• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Para ve İman Kim de?

  • Konbuyu başlatan İnci
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 37
  • Görüntüleme 5K

Okunuyor :
Para ve İman Kim de?

İnci

Kıdemli
Üye
Atalarımız demiş ki!
Para ile imanın kimde olduğu bilinmez!
Siz ne dersiniz?

Para, herkese gösterilen şeylerden değildir. İmanda esasen kalp işi olduğundan kişinin içindedir. Bundan dolayı kimin ne kadar parası bulunduğunu, kimin ne denli Allah'a yakın olduğunu kimse bilemez.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Peki ya, ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yoldan uzak kimseler idiyse?(Maide /104)
 

çerkeş18

Amatör
Üye
Sizin kendi fikrinizi de alsaydık. Mesela siz kimde iman olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Yada kimde para olduğu konusunda tahmin yürütebiliyor musunuz?
onun fikrine göre herkez imansız,takip ettiği site öyle diyor,ayetleri işine geldiği gibi yorumluyor.Rabbim şimdi ve son nefeste imanlı olmayı nasip eylesin.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Sizin kendi fikrinizi de alsaydık. Mesela siz kimde iman olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Yada kimde para olduğu konusunda tahmin yürütebiliyor musunuz?
İşte size İmanı gösteren 100 ayrı özellik... KAYNAK KUR-AN :prv:

1. Mümin, bir olan, kendinden başka ilah bulunmayan, her şeyi gören, bilen, işiten, hiçbir şeye muhtaç olmayan, yaratan, öldüren, dirilten, daimâ hayy ve kayyûm olan bir Allaha inanır. (Bakara 2/285, 255; İhlas 112/1-4)

2. Allahın nurdan yaratılmış özel kulları olan, Onu gece gündüz kesintisiz olarak zikreden, Onun emrini yerine getirip Ona asla isyan etmeyen meleklere inanır. (Bakara 2/285; Enbiya 21/19-20, 27; Tahrim 66/6)

3. Hz. Ademden itibaren son peygambere kadar gelen, insanlara nur ve hidayet rehberi olarak gönderilen kitaplara inanır. (Bakara 2/285) Kuranın ve onun verdiği bilgilerin, misallerin Allah katından olduğunu bilir, bunda asla şüphe etmez, onu anlayıp gereğini yapmaya çalışır. (Bakara 2/1, 26)

4. Bir kısmının isimleri Kuran-ı Kerimde zikredilen bir kısmı ise zikredilmeyen, Hz. Ademle başlayıp Hz. Muhammed (s.a.v) ile son bulan insanlığın örnek şahsiyetleri ve hidâyet rehberleri olan peygamberlere inanır. Onlar arasında bir ayırım yapmaz. (Bakara 2/285; Nisa 4/64; Mümin 40/78)

5. Allahın muhabbet ve mağfiretine ermek için Peygamberine itaat ve ittiba eder. (Al-i İmran 3/31) Onda kendisi için uyulması gereken çok güzel örnekler bulunduğunu, onları tatbik edebilmek için kuvvetli bir Allah ve ahirete imanının bulunmasının ve Allahı çok çok zikretmenin zaruri olduğunu bilir. (Ahzab 33/21)

6. İstidat, kabiliyet, ilim, kudret ve kuvvetinin sınırlı olması sebebiyle madde ve mânâ âlemine ait muazzam ilâhî kudret tecellilerinin mahiyetini tam olarak kavrama imkanı olmadığından ilâhî takdire inanır, teslimiyet gösterir. (Hadid 57/22)

7. İçinde yaşadığı dünyanın ve kâinatın bir gün kıyametinin kopacağına, öldükten sonra dirilmeye, hayatının hesabını vereceğine, cennete ve cehenneme inanır. Ahrete yakinî olarak inandığı için ömrünü bir mahşer aydınlığında, cehennem korkusu, cennet ümidi ve Allahın rızasına erme coşkusu ile yaşar. (Bakara 2/4, 24, 25, 285)

8. Bu iman esaslarına samimi olarak inanıp imanını kaybetmekten korkarak, sıhhatli bir insanın baldan, tatlı şeylerden tat aldığı gibi imanın halâvetini, lezzetini ve hazzını tadar. (Buhârî, Îmân, 14; Müslim, Îmân, 67)

II. Batıl İnançlar

9. Mümin Allaha şirk koşmaktan, küfür ve isyandan uzak durur. (Nisa 4/36) İmansızlığın en büyük musibet ve kafirlerin yeryüzünün en şerli mahlukatı olduğunu (Enfal 8/55; Beyyine 98/6), müşriklerin de necis olduğunu bilir. (Tevbe 9/28)

10. Mümin, bâtıl, yani İslâmın reddettiği boş, asılsız ve yararsız inanışların her türünden uzak durur. Fal oklarının haram olduğunu ve bundan hayır beklemenin doğru olmadığını bilir (Mâide 5/3, 90).

11. Mümin büyücülerin, Allahın izni olmadan, kimseye zarar veremeyeceklerine (Bakara 2/103), kesinlikle iflâh olmayacaklarına (Yûnus 10/77) inanır. Kendisine yönelebilecek kötülüklerden, her şeye gücü yeten ve kullarının dâima iyiliğini dileyen Rabbine sığınır (Felak 113/1-5).

