Ömer Seyfettin ölmüş

1884 - 06.03.1920

Pazartesi, 23 Şubat 1920 - Dün gece Ömer bizdeydi; mektepte hastalanmış. Anneme: «Ha¬nım teyze, Canip gibi ben de sıtmaya tutuldum galiba, başım ağrıyor!» diye şikâyet etti, annem: «Ah evladım, mevsim kış, sokaklarda geç kalı¬yorsun, kendini üşütüyorsun. Dur sana ıhlamur kaynatayım. İç, erkence yat!» dedi. Ömer hakikaten hasta. Bize geldikçe geç vakte kadar kahkahalarla oturur, konuşurduk. Bu gece mütemadiyen «Başım, başım çok ağrıyor» dan başka bir şey söylemedi. Ihlamuru içti. Ellişer santigramlık iki asprin komprimesi de aldı, hemen yattı, bu sabah erkenden o evine, ben İstanbula işime indim. Geç vakit döndüm, kendisine uğradım. Yatağını sobalı odasına sürüklemiş, yatmıştı: «Nasılsın?:. dedi. «Aman başım... Sanki çatlayacak. . Ne oluyorum bilmiyorum... diye cevap verdi. Beraber bize gitmemizi teklif ettim. «Yolda üşürüm de daha fazla hastalanırım» diye reddetti.

Salı, 24 Şubat 1920 - Erkenden Ömere gittim. Yatakta. Hep başından şikâyet ediyordu. Dün hemşiresine haber vermiştim. O da var. Bugün biraz neşeli buldum. Şundan bundan konuştuk. Ben Kadıköyüne indim, komşumuz Doktor Hakkı Bey gelmiş: «Nevralji» demiş. İlaç vermiş. Tekrar geldim. Ömer: «İş berbat, dedi, nevralji, ya çok sürerse... Biz çalışarak para kazanır adamlarız. Mektep, gazete ne olacak?:. Ömer'in hali malum.. her şeyi mübalagalandırır. Hastalığı ehemmiyetli bir şey değil. Fazla heyecana düşüyor. Kendisine bakmak için muvakkat bir hizmetçi tuttuk.

Çarşamba 25 Şubat 1920 - Annemle beraber erkence Ömere gittik. Hastalığından korkuyor. Fazla heyecan gösteriyor. Teselli ettim. İstanbula inmek mecburiyetinde idim. Vapurda doktor Tevfik Rüştüye rast geldim. Halini anlattım. «Çok şey, dedi, yarın Neşet Ömeri alır, beraber gelirim..." Geç vakit döndüm, Akşam gazetesi getirmiştim. Okudu. Öteberi konuştuk. Öyle sanıyorum ki hastalığı ehemmiyetli bir şey değil. Bir iki güne kadar geçecek. Fakat kendisinde teheyyüç fazla!

Perşembe, 26 Şubat 1920 - Ömer, hep öyle: Başından şikâyet ediyor. Bugün Köprülüzade Fu¬at geldi. Konuştuk. Baktım: Laf olursa aldanıyor. Heyecanı azalıyor. Şundan bundan, siyasiyat dedikodularından - aşağı yukarı alayla - bahsettik. Az çok neşesi var.

Cuma 27 Şubat 1920 - Bugün hava pek güzel. Bulutsuz. Sabahleyin ikinci vapurla İstanbula indim. İşleri bitirdim. Çarçabuk döndüm. Ömere geldim. Biraz sonra Köprülüzade Fuat bacanağı Binbaşı Cemal Beyle beraber geldiler. Konuştuk. Ömer artık başından şikâyet etmiyor: «Geçti" diyor. Fakat şimdi de mütemadiyen ellerinin parmaklarını oğuşturuyor,. hizmet¬çiye bileklerini sıktırıyor, «Aman parmaklarım, sanki damarlarım çatlayacak. Geriliyor" diye şikâyete başladı: «Böyle olmaz, dedim, Tevfik Rüştü, Neşet Ömer'le gelecekti. Zahir unuttu. Yarın biz gidelim!" Karar verdik.

Cumartesi, 28 Şubat 1920 - Bir araba tuttuk. İkimiz bindik. Neşet Ömer Beyin evine gittik. Muayene etti. Omuz başlarını sıktı: «Par¬maklarınızın ağrısı fazlalaşıyor mu?» diye sor¬du. Evet cevabını alınca Nevralji ile rotizma karışık» dedi. Reçete yazdı. İlaçları yaptırdık. Eve döndük. Bugün heyecanı yine fazlalaştı. Evde hizmetçiyi bileklerinin üstüne çıkarıyor, bütün ağırlığıyle bastırıyordu. Geç vakit hezeyanlara da başladı: Bu ev benim değil. Ben bahriyeliyim gibi geliyor. Ben buraya ne zaman geldim?» gibi saçma sapan şeyler söylüyor.

