Osmanlı geri gel

EY OSMANLI NE OLUR GERİ GEL!

Bu makale, Rus Yahudisi olup halen İsrail de yaşayan Israel Shamir tarafından yazılmış ve
Mehmet Şevket Eygi nin sahibi olduğu Bedir Yayınevi tarafından sadeleştirilerek broşür halinde yayınlanmıştır.


Karmel Dağında, Zichron Yaakov adında köyden biraz daha büyükçe sevimli bir kasaba vardır. Günümüzde kaliteli şarabı ve Fransız restoranlarıyla ünlü bu belde, I. Dünya Savaşı sırasında ingiliz yanlısı Siyonist bir casus şebekesi olan NILInin sığmağı durumundaydı.
Üyeleri, önemli Siyonist yerleşimcilerden ve Osmanlı vatandaşlarından oluşan bu örgüt, Mısırda bulunan İngiliz birlikleriyle irtibat halindeydi, İngilizlere Türk birliklerinin durumu hakkında bilgi taşımaktaydı ve bu yolla Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisinde önemli bir rol oynamıştı. NILI üyeleri, Balfour Deklarasyonunu İngilizlerden zorla elde eden ve Yahudi Devletinin ilk cumhurbaşkanı olan Haim Weitzman ile de bağlantı halindeydi. NILI şebekesi bugüne kadar, İsrailde büyük saygıyla anıldı ve öğrenciler sık sık NILI Müzesine götürüldüler. Burada onlara Yahudilerin ancak Yahudilere sadık olacağı ve kalacağı ve birer Yahudi olarak sadakatlerine ihtiyaç duyulduğunda her türlü güce ihanet etmelerinin görevleri olduğu aşılandı.

Yahudilerin, vatanları olan Osmanlı İmparatorluğuna ihanet etmeleri için iyi bir nedenleri vardı: Eğer Osmanlı imparatorluğu hâlâ ayakta olsaydı, sayıları milyonları bulan yerli halkı yüksek duvarlar ardına hapsederek bütün sosyal haklardan yoksun bırakan ve aynı şekilde milyonlarca yoksul göçmen işçiyi gecekondu bölgesine mahkûm eden bir Yahudi Devleti (İsrail) asla var olamayacaktı. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, bir zamanlar, Güçlü Osmanlı Imparatorluğunun bir parçası olan, fakat şimdi savunmasız durumdaki Iraka binlerce insanın ölmesine sebep olan o saldırıyı yapamayacak ve bunun sonucunda Irakta asla bir iç savaş çıkmayacaktı.

Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünden zarar gören sadece Ortadoğu olmadı. Eğer Osmanlı imparatorluğu hâlâ yaşıyor olsaydı, NATO uçakları Belgratı bombalama zevkini asla tadamayacaklardı. Hatta İmparatorluktan ilk kopan eyalet vasfını taşıyan Yunanistanın bile Osmanlı İmparatorluğundaki günlerini mumla aradığını çok iyi biliyoruz. Çünkü günümüzde Avru (Euro)nun ülkeye girişiyle Yunanistan harap olmuş ve varlıklı kuzeylilerin otelcisi durumuna düşmüştür. Hâlbuki o günlerde, Yunan Halkı İskenderiyeden İstanbula kadar İmparatorluğun elit tabakasını oluşturmaktaydı. İmparatorluğun kurucusu olan Türk Milleti de, imparatorluk yıllarında Avrupada hayranlık ve korku uyandırırken, günümüzde Frankfurt ve Londrada bulaşıkçılık gibi işler için bile istenmeyen kaşıkçı düşmanı muamelesi görmektedirler.

