• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Nakşibendi tarikatında rabıta:

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 15
  • Görüntüleme 22K

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

RABITA:
Arapça “rabt” kökünden türetilmiş bir kelimedir. Sözlükte birleştirmek, bitiştirmek, iliştirmek ve bağlamak anla mina gelir. Nakşibendi tarikatında Şeyhe yapılan bir tür bağlantı şeklidir.

NAKŞİBENDİ TARİKATINDA RABITA:

1- Mürit şeyhini zihninde şeklen canlandırır. Onu hep yanında kabul eder. Şeyhinin giyim kuşam tarzı içindeymiş gibi düşünmeye çalışır ve düşüncede onunla beraberdir.

“Tarikatta rabıta:
Müridin Allah’ta fani olmuş olan şeyhinin şeklini hayalinde sürekli canlandırmasıyla onun ruhaniyetinden yardım istemesi demektir.”
Halid Bağdadi

2- Her akşam namazından sonra iki rekat evvâbin namazı kılınır. Ters teverrük oturuşu ile oturulup, baş kalp üzerine eğilir. 25 defa estağfirullah diyerek gözler kapatılır. Mürit şeyhini yüksekçe bir yerde oturmuş, kendisine baktığını gökten onun üzerine nur indiğini ve bu nurun şeyhin iki kaşı arasından kendi üzerine aktığını hayal eder.

DELİL KABUL EDİLEN AYETLER:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقينَ

1- “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.”
Tevbe 9/119

Nüzul sebebi:

Kab b. Malik (r.a.)’ın tebük gazasıyla ilgili meselesini uzun olduğu için kısaltarak aktarmaya çalışalım.

“Rasulullah (s.a.v.) Tebük gazası için hazırlık yapılmasını emretti. Kab b. Malik’te bu güne kadar ki bütün gazalara katılmıştı.Ancak Tebük gazasına nefsine uyması nedeniyle hazırlıklarını tamamlayamamış ve katılmamıştı. Peygamberimiz bir ara onu sormuştu. Bunun üzerine Beni Selime’den bir adam “cüppelerine ve enda mina bakıp gururlanması onu yola çıkmaktan alıkoydu” demiş bunun üzerine Muaz b. Cebel adama ; “ne çirkin söz söyledin” demiş sonra Peygambere dönerek yâ Rasulullah Allah’a kasem ederim ki; onun hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyoruz” demiş. Bunun üzerine Peygamberimizde sükut etmiş.

Tebük seferi bitip de Peygamberimizin Medine’ye teveccüh ettiğini haber alan Kab b. Malik(r.a.) ne cevap vereceği hakkında yalanlar düşünmeye ve onun gazabından nasıl kurtulacağını düşünmeye başlar. Fakat sonunda doğru söylemeye ve neden seferden geri kaldığını olduğu gibi dosdoğru anlatmaya karar verir ve şöyle der; “Yemin ederim ki gazadan geri kalