Pravda

Başkasının istencini kendi istenci olarak kabul eden birine özgür demeyiz.
Lenin kendi istencini bütün bir Rus toplumunun istenci yapmayı istiyordu,

Hiç kuşkusuz kendi için haklıydı.​

Başkalarını kendi istençleri olan bireyler olarak değil, ama onun kendi Gerçeklerine boyun eğmeleri gereken uyruklar olarak gördü.
İstencini kabul ettirdiğini düşündü. Ama Rus halkının kabul ettiği şey sözcüğün gerçek anlamında bilmediği birşeydi.
Bildiği tek şey boyun eğmenin ve yönetilmenin işlerin normal durumu olduğuydu.
70 yıl boyunca Sovyetler Birliği'nde olanlar Lenin'in tüm öngördüklerinden ve umduklarından sonsuz ölçüde uzaktı.

Lenin elinde Bolşevik Partinin başlıca gazetesi olan Pravda'nın bir kopyasıyla.
Pravda "Gerçek" demektir.

Soljenitzin

"Ancak olağandışı bir kişi fırsatı olgusallığa çevirebilir.
Lenin ve Troçki kısa bir zaman dönemi içinde Kerensky hükümetinin zayıflığını kullanmayı başaran uyanık ve enerjik politikacılardı
'Ekim Devrimi' kazananlar tarafından, Bolşevikler tarafından yaratılan ve
Batıda ilerici çevreler tarafından bütün olarak yutulan bir mittir.

25 Ekim 1917'de Petrograd'da şiddete dayalı 24 saatlik bir darbe yer aldı.
Leon Troçki tarafından akıllıca ve dikkatlice tasarlandı
Lenin o sıralar ihanet suçlaması ile mahkemeye çıkarılmaktan kaçınmak için saklanıyordu.
'1917 Rus Devrimi' dediğimiz şey gerçek Şubat Devrimiydi."
spiegel.de/international

devam edecek............
 

Rus Serfleri, 19'uncu yüzyıl. Tıpkı Toprak gibi, tıpkı istençsiz Şeyler gibi Başkasının mülkiyetiydiler.

İnsan doğal olarak ya da doğuştan erdemli değildir. Erdem öğrenilir. Erdemsiz insan özgür bırakıldığında henüz moral olarak gelişmiş bir varlık değlidir. Eylemi duyunçsuzdur. Ama moral bir varlık olabilmek için, erdem öğrenebilmek için özgür olmaktan başka bir yolu yoktur. Türeye, yürekliliğe, ölçülüğe, ussallığa doğal olarak yeteneklidir, ama onları öğrenmenin yolu onları deneyimlemek, onları yaşamaktır.

Özgürlük kendi istenci ve duyuncu olmak Dünya Tininin bütün bir tarih boyunca uğruna çabaladığı Erektir. Ya da bütün bir Tarih Özgürlük dürtüsünün Özgürlük bilincine yükselmesi sürecidir. Bilinmedikçe Özgürlük olanaksızdır, ve bilindiğinde Kölelik.

Rus Tini Doğuya aittir. Tarihinde hiçbir zaman Özgürlüğü tanımamıştır. Bu Tinde insanlar birbirlerini özgür istençleri olan kişiler olarak bilmezler. Buyururlar ve buyrulurlar. Orada Güç Haktır. Başka bir deyişle, orada Zorbalık ve Şiddet insan ilişkilerinin normal bileşenidir.

Batıyı çoğunlukla Batının kendisinde yaşayan ve değişen yazarlarına ve müzisyenlerine karşın, Rus Tininin karakteri her zaman despotik kalmış, Serflikten yalnızca Yoldaşlığa geçmiştir, Yurttaşlığa değil. Ama Tinin doğası özgürlüktür ve kendini sonlu bir tarihsel biçiminde dondurması ve sonsuza dek öyle kalması doğasına aykırıdır. Özü, gerçeği, belirlenimi gelişimdir. Buna karşın, Tin kendini göreli kültürel Şekilleri içinde sağlamlaştırabilir, yalıtabilir. Ve gene de Dünya-Tini o yabancılığı tanımaz, onun üzerinde, onun özgürlüğünün bilincini kazanması ve ussal İstencini varoluşun günışığına çıkarması için sonsuz hakkında diretir. Özgürleşmek, sonlu biçimlerinin dinginliğini üzerinden atmak Tinin hakkı ve ödevidir.
 

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde Kır ve Kent İşçileri​

Özgürlüğün ve İstencin yokluğunda, Rusya'da ancak despotik almaşıklar arasından birini seçme özgürlüğü (ya da zorunluğu) olabilirdi. Rusya bütün tarihi boyunca hiçbir zaman Demokrasiye ve Özgürlüğe, İstence ve Duyunca yakın olmadı ne büyük çoğunluğu serflik kültüründen ötesini tanımayan halk, ne Çarlık yönetimi, ne de Bolşevikler. Avrupa'da aşağıdan ya da yukarıdan kazanılmakta olan Özgürlük ve Haklar Rusya için yalnızca anlamsız şeylerdi. Özgürlük, Yasalarını kendi İstenci ile belirleme yetkinliği olarak, herşeyden önce Hak ve Yasa kavramlarının bir bilgisini gerektirir. Özgürlüğün ne olduğunu bilmeyene Özgürlük vermek olanaksızdır. Hakkın ne olduğunu bilmeyen birine Hak vermek de olanaksızdır, onu kendisinin alması ise bütünüyle bir yana.

