Nazizm

Alman Yargıçlar Berlin'de Devlet Opera Evi'nde ayakta durarak ve Nazi selamı vererek Hitler'e ve Almanya'ya bağlılık Andı içiyorlar (1 Ekim 1936). Nazi Almanyasında Özel Tüze yürürlükteydi. Ama bunun dışında Yasanın yeri Partinin keyfi istenci tarafından alındı. Yargıçlara "sağlıklı halk duygusu"na ("gesundes Volksempfinden") başvurmaları salık verildi; 1934'te ihanetlere ve özel "politik davalara" bakmak üzere "Halk Mahkemeleri" ("Volksgerichtshof") kuruldu. Polis gücü Tüzenin denetiminden çıkarıldı. Eğer Yasa ve Devlet arasında bir bağ, bir Logos varsa, Nazi Almanyası görünürde bile bir Devlet değildi.

Nazizm saf tarihçiliğin sandığı gibi tek bir kötü insanın, Hitlerin şeytanca dehasının yaratısı değildir. Sevecen Baba imgesindeki Führerin yanısıra dişil ilke olarak Volk ve sadistik oğul olarak NSDAP (Ulusal Toplumcu Alman İşçi Partisi) Nazizm olgusunun özsel kıpılarıdır. Nazizm ona yenik düşenlerin sanmayı istedikleri gibi birkaç çapulcunun komplosu olmanın tersine, Germanik Tinin tüm kültürel boyutlara yayılan öylesine hırslı ve tutkulu bir atılımıydı ki, daha sonra kendileri Süper Güçler olacak olan SSCB ve ABD'nin ve geri kalan bağlaşık kuvvetlerin ortak güçlerini karşısına aldı. Gerçekte bir klan Tininden daha ötesinin anlatımı olmayan bir gücün bütün bir dünyayı hafife alması ve ülkeleri birer birer ve göz açıp kapayıncaya dek ele geçirmesi yenilenlerin gururunu okşayacak olandan daha soğukkanlı bir açıklamayı gerektirir. Nazizmi Alman halkının bütünü ile eşitleme ve böylece kültürü doğal-ırksal etmene bağlama tutumu (Goldhagen, Hitler's Willing Executioners) ironik olarak kendisi ırkçılığa, genetik bir bakış açısına, kalıtsal bir karakter, bir tür doğuştan despotizm varsayımına dayanmak zorundadır. Tam tersine, Nazizm hormonal birşey değil, ama baştan sona Tarihin belirli koşullarının zorunlu vargısıydı, Dünya-Tininin kendisinin zamanı gelmiş bir çıkarsamasıydı ve ona katılanların kendileri neye belirlendiklerini anladıklarında çok geç kalmış olacaklardı. Nazizm bireysel istenci kendi özel-doğal ilkesi doğrultusunda sonsuz ölçüde özgür bıraktı, Ulusun karakterinin kendini tüm boyutlarında ve tüm çıplaklığı ile sergilemesini sağladı: Üstünlük ve yükseklik edimsel olarak elde edildi. Üretimde, Ekonomide, Teknolojide, Sporda, Askeri Güçte.

