Hayatı hakkında pek bilgimiz yoktur. Ebruculuğu kimden öğrendiği de belli değildir. O devirde resmi dairelerde kullanılan defterlerin üzerine geçirilen alikurna denilen sağlam Avrupa kâğıdı ile yapılmış olan ebrular Bekir efendi'nin işidir. Ebru yerine zamanla siyah cilt bezi kullanılmaya başlandıktan sonra, bu halin ebruculuğu ticari bakımdan gerilettiği de bir gerçektir.

Sami Okyay

Necmeddin Okyay'ın ortanca oğlu Sami Bey 1910!da Üsküdar'da doğmuş, bu sanatı babasından öğrenerek çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda ince bir tezhib, hak (oyma), lake (rugan) ve şemse tarzı cilt sanatkârı olan merhum Sami Okyay Şark Tezyini Sanatlar Mektebi'nde öğretmenken yakalandığı peritonitten 12 Haziran 1933 yılında vefat etmeseydi meşgul olduğu sanat dallarına muhakkak ki başka yenilikler de getirecekti. Yirmi üç yıllık kısa ömründen geri kalanla şaheserleri bu sözlerimizin en kudretli şahitleridir.

Sacid Okyay

Necmeddin Okyay'ın küçük oğlu olan Sacid Okyay (doğ. 1915 - Üsküdar) 1936 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde, Şark Tezyini Sanatlar Şubesinin açılışından 1973 yılında emekliye ayrılmasına kadar geçen zaman içinde ebruculuk ve eski tarz cilt hocası olarak vazife görmüş başarılı eserler vermiştir.

Ebru güzelliğini hayat felsefeleri haline getiren günümüz sanatkârları

Fuat Başar

1953 yılında Erzurum'da doğdu. İlk, orta, lise ve tıp eğitimini aynı ilde tamamladı. Fakülte eğitimi yıllarında (1976) hüsn-ü hatt ile meşgul olmaya başladı.1977 yılında ebru sanatına ilgi duyarak Mustafa Düzgünman ile mektuplaştı. 1980'de İstanbul'a yerleşerek Hattat Hamit Aytaç'tan yazı icazeti, 1989'da Mustafa Düzgünman'dan ebru icazeti aldı. Profesyonel Ebrucu ve Hattat olarak yaşamını sürdürmektedir.

Alparslan Babaoğlu

1957 yılında Ankara'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara ve Erzurum'da tamamladı. Devlet bursuyla gönderildiği İngiltere'deki Elektronik Mühendisliği eğitimini 1979 yılında, aynı dalda yüksek lisans eğitimini 1980 yılında tamamlayarak yurda döndü. Mühendislik hayatını bir kamu kurumunda yönetici olarak sürdüren Alparslan Babaoğlu, evli ve Elif ve Burak isimlerinde iki çocuk babasıdır.

1984 yılında Topkapı Sarayı Nakış hanesi'ne devam ederken başladığı ebru yapımını aralıksız sürdürmektedir. 1985 yılında ustası merhum Mustafa Düzgünman ile tanıştı ve 1989 yılında kendisinden ebru sanatının öğretilmesi ve icrası konusunda icazet aldı. İlk kişisel sergisini 1990 yılında Topkapı Sarayı'nda açtı, aynı yıl Washington D.C.'de ikinci, 1991 yılında memleketi olan Çorum'da üçüncü ve 1999 yılında Yıldız Sarayı Çit Kasrı'nda dördüncü kişisel sergisini açtı. Sayısız karma sergiye katıldı.

Gençler bu sanatın değerini bilmeli

Hikmet Barutçugil

1952'de Malatya'da doğan Hikmet Barutçugil, 1973'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimine başladı. Yüksek öğreniminin ilk yılında tanıdığı ve öğrencisi olduğu Prof. Emin Barın'ın teşvikiyle hat sanatına ilgi duydu. Hat sanatı ile ilgili çalışmalarına başladığı sırada ebru sanatını keşfeden Barutçugil'in bu sanata duyduğu sevgi kısa zamanda tüm benliğini sardı. Öğrencilik yıllarında çalışmalarını tek başına sürdürüp kendisini geliştirdi.Hikmet Barutçugil'in Ebru sanatına gönül vermişlere deneyimlerini aktardığı Ebristan İstanbul Ebru Evi nde Ebru'nun doyumsuz tadına varabilirsiniz.

Yılmaz Eneş

1960 senesinde Paşabahçe-İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, Paşabahçe'nin cam ustalarından babası Necmettin Enes'in yanında sıcak cam sanatının ayrıntılarını öğrendi ve camcılık mesleğini uzun seneler icra etti.

1994 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı-Cafer ağa Medresesi'nde Av. Tülay Taslacıoğlu'ndan 2 yıl süre ile Ebru dersleri alarak, ebru sanatının inceliklerini öğrendi. Aynı süreç içerisinde evine kurduğu atölyede Mayıs-1998'e kadar çalışmalarını sürdürdü.

Ahmet Çoktan

Ebruyu Hikmet Barutçugil ve Fuat Başar'dan öğrendi, icazet aldı. Türk Ebru Sanatı adlı kitabı var. Japonya'da 1 yıl ebru tanıttı; İstanbul, Avusturya, İngiltere, Almanya, Hollanda ve Japonya'da konferanslar verdi. Turizm Bakanlığı ile Almanya, Malta ve İngiltere'de tanıtım yaptı.

Sabri Mandıracı

1963 yılında Armutlu (Yalova)'da doğdu. 1984' İ.Ü. Felsefe Bölümü'nü bitirdi.1980 senesinde Prof. Dr. Ali Alparslan'dan hat dersi almaya başladı.Klasik Türk Cilt Sanatıyla meşgul olurken ebru ile tanıştı. Mustafa Düzgünmana devam ile ondan feyz aldı.Necmettin Okay'ın iki mümtaz talebesinden "El" (icazet) alarak yazı ve ebru ile olan beraberliğini sürdürmektedir. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde 1992-1998 yılları arasında dışarıdan ücretli öğretim görevlisi olarak hat ve ebru dersleri veren A. Sabri Mandıracı halen felsefe öğretmenliği yapmaktadır.

Dünya Bülteni / Kültür & Sanat
 
Üst Alt