12. Mümin, şeytanın açık bir düşman olduğunu bilir. Onun adımlarına uymaz, ona uyanların kötü yollara düşeceğini görür ve bundan kaçınır. (Yâsîn 36/60-61)

III. İbadet Hayatı
13. Mümin temizdir. Hem bedeni hem ruhu temizdir. Temizlik onun ayrılmaz vasfıdır. Çünkü Allahın temizliğe dikkat eden ve çok çok temizlenen kimseleri sevdiğini bilir. (Bakara 2/222)

14. İbadet için şartlarına dikkat ederek abdest alır, gerektiğinde gusleder, su bulamadığında ise temiz bir toprakla teyemmüm eder. Hiçbir hal ve durumda kesinlikle abdesti, guslü ve ibadeti terk etmez. (Nisa 4/43; Maide 5/6)

15. Namazı, bütün şart, erkan ve adabına dikkat ederek dosdoğru kılar. (Bakara 2/3) Namaz kılarken kalbi huşû içindedir. (Müminûn 18/2)

16. Kıldığı namaz onu her türlü fuhşiyat ve kötülüklerden alıkoyar. (Ankebût 29/45) Namazlarını vaktinde kılar (Bakara 2/238), ihmal etmez, ihmal edenlere yazıklar olsun itabının olduğunu bilir (Mâûn 107/4-5), namaz dışında da namazdaki huşû halini devam ettirmeye gayret gösterir. (Meâric 70/23) Namazlarını cemaatle kılmaya çalışır (Bakara 2/43) ve özellikle secdede Allaha en yakın olduğunu hisseder. (Alak 96/19)

17. Cuma namazı vakti, ezanı duyar duymaz alış verişi bırakır namaza koşar. Namazı bitirince de helalinden kazanmaya, yine de Allahı çok çok zikretmeye devam eder. (Cuma 62/9-10)

18. Senede birer kez nöbetleşe gelen bayram namazlarını da büyük bir iştiyakla edâ eder. (Kevser 108/2) O günlerin rahmet ve gufranından istifadeye, kalabalık mümin cemaatin hissiyatından nasiplenmeye çalışır.

19. Peygamber Efendimizin Makâm-ı Mahmûda erişebilmesi için şart koşulan gece namazına özel bir itina gösterir. (İsra 17/79) Gücü yettiği nispette geceyi ihya etmeye, kıyamda ve secdede geçirmeye çalışır. (Furkan 25/64; Zümer 39/9) Böyle yapanlara cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve kimsenin hatırına gelmeyen nice güzel nimetler hazırlandığını aklından çıkarmaz. (Secde 32/17)

20. Peygamberimizin kıldığı rivâyet edilen diğer nafile namazlara da devam eder. Nafilelere devam ettikçe Allaha yakınlığının artacağını, Allahın sevdiği bir kul olacağını, hatta Allahın kendisinin gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağı olacağına inanır (Buhari, Rikak 38)

21. Takvâya ermek için Allahın emrettiği şekilde orucunu tutar. Oruç, bütün ümmetlere farz kılınmış bir ibadet olduğu için yüksünmez, hastalık ve yolculuk gibi ruhsatlar bulunmakla beraber en zor şartlarda bile farz orucu tutmaya gayret gösterir. (Bakara 2/183)

22. Nafile oruçlara da elden geldiği kadar devam eder. Hedefi, bu ibadet yoluyla Allahın yakınlığını hissedip, duasına hemen icabet edecek bir Rab olduğunu idrak etmektir. (Bakara 2/186)

23. Oruçtan beklenen neticeyi tam alabilmek için gündüz olduğu gibi gece hayatına da dikkat eder, özellikle son on günü mescitte itikafa çekilerek, bir kısım mübâhlardan bile el çekerek kendini bütün varlığı ile Allaha verir. (Bakara 2/187)

24. Mümin infak ehlidir. Malının farz olan zekatını verir. (Bakara 2/3) Malının iyisinden, kendi alırken yüzünü buruşturmayacağı kısmından verir. (Bakara 2/267) Ayrıca imkanları nispetinde bol bol sadaka da verir. Allah için verdiği bir danenin yedi yüz veya onun katları kadar uhrevi bir mükafata vesile olacağını bilir. (Bakara 2/261)

25. Verirken başa kakma ve incitme gibi, amelin sevabını boşa çıkaracak hatalardan uzak durur. Tatlı bir dil, güler bir yüz ve bağışlamanın eziyetle verilen sadakadan daha hayırlı olduğu şuurundadır. (Bakara 2/262-264) Sadakasını sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli ve ihlaslı olarak verir. (Bakara 2/271; Buhari, Ezan 36; Müslim, Zekat 91)

26. Onun vermesi için belli bir vakit söz konusu değildir. Gece gündüz, gizli açık verdiği gibi genişlikte de darlıkta da verir. Çünkü veren el alan elden üstündür. (Bakara 2/274)

27. Yoluna güç yetirdiği ve imkanını bulduğu zaman haccını yapar. (Al-i İmran 3/97) Yeryüzünde ilk bina edilen mâbed ve müminlerin namazlarında yöneldikleri kıble olan Kâbeyi ziyaret eder, tavaf eder. (Al-i İmran 3/96; Hacc 22/29) Haccın menâsikini yerine getirir. Bu ibadetin tefekkür ağırlıklı ve mahşerin provası olan bir ibadet olduğunu bilir. Her türlü günahtan ve münakaşadan uzak bir şekilde, tamâmen ruhani bir hava içinde ve en hayırlı azığın takva olduğu şuuruyla haccını ifa eder. (Bakara 2/196-197)

28. İmkanı olan mümin, Allaha yakınlaşma niyetiyle kurbanını keser. Kestiği kurbanın ne etinin ne de kanının Allaha ulaşmayacağını, Allaha ancak o ibadeti yaparken gönlünde taşıdığı takvâ duygularının yükseleceğini bilir. (Kevser 107/2; Hacc 22/37)

29. Kuran-ı Kerimi gece gündüz okur, gözlerinden yaşlar boşanır, haşyetinden yerlere kapanır. (Al-i İmran 3/113; İsra 17/107-109) Onu manasını anlayarak okumanın asla zarara uğramayacak bir ticaret olduğunu bilir. (Fâtır 35/29)
IV. Helâller-Haramlar
30. Mümin, rızıkların temiz ve hoş, yani helâl olanlardan yer ve bunları kendine ikram eden Allaha şükreder (Bakara 2/168, 172; Nahl 16/114).

