• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Puslu Kıtalar Atlası -"resimli roman"

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
Puslu Kıtalar Atlası -"resimli roman"

mopsy

Emektar
Üye
Karanlığın, yılankavi sokakların, demkeşlerin, paranın hüküm sürdüğü Galata'nın, karın deşip boğaz kesen, husye burup göz çıkartan hikâyelerin, zagon üzerine öttürenlerin, bahtsızların, yolcuların, rüya görenlerin, maceracıların şehrindeyiz. Uzun İhsan Efendi'nin yedi iklimde, dört bucakta, yeraltında ve yerüstünde gezinen dünya atlasında İhsan Oktay Anar'ın unutulmayan ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası, bu defa İlban Ertem'in masalsı çizgileriyle çizgi roman olarak karşımızda. Beş yıl süren, kolay anlatılamayacak bir emek, tutkuyla dolu bir sadakat, civa gibi bir sayfadan diğerine akıp giden ustalık İlban Ertem, Türkçe edebiyatta eşi benzeri olmayan bir uyarlamayla magnum opus'unu gün yüzüne çıkarıyor. Oyunbaz ve zifiri Büyük bir "resimli roman".

Ulema, ehl-i mürekkeb ve dahi erbab-ı resimli romanın rivayet ettiği üzere, kağıt üstünde canlanan çini alemlerin ustası İlban Ertem beş vakittir İhsan Oktay Anarın Puslu Kıtalar Atlası nam romanına ardışık resimlerle yeni bir hayat üfleme gayretindeydi.

Nihayet bu bekleyiş bitti ve Puslu Kıtalar Atlasının resimli roman uyarlaması İletişim Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Türk çizgi romanında böylesi bir çalışma bugüne değin görülmedi ve bir daha ne zaman görülür meçhul. Aşkla çizildiği belli olan bir büyük atlas var karşımızda. Çizgi roman, grafik roman ve edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken, uyarlama nasıl yapılır konusunda ders niteliğinde bir başyapıt, İlban Ertemin Puslu Kıtalar Atlası.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

ÖZET:

Roman, soğuk bir kış gecesi Galata Kulesindeki yangın gözcüsünün Arap İhsanın kadırgasını görmesiyle başlar.

Arap İhsan Galata Meyhanelerinin yakınında oturan yeğenine gider. Esir olarak aldığı ve başına büyük belalar açan Alibaz adındaki haşarat ile Arap İhsanı yeğeni uzun İhsan Efendinin oğlu Bünyamin karşılar. İçeri girdiklerinde Alibazın dikkatini çeken maymun, ona yeni yaramazlıklar yapma fırsatı verir. Arap İhsan biraz dinlendikten sonra Uzun İhsan Efendinin yanına çıkar. Tam bu sırada ilaçların etkisiyle uykuya dalan ve düş yoluyla dünya atlası çizmeyi hedefleyen Uzun İhsan Efendi, rüyasında dayısını ve büyük bir maceraya atılan oğlunu görmektedir. Bünyamin sayıklayan babasını uyandırdığı sırada hiç uyku görmemiş ve üç yaşına kadar afyon ruhuyla sızdırılan küçük Alibaz bu olayı hayretle izlemektedir.