Bizansın ve Osmanlının varisleri olan bizler, Amerikan Sömürgeleştirme Projesi gibi yeni ve büyük bir mesele ile mücadele etmek zorundayız. Şimdi Amerikanın başındaki para ve güce tapan kuvvetler, dünya çapında yeni-liberal bir imparatorluk kurmak için, büyük kıta imparatorluklarını bir bir parçalamaya çalışmaktadır. Kurmaya çalıştıkları bu yeni imparatorlukta, imparatorluğun cömertlik ve önderliğinde Romadan Yunanistana kadar olan bölge eski vatan olarak kalacak, dünyanın geri kalan kısmı ise yeniden müstemlekeleştirilecektir. Bazı Türk liderlerin umudu olan Avrupa Birliğine girmek ve böylece bu plana dâhil olmak yerine, büyük bir medeniyeti eski temelleri üzerine yeniden inşa etmek daha iyi bir seçenek olacaktır. İnsanoğlu, medeniyet bloklarının tekrar şekillendiği gelişme dönemindeki bu yeni evreye henüz hazır değildir. Bu evre tamamlandığında beş süper devlet, beş medeniyet ortaya çıkacaktır. Bunlar; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Çin, Latin Amerika ve bizimkiler, yani Doğu Milletler Topluluğu (Commenwealthi). Bunun dışında tek alternatif para ve güce tapan Amerikanın sömürgeleştirdiği bir dünyadır.
Aslında, Osmanlı İmparatorluğunu geri getirmeyi düşünmenin tam vaktidir. Bu imparatorluk aslında çok büvük ve hantal bir yapıya sahip olduğu için çökmedi. Altın çağında dahi Brezilyadan veya Rusyadan daha küçüktü. Çöküşünün asıl nedeni, tecrübesiz yerli elit tabakanın, Batılı hatiplerin sunduğu zehirli milliyetçilik meyvesine el uzatmasıydı.

Avrupanın keşfi olan milliyetçilik, muhtemelen tarihî kara veba salgınından daha fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Daha da kötüsü, düzinelerce kabile ve etnik grubun barış içinde ve kendi evlerindeymiş gibi yaşadığı imparatorluk birliğine karşı milliyetçiliğin mâkul bir seçenek sunamamasıdır. İmparatorluktan kopan ülkelerin hiçbiri bugüne kadar payidar bir devlet kurmayı başaramadı. Türkiye ve Iraktaki Kürt İsyanının bize gösterdiği gibi, Batılı yırtıcılar gittikçe daha küçük gruplar arasına nifak tohumları ekmeyi sürdürmektedir. Ne Nasır ve Baas Partisinin Arap Milliyetçiliği, ne Usamenin İslamcılığı ve ne de Ziya Gökalp ve Halide Edip Adıvarın Pantürkçülüğü, para ve güce tapan kuvvetlerin devam etmekte olan şiddetli saldırılarına göğüs gerebilecek kalıcı bir ideoloji olamamıştır.

Avrupalı kardeşlerimizden almamız gereken bir ders vardır: Avrupa, bin yıl önce yıkılmış olan Şarlman İmparatorluğunu yeniden kurmayı başardı. Oysa bizim imparatorluğumuz camileri, kiliseleri, büyük kaleleri ve görkemli saraylarıyla bugün yaşayan insanların hafızalarında taptazedir. Tekrar kurulacak olan imparatorluğumuz Bizanstan sonraki bütün toprakları kapsayabilir ve kapsamalıdır da. Türkiye, Ortadoğu ve Balkanların parlak bir geleceğe sahip olabilmeleri, Rusya, Ukrayna ve Orta Asya Bozkır Cumhuriyetleri ile birleşmelerine bağladır.

Bizansın şanını miras alan Rus ve Osmanlı imparatorlukları yüzyıllardır birbiriyle savaşmaktadırlar. Aynı şeyin Batı Roma İmparatorluğunun varisleri Fransızlar ve Almanlar için de geçerli olduğu söylenebilir. Eğer bu iki ezeli düşman bir araya gelmeyi başarabildiyse Doğuda da böyle bir birleşme gerçekleşebilir.