31. Allahın helâl saydığını haram, haram saydığını da helâl yapmaya kimsenin hakkı ve yetkisi olmadığını bilir. Helallerle yetinir, haramın sınırlarına yaklaşmaz. (Nahl 16/116; Tahrim 66/1; Maide 5/87)

32. Leş, kesilen hayvanın bedeninden dışarıya çıkıp akmış kan, domuz eti ve Allahtan başkası adına kesilen hayvanın eti gibi bir kısım yiyeceklerin haram olduğunu bilir ve bunları tüketmez. Zaruret durumlarında ise ölmeyecek kadar bunlardan istifade edebilir. (Mâide 5/3; Enâm 6/145).

33. Sarhoş edici içeceklerin azının da çoğunun da haram olduğunu bilerek hepsinden uzak durur. Çünkü bunlar şeytan işi bir pisliktir. (Mâide 5/90-92; Buhârî, Ahkam 22; Müslim Eşribe 7)

34. Ferdi ve toplumu içten içe kemiren kötü alışkanlıklardan birisi olan kumarı oynamaz. Çünkü kumar da tıpkı içki gibi şeytan işi pislik olup insanlar arasında kin ve düşmanlık tohumları eker, Allahı hatırlayıp anmaktan ve namazdan alıkoyar. (Mâide 90-91)
35. Mümin, tesettüre dikkat eder, Alahın emrettiği şekilde giyinir. (Arâf 7/26). Câmi ve mescitlere giderken daha güzel elbiselerini giyer ve Allahın kulları için çıkarmış olduğu ziyneti kimsenin haram kılamayacağını bilir (Arâf 7/31-32).

36. Mümin kadın ve erkek kendi cinsine has hâl ve hareketlerin içinde bulunur; bunun dışına çıkmaz; karşı cinse benzeme gibi sapmalara yönelmez. Bu kaideye giyim kuşam tarzı da dâhildir; kadın kadın gibi, erkek de erkek gibi giyinir. Buna uymadıkları takdirde Peygamberimizin lânetine uğramaktan korkar (Ebû Dâvûd, Libâs 28). Erkekler saf ipekten yapılmış elbiseyi giymez ve altından yapılmış takı, tabak ve benzeri şeyleri kullanmaz. (Ebû Dâvûd, Libâs 11; Tirmizî, Libâs 1)

37. Erkek olsun kadın olsun bütün müminler gözlerini harama bakmaktan muhafaza eder ve iffetlerini korurlar. Eşleri dışındaki kimselere cinsel arzu ile ve rahatsız edici tarzda bakmazlar. (Nur 24/30, 31; Müminûn 18/4-6)

38. Mümin zina etmez, zinaya yaklaşmaz, onun çok fenâ bir yol olduğunu bilir (Furkân 25/68; İsrâ 17/32). O, zinânın yanı sıra insanı zinâya götürebilecek tutum ve davranışlardan da sakınır (Buhârî, Kader 9; Müslim, Kader 20-21).

39. Mümin, insanların namus, iffet, şeref ve haysiyetlerine dil uzatmaz. Ne kendinin ne aile fertlerinin ne de diğer müminlerin namusunun lekelenmesine müsaade etmez. İmanlı, saf ve iffetli kadınlara iftirâ atanların, hem bu dünyada hem de öbür dünyada Allahın, meleklerin, insanların lânetine uğrayacaklarını bilir ve bundan çekinir. (Nur 24/11-26)

40. Mümin, hata ile olması müstesnâ haksız yere cana kıymaz, insan öldürmez. Hataen böyle bir günah işleme durumu söz konusu olduğunda dinen lazım gelen cezasını çeker ve kefaretini öder. (Nisâ 4/92; Furkân 25/68) Zira o, bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmek, bir insanı ihya etmenin bütün insanları ihya etmek gibi olduğunu bilir. (Mâide 5/32). Kasten bir mümini öldürmenin cezasının ebedi cehennem olduğuna inandığı için böyle bir günaha asla teşebbüs etmez. (Nisâ 4/93).

41. Mümin, kendi canına kıymak demek olan intihârı aslâ düşünmez. Zira onun bir başkasını öldürmesiyle kendini öldürmesi arasında, cinâyet olması açısından, bir fark olmadığını, dünyada ne şekilde intihar etmişse âhirette sürekli o şekilde ceza göreceğini bilir (Nisâ 4/93; Buhârî, Cenâiz 84; Müslim, Îmân 175).

42. Kürtaj veya başka yollarla, açlık korkusu ve namus endişesiyle, hangi düşünce ve niyetle olursa olsun çocukların öldürülmesine göz yummaz. Kendisi yapmadığı gibi, başkalarının da böyle bir şeye cüret etmelerine engel olmaya çalışır. (İsra 17/31; Enam 6/151; Mümtehine 6/12; Tekvîr 81/8-9).

43. Ancak mümin, gerektiği durumlarda Allahın kısas emrinin yerine getirilmesine yardımcı olur. Bir insanı haksız yere öldüreni öldürmenin, yaralayanı yaralamanın insanın hayat ve dokunulmazlık haklarına saygının gereği olduğu şuuruyla hareket eder. (Bakara 2/178; Mâide 5/45)

44. Mümin, kul hakkına saldırı ve onu gasp manasına gelen hırsızlığa yanaşmaz. Böyle bir günahı irtikap edenin de cezasının verilmesinin ilâhî adalet gereği olduğuna inanarak üzerine düşen vazifeyi yerine getirir. (Mümtehine 60/12; Mâide 5/38).(Buhârî, Hudûd 11; Müslim, Hudûd 8).

45. Mümin bozgunculuğa aslâ bulaşmaz. Onun hedefi, bozmak değil yapmak, hem de daha iyi ve güzel olanı yapmaktır. (Arâf 7/56).