Ertesi gün Arap İhsan kendisine kazık atmış olan alkolün esiri olmuş ve bu yüzden işini kaybetmiş ve ayrıca yediği falakalardan dolayı topal kalmış olan Kubeliki aramaya çıkar. Çeşitli yollardan cerrahlık izni alarak, gizliden gizliye insan vücudunun atlasını çıkarmaya başlayan Kubelik, Arap İhsanın intikam peşinde olduğunu düşünmektedir. Halbuki Arap İhsanın niyeti hayatını kurtaran bir kitabın çevirisini yaptırmaktadır. Rendekara ait olan ve Zagon üzerine öttürme olarak tercüme edilen kitabı Kubelik, Arap İhsana teslim edilmek üzere Uzun İhsan Efendiye verir. Bu kitabı okumaya başlayan Uzun İhsan Efendi, Rendekarın şüpheyi bir zagon, yani bir yöntem olarak benimsediğini öğrenir. Amaç, şüphe götürmeyecek ilk kesin bilgiye varmaktadır. Her bilgiden şüphe eden Rendekar, şüphe ettiğinden şüphe edememekte ve bundan da kendisinin varolduğu sonucunu çıkarmaktadır. Bunalar üzerine kafa yoran Uzun İhsan Efendi düşünüyor olmasından dolayı kendi varlığını kabul etmektedir. Ama bu yolla kendisi dışında başka hiç bir şeyin varlığını ispatlayamamaktadır. Bunu çözmek için rüyaya yatar. Rüyasında gördüğü aynada kendi yansıması yerine oğlunu görür ve düş gördüğü için kendi varlığına inanır. Fakat; kafasında kim olduğuna dair bir soru kalır. Uyandığında uykusunun bir uyanış ve düşlerinde gerçeğin ta kendisi olduğunu düşünmeye başlar. Eğer bu doğruysa şimdi gördüğü her şey bir düştür.

Hiç bir mesleği olmayan ve hiçbir yerden gelir sağlamayan bu adamın oğlu Bünyaminin kafasında babasına dair soramadığı türlü sorular vardır: Sen kimsin? Annem kim? Bu paranın suyu nereden geliyor? Günlerce yemeden, içmeden nasıl yazıyorsun? Bu sorularla iyice kafası karışan Bünyamin babasının şurubundan çok fazla içerek uykuya yatar. Düşünde uçmaktadır ve kendi bedenini görebilmektedir. Konstantiniye üzerinde gezindikten sonra evine geri döndüğünde babasının kendi bedeni başına ağladığını görür. Sonra ise cenazesi ile karşılaşır ve içinden gelen bu sese kulak vererek uykusundan uyanır ve yine aynı sese uyarak gerçekten de gömüldüğü mezardan çıkar. Diri diri gömülen Bünyamin, lağımcı ocağında çalışan Vardapetin dikkatini çeker ve önemli bir görev için lağımcı ocağına alınır. Giderken babasının ona emanet ettiği dünya atlasını da yanına alır. Babası, bu atlası daime yanında taşımasını ve yolunu kaybettiğinde bu düş atlasının sayfalarını karıştırmasını söyler. Artık Uzun İhsan Efendi, Alibaz ve yaramaz maymunu müşteriyle yalnız kalmıştır. Alibazı okullar arası çatışmanın yaşandığı mahalle mekteplerinden birine gönderir. Okuduğu bir kitabın kahramanından, Efrasiyabdan etkilenerek bir okul çetesinin lideri konumuna gelen Alibaz artık arkadaşları arasında Efrasiyabdır. Yaptığı eylemler sonunda bıraktığı beyaz bayrak üzerine kırmızı el iziyle Konstantiniyeye nam salar. Bir gün eve döndüğünde, babası yerine koyduğu Uzun İhsan Efendinin yeniçeriler tarafından götürüldüğünü görüp intikam almaya yemin eder.

Bu sırada Bünyaminin ise diğer görevlilerle dondurucu kış soğuğunda görevli olarak Zülfüyar isimli bir casusu kurtarmaya gitmektedir. Padişah fermanına göre Bünyaminin görevi ise Vardapetle bir lağım çukuru kazarak kaleye ulaşmaktır. Tam casusu kurtarmaları esnasında saldırıya uğrarlar. Bu yüzden Zülfiyar emaneti olan ve padişaha teslim edilmesi gereken, ileride Bünyaminin başına bela açacak olan o uğursuz kara parayı Bünyamine verir. Bu parayı babasının verdiği atlasın içine koyan Bünyamin, girdiği ikili mücadele sonucu yüzüne yapışan zırh yüzünden tanınmaz hale gelir. Sonradan Zülfiyar ve adamları tarafından kurtarılan Bünyamin, artık herkesin peşine düştüğü kişi haline gelmiştir. Fakat, tanınmaz halde olduğu için üzerine hiç şüphe çekmez. Bir yolunu bulup Konstantiniyeye dönen Bünyamin kendisini yönlendirmek için babasının kitabında rasgele bir sayfa açar. Gözüne ilk çarpan cümle dilencilerin arasına girip kaderini beklemeye başla dır.