Bu yaz, Rusya ve Ukraynayı gezdiğimde Ruslar ve Tatarlar (Rus tabiriyle) arasında büyük benzerlikler olduğunu fark ettim. Purosundan aldığı nefesi verirken bir Rusu kazıyın altından Türk çıkar dediğini hatırlayın Churchillin. Son dönem büyük Rus Tarihçisi ve Doğuya dönük Rusların önderi Leon Gumilev ise ya da tam tersi diye zekice cevap verdi. Aslında Rusya, bozkır kökenli Müslüman Altay kavimlerinin ve orman kökenli Ortodoks Slavların birleşmesiyle meydana gelen bir devlettir. Gumilev, Batınm ortaya attığı Tatar (Türk) hegemonyası mitini yerle bir etti ve Moskof Rusunu Cengizoğullarınm kurduğu Altınordu Devletinin başarılı bir devamı olarak niteledi. Rus Kimliği için en büyük tehlike kaynağının Batı olduğunu ileri süren Gumilev Rusya cesur Türklerle birlediğinde yenilmez olur dedi.

Millî Bolşevik Lideri ive aynı zamanda ünlü bir yazar olan Edward Limonov, son zamanlarda Rusyanın Alman giysilerine bürünmüş bir Türkiye olduğunu yazdı. Limonov, bu yazısında Rusların, eski Osmanlı soylularının ve Anadolu köylülerinin giydiği bol pantolon şarovariye (şalvara) hâlâ rağbet etmekte olduklarına ve onlar gibi bağdaş kurup oturduklarına dikkat çekti. Rusların Türklere karşı besledikleri bu iyi niyet, Avrupalıların onlara karşı duyduğu güvensizlikten çok farklıdır. Bu durum sinemaya da yansımıştır. Yeni Rus Filmi Türk Gambitİ, Ruslar ve Türkler arasındaki Plevne Savaşım konu alır. Bu film Hollywoodun benimsediği her zamanki ırkçı tavırdan farklı olarak Osman Nuri Paşayı bir kahraman olarak göstermektedir.

Türkler ve Ruslar arasındaki ilişkinin çok uzun tarihî bir geçmişi vardır. Kuzey Ukraynada, Rus prensliklerinin eski başkentleri olan Novgorod, Chernigov ve Kievi gezdim. Rus prensleri bozkır kızları olan Altay kavimlerinin prensesleri ile evlenmişti ve bu prenslerin maiyetlerinin önemli bir kısmını Altay kavim savaşçıları oluşturmaktaydı. 12. yüzyıla dayanan bir Rus Destanı, Novgorod Prensi Igorun bir Altay bozkırına yaptığı seferi anlatır. Prens yenilgiye uğramıştır, fakat prensi esir alan Koçak Han onu kızıyla evlendirmiştir ve Prens Novgoroda geri göndermiştir. Rus soylularının büyük bir bölümü hâlâ, Lolitanın yazarı Nobokov ve II. Nikola Sarayınm en zengin Rus Prensi olan Usupov gibi Ortaasya isimleri taşımaktadır.

St. Petersburglu yazar Van Zaichik, son kitabı Avrasya Senfonisi ndt dünyanın bizim yaşadığımız bölümü için alternatif bir tarih kurgulamaktadır. Altınordu Devletinin hakanı ve Aziz Alexander Nevskynin arkadaşı olan Bilge Sertak Han, eğer kendisine düzenlenen suikasttan kurtulmuş olsaydı ve Ruslar ve Altınordulular müreffeh bir devlette birlikte yaşamaya devam etselerdi acaba sonuç ne olurdu? Van Zaichik böyle bir durumda ortaya çıkacak ve Avrasya kısmının büyük bir bölümünü kapsayacak olan imparatorluğa Ordu ve Rus kelimelerinin bileşiminden meydana gelen Ordus ismini verir. Ordus, modernliğin gelenek ve dinle kaynaştığı bir ülkedir, aile bozulmamıştır ve toplum içinde zenginler bulunsa da kontrolsüz bir hırsla servet peşinde koşmak tasvip edilmemektedir.