V. Güzel Ahlak
A. Allaha Karşı
46. Mümin, her şeyden çok kendini yaratan ve sayısız rızıklar veren, zâtıyla ve bütün sıfatlarıyla mükemmel olan, hiçbir noksan sıfatı bulunmayan Allahı sever. Onu sevdiği gibi hiçbir şeyi sevmez. (Bakara 2/165; Maide 5/54) Hiçbir sevgiyi Onun sevgisi üzerine çıkarmaz. Malını, evladını, ticaretini vs. Allah ve Resûlünden çok sevdiğinde başına büyük bir felaketin geleceğini bilir. (Tevbe 9/24)

47. Allahın sevgisine ermek için Peygamber Efendimize itaat ve ittibanın farz olduğunu bilir ve ona göre Allah Resûlünü de canından ve malından çok sever ve kulluğun her alanında ona ittiba eder (Âl-i İmrân 3/31)

48. Allahı çok çok zikreder. Gece gündüz Onu tesbih eder. (Ahzâb 33/41-42) Allahı içinden yalvararak yakararak yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikreder. Gafillerden olmaz. (Arâf 7/205) Unuttuğu zaman da hemen Rabbini hatırlar. (Kehf 18/24) Bir günah işlediği zaman hemen Allahı hatırlar ve Ondan bağışlanma diler (Âl-i İmrân 3/135). Sonra, zikir, mümine savaş gibi sıkıntılı anlarda güç ve kuvvet verir (Enfâl 8/45), sevinçli anlarda ise şımarmaktan, Allahı unutmaktan korur. Bu yüzden mümin Kuran okudukça, namaz kıldıkça, her hâl ve hareketinde Onu hatırlayıp andıkça gönlü yatışır, huzura kavuşur. (Rad 13/28).

49. Allahı anmayı ihmal eden, kalplerini ondan uzaklaştıran kimselerin dünyada dar bir geçime maruz kalıp, ahrette de kör olarak haşredileceklerini bilir. (Tâhâ 20/124) Allahı unutanın, hayatını Allah yokmuşçasına sürdüren insanın, gerçekte kendini unutmuş olduğunun farkındadır (Haşr 59/19).

50. Mümin Rabbine karşı sürekli bir hamd ve şükür halindedir. Çünkü gerçek manasıyla övülmeye layık olan yegane varlık Allahtır (Fatiha 1/1-3; Tevbe 9/112, Sebe 34/1). Rabbinin şükreden kullardan razı olduğunu, nankörlük edenleri ise sevmediğini bilir. Şükredenlere nimetlerin daha da artacağının, nankörlük edenlerin ise ilahi azaba düçar kalacaklarının farkındadır. (Zümer 39/7; İbrâhîm 14/7)

51. Mümin, en çok Allahı sevdiği gibi, aynı zamanda Ondan korkar; Ona saygıda kusur etmemeye çalışır. (Al-i İmran 3/102) Allah anıldığı zaman kalbi ürperir. Allahın âyetleri kendisine okunduğu zaman imanı artar. (Enfâl 8/2) Böyle davrandığında Cenâb-ı Hakkın, kendisine işinde kolaylık vereceğini; sıkıntılardan bir çıkış yolu açacağını, onu ummadığı yerden rızıklandıracağını, ayıp ve kusurlarını örteceğini, günahlarını bağışlayıp, mükafatını kat kat vereceğini bilir. (Enfâl 8/29; Talâk 65/2-5).

52. Allaha istiğfar eder. İstiğfar için her vakit geçerli olmakla beraber hususiyle seherlerini istiğfarla geçirir. (Al-i İmran 3/17; Zâriyât 51/18) Çünkü o vakitler, ilahi rahmetin daha bol, sağnak sağnak dünyaya indiği lâhûtî demlerdir.

53. Allaha çok çok tevbe eder ve Allahın çok tövbe edenleri sevdiğini bilir. (Tahrim, 66/8; Bakara 2/222) Gökteki meleklerin dahi, tövbe eden ve Allahın yolunda giden müminlerin bağışlanmaları ve cennete girmeleri için duâ ettiğinin farkındadır. (Mümin 40/7-9) Mümin, tövbesini defalarca bozmuş olsa da, tövbe ettiği takdirde Allah onu yine bağışlar. Onun bu dünyada, kul hakkı hâriç, bağışlamayacağı bir günah yoktur. (Zümer 39/53; Nisâ 4/31; Hûd 11/114)

54. Mümin yalnızca Allaha güvenip bel bağlar. Sadece Ondan yardım ister ve işin sonunu Ona havale eder. (Fatiha 1/4; Mümin 40/44) Çünkü o, Allahın hiç ölmeyecek olan yegâne diri olduğuna inanır. (Furkân 25/58)

55. Mümin devamlı dua ve niyaz halindedir. Yalnızca Allaha yalvarır; Ondan başkasına dua etmez. (Furkan 25/68) Günahlarının affı için yalvara yakara Allaha iltica eder. (Arâf 7/ 55-56). Duaları Allahın işittiğini ve ona icabet ettiğini bilir. (Mümin 40/60; (Bakara 2/186). Ondan bağışlanma diler. Sadece kendine değil, ana babasına, bütün müminlere dua eder. (İbrâhîm 14/41)

56. Mümin, Allaha verdiği sözde durur ve onu mutlaka yerine getirmeye çalışır. (Ahzab 33/23)

B. Müminlere ve Dİger İnsanlara Karşı

57. Mümin doğru sözlüdür. Konuştuğu zaman doğru söyler. Bu vasfının amellerinin düzelmesine ve mağfirete ulaşmasına vesile olacağını bilir. (Ahzab 33/70-71) Hep doğrularla beraber olur, onlardan kendine doğruluk ve sadakat sirayet edeceğinin farkındadır. (Tevbe 9/119).

58. Mümin, Allahın emrettiği gibi dosdoğru ve istikamet üzere bir hayat yaşar. Zor olan bu vazifeyi gereği gibi yapmaya çalışır. (Hûd 11/112). Bunu başardığı takdirde ölürken ve mahşerde meleklerin kendini müjdelerle karşılayacağına, cennette büyük mükafatlara ereceğine inanır. (Fussılet 41/30-32; Ahkaf 46/13-14)

59. Mümin emânete riâyet eder; kendi sorumluluğuna bırakılan maddî veya mânevî bir değeri koruyup kollar. Çevresine hep güven ve emniyet telkin eder; herkes ona malını gönül rahatlığıyla emânet edebilir; verdiği söze tereddütsüz inanıp güvenilir. (Müminûn 23/8; Meâric 70/32).