Bünyamin babasını bulmak için dilenciler loncasına girip dilenmek istediğini, oranın kethüdası olan Hınzıryedi isimli birisine söyler ve böylece işe başlar. Uzun İhsan Efendide iki aydır bu loncada bulunmaktadır. Daha önceleri, Hınzıryedi kendini acındırma konusunda gayet başarılı bir hırsızdır. Dilenciliğe başladıktan sonra İstanbuldaki dilencilere işin sırlarını anlatması için getirildiği sıra, duaları kabul olmasın diye kendisine domuz eti yedirilen Hınzıryedi, yasak olduğunu bildiği halde bu tattan vazgeçmemiş ve gizliden gizliye domuz eti yemeye başlamıştır. Bir süre sonra yakalanmış ve hakkında idam kararı alınmıştır. Tam idam edilirken sahte bir padişah fermanıyla Zülfiyar tarafından kurtarılmış ve Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayunun merkezine götürülmüştür. Artık büyük efendi Ebrehe adına çalışacaktır. Görevi gün boyu loncada toplanan paraları ertesi sabah eksiksiz geri almak üzere Zülfiyara teslim etmektir. Bir diğer görevi de Uzun İhsan Efendiye göz kulak olmaktır. Bünyaminin yeniçerilerin sorgulanmasından sonra tanınmayacak hale getirilmiş olan Uzun İhsan Efendiyi bulması zor olmaz. Ancak, gözetim altında olduğu için ona yaklaşamaz. Son günlerde fazla günah işlediğini ve asla affedilmeyeceğini düşünen Hınzıryedi ise işini aksatmaya başlamıştır. Hınzıryedinin aklını başına getirmek amacıyla loncaya gelen büyük efendi Ebrehe için kurulan sofrada, Ebrehenin boğazına bir lokma takılır. Onu bu durumdan Bünyamin kurtarır. Ertesi gün Ebrehenin yanına gelmesi emredilen Bünyamin, o gece dışarıda babasıyla karşılaşır. Uzun İhsan Efendinin isteği üzerine onu limandaki bir fıçının içine koyar ve oradan ayrılır. Ebrehenin yanına gitmeden önce cesaret toplamak isteyen Bünyamin, bir meyhaneye girip içmeye başlar. Bu dünyada yolunu bulabilmek için yine babasının atlasını açıp rasgele bir cümle okur. Artık bir kahraman bir bilge gibi davranmalıdır.

Bünyamin Ebrehenin yanına götürüldüğünde kendisini bir el-kimya odasında bulur. Erehe ona yaratılmamış, boşluğu bulmak için uğraştıklarından, boşluğa tapan ve boşluğun ne büyük bir
güç olduğundan bahseder. Bu esnada Bünyaminin söylediği sözlerden EbreheninBünyamine anlarda olan ilgisi iyice artmıştır. Ona karşı sevgiyle nefret arası bir şeyler hissetmektedir.