Doğu için uygun bir devlet modeli olan Ordusun sloganı şudur: Bencilliğimizi yener ve birlikte çalışırız. Ordusta çok sayıda cami ve kilise olmakla birlikte bu ülkedeki bütün vatandaşlar uyum içinde yaşamaktadırlar. Bu alternatif evren hayali Ruslara o kadar çekici gelmiştir ki, bugün üzerlerinde Ordusta yaşamak istiyorum yazan birkaç otomobil dahi görmüşümdür. Bu arada, Ordusta, Hitler Almanyasından kaçan (evet, alternatif evrende dahi bir Almanya ve bir Hitler var) çok sayıda Yahudinin sığındığı ve yerli halkla eşit şartlarda yaşadığı bir Kudüs Vilayeti bile vardır.

Yeni ve etkileyici bir Rus Tarihçi olan Fomenko aykırı bir tarih modeli kurgular. Onun gözlerinde daima bir imparatorluk, hatta belli bir imparatorluk vardır: Boğaziçindeki şehir, Avrasyanın doğal başkentidir. Geçmişte böyle olsun veya olmasın, gelecekte kesinlikle böyle olacaktır.

Türkler, Slavlar ve Araplar (ve daha küçük komşu uluslar) Avrasyada hâkimiyeti ele geçirmek kavgası vermek yerine, güçlerini birleştirebilir ve Konstantiniyeyi (İstanbul, Konstantiniye kelimesinin sadece bozuk bir okunuş şeklidir [Konstantinupolis (İ.S. 330, Yun.) > İstinpoli (Yun.) > İstanbul]) ortak başkentleri ve Imparatorlukun yönetim merkezi yapabilirler. Konstantiniye, Brüksel, New York ve Pekine karşı bizim alternatifimiz olabilir. Avrasyada yüzyıllardır süren hâkimiyet davası birçok savaşın çıkmasına sebep oldu. Birleşmek, bu ülkelerin bütün isteklerine cevap olabilir: Ruslar Türkleri yurtlarından etmeden Konstantiniyeyi başkentleri olarak görebilir; Türkler Kırım ve Taşkente sahip çıkabilirler. Hatta Oğuzlar gibi Altay bozkır kavimlerinden olan Sakaların yurdu olan Yakutistanın çok uzakta bulunan ve tek bir Rus ile savaşmadan geri alınan elmas madenlerini de koruma altına alabilirler. Ortadoğu daha önce olduğu gibi yine Avrasyanın bir parçası olacak, Washington, Londra ve Brükselden gelen komutları dinlemek zorunda kalmayacaktır. Bağdat ve Kievde, Belgrad ve Kahirede, Vladivostok ve Ankarada yaşayan insanlar için Türkiye, uzak bir bölge olmaktan ziyade bir buluşma merkezi haline gelecektir.

Haydi, Bizansın iki başlı kartalını, bir kez daha Ortodoks ve Müslümanların kurduğu Doğu Medeniyeti birliğimizin sembolü olarak yükseltelim. Hükümdarımıza hem Ortodoks imparatoru hem de İslam Halifesi unvanlarını verelim. Yakın geçmişimizde ortaya çıkan küçük milliyetçilik akımlarım tarihe gömelim ve hem bizim tarihimizde hem de dünya tarihinde yepyeni bir sayfa açalım. Doğu Roma, Bizans, Rusya ve Osmanlı imparatorluklarının devamı niteliğinde ve yeniden kurulacak olan ve başında hem İslâm Halifesi hem de Ortodoks imparatoru ünvanlarına sahip bir hükümdarın olduğu gerçek ve başarılı bir Doğu Milletler Topluluğu (Commonwealthi) zengin maddî ve manevî kaynaklara sahip olacak ve bu kaynaklar onu Birleşik Avrupa, Birleşik Amerika ve Çinin yanında dünyanın süper gücü yapacaktır.

