Orient Express'in Öyküsü

Merhaba

Demiryolu taşımacılığında, altın bir dönem yaşatabilmiş olan Orient Expressin doğuşu Wagons-Litsnin yaşama geçebilmesi sonucu olabilmiştir. Bilindiği gibi Wagons-Lits Şirketi, 1872 yılında Brükselde Le Compagnie Internationale de Wagons-Lits unvanı ile 1845 yılında Liegede doğan Georges Nagelmackers tarafından kurulmuş, süreç içinde ve 1876 yılında firmanın adı Georges Nagelmackers tarafından önce, La Compagnie Internationale des Wagons-Lits, 1884 yı*lında ise La Compagnie Internationale des Wagons-Lits et des Grands Express Europeens olarak değiştirilmiştir.

Orient-Express ise, Wagons-Lits şirketinin değişmez ve lüks bir parçası olarak ilk kez 5 Haziran 1883 günü, Paris-İstanbul parkuru üzerinde çalış*mağa başlamıştı. İlk kez bu parkur üzerinde çalışan lüks tren üç yataklı, bir yemekli ve iki furgon vagonundan oluşmuştu. Önce Train Express-Orient olarak adlandırılan, bu lüks tren süreç içinde Orient-Express olarak ünlendi. 1982 yılında yüzüncü yılını doldurduğunda hâlâ bu adla anılıyordu. Nitekim, yolcu taşımacılığında altın çağı başlatan bu ünlü ve lüks trenin tarihsel yorumuna geçmeden, 4 Ekim 1883-9 Ekim 1883 tarihleri arasında gerçekleşen ve Pariste başlayarak İstanbulda son bulan ilk ve çok lüks yolculuğunu anlatalım.

17 Mayıs 1883 tarihinde Train Express-Orient adı altında Paris- Constantinople parkuru şöyle idi; Paris garından kalkan, Orient-Express Viyana-Budapeşte-Bükreşi geçiyor, Romanyanın Tuna üzerindeki küçük bir liman kasabası olan Giurgevvo (bugünkü adı Giurgiu)ya geliyordu. Gelen yolcular burada trenden iniyor ve bazı deniz araçları ile karşı sahildeki Bulgaristanın Rusçuk kentine geçiyorlardı. Burada kendilerini bekleyen diğer bir trene binerek, Karadeniz sahilindeki Varnaya yedi saatlik bir yolculuktan sonra ulaşabiliyorlardı. Limanda kendilerini İstanbula götürecek Avusturya Macaristana ait bir gemi hazır bulunuyor ve bu eskimiş gemi ile onbeş saat sonra İstanbul a varıyorlardı. Değişik vasıtalarla yapılan bu yolculuk aşağı yukarı 82 saat sürüyor*du.

O dönemler, Lüks Orient-Express; Paristen, salı ve cuma günleri saat 19.30 da kalkıyor, cumartesi ve salı günleri sabah saat 07.00′ de İstanbula varıyordu. Aslında önce Train Express-Orient ve sonraOrient-Express olarak ünlenen tren için 17 Mayıs 1883 tarihinde bu parkur hazırlanmış ise de bu ünlü trenin İstanbula ilk hareketi 5 Haziran 1883 tarihinde gerçekleşmişti.

Ne ise , gelelim trenimizin Georges Nagelmackers tarafın*dan gerçekleştirilen ve uzun süre Paris ve Brüksel sosyetesinin dilinden düşmeyen çok lüks ve çok ilginç yolculuğuna; 4 Ekim 1883 günü Paristen hareket eden Orient-Expressyolcuları arasında, diplomatlar, politikacılar, demiryollarında çalışan üst düzey bürokratlar, gazeteciler ve yazarlar vardı.

Gazeteciler arasında bulunan ve Le Figaro gazetesi tarafından özel olarak gönderilen Georges Boyer 20 Ekim 1883 cumar*tesi günkü Le Figaroda şunları yazıyordu Bugün ben 40 kadar yolcu ile birlikte İstanbula gidiyorum.