Ertesi gün misafirini eğlendirmeye kararlı olan Ebrehe, ona yeni giysiler giydirip esir pazarına götürür. Oradan iki Rus kızı seçtikten sonra Gazenferin batakhanesine gitmek üzere yola koyulurlar. Yolda evinde bir cesedi kesip biçerken yakalanan Kubelikin idamıyla karşılaşırlar. İnfazdan sonra cimriliği ile ün salmış Gazenferin batakhanesine giderler. Burada Gazenfer ile oynadıkları büyük oyunu kaybeden Ebrehe, Gazenferin hile yaptığını iddia ederek ortalığı birbirine katar. Ebrehe bu iddiasında haklı olduğunu ispatladıktan sonra bütün mal varlıklarını bu kumarhanede kaybetmiş olan öfkeli insanlar kumarhaneyi ateşe verirler. Gece yarısından az sonra, içerde satın aldıkları iki cariyenin onları bekledikleri bir konağa gelirler. Müzisyenler eşliğindeki bir cümbüşten sonra Bünyamin seçtiği kızla bir odada yalnız kalır. İçin için ağlayan kıza ona bir kötülük etmeyeceğini söyler. İsminin Ağlaya olduğunu öğrendiği bu kızın dizinde saatlerce ağlar.

Sabah olduğunda kendisini uyandıran Zülfiyar, Bünyamine kendisini büyük efendinin teşkilatta onu beklediğini söyler. Yolda, ismi Dertli olan ve kendisini tam altı kere yıldırım çarpmış olan bir dilenciyle karşılaşırlar.Tepelerine yıldırım düşecek korkusuyla onu yanından kovan Zülfiyar, kırbacıyla zavallı adamı dövmeye başlar. Bu görüntüye dayanamayan Bünyamin, Zülfiyarla bir kavgaya girişir ve sonunda onu yere devirip oradan ayrılır.

Çevresinde gelişen her olayın kendisine oynanan bir oyun olduğundan şüphelen Bünyamin, babasının kitabında hayatını öne sürüp sırrı bulmak için yola çıktı cümlesini okuyup Ebrehenin yanına gider. Kafasındaki sorulara cavap aramaktadır. Ebrehe ona tüm bu olayların başlangıcı olan kehanet aynasından bahseder. Bu ayna kıyametten yedi yıl önce olacakları göstermeye başlamakta ve kehanetleri bildirmektedir. Şimdiye kadar aynada beliren yazıların bildirdiği her olay gerçekleşmiştir. Şimdi sıra son kehanet olan Mehdiye gelmiştir. Ebrehe ise Tanrıdan af dileyip tövbe etmek yerine kıyametten kaçmayı tasarlamıştır. Kafasındaki, istediği sonsuz hıza ulaşıp geçmişe yolculuk etmektir. Bunun içinde boşluğa ihtiyacı vardır. Aradığı boşluk kara bir paradır.