İdeoloji realiteyi kendi imgeleminde baştan sona yeniden kurar, tam olarak öznel bir realite yaratır. Bu kır ve kent işçileri imgesinin arkasında yatan insanlar gururla yönetilen, mutlulukla boyun eğen, hazla ezilmeyi sürdüren kölelerden başkaları değildirler. Efendileri onları bu yalana inandırmayı başaran demagog ve ideologlardır
neatorama.com
 
Viladimir İlyiç Ulyanov, ya da devrimci takma adıyla Lenin küçük bir Komünist entellektüeller kadrosunu
Petrograd'ın (St. Petersburg) işçileri ve askerleri arasında ajitasyon için yüreklendirdi.
Bu fotoğrafta yakın dava arkadaşı Leon Troçki podyumun sağında duruyor.

Engels

Devleti onun varolan biçimlerine, pozitif yasaların durumuna bakarak çözümler Tarihsel Materyalizme uygun olarak.
Devlet Kavramını ise boş metafizik olarak, geçersiz idealizm olarak görür.
Devlet varolan, olgusal olan devlettir. Baştan sona görgül olan, baştan sona pozitif olan ve deneyim üzerine dayanan bu bakış açısına göre Devlet sınıfsal baskı aracı olarak varolur, ve buna göre bir Devlet altında yaşamak yabancı bir istence boyun eğmek, a priori köle olmak demektir. İnsan genel olarak Devleti kendisinin istenci olarak kuran ussal bir varlık değil ama yalnızca aldanan birşeydir. İnsanlık istençsizdir çünkü yabancı bir istenç altında yaşadığının bilincinde değildir. Hak, Yasa, Türe bunlar Devletin özü değil ama realitede bulunmayan boş metafiziksel kuruntulardır. Devlet sınıflar arasındaki çelişkinin bastırılmasının, böylece sömürünün, türesizliğin, haksızlığın sürdürülmesinin bir aracıdır.

Lenin Engels'in bu görüşünü "Devlet ve Devrim" başlıklı kitabında bilimsel ve gerçek bir çözümleme olarak kabul etti.
"Öyleyse Devlet hiçbir biçimde topluma dışarıdan dayatılan bir güç değildir; ve
Hegel'in ileri sürdüğü gibi 'törel ideanın realitesi,' 'usun imgesi ve realitesi' de değildir.
Tersine, belli bir gelişim aşamasında toplumun bir ürünüdür; bu toplumun kendi ile çözülemez bir çelişkiye düştüğünün, çözme gücünde olmadığı uzlaşmaz zıtlıklara bölünmüş olduğunun kabulüdür. Ama bu zıtlıkların, çatışan ekonomik çıkarları ile bu sınıfların verimsiz bir savaşımda kendilerini ve toplumu tüketmemeleri için, görünürde toplumun üzerinde duran, çatışmayı hafifletecek ve onu 'düzen' sınırları içinde tutacak bir gücün bulunması zorunlu olmuştur; ve toplumdan doğan ama kendini onun üzerine yerleştiren ve kendini ondan adım adım yabancılaştıran bu güç devlettir" (Devlet ve Devrim, Lenin; Engels'ten alıntı).
 
İronik olarak, Ekim Devrimi ile birlikte sönüşe geçen Devlet pozitif Devletin en güçlü temsilcisi oldu.
Platon, Aristoteles, Rousseau, Hegel gibi klasik felsefecilerin yazılarında görüldüğü biçimiyle Devlet kavramsal olarak baskı aracı değil, İyi Yaşamın aracıdır; ama Engels onu sınıfsal baskı aracı olarak görür. Klasik felsefeciler çözümlemelerine Kavramı temel alırlar; Engels Olguları temel alır ve reel devleti Devletin kuramsal çözümlemesi için çıkış noktası yapar (görgücüler gibi). Rousseau'nun çözümlemesinde Devlet kavramı ussal ya da evrensel istençtir; Engels için egemenin buyruğudur. (yine olgular tarafından temellendirilen pozitivist bir çıkarsama).

Bolşevik davasına duygudaş askerler Marxist sloganlar içeren pankartlar taşıyorlar. Lenin ve yoldaşları İmparatorluk askerleri arasında gönüllü bir kitle buldular. Çar tarafından dondurucu kışta yitirilmekte olan bir savaş için döğüşmeye gönderilen askerler kötüye kullanılmakta oldukları mesajını kolayca kavradılar.