4 Ekim 1883, Pariste Gare de Est ten akşam 7.30 da ha*reket edecek ve yolculuk harici Romanyada bir gün, İstanbula ise dört buçuk gün kaldıktan sonra 16 Ekim 1883 günü saat 6.00 da Parise döneceğiz. Edmond About ise, katıldığı bu yolculuktan döndükten sonra Hachette kitabevi tarafından yayımlanan De Pontoise a Stamboul adlı eserini yazıyordu. Bilindiği gibi, Edmond About 1826 yılında Dieuze de doğmuştu. Döneminin de en iyi gazetecilerinden de biri idi. Bu arada, yolculuğunu anlattığı Pontoisedan İstanbula ait kısacık bir bölümü aktaralım;

Espero adlı gemimizden Tophane rıhtımına çıktık,burada bizi on kadar araba bekliyordu. Eşyalarımız ise arkamızdan hamalların sırtlarında otele kadar gelecekti. Kısa bir araba yolculuğundan sonra, Grand Rue de Pera üzerinde Büyük Otel de denen Hotel Luxembourga yerleştik. Henri Opper de Blovvitz de gazeteci olarak katılmıştı. Bohemyalı olan Blovvitz Pariste London Timesin muhabirliğini yapıyordu. Alphonse Daudetnin oğlu Leon Daudet de yazarlar adına bu gezide yerini almıştı.İşte böyle ünlülerin de katılmasını sağlayan Georges Nagelmackers bu özel ve lüks yolculuk için hiç bir masraftan kaçınmamıştı. Orient-Express olarak adlandırılan trenimizde iki servis furgonu vardı. Birisi bagajlarla dolu idi. Diğerinde de duş kabinleri, personel odaları ve yiyeceklerin konduğu bölümler bulunuyordu.

Furgonların arasında kırk yolcunun kalabildiği iki yataklı vagon ve çok konforlu dört tuvalet kabini vardı. Lokanta vagonu, Goblen halılarla döşenmişti. Maroken koltuklar Cordoba derisi ve Cenova kadifeleri ile kaplanmıştı. Geniş bir yemek, bir kütüphane ve sigara, ayrıca kadınlar için bir dinlenme salonu vardı. Bunlara bir ofis ve şefin masasının bulunduğu bölüm de eklenmişti. Vagonların içi ise birer harikaydı. Lambriler hintmeşesi ve akaju üzerine yapılmış markütörilerden oluşuyordu. Yatak haline dönüşen kanepeler, deri ile kaplanmıştı. Perdeler özel damaskodan yapılmış, kordonları ise ipekten örülmüştü.

Kullanılan battaniyeler özel İngiliz yününden, üstlerindeki örtüler ise halis ipekten yapılmıştı.