Bünyamin kafasındaki sorularla uğraşa dursun Konstantiniyeye gözleri oyulup kulakları ve burnu kesilmiş bir adamın gemilere nasıl kılavuzluk ettiği, görmediği halde yıldız ve gezegenlerin yerlerini nasıl bulabildiği gibi bir hayret verici bir söylentiyle çalkalanmaktadır. Bahsedilen kaşif Uzun İhsan Efendiden başkası değildir. Uzunun İhsan Efendinin bulunduğu gemi sonunda Konstantiniyeye dönmüştür. Uzun İhsan Efendi gemiden inip bir meyhaneye gider. Buradakilere, kendisi düşündüğü için onların varolduğunu dünya ve içindeki her şeyin kendi zihnindeki kurgulardan ibaret olduğunu anlatmaya çalışınca meyhanedekilerin alay konusu olur. Meyhanedekilerden biri konuya uygun bir hikaye anlatmaya başladığı sıra Uzun İhsan Efendi meyhaneden ayrılır. Tersane yakınlarındaki gemi enkazına gidip Efrasiyab ve yiğitlerinden geride kalan izleri inceler. Efrasiyab, yani Alibaz ise o sıra kabul etmediği orduyu humayun-u yarım gün geriden takip ederek altı haftadır kuzeye doğru ilerlemektedir. Fethedilecek kaleye ulaştıklarında Alibaz kaleye ilk gireceklerden olmak istemektedir. Ancak kuşatma başlayıp koca bir güllenin büyük bir gürültüyle duvara çarptığını gören çocuk birden bire Efrasiyab değil, şu uyku tutmayan Alibaz olduğunu hatırlar. Ağlayarak kaçmaya başlar. Sonunda güllelerle açılan bir delikten kaleye girer. İçerisi dışardan farklı olarak fazlasıyla sessizdir. Belli belisiz bir ilahi yankılanmaktadır duvarlarda. Alibaz sesin geldiği sese yönelir. Karalar giymiş sayısı adam elleri zincirli çıplak birini yerde devrilmiş olan iki yarım küreye doğru itmektedirler. Kara giysilerden birkaçı zar zor bu dev yarım küreleri birleştirip tulumbalarla içindeki havayı boşaltırlar ve ortaya bir hava çıkar. Kürenin ortasındaki musluğa çıplak adamın karnını yerleştirirler ve kasvetli ilahiler eşliğinde musluğu açarlar. Aynı anda adam acıyla bağırır ve yarım küreler birbirinden ayrılır. Yarım kürelerden her birinin içi kan ve et parçalarıyla doludur. Alibaz orada olanları görünce yeniden ağlamaya başlar. Kara giysililerden birkaçı onu kolundan tutup bir odaya götürürler ve orada içine zehir kattıkları bir bardak suyu Alibaza sunarlar. Bunu bir dostluk gösterisi sanan Alibaz suyu içer ve dışarı salınıverir. Hayatı boyunca bir dakika olsun uyumamış olan bu çocuk bir süre sonra esnemeye başlar ve kendisine uyuyacak bir yer arar. Sonunda bir ağacın tepesindeki leylek yuvasına kıvrılıp yatar.

Bünyamin ise teşkilatta sıkıntıdan oradaki tuhaf aletleri kurcalamaya başlamıştır. Bira dinleme aleti bulur ve onu yanına alır. Amacı Ebrehe hakkında bilgi toplamaktır. Bir gece hemen yan odada kalan Ebrehenin konuştuklarını öğrenmek için aleti kullanmaya karar verir. Ebrehe tuhaf bir masal anlatmaktadır. Masal cahil bir adamın gözlerini kapadığında gördüğü karanlığın ne olduğunu merak etmesiyle başlamaktadır. Akıl danıştığı bir bilgenin söylediğine göre dünya hiçlikten yani boşluktan yaratılmıştır. Bu boşluktan artan parça ikiye bölünmüş ve bir kısmı insanoğluna verilmiştir. Adamın gözlerini kapadığında gördüğü karanlık, boşluktan oluşmuş bir levhadır. Boşluğun diğer yarısı ise düşmanını kıskanan Sabahın Oğluna verilmiştir. Sabahın Oğlu, bu boşluktan bir para yaptırmış ve üstüne kendi tuğrasını bastırmıştır. Sonra da onun dünyada ne var ne yoksa hepsini satın almasını beklemeye başlamıştır. Uykudan kulakları tıkanan Bünyamin masalın sonunu dinleyemez. Ancak birden aklına Sabahın Oğlu ile ilgili bir söz gelir ve ayağa kalkar. Bir kavanoz dolusu demir tozunu bir kağıda yayar ve uğursuz parayı kağıdın altına yerleştirir. Demir tozları birbirine yapışıp mıknatısiyet çizgilerini ortaya çıkarırlar. Civa buharından sersemleyen Bünyamin bu çizgileri harf şeklinde görür ve iblis aleyhillenetuğrasını seçer.