60. Mümin, sabırlıdır. Haramlardan kaçmada, Allahın emirlerine sarılmada (Tâhâ 20/132; Meryem 19/65)ve musibetlere göğüs germede sabrı esas alır (Bakara 2/155-157) İnkârcıların tâciz edici sözlerine karşı sabreder; gayrimüslimlerin İslâma ve Müslümanlara yönelik sözlü saldırıları karşısında hemen galeyana gelip intikâm almaya kalkışmaz, telaşlanmaz. (İnsan 76/24; Arâf 7/199; Bakara 2/109; Mâide 5/13) Ne güzel kul şerefine ermek için sabrın çok önemli olduğunu bilir (Sâd 38/44) Savaş zamanlarında da düşmandan daha fazla sabırlı olmaya çalışır (Âl-i İmrân 3/200).

61. Mümin affedicidir; affetmeyi sever. Öfkesini yutar ve insanların kabahatlerini affeder. (Al-i İmran 3/134; Arâf 7/199) Allahın af ve mağfiretine ermek için böyle davranır (Nur 24/22)

62. Mümin kendine yapılan kötülükleri iyilik yaparak savmaya çalışır. Karşılık vermeye gücü yettiği halde affetmenin bir fazilet olduğunu; kötülük yapana iyilik ve güzellikle karşılık vermenin ise daha büyük bir fazilet olduğunun bilincindedir. (Fussilet 41/34).

63. Mümin fedakardır, cömerttir, diğergamdır. Yeri geldiğinde kardeşini kendine tercih etmesini bilir. Kendisi ihtiyaç sahibi olduğu halde, özveride bulunup daha muhtaç durumda olanlara yardım elini uzatıp, onlar adına kendi hakkından vazgeçer. Bunun ahlakın zirvesi bir davranış olduğunun farkındadır. (Haşr 59/9). Kendini, kötü bir ahlak olan bencillikten, pintilikten arındırır. (Muhammed 47/38; Haşr 59/9; Tegâbün 64/16).

64. Mümin, kendisine ne dünya ne de ahrette fayda vermeyecek, bilakis zarar verecek boş söz ve davranışlardan uzak durur. (Müminûn 23/3; Furkân 25/72; Kasas 28/55). Cahillerin sataşmalarına maruz kalınca Selâmetle der, geçer (Furkan 25/ 63)

65. Mümin, Allahın ayetlerinin alaya alındığı, günah ortamlarında bulunmaz. Farkında olmadan veya zaruri bir durum sebebiyle böyle bir ortamda bulunursa, aklını başına alıp hemen oradan uzaklaşmanın yollarına bakar. (Nisa 4/140; Enâm 6/68)

66. Mümin, diğer bütün müminleri kardeşi olarak bilir (Hucurat 49/10) Onlarla asla alay etmez, onu başkalarının yanında gülünecek tarzda aşağılamaz; onunla eğlenmez. Onu kötü lakaplarla çağırmaz. Bunun büyük bir günah olduğunu bilir. (Hucurat 49/ 11; Hümeze 104/1) Onlara sû-i zanda bulunmaz, gizli hallerini araştırmaz ve gıybetlerini yapmaz. Gıybetin, ölü kardeşin etini yemek gibi çok çirkin bir fiil olduğunun farkındadır. (Hucurât 49/12).

C. Adab-ı Muaşeret

67. Mümin, başkalarının evlerine ve özel mekânlarına izinsiz girmez. Kapıyı vurup selam vererek ve müsaade isteyerek girer. (Nûr 24/27-28) Ailede henüz ergenlik çağına gelmemiş çocuklar ve evin hizmetçileri bile ebeveyn odasına girmek istediklerinde belli vakitlerde izin istemeleri gerekir. Bu vakitler; sabah namazından önce, uyumak ve dinlenmek için elbisenin çıkarıldığı öğle vakti ve yatsı namazından sonradır (Nûr 24/58-59).

68. Mümin, davete icabet eder, fakat davetin gerektirdiği adaba son derece dikkat eder. Ev sahibini rahatsız edici hareketlerden uzak durur. (Ahzâb 33/53).

69. Mümin karşılaştığı Müslümanlara selam verir. Selâmlaşmayı ihmal etmez. Başkalarının evlerine ve özel mekânlarına izin alıp girerken içeridekilere selâm verdiği gibi (Nûr 24/27; Nisa 4/86), kendi evine girerken içerideki aile fertlerine de selâm verir. (Nûr 24/61)

70. Müminin her türlü hâl ve hareketleri ölçülü, yapıcı ve yumuşaktır. O, kafirlere sert, mümin kardeşlerine merhametli davranır (Fetih 48/29). Müminlere karşı alçakgönülle muamele eder (Mâide 5/54). Yürüyüşü mutedildir, yeryüzünde tevazu ile yürür. Kibirlenerek ve gururlanarak yürümez. O, ne yeri yırtabilecek ne de dağlarla boy ölçüşebilecek gücü ve kudreti olmadığının, aciz bir kul olduğunun farkındadır. (Lokmân 31/18-19; İsrâ 17/37; Furkân 25/63).

71. Alçak sesle konuşur; seslerin en çirkininin merkebin sesi olduğunu bilir. İnsana ve mümine yakışan bir eda ve tonla hitap eder. (Lokmân 31/19) İnsanlarla güzel iletişim kurabilmek için sözün en güzelini söyler. Şeytanın vesvesesine sebep olacak konuşmalardan uzak durur. (İsrâ 17/53). 46-51).