Tuvaletlerdeki etajerlerin üzerinde; kristal şişeler içinde kolonyalar, kokulu sabunlar, nefis havlular ve çiçeklerle dolu dekoratif vazolar vardı. Yemek zamanı geldiğinde, personel gümüşten yapılmış bir çanı, kapıların önünde tıngırdatıyor ve Bayanlar baylar yemek hazır diye sesleniyordu. Vagon restoranda yemek, bir rüya alemi içinde geçiyordu. Yemek salonu, kristal ve bakır karışımından yapılmış gaz lambaları ile aydınlatılmıştı. Trenin sallantısı sonucu bu lambaların titreyen ışıkları, tavandaki, (güzel sanatlar akademisi talebeleri tarafından yapılmış) mitolojik resimleri hareketlendirerek sanki canlandırıyordu. Delacroixnın orijinal desenleri, küçük ve cici çerçeveler içinde yemek masalarının üzerlerine konmuştu. Çatal ve bıçak takımları, masif gümüşten yemek ve servis tabakları en iyi porselenden ve markalı idi. Menü ise, Orient-Expressin bu lüks yolculuğu için özellikle hazırlanmıştı. Örneğin; Havyar, İstridye, Istakoz her türlü av eti,kavdan özel şaraplar, şampanya-meyva, arkasından kahve ve havana puroları. Yolcular yemeklerini yedikten ve kahvelerini de içtikten sonra yataklarına çekildiler. Gün ışımadan tren Strasbourga vardı. Yavaş yavaş kalkmağa ve hazırlanmağa başlayan yolcular lüks trenin bir süre sonra Simbachtan geçerek Avusturya-Macaristan topraklarına girdiğini gördüler. Öğleden sonra ise, ve dünyanın en ünlü müzik, sanat ve vals kenti Viyanaya lüks trenin, sanki müziğe eşlik edercesine süzüldüğünü hissettiler. Zaten imparatorluk orkestrası gardaLüks Treni bekliyordu. Orkestranın çaldığı parçalar, kadınların kalplerinde ateşler yakarken, erkekler ruhlarının derinliklerine inen bu ilahi seslerle içmeden sarhoş olmuşlardı. Hele, Mavi Tuna, inanılmaz bir şekilde gelen yolculara göz yaşı döktürmüştü. Bu bulunmaz güzellikten sarhoş olmuş yolcular, trenin hareketinden sonra yerlerine oturmuş, iki vadi arasında kıvırıla kıvrıla akan Tuna nehrini unutulmaz valsinden sonra sindire, sindire seyrediyorlardı. Viyanadaki bu sürprizden sonra yolcuları Szegedinde çok değişik bir olay daha bekliyordu. Daha tren tam durmadan, bir gurup Romanyalı çingene yöreel giysileri ve başlarında orkestra şefi Onody Kahnian olmak üzere trene atlamışlar ve iki saat süre ile, hem çalmış hem de oynamışlardı. Tren bu güzel ve ilginç olaylardan sonra eserlere konu olmuş Draculanın memleketinde yol alıyor, sabahtan başlayarak değişik ve güzel olaylara tanık olmuş yolcular, Avrupanın küçük Parisi diye adlandırılan başkent Bükreşe ağır, ağır ulaşıyorlardı. Yolcular burada bir süre dinlendikten sonra, trenin ve kendilerinin son durağı olan Giurgewo ya hareket ettiler. Bu güzel ve lüks trenle yapılan yolculuk burada şimdilik son buluyor ve yolcular Tuna nehrini aşarak karşıdaki Rusçuk kentine kendilerini götürecek ilkel bir deniz aracına biniyorlardı. Derme çatma mavnaya benzeyen bir motorla Rusçuğa geçen yolcuları, orada yedi saatlik bir süre içinde Varnaya ulaştıracak normal bir tren bekliyordu. Gerçekten yedi saat sonra yolcular, Avusturya-Macaristana ait Espero adlı bir geminin güvertesinden Karadenizin maviliklerini rüzgara karşı seyrediyorlardı. Onbeş saatlik bir yolculuk sonu*cu, yolcular Karadenizin maviliği yerine, Haliç ve İstanbulun çekiciliğini gözlerinin önünde buluyorlardı. Artık yolculuk gerçekten son bulmuş ve dünyanın en güzel şehrine yolcular varmışlardı. Gemiden Tophane sahiline çıkan yolcular, Grand Rue de Pera ve M. Flamandın yönettiği Luxembourg Oteline yerleşmiş, ve hemen kenti gezmeğe çıkmışlardı. İşte Orient-Expressin bu ilk lüks yolculuğu 9 Ekim 1883 günü İstanbula varışla tamamlanmış oluyordu.

Gelelim şimdi kısa da olsa Orient-Expressintarihi yorumuna; Bilindiği gibi bu tren, raylar üzerinde İstanbula doğru yuvar*lanmağa başladığı 5 Haziran 1883 gününden, İstanbul Paris arasındaki 22 Mayıs 1977 günkü son seferine kadar değişik dönemler yaşamıştır.

Örneğin;

1883-1906 Altın çağ,
1906-1914 Simplon Expressinin doğuşu,
1914-1919 Birinci Dünya Sa*vaşı devri,
1919-1939 İkinci Dünya Savaşına kadar, ara devir,
1939-1946 İkinci Dünya Savaşı dönemi,
1946-1962 Soğuk Savaş Dönemi,
1962-1977 Bir devrin kapanışı.

Bu dönemlerden kısa da olsa, yorumlar yaparsak;
17 Mayıs 1883 tarihinde Train Express-Orient doğuş fikri.
5 Haziran 1883 ilk Paris-İstanbul yolculuğu,
4 Ekim 1883 İstanbula Georges

Nagelmackers tarafından düzenlenen lüks yolculuk, 1 Haziran tarihinde Paris-Budapeşte
hattının açılması Bunlara ek olarak 1885 yılında, Belgrad-Niş-Sofia-Filibeye kadar Orient-Express hattının uzatılması, 12 Ağustos 1888 günü, Belgrad ve Nis üzerinden Selanike yeni bir parkurun eklenişi. 1 Haziran 1889 tarihinde Paris-İstanbul seferinin Gardan Gara olarak, Budapeşte-Belgrad-Sofia üzerinden ilk olarak yapılması. Bu yolculuk 3186 kilometre olup tam ta mami 67 saat 35 dakika sürüyor ve ilk yolculuğa göre 15 saat kadar kısalıyordu. 31 Mayıs 1891 günü, Paris-İstanbul seferini yapan Orient-Express Çerkezköy yakınlarında haydutların saldırısına uğradı. Yolculardan 40.000. Sterling gaspeden haydutlar ayrıca beş Alman yolcuyu da rehin aldılar.