Pazar, 29 şubat 1920 - Erkenden Ömere gittim. Hizmetçi söyledi: Bu gece epeyce hezeyanlar göstermiş: Ben gelmeden biraz evvel: Acaba toplayabilir miyim» diye bir sayfalık bir şey yazmış. Okudum. Doğru: İşte merak etme, bak her şeyi biliyorsun. Ah Ömer ah, bu senin he¬yecanın yok mu? Her şeyi o yapıyor!» dedim. Gece yarısına kadar annemle beraber bekledik. Hiç uyumadı: Adelin verdim. Bir tesiri görülmedi. Mütemadiyen'Donum düşüyor» diye yataktan kalkıyor, apdesthaneye gidiyor, yine dönüp geliyor. Yatağa yatacağı zaman anneme eliy¬e selam veriyor. Harareti (38,5). Neşet Ömer Beyle telefonla konuştum. Yarın öğleden sonra gelecek. Gece sabaha karşı eve döndük.

Pazartesi, 1 Mart 1920- Uykusuzluktan halim harap. Saat on, Ömerdeyim. Ateşi devam ediyor. Gece bizden sonra tekrar hezeyana başlamış: Kuvayı Milliyeden bir adam geldi!» diye söylenmiş. Neşet Ömer Bey gelmedi: Telefonla ilaçlara devamımızı söyledi. Hastamız bugün iyice. Güzel güzel konuştuk: Ah biraz uyuyabilsem bir şeyim kalmayacak!» diyor.

Salı 2 mart 1920 - Bugün mektepte Muallimin Meclisi» vardı. Ömere ancak akşamüzeri gelebildim. Hararet hep o: (38,5). Ne iniyor ne çıkıyor. Uyku yok. Hezeyan pek az. Benimle fena konuşmadı. Hatta aldığım (Tan) gazetele¬rini okumaya çalıştı. Sonra Gözlerim iyice görmüyor, sen oku» dedi. Bazı haberlere alaka gösterdi. Akşama doğru her şeyi iki görmeye başladığını söyledi.

Çarşamba, 3 Mart 1920- Erkenden Ömere gittim. Bugün pek iyi değil. Gece fazla sayıklamış. Ben mektebe gittim. Döndüm, geldim. Neşet Ömer Bey de geldi. Şimdi Ömer daha fena. Kendisini kaybediyor. Sayıklıyor. Ara sıra birimizi tanıyor. Doktorla aşağı odada baş başa konuştuk: Bana esrar kullanıp kullanmadığını sordu, «Bir hastalık çekti mi? dedi. «Bilemiyorum!_ cevabını verdim. Karar verdik: «Fakülteye götüreceğiz. Doktorlar toplanacak, konsültasyon olacak.

Bu gece hepimiz: Annem, Ömerin hemşiresi, ben nöbetleşe bekledik. Hiç uyumadı. Gaz sobası diye masa üstünde yanan lambaya saldırdı. Yatakta iki dakika aynı vaziyeti muhafaza edemiyor, bir taraftan öte tarafa dönüyor. Zıplıyor, açılıyor: Üşüyeceksin diye itiraz edince yorgana sarılıyor.

Perşembe, 4 Mart 1920 - Pek bitabım. Sarhoş gibiyim. Bugün Ömeri komşumuz Rıdvan Beyle beraber Fakülteye götürdük. Hususi bir oda hazırlattık. Evden gaz sobasını da getirttik. Araba ile giderken biraz açıldı. Daima kapalı duran göz kapaklarını kaldırıyor, fersiz gözlerle dışarı bakmak istiyordu. Hatta Haydarpaşa¬ya yaklaştığımız zaman: «Neredeyiz» diye sordum: «Köprü! Köprünün yanında! cevabını verdi. Şüphelendim. «Hangi köprü canım?" dedim: «Şey, şimendifer köprüsü... Tren geçiyor, açılacak. Geçeceğiz dedi. Doğruydu. Araba durmuş, geçen treni bekliyordu. Yokuşta kulağıma eğildi: «Araba parasını ona verdirme. Sen ver ha!" dedi. Böyle makul sözlerine çok sevindim. Fakültenin merdivenlerini bizim muavenetimizi reddederek kendiliğinden çıktı. Odasına gittik. Karyolasına yatırdık. Bir saat kadar oturduk: «Ömer, benim de pek halim harap. Yarın istirahat etsem, cumartesi günü gelsem olmaz mı? diye sordum: «Münasip, münasip dedi.

Cuma, 5 Mart 1920 - Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Beyle Cafer, Ömeri ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.

Cumartesi, 6 Mart 1920 - Öğle üzeri Fakülteye gittim: Doğru Ömerin odasına girdim. Bitap yatıyordu yaklaştım. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, «Burası hastane değil, tımarhane... Ben Canibe gideceğim demiş: Dalgındı, «Ömer, Ömer diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: «Tanıdın mı?» dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını saklayarak Canip! dedi. Yine daldı. Kâğıdına baktım. Hararet 39,2. Şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi? Kafasını salladı: Git, git dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hala ümitle dolu idim. Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyle yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rast geldim. Bana doğru koşuyordu! Ne var dedim... «Sizi Tıbbiyeden istiyorlarmış. Rıdvan Beylerde bekliyorlar cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim: Ortada bir fevkaladelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!

Ali Canip Yöntem
Yarın dergisi- 9 mart 1338 (1922) tarihli sayısından

BUYUK USTAYA ALLAH CC'DAN RAHMET DILIYORUM!
 
Üst Alt