Öğleye doğru uyanan Bünyamin teşkilata birkaç nöbetçi hariç kimsenin olmadığını görür. Yılın yedinci dolunayı o gece çıkacak Kehanet Aynası doğruysa Mehdi şu saatler Konstrantiniyeye gelecektir. Gece yarısı Ebrehe ve adamları yanlarında Mehdinin tanımına uyan bir adamla teşkilata gelirler. Adamı Bünyaminin adamıyla ortak bir duvarı olan bir hücreye götürürler. Bünyamin odasına dönüp dinleme aletini hücre duvarına dayar. İçerde Ebrehe, Zülfiyara dışarıda biriken dilencilerin ne istediğini öğrenmesini söylemektedir. Ayrıca Mehdi olduğunu düşündüğü bu adamın sorgusunu tek başına yapmak istemektedir. Adama işkence edilmesi için Hattakay isimli ünlü bir işkence ustası getirilmiştir. Adam ise korkudan ağlamaya başlamıştır. Ebreheye kendisinin sandığı kişi olmadığını anlatmaya çalışmaktadır. Söylendiğine göre, o bir Nemçe casusudur. İsmi Franzdır. Ülkesinde Mehdinin tanımına uyan kadın ve erkekler toplanıp bir manastıra kapatılmış ve çiftleştirilmişlerdir. Kendisi onların tanımlarından biridir. Kehanet Aynası da yıllar önce Avrupanın usta saatçisine, bu kişiler tarafından yaptırılmıştır. Mükemmel bir düzene sahip bu ayna padişaha kıyameti haber verecektir. Aynanın söylediklerinin bir bir gerçekleşmesi zaten planlanmış bir şeydir. Bu durumda bütün kehanetler doğru çıkınca sonuncusu olan Mehdinin gelişine inanmak kaçınılmazdır. Mehdi gelince padişah ona tahtını teslim edecek ve böylece ülkenin yönetimi ellerine geçecektir.

Ebrehe adamın sözlerini dinlemiş ancak tek kelimesine bile inanmamıştır. Bu sırada işkence için hazırlık yapan Hattakay sanılan kişinin yüzündeki balmumu eriyince Ebrehe onun Hınzıryedi olduğunu anlar ve olaylar iyice karışır. Loncadaki dilenciler teşkilatı yağmalamaya gelmişlerdir ve istediklerini elde ederler. Ebrehe Hınzıryedi tarafından yakalanır. Bu sırada yalnız kalan Nemçe casusu korkudan ödü patlayarak ölür. Ebrehenin son isteği Bünyamin ile yalnız konuşmaktır. Hınzıryedi onu kırmaz. Ebrehe başından beri Bünyamainin aradığı kişi olduğunu ve kara paranın onda olduğunu bildiğini, ona karşı farklı bir şeyler hissettiğini söyler. Bünyaminden o parayı kendisi ölünce ağzına koyup, çenesini öyle bağlamasını buyurur. Daha sonra Hınzıryedi, Ebreheyi öldürür ve Bünyamini de yanına alarak lonca binasına döner.Ebrehenin cesedini yıkama görevi Bünyamine verildiğinden Ebrehenin son isteği gerçekleşir. Bu sırada loncada ziyafet hazırlığı yapılmaktadır. Ceset gömülüp ziyafet hazırlığı tamamlanmak üzereyken lonca kapısında Dertli görülür. Dertliyi kovmaya çalışırken elinde pistolü olduğunu fark eden dilenciler koşuşmaya başlarlar. Dertli ise Hınzıryediyi gözüne kestirmiştir. Hınzıryedi kaçamayacağını anlayınca Dertliye yalvarmaya başlar. Fakat Dertli ona aldırmadan Bünyamine dönüp kendisine yapılan iyilikleri unutmadığını söyler ve ona çıkış yolunu gösterir. Bünyamin oradan kaçtıktan sonra binaya yıldırım düşer ve bina alevler içinde kalır.