Ama doğallığın ve dürtüselliğin bu dizginsiz salıverilişi Germanik Volkun tüm başka halklara Düşmanlığının da derinden duyumsanmasıydı. Narsissizm her zaman Paranoyanın öteki adıdır. Ulusun tüm başka Uluslarla ilişkisi kendinde Düşmanlık ilişkisidir. Dostluk yalnızca Düşmanlığın öteki yüzüdür. Nazi despotizmi Almanlar için öz-dayatımlıydı ve böylece onlar için dışsal bir baskı olarak görünmedi. Almanya'nın sınırları 1941 yılına, Savaşın ortalarına dek iki yönde de açıktı. Üstün ırk, üstün ulus ilkesinin doğal bilinç tarafından kabul edilmesi ne zor yoluyla olanaklıdır, ne de zoru gerektirir, çünkü ulusal karakterin bir bileşenidir. Komünistlerin Nazi despotizmine karşı çıkışları yalnızca onun kendi despotizmleri olmamasına bağlıydı ve Sosyal Demokrat Parti güçlü Nazi militanlığı karşısında çok zayıftı. Onu doğru yola çevireceklerin yokluğunda, Volk tarihte olmanın, önemli olmanın, tanınmanın heyecanı içindeydi. Gurur duygusu evrensel olmuş olmalıdır. Bu her doğal bilinçte bulunan ulusalcı eğilimin İlkeye, en önemli olana yükseltilmesi için Almanya'ya Birinci Dünya Savaşından sonra dayatılan koşulların ağırlığını düşünmek yeterlidir (tıpkı Osmanlı İmparatorluğuna dayatılan koşulların kabul edilemezliği ve edilmemiş olması gibi). Bunun dışında, yine kalıtsal değil ama kültürel olarak, Almanlarda ideolojinin gerektirdiği tüm etmenler hazırdı: Boyuneğme, disiplin, ödev duygusu, titizlik. Protestan törellik ideoloji için başka her törellikten çok daha uygundu. Nazi Kültü tüm bireysel çekişmeyi ve türlülüğü bastırarak bir tür boşinanç özdeşliği ve uyumu yarattı. Weimar Cumhuriyetinin uyuşturduğu sanatçılar, bilim adamları, felsefeciler tümü de özlemleri olan sonsuzluğu bulmuş gibi yeniden dirildiler. Nazi Almanyası yalnızca V-2, U-Boot, Autobahn, Volkswagen gibi yeniliklerin yaratıcısı olmakla kalmadı, ama işsizliği ve enflasyonu da bütünüyle ortadan kaldırdı. Herbert von Karayan, Karl Jung, Werner Heisenberg, Martin Heidegger ve daha başkaları gibi yükseklerde yaşayan insanlar bu çılgın Volk Tininin yazgısını coşkuyla paylaştılar.

History will pay/the Socialist Unity Party of Germany.
 
IL PORTIERE DI NOTTE. İdeoloji yüceltmedir, libidonun hedefinden saptırılmasıdır.
İdeoloji için erotizm onun Realitesinin İdaliteye yaklaşması ile ters orantılıdır.


Yurttaş Toplumu kendi kavramı gereği hiçbir zaman ideolojiye gereksindiği desteği vermez. Bu nedenle ideolojinin yalancı da olsa bir varoluş bulabileceği biricik bilinç alanı İstençsiz, Özgürlüksüz Doğu tinleridir. Rusya ve Çin ve bunların uydularında yer alan şey gerçekte ideolojik rejimlerden çok eğitimsiz halkların desteğinde olan aşırı ölçüde kaba saba tiranlıklardır. Öte yandan Almanya'nın İdeolojiye yenik düşmesinin zemini I. Dünya Savaşından sonra müttefikler tarafından Almanya'ya dayatılan koşulların dayanılmazlığının yanısıra, toplumun henüz Yurttaş Toplumu karakterini kazanmamış olmasıdır. Aynı zeminde, Güney Avrupa ülkelerinde de ideolojiler Protestan Kuzeyin tersine her zaman Devleti yıkma noktasının çok yakınında olmuşlar, İtalya'da ve küçük ölçüde de olsa başka yerlerde amaçlarına ulaşmışlardır.

Bu dağılmışlık zemininde, dünyanın politikasının temel kategorisi Korku, ona bağlı yabanıl Nefret ve en sonunda Nükleer yokoluş riskidir. Dünya Tini henüz bir Topluluk değildir, henüz Gerçek değildir. Bir ulusun, bir sınıfın, giderek bir ırkın vb. tikel sonlu belirlenimi üzerinde Birlik istemek ki İdeoloji tam olarak böyle şeyleri ister insanlığın gerçek evrenselini, sınırsız, sonsuz Topluluğunu reddetmektir. İdeolojinin gerçeği tam olarak bu Ereğe karşı kavga içinde olmak, Tarihi Tinin herhangi bir sonlu şekli içinde dondurmaktır bunun ilkesi ne olursa olsun. Nazizmin Irk İlkesi tinsel bile değil, doğaldır, hayvansaldır. Marxizmin ilkesi özdekseldir. Doğanın da altıdır. Her ikisinin kendi ilkeleri tarafından belirlenen sözde törel programları vardır. Ama ikisi de insan-altıdır. Hangisinin daha kötü olduğu gibi bir karşılaştırma Usun değil, yalnızca dışsal olanla ilgilenen, Özgürlüğü Kapitalizm olarak, Liberalizm olarak ve bunu Tarihin sonu olarak gören Anlağın sorunudur.
 

tunakan

Uzaklaştırıldı
sevgili mopsy harika paylaşımın için çok teşekkür ederim. emeğine sağlık ve sana saygı sunuyorum.
 
sevgili Mopsy bu yazı bütün mü yoksa siz bazı bölümlerinimi yayınladınız?
Birinci mesaj yazinin kendisiydi.
Ancak buyuk yazinin ilkesi icinde deginmeler var.
Ben onlari ayiklayip buraya tasiyacagim.
Eksik bir anlatim olursa yer yer
herr.Hegelci bir bakis icin
Kucuk ceviriler de yapabilirim.