72. Mümin, sohbet meclislerinde, toplantı mekânlarında başkalarına yer açmak, gerektiğinde yer vermenin İslâmî nezâket anlayışının bir gereği olduğunu, buna uyanlara Cenâb-ı Hakkın maddî ve mânevî genişlik vereceğine, derecelerini yükselteceğine inanır ve öyle davranır (Mücâdele 58/11). O her zaman ve mekanda elinden geldiği kadar iyilik yapma ve Müslüman kardeşinin problemini çözme ve onun yardımında olma yolunda gayret içinde olur. (Müslim, Zikir 37-38).

VI. İlim ve Tahsil

73. Mümin, ilme ve her türlü faydalı bilgiyi elde etmeye çok büyük önem verir. Çünkü sahip olduğu bilme ve bilgi üretme kabiliyeti, onu meleklerden farklı ve güçlü duruma getiren en önemli özelliğidir. (Bakara 2/31-33). İlk inen vahiyin Oku! emriyle başladığını ve Allahın insana bilmediği şeyleri kalem ile öğrettiğinin farkında olup (Alâk 96/1-5) bilenlerle bilmeyenlerin aynı olmayacağını idrak ederek (Zümer 39/9); Rabbim ilmimi artır! diye duâ eder. (Tâhâ 20/114).

74. Gerçek alimin, Allahın mahlukatı ve bunda sergilediği sanat tecellilerine ibret nazarıyla bakarak Yüce Yaratıcının sonsuz kudret ve azametini idrak eden (Âl-i İmrân 3/190-191) ve ilmi arttıkça Allah korkusu artan kimse olduğunu bilir. O istikamette ilim elde etmeye çalışır. (Fâtır 35/28)

VII. Akraba Münasebetleri

75. Müminin ailesini muhabbet, merhamet ve koruyup kollama temeli üzerine bina eder (Rûm 30/21). Karı kocanın birbirini haramlardan koruyan bir elbise mevkiinde olduğunu bilir (Bakara 2/187). Ehl-i kitaptan hanımlarla evlenmesi caiz olmakla birlikte (Mâide 5/5) mümin kadınlarla evlenmeyi tercih eder. Müşrik hanımla evlenmez. Mümin bir kadın ise, hangi inanca mensup olursa olsun gayrimüslim bir erkekle evlenemez (Bakara 2/221). Eşini seçerken güzellik, soyluluk veya zenginlik kriterlerinden ziyade dindar ve iyi ahlâklı olma kriterini esas alır (Buhârî, Nikâh 15).

76. Ailesine, çoluk çocuğuna namazı emreder, bunda sabır gösterir (Tâhâ 20/132), onları ebedî cehennem ateşine sürükleyecek ve böylece sonsuz mutluluğu kaybettirecek kötülüklerden uzak tutmaya gayret gösterir. (Tahrîm 66/6).

77. Mümin, kendinden sonra gelecek neslini ve zürriyetini düşünür, onların namaz kılan, müttakilere önder olan göz aydınlatıcı hayırlı nesiller olması için dua eder. (Bakara 2/128-129; İbrahim 14/40; Furkân 25/74).

78. Mümin ana babasını baş tacı eder. Onlara iyilik yapar, merhametli davranır, öf bile demez. Her türlü ihtiyaçlarını karşılar. Hayırları için dua eder. (İsra 17/23-25)

79. Mümin, akrabâlık bağını sağlam tutar, akrabaları ile ilişkilerini iyilik temelleri üzerine bina eder. Onlara iyilik ve ihsanda bulunmayı, ziyaret etmeyi ihmal etmez. (Bakara 2/177; Nisâ 4/1, 36; İsrâ 17/26; Nahl 16/90).

80. Mümin, yakın, uzak her türlü komşusuna güven verir, iyi davranır. Onun hak ve hukukunu korur. (Nisa 4/36) Çorba pişirdiği zaman suyunu çok koyar ve komşularını gözetir (Müslim, Birr 142)

81. Mümin ticârî ilişkilerde verdiği sözlere ve yaptığı anlaşmalara sadık kalır; onların gereğini yerine getirir. (Mâide 5/1; Bakara 2/177). Ahde vefa göstermenin dini bir vecibe olduğunu ve yapılan ahitlerin bir sorumluluk doğurduğunu bilir. (İsrâ 17/34)

82. Mümin ihtiyâcı olan kardeşlerine borç verir. (Tegâbün 64/17). Eğer borçlu zor durumda olursa, borcunu tahsil için onu sıkıştırmaz, müsamaha gösterir, hatta imkanları müsaitse borcu bağışlar. Bunun kendi ahireti için daha hayırlı olduğunu bilir. (Bakara 2/280)

83. Mümin ölçü ve tartıda adâleti gözetir; haksızlık yapmaktan korkar. Terazisi dirhem şaşmaz. Böyle davranmanın hayırlı ve daha güzel sonuç doğuran bir hareket olduğunun şuurundadır. (Enâm 7/152) (İsrâ 17/35) Alış verişte karşı tarafı aldatmanın, ölçü ve tartıdan çalmanın âhiret inancı olmayan veya çok zayıf olan kimselerin yapacağı bir hareket olduğunu ve bunun ahirette feci sonuçlar doğuracağını bilir. (Mutaffifîn 83/1-6)

84. Mümin, her türlü haksız kazanç sağlama yollarından uzak durur. Zira Allahın haksız olarak yapılan bütün mâli ve ticârî işlemleri yasakladığını bilir. (Bakara 2/188; Nisâ 4/29) Bu bağlamda rüşveti ne alır ne de verir. (Bakara 2/188) Yolsuzluk yapmaz, haksız yollarla zimmetine mal geçirmez. (Âl-i İmrân 3/161-162). Hatta yaptığı devlet görevi sebebiyle gelen hediyeyi almanın dahi mal aşırmak olduğunu bilir ve bundan uzak durur. (Buhârî, Hiyel 15; Müslim, İmâre 26)

85. Mümin, dîni bir sömürü aracı olarak kullanmaya asla teşebbüs etmez. Bunun doğuracağı elim azabı düşünüp yanlış davranmaktan çekinir. (Tevbe 9/34-35).