Bünyamin lonca yakınlarında bir hana gider. Gece yarısı avluya indiğinde uyuyan han bekçisini izleyen bir adamla karşılaşır. Bu adam düş görmeyi çok seven bir tüccardır. Yıllar önce bir gece rüyasında bir evin penceresinden, içerde uyuyan bir adamla onun yanı başında oturan ve elindeki deftere bir şeyler not eden uzun boylu çekik gözlü bir adam görür. Uzun boylu adamın birdenbire kafasını çevirip tüccarla göz göze gelmesiyle rüyası son bulur. Ertesi gece rüyanın devamını görebilmek umuduyla yatan tüccar düşünde yine o aynı pencerenin önünde bulur kendini. Uzun boylu adam yine arkasını dönüp tüccarı görür ve bu sefer yerinden doğrulup tüccarın yüzüne perdeyi kapatır. Düşü böylece kesilen tüccar üçüncü geceyi iple çeker ve yine rüyasında kendisini aynı yerde bulur. Perde kapalıdır. İçeriyi görmek için perdeyi aralayınca uzun boylu adamla karşılaşır ve olup bitenleri öğrenmek istediğini belirtir. Uyuyan adamı uyandırmamak için fısıltıyla konuşan uzun boylu adam diğerinin rüyasında insanları ve onların yaşadığı dünyayı gördüğünü söyler. Tüccar bir daha onları rahatsız etmesin diye ona ömrünün sonuna kadar uyuyamayacağını söyler. Böylece düşü sona eren tüccar ertesi geceyi iple çeker ama bir türlü uyuyamaz. Uyumak için çeşitli yollar denediyse de, nafile asla uyuyamamaktadır. Sonunda bir sihirbazın tavsiyesiyle kendini yollara vurur. Bu sihirbazın söylediğine göre bu dünyada bir yerde çok uzun senelerdir uyuyan birisi vardır. Eğer tüccar onu bulup uyandırabilirse kendisi artık uyuyabilecektir. Tüccar yıllarca bu uyuyan adamı arar fakat bir türlü bulamaz. Bir gün yolu Konstaniniye düştüğünde kaldığı hanın bekçisinin avluda nasıl horul horul uyuduğunu görür ve inerek onu seyreder. Daha sonra oradan ayrıldığında da bekçi aklından çıkmaz. Böylece yılda iki kez Konstantiniyeye uğramaya başlar.Bekçinin uyanacağı günü bekler umutla. O gün, yani Bünyamin ile karşılaştığı günde yine bekçiyi izlemektedir. Bünyamin ile, bekçiyi izleyerek biraz sohbet ettikten sonra bekçide bir kıpırdanma farkeder. Bekçi uyur gibi dalmaya başladığı sırda tüccarda uyku belirtileri başlar. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen tüccar hemen odasına çıkar. Avluda bekçiyle yalnız kalan Bünyamin birden babasının atlasını hatırlar. Bu kez ismini tam olarak okur. Puslu Kıtalar Atlasıdır. Bu kitabın son bölümünden rasgele bir sayfa açar ve babasının kendisine hitaben yazdığı bir yazı gözüne çarpar. Uzun İhsan Efendi yazısında her şeyin kendi düşlerinden ibaret olduğunu anlatmaktadır. Bünyaminin asla cesaret edipte soramadığı soruların cevabını da böylece vermiş olmaktadır. Bünyamine hiçbir şey öğretemediğini, ona doğru ve gerçek olanı gösteremediğini çünkü kendisinin oğluna verecek düşlerinden başka bir şeyinin olmadığını söylemektedir. O, bu atlası Bünyamin okusun diye değil, yaşasın diye yazmıştır. Uzun İhsan Efendi oğluna veda ederek yazısını tamamlamaktadır.

Bünyamin gülümser, hala uyuyan han bekçisinin yanına gider ve onu uyandırır. Adam uyandığında sabah olmuştur. Han bekçisi yerinden doğrulup çevresine bakınca kendisini uyandıran kişiyi göremez. Çünkü her taraf karanlıktır. Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, karanlığın ta kendisidir.
 
Üst Alt