Daha sonra 8.000 Sterling karşılığında rehineleri serbest bıraktılar. 12 Eylül 1892 tarihinde ise Orient-Express kolera salgınından dolayı, ülke girişinde karantinaya alındı. Bu tarihten sonra kurulan Compagnie Internationale des Grands Hotels hotelcilik şirketi, parkurlar üzerinde Orient-Express yolcuları için lüks oteller yapımına girişti. Örneğin; Constantinoplede Pera Palace, ve Tarabya da Summer Palace, Pariste Elysee Palace, Monte Carloda Riviera Palace, Kahirede Ghezirah Palace, Nicete Cimiez Riviera Palace Lizbonda Avenida Palace, Os-tendede Royal Palace gibi. Dönemdeki bilet fiyatlarına gelince; Paris-İstanbul arası gidiş-dönüş, 1.Sınıf 58, 2. sınıf 44. Sterling idi.1895 yılında Ostende-Viyanaparkuru açıldı, bu hat 1896′da Salzbourga kadar uzatıldı. 1900′da Berlin-Buda-peşte parkuru hizmete girdi. 1906 yılında 20 kilometreye yaklaşan İsviçre-İtalya arasındaki Simplon tünelinin açılması üzerine Calais-Paris-Milano parkuru ve Simplon-Expressi doğdu. 1908 yılında bu parkur Venedikle son buluyordu. 1909 yılında her gün yapılan Paris-Budapeşte parkuruna, günaşırı yapılan Paris-Bükreş-Constantza eklendi. Aynı tarihte Paris-İstanbul yolculuğu 63 saate inmişti. 1914 yılından 1919 şubatına kadar, Birinci Dünya Savaşı nedeni ile, tüm tren seferleri durdu. 1919 Şubat ayında, subaylar için lüks seferler kondu. 11 Nisan 1919 yılında Simplon Orient Express hizmete, girdi, Bu tren Triesteye geliyor, yolcular burada, Bükreş-Atina veya İstanbul için yeniden bilet alarak yolculuklarını, sürdürüyorlardı.

1924 yılında, Avusturyadaki 10.250 kmlik tünelden dolayı Paristen kalkan ve Münih üzerin*den İsviçreye geçen Orient Expresse Alberg Orient-Expressi adı verildi. 30 Ocak 1929 tarihinde, Paristen İstanbula hareket eden Orient-Express Çerkesköy yakınlarında kara saplandı ve tam beş gün rötar yaptı. 1930 yılında, Taurus Express, Simplon Orient-Expressi ile bağlantılı olarak, hem Tahran-Bağdat hem de Beyrut-Hayfa-Kahire arasında sefer yapmağa başladı. 12 Eylül 1931 günü, Orient-Expresse Macaristanda teröristler tarafından ateş açılması sonucu 20 yolcu hayatını kaybetti. Bu arada

1928 yılında Wagons-üts şirketi, Thomas Cook firması ile 1948 yılında son bulacak bir ortaklık kurdu. 1930 yılının başlarında, Wagons-Litsşirketi, Orient-Express yolcularına (özellikle Simplon Orient-Express) İstanbul Tokatlıyan Otelinde öğle yemeği servisini hizmete soktu. 1953 yılında Türk-Bulgar sınırının kapatılması üzerine Orient-Express, açık olan Türk-Yunan sınırından geçerek İstanbula varıyordu. 20 Mayıs 1977 Paristen ve 22 Mayıs 1977 günü İstanbuldan hareket eden Orient-Express artık tarihe karışıyor ve son seferlerini yapıyordu. 1982 yılının sonbaharında Nostaljik bir yolculuk sonucu Orient-Express bir daha İstanbula geliyordu. ORIENT-EXPRESS VE EDEBİYATÇILAR; Orient-Expressin bazı eserlere konu olduğu ve çeşitli yorumlar yapıldığı bilinmektedir. Ancak bunlar arasında gerçekten ünle*nenler azdır. Örneğin;Edmond About, 1883 yılında katıldığı yolculuktan ötürü, De Pontoise a İstanbul adlı yapıtını yazdı. Paul Morandın Le Voyage adlı eserinde Orient-Express bölümü gerçekten ilginçtir. Emile Henriot, La Rose de Bratislava da, Orient-Expressi düşünüldüğünden çok daha iyi yorumlar. Pierre Mac Orlan Sentimentalite mobile de; Bernad Frank Reflexions sur le Wagon-LitsdeDr. Fritz Stökl Les Hotel Roulants (Das Rollende Hotels), Graham Green Orient-Express te ve Agatha Christie Le Crime de 1 Orient-Expresste oldukça ilginç yaklaşımlarla Ori-ent-Expressi yorumlamağa çalışmışlar ve gerçektende başarılı olmuşlardır. Bunun sonucu bazı eserler beyaz perdeye aynen veya değiştirilerek aktarılmıştır. ORIENT-EXPRESS VE SİNEMA; Sessiz sinemada Orient-Expressle ilgili filme rastlanmamaktadır. Sesli sinema döneminde ise ilk olarak Graham Greene in romanından esinlenerek, Orı-ent Express filmi üç ayrı ülke ve orijini ayrı olan üç yönetmen tarafından üç kez çevrilmiştir.