86. Mümin, fâiz yemez, hiçbir faizli işleme karışmaz, kazancını ve ticaretini bu pislikten uzak tutmak için bütün gücüyle mücadele eder. Dünyada Allah ve Resulüne savaş açmaktan, ahirette de şeytan çarpmış gibi kalkmaktan korkar. (Rûm (30/39; Âl-i İmrân 3/130; Bakara 2/275-297)

87. Mümin, yetim malı yemez, ona art niyetle yaklaşmaz; yetime ait iyi bir malı kendine alıp kötüsünü ona vermek gibi davranışlar aklına bile gelmez (Nisâ 4/2). Haksızlık ederek yetimin hakkını ve malını yediğinde, gerçekte, karnına ateş doldurmuş olacağını ve öbür dünyada da o alevli, çılgın ateşi boylayacağını bilir. (Nisâ 4/9-10 O, yetimlerin hallerini daha da iyi bir duruma getirmek için çalışır. (Bakara 2/220). Yetimi himayesi altına alan müminin cennette Peygamberimize komşu olacağına inanır. (Buhârî, Edeb 24; Müslim, Zühd 42).

88. Mümin, miras meselelerinde de Allahın emri nasılsa ona göre hareket eder ve her hak sahibine hakkının verilmesini ister. Kendi de hakkına razı olur, haksızlığa yeltenmez. (Fecr 89/19; Nisâ 4/7, 11-12)

IX. İdârî Ve Hukûkî Münasebetler

89. Mümin, idari işlere emanetin mutlaka ehline verilmesine, işlerin başına ehil kimseler getirilmesine çalışır. Bu konuda üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye gayret gösterir. (Nisâ 4/58) İdareciliğe talip olmaz, vazife düşerse yapar. (Buhârî, Ahkâm 7; Müslim, İmâre 15) İş, ehil olmayanların eline geçtiğinde kıyâmetin yakın olduğunu bilir. (Buhârî, İlim 2)

90. Mümin, insanlar arasında adaletle hükmeder, adaletle hükmedilmesine yardımcı olur. (Nisâ 4/58; Sâd 38/26). Bu hususta asla haksızların savunucusu olmaz. (Nisâ 105-107). Dâima adâleti yerine getiren, Allah için şâhitlik eden kimselerden olur. Kendisinin, ana babasının veya akrabâsının aleyhine bile olsa; şâhitlik ettiği kimseler zengin veya yoksul da olsalar adâletten asla ayrılmaz. (Nisâ 4/135).

91. Mümin işlerini hep istişare ile yapar. Önemli kararları alırken mutlaka işi bilenlerin görüş ve değerlendirmelerine müracaat eder. Özellikle idareci olan mümin, devlet işlerini baskı, keyfi idâre tarzı ile yürütmemek; aksine gerekli durumlarda kararları, doğru görüş ortaya koyabilecek şahısların görüşlerini dikkate alarak oluşturmak için istişareyi asla ihmal etmez. (Şûrâ 42/38; Âl-i İmrân 3/159).

92. Mümin, Allahın seçkin bir kulu olduğu için, diğer insanların hayrına olan faaliyetlerden uzak durmaz. Bunların başında daima iyiliği emreder, kötülükten de alıkoyar. (Hac 22/41; Âl-i İmrân 3/104, 110).

93. Mümin, Müslüman yöneticilere itaat eder. Onlara itaatin dinin bir emri olduğuna inanır. (Nisâ 4/5; Mümtehine 60/12).

X. Gayrimüslimlerle Münasebet ve Cihad

94. Mümin, Yahûdi ve Hıristiyanın kestiği hayvanların etini -kesilen hayvan domuz vs. gibi haram sayılanlardan olmamak koşuluyla- yiyebilir, mümin bir erkek nâmuslu Yahûdi veya Hıristiyan bir kadınla evlenebilir (Mâide 5/5). Diğer gayrimüslimlerin kestikleri hayvanların eti yenmez, kadınlarıyla evlenmek de caiz değildir.

95. Savaş hali olmadığı sürece Gayrimüslimlerle barış içinde yaşar. Onlarla dînimizin belirlediği sınırlar çerçevesinde dostâne ilişkiler kurar. Kanunlara ve anlaşmalara uygun olarak Müslümanların egemen oldukları topraklarda yaşayan gayrimüslimlerin can ve mal güvenliğinin sağlanması içi fert ve devlet olarak gayret gösterir. Din konusunda kendisiyle savaşmayan ve onu yurdundan çıkarmayanlara iyilik eder ve onlara adâletli davranır. Ancak din konusunda onunla savaşmış, onu yurdundan çıkarmış ve çıkarılmasına yardım etmiş olanlarla dostluk kurmaz. (Mümtehine 60/8-9)

96. Mümin, mümin olmayanları dost ve sırdaş edinmez. Onların, Müslümanların hayrını istemediklerini, bilakis kötülüklerini arzu ettiklerini bilir. (Al-i İmran 3/118) Kafirleri dost edinmez. (Nisa 4/144) Yahudi ve Hıristiyanları da dost edinmez; onların birbirlerinin dostu olduğunun farkındadır. (Maide 51, 57)

97. Mümin, kendisiyle savaşan kafirlerle Allah yolunda savaşır, fakat aşırıya kaçmaz. (Bakara 2/190) Düşmana karşı dâima hazırlıklı olur, düşmanı korkutucu ve caydırıcı güç ve savaş gereçleri hazırlar (Enfâl 8/60; Nisâ 4/71).