İdeolojinin reelleşmesinin olanağı Nefretin Düşünceyi öncelemesidir

Yurttaş Toplumunun yabanıl, ilkel bir ırk istencine yenik düşmesinin olanaksız olması ölçüsünde, Nazizmin utkusu Almanya'nın tüm görünüşe karşın henüz bir Yurttaş Toplumu olamamış olduğunun kanıtıdır. İdeoloji henüz kentlileşmemiş, henüz özgürlüğe, uygarlığa ve barışa yabancı despotik bilincin politik varoluşu, kentlilik varoluşunu Eleştirisidir. (Eleştiri kendi öznelliğinden başka bir ölçüte gereksinmez. Görelidir. Başka bir deyişle, kendisi Eleştirildiği düzeye dek Eleştiridir.)

Berlin Üniversitesinde Düşünceyi Yakma Eylemleri, Mayıs 1933. Tüm Sevgili Önderler çok geçmeden Düşüncenin Silahtan daha güçlü olduğunu anlarlar, ve hiç olmazsa Kağıt ve Mürekkebi denetlemeye ve yoketmeye yönelirler. Özgürlük en tehlikeli düşmanlarıdır. Hitler yalnızca gazetelere katı bir sansür uygulamakla kalmadı, ama tehlikeli gördüğü tüm kitapları yaktırdı. Sovyet rejimi daha dayanıklı çıktı, çünkü onda kitaplar daha bilinçlerde iken yakıldılar.

Berlin Sportspalast'ta geniş bir kalabalığa ve bütün dünyada onu radyodan işiten milyonlara seslenen Adolf Hitler
Çekoslovakya'yı işgal etme gözdağını yineliyor. Nazi İdeolojisinin utkusunun bedeli Avrupa'da beş yıl boyunca
her gün 30.000 insanın yokolmasına neden olan bir yabanıllık ile eşitti.
 
Yasanın gerçeği evrensel İstenç olmasıdır, ve bu soyut biçimi ile ilkin bireyin ve halkın alışmış oldukları algı biçiminin dışındadır ve kişisel Egemenden ve onun buyruklarından bütünüyle başka bir tinselliktir. Despotik bilinç biçimi tinsel Evrenseli değil ama fiziksel Bireyseli tanır, böylece yalnızca despotun Buyruklarına boyun eğmeyi bilir ve bu eğitimsiz doğal bilinç için Genel İstenç gibi, Evrensel İnsan Hakları gibi tüm bireysel olumsallığın ve özencin üzerinde duran ussal ilkeler henüz kavranabilir değildirler. Onun için fazla metafizikseldirler. Despotik bilinç için Devletin İstenci yalnızca bir dayatmadır, ve dayatma ancak Zor ve Şiddet yoluyla olduğu için, dayatmayı yenmek ancak daha büyük Zor ve Şiddet yoluyla olanaklıdır. İdeoloji için Devlete karşı şiddetin gerekçesi yalnızca kötü devletlerin, henüz Kavramlarına karşılık düşmeyen yarı-devletlerin türesizliğinde değil, ama genel olarak Devletin bir baskı aracı olarak görülmesinde yatar. Ussal Yasa olarak Devlet Yurttaşın eşit ölçüde ussal İstencidir. Bu düzeye dek Devlet onun için yabancı birşey olmak bir yana, tam tersine onun Özgürlüğüdür. Bu kavrayışı Devlet kuramını olgulardan, ve hiç kuşkusuz kötü olgulardan türeten pozitivist bilinçten henüz uzaktır. İdeoloji ve onun entellektüel Partisi bu kavrayış geriliğinde buluşurlar.

İdeoloji Devleti reddedişinde aynı duyusal, giderek materyal bilinç düzleminde durur ve Devlet Kavramını pozitif devletten, varolan devletlerden ayırdetmeyi bilmez. Tarihsel Materyalizm Devleti bir tinsellik olarak, bir İstenç anlatımı olarak değil, ama özdeksel birşey olarak, en azından özdeksel sandığı Altyapının bir türevi olarak görmek zorundadır. Ve gerçekten de öyle görür. İstenç ve Özgürlük Kavramları, ve bu Kavramların saltık Birliği tarihsel materyalizmin materyalist düşünce alanının dışında yatar.
 
Üst Alt