200px-Aff_ciwl_orient_express4_jw.jpg


İlki 1934 yılında, Paul Martinin yönetmenliğinde ve Heather Angel, Norman Foster ve Ralph Morgan tarafından çevrilen Amerikan yapımı, ikincisi 1944 yılında Almanyada sığınmış, beyaz Rus olan Victor Tourjanskynin yönetmenliğinde, üçüncüsü İtalyan stüdyolarında, yönetmen Carlo Ludovico Bragaglio ve Silvana Pampanini ile Henri Vidal tarafından çevrilen filmler 1938 yılında Alfred Hitchcock yönetiminde Margaret Lockvvood ile Michael Redgrave ıncavirdiği Une femme disparait (The Lady Vanishes). (Aynı film 1979 yılında yönetmen Anthony Page tarafından bir daha çekilmişti). 1940 yılında Carol Reedin yönetmenliğini yaptığı Margaret Lockvvoodun çevirdiği Night Train to Munich 1945 ve 1950 lerde ünlü yönetmenler ve artistler tarafından çevrilen Ori-ent-Express ile ilgili film yok Ancak 1963 yılında Terence Youngun yönettiği ve Sean Connery ile Pedro Armendarizin rolle*ri paylaştığı From Russia With Love.

Orient-express_histoire.png


Bir süre sonra Sidney Lumetin Albert Finney, Ingrıd Bergmann, Lauranne Baccall ve Sean Con-nerynin katkıları ile yaratılan ilginç bir film Murder in the Orient-Express. Bunların dışında, Jac-ques Derayın Avec la peau des autres ve George Cukorun Travels with my aunt filmleri de sayılabilir. Evet, filmlere ve eserlere konu olmayı sürdürecek olan Orient-Expressin bence en ilginç yanı, ülkemizde dahi bu tren için özel bir garın yapımının söz konusu olması Gerçekten 3 Kasım 1890 günü, halen duran Sirkeci Garı özellikle Orient-Expresse hizmet verebilmek için o gün açılmıştı. Açılış için hiç bir masraftan kaçınılmamış, gar bayraklar ve çiçeklerle süslenmişti. Büyük bir seyirci kalabalığı önünde konuşmalar yapılmış ve halen yaşayan Sirkeci Garı (O dönem deki adı ile Orient-Express) hizmete sunulmuştu. Orient-Expressin ünlü yolcuları ise, Sir Basil Zaharoff, kesinlikle 7″ numaralı kompartımanı kullanırdı. Kocasının ölümünü beklemek zorunda kaldığı ve hayatının kadını olarak kabul ettiği Marie Pilar-Angel-Patricimo Simona del Marquisoy Berrete ile Orient-Expresste karşılaşmıştı. Bunun dışında; Sadi Carnot, Sultan Abdül Hamid, Louis de Baviere, Avusturya-Macaristan İmparatoru François-Joseph, Sırbistan Kralı 1.Alexander, Ferdinand de Bulga-rie, Romanya Kralı 1. Carol Mr. yüzde beş olarak bilinen Calouste Gullbenkian, Lisztin kızı Cosima, VVagner ve Ferdinand Bac, bu trenin ünlülerinden bir kaçı idi.

turkeireiseleiter.com
 
Üst Alt