Bu devletlerin bir araya gelmesinde maddî meseleler kadar inançları da rol oynamıştır. Doğu ve Batı birbirinden farklıdır ve metafizik bakımdan ikiye ayrılmıştır. Amerikan askerî araçlarını dünya savaşlarında görmemize neden olan para ve güce tapanların dinî ve içtimaî bütün değerleri hiçe sayan dünya görüşü Batıda galip gelmiştir. Batı insanlık dışı sayılabilecek derecede açgözlülüğe, bireysel başarıya karşı duyulan kontrolsüz hırsa inanmaktadır. Sınırsızca kazanmayı ve tüketmeyi hakkı ve hatta ödevi kabul eder. Bireyin sınırsız özgürlüğü olarak ifade ettikleri benmerkezcilik adına dayanışmayı reddetmektedir. Kadını erkeğe benzetip bunun sonucunda da erkeği kadınla mücadele etmek zorunda bırakarak ikisini de mahvetmiştir. Tanrının varlığını inkâr ettiği için kiliseleri bomboştur. Bizim şehirlerimiz bilgi, sanat ve dua etrafında şekillenirken onların şehirleri iş merkezlerinin çevresinde kuruludur.

Doğu, Hıristiyan Kimliğini yitirmemiştir, çünkü İznik Ortodoksluğundan en az İsveç Kalvinizmi kadar uzak olmasına rağmen İslâm Dini, yine de Hıristiyanlığın sadece bir şeklidir. Doğu, Tanrının varlığına inandığı için para ve güce tapmayı reddeder. Bizim maneviyatımız maddî meselelerimizin üstündedir. Çünkü biz Hz. İsaya inanırız. Annesi Hz Meryemi de kabul ettiğimiz için kadınlara ayrı bir hürmet besleriz. Doğu hâlâ doğaya aşıktır, sahtekar zenginleri hor görür, emeğin değerine inanır ve uyum içinde yaşamayı başarıya tercih eder. Erkeği erkek gibi, kadını da kadın gibi görmek isteriz. Gelenek ve aileye saygı gösteririz. Batı, Amerika liderliğinde ailesinden ve vatanından bağımsız bireylerin oluşturduğu sınırsız bir toplumdan göçebe bir uygarlık vücuda getirmektedir. Doğu Milletler Topluluğunda (Commonwealthinde) biz tam tersi istikamette yol alacağız. Göçü desteklemeyip malî transferi teşvik edeceğiz. Yerli halkın lehinde olacağız, çünkü yerliler bölgelerinin ihtiyaç ve isteklerini daha iyi bilmektedirler.

Batı özel mülkiyete kutsallık atfetmektedir. Biz küçük mülkiyetlere saygı duymakla birlikte büyük servet birikimine karşı çıkıyoruz. Süper zenginleri vergilendirerek, mallarına el koyarak ve aç gözlülüğe karşı terbiye etmek ve yeniden eğitmek için onları sevimli bir Anadolu veya Sibirya köyüne göndererek aç gözlülüğe karşı savaşacağız. Kaynakları özelleştirmek, yabancılara toprak satmak ve köylüleri toprağından etmek söz konusu olmayacak. Şehirlerin büyümesine engel olup kırsal bölgeleri teşvik edeceğiz. Batı özel yaşama müdahale edip her anını kurgularken biz Doğunun geçmişten bugüne sağladığı özgürlükleri koruyacağız. Kendi seçimleri doğrultusunda komşu ülkelerin ya çok iyi dostu ya da çetin düşmanları olacağız.

Bu hayal, aslında Amerikanın veya yükselen süper güçler olan Avrupa ve Çinin sömürgeleştirdiği topraklarımıza sahip çıkmak için mâkul tek seçenektir.

Israel Shamir
 
Üst Alt