98. Savaşa karar verilip başlandığı zaman mümin bütün gücüyle savaşır, canını Allah yolunda seve seve vermekten çekinmez. Korkaklık göstermez. Gerçek mümin, din, can, vatan, nâmus gibi yüce değerleri korumak uğruna malını ve canını fedâ etmeyi göze alabilen kimsedir. (Tevbe 9/111; Saff 61/11) (Buhârî, Cihâd, 112; Müslim, Cihâd, 20)

99. Mümin, Allah yolunda savaşıp şehid olmayı arzu eder. Şehitlere Allahın büyük nimetler hazırladığını, onların bizim farkında olmadığımız bir hayatla yaşamaya devam ettiklerini bilir (Bakara 2/154; Al-i İmran 3/169-171)

100. Mümin, barış isteyen düşmanın teklifine sıcak bakıp gerektiğinde ateşkes yapıp barışa yanaşır. (Enfâl 8/61). Zira savaşın asıl hedefi fitnenin ortadan kaldırılması, barış ve huzur ortamının sağlanmasıdır. (Enfal 8/39)
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

Para daha once sn.Guney de idi.
Hemde 20.000 tane tl.
Ama sn.Catpity'e verdi.
Ondan devrimci sozu aldi.

Ondan alabilseydi para sn.Rabia'da olacakti.
Arastirmamiz burada karanliga burunuyor.
devami gelecek.......
 

Guney

Kıdemli
Üye
Evet sayın Mopsynin dediği gibi;
para önce görüntüye göre imanla pekte işi olmayan iki kişinin arasında idi.sonrasında bencede karanlık oldu..:))
bence paranın kimde olduğu belli de iman kimde işte o muamma...
Para görülendir ama iman işte o görmek istediğinizdir.Yanlız ciddi bir imansal ve parasal birliktelik son yıllarda "yeşil sermaye" tarafından desteklenme te olup benim sevgili catptıy ye verdiğim para iman yoluna gitmemiş tekrar bana dönmüştür..:))
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

Nihayet bu arastimamda basariyla sona erdi.
Sn.Ugur Dundar'dan "Arena" programi icin is talep edecegim.

Sn.Guney paranin donmesine sevindim.
Artik sorunun cevaplarindan biri belli.
PARA sn.GUNEY'DE!............
 

Ammar

Kıdemli
Üye
onun fikrine göre herkez imansız,takip ettiği site öyle diyor,ayetleri işine geldiği gibi yorumluyor.Rabbim şimdi ve son nefeste imanlı olmayı nasip eylesin.
Şöyle bir cevap sanırım açıklayıcı olacaktır..

Cahiliyye toplumu nedir:

İslam toplumu dışında kalan bütün toplum biçimleri adı sanı, niceliği ve niteliği ne olursa olsun Cahiliyye toplumudur Tanımın sınırlarının iyice belirlenmesini isteyerek kavramı şöyle de ifade edebiliriz.: Cahiliyye toplumu, inançta, ibadette, yasama ve yürütme ile ilgili düzenlemelerde varlık kazanması, yaşanılır kılınması gereken tek Allaha kulluk etme temeline dayanmayan her toplumdur.

Bu özlü tanıma göre günümüzdeki toplum türlerinin tümü cahiliyye toplumuna girer.

Allahın indirdiği şeri hükümlerle hükmetmeyen (yönetmeyenler) kafir, işte onlardır. (Maide, 5:44)

İnsanlara yararlı olan her şey Allahın indirdiği, Rasulun insanlara sunduğu ve yaşama uyguladığı şeriatın içerisindedir. Günün birinde bazı insanlar da, çıkarlarının, Allahın şeriatından başka kaynakta olduğu gibi bir yanılsama gözükürse bunların apaçık bir yanılgı içerisinde oldukları Kuran tarafından ifade edilmiştir:

Onlar sadece zanna ve nefislerinin hevasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rablerinden hidayet gelmişti.

Yoksa insan her arzuladığına ulaşacak mıdır?

Son da ilk de (dünya da ahiret de) Allahındır.) (Necm, 53:23,25)

hem bu tür sanıya kapılanlar, sanılar yüzünden kafir olmuşlardır.hiç kimse yararına olan şeylerin Allahın şeriatına ters düşen kaynaklarda olduğunu iddia edip hem de müslüman bir fert olarak kalamaz.

İslam sadece iki tip toplum tanır: İslam Toplumu, ve Cahiliyye toplumu...

İslam toplumu itikad, ibadet, şeriat(yasama ve yürütme)sosyal ve siyasal nizam, ahlak ve yaşama biçimi olarak İslamın topyekün uygulandığı yaşanıldığı toplum tipidir.

Cahili toplum tipi ise, İslamın inanç sisteminin (İslam akidesinin) düşünce yapısının, değerlerinin, ölçülerinin sosyal ve siyasal sisteminin, ahlak ve yaşama biçiminin yürürlükte olmadığı bir toplumdur.

Bazen Allahı inkar etmez ancak, yeryüzüne müdahale etmekten elini çektirip sadece göklerin sevk ve idare edilmesi görevini Ona tevdi eder. Yaşama biçimi olarak Onun koyduğu şeriatı uygulanamaz. İnsanların hayatını topyekün düzenlemek için bizzat Allahın koyduğu değişmez değerleri yürürlüğe koymaz; kilise, manastır, havra ve mescitlerde insanların tanrılarına ibadet etmelerini serbest bırakır fakat, bu insanların, Allahın şeriatını hayatlarına hakim kılma taleplerini yasaklarlar. Böylelikle Kuran kesin bir nasla belirttiği halde

Gökte de ilah, yerde de ilah olan Odur (Zuhruf,36:84)

Allahın yeryüzüne ilişkin uluhiyet sıfatını fonksiyonsuz hale getirerek onu inkar etmiş olurlar. İşte bu tür özelliklerinden ötürü bu toplum tipleri, Cenab-ı Hakkın şu ayette sınırlarını belirlediği dinin sınırları dışındadırlar:

Hüküm ancak Allahındır. O, sırf kendisine kulluk etmenizi emretti.. İşte dosdoğru din budur. (Yusuf, 12:40)

Bu ayet uyarınca söz konusu toplum Allahın varlığını kabul etse de kiliselerde, manastırlarda havra ve mescitlerde insanların serbestçe ibadet etmelerine müsamaha gösterse de cahiliyye toplumu sınıfına girer.

Verilen tanımıyla tek medeni toplum İslam toplumudur.
 
Üst Alt