Ölümden ve Açlıktan bıkıp usanmış bu insanlar gerçekte yalnızca Barış ve Ekmek istiyorlardı. Bu bilinçte Karl Marx, Toplumculuk, Ortaklaşacılık, Sınıf Kavgası, Tarih, Özgürlük, Gelişme gibi kavramların en küçük bir izi bile yoktu. Ve kendilerine sunulan entellektüel ıvır zıvırı birkaç haftada öğrenecek de değillerdi. Lenin ve Bolşevikler Sosyalizm, Proleterya Diktatörlüğü, Sürekli Devrim, Enternasyonal vb. gibi metafiziksel aygıtı bir yana atıp kitlelere Barış ve Ekmek sözü verdiler. Kitleler ancak yönetilebilirdi, çünkü Kitleydiler. Ve Tarihin tanık olduğu en güçlü devlet tarafından yönetildiler. Birey yokoldu. Devlet sönmedi, tam tersi oldu. Üretici güçler gelişmedi, tam tersi oldu. Yeni rejim Barış bir yana, kitlelere Ekmek sağlamayı bile başaramadı.

Toplum bir "gereksinimler dizgesidir," insanların toplumsal ilişkileri tam olarak pazar ilişkileri, çıkar ilişkileri, yarışma ilişkileri ile "'Yabancılaşma" anlatımının geçerli olduğu birincil alandır. "Toplumculuk"?
 
Lenin askeri komutanlarının eşliğinde Kızıl Meydan'da.

"Dünyayı değiştirmek" ile denmek istenen şey dünyanın teknolojik değişimi değildir.
Değişim yine aynı bağlam açısından salt pozitif bilgiyi ilgilendiren birşey olarak da anlaşılamaz,
çünkü bu görgül bilgi yalnızca tekno-lojinin logosudur, yalnızca uygulayımsal bilgidir.

İnsanın değişimi özsel olarak onun İstencini ve Duyuncunu ilgilendirir.
Oysa Rusya durumunda bu değişim İstencin ve Duyuncun olgunlaşması değil,
toplumun daha da uygarlaşması da değil, ama insanın bu en iç yetisinin,
gerçek değerinin bu tinin tarihinde ilk kez doğuşu anl***** geliyordu.

Ama böyle bir değişim ya da doğuş olmadı.
Bolşevik Devrimi ölçüsüz bir insan bedeli pahasına Özgürlüğü bir kez daha bastırdı.
Zor ve Şiddet devrimin zorunlu aracı olarak görüldü.
Şiddet korkutur, sindirir, ezer, yokeder.
Hiçbir zaman eğitmez.

Dünyada değişmesi, gelişmesi, yaratılması gereken şey
Tüze (Hak) ve Türe (Adalet) temelinde ussal, ideal Törelliktir.
Bu değişim ise yalnızca ve yalnızca bilinçlerde yer alır.

Rusya Şiddete şu ya da bu önderin esinlendirmesiyle yönelmedi.
Şiddet her zaman kültürünün bir bileşeniydi.
Ve iletişimi, anlaşması ancak Şiddetin terimlerinde olanaklı olan bir kültürde
Politikanın da şiddetten başka barışçıl ve uygar araçlarla yürütülmesi olanaklı değildi.
Kaba kuvvet uygarlığın yaratıcısı olamaz.
 
Merhaba

1905 Ekim Manifestosu Çar II. Nikolas tarafından 1905'te iki milyondan fazla insanın katıldığı eylemlerden sonra yayımlandı (metin). Yurttaşlık Hakları kabul edildi ve yetkileri sınırlı da olsa halk oyu ile seçilen bir Duma'ya izin verildi. Rusya Özgürlük yolundaydı ve 1917'de Rus istenci Çarlık despotizmini devirdi, ama genel olarak Despotizmi yenmeyi başaramadı. Bolşevik despotzmin devrilmesi çok daha güç oldu ve yetmiş yılı gerektirdi. Rusya'da Despotizm henüz sağ ve sağlam yerindedir. Rus halkının Yasama gücü yoktur ve Yasa Egemenliği altında yaşamamaktadır. Bu kendi İstencidir.

1905, 17 Ekim, "Gösteri." (Ilya Repin 1844-1930)

Hükümet askerleri 4 Temmuz 1917'de Petrograd'da Nevsky Prospect ve Sadovay Caddesinde bir işçi gösterisinin üzerine ateş açıyorlar. Saldırı yalnızca Petrograd yurttaşlarını daha da öfkelendirmeye yaradı.

Yalnızca kendi istencine dayanmak ancak o istencin itkinin, dürtünün, eğilimin vb. üzerine yükselmiş olması koşuluyla ussal ve haklıdır. Çocukların istenç ve duyunçları onlara sorumluluk yüklenecek olgunlukta görülmez. Büyümemiş duyuncun başkalarının daha yüksek duyuncuna örneğin kutsal kitaplara boyun eğmesi ve büyümemiş istencin yetkenin istencine boyun eğmesi biricik geçerli yoldur. Tolstoy bu nedenle Rus halkının dinsizleştirilmesine karşı çıkıyordu. Bildikleri biricik ahlak kutsal kitaplarındaydı.
 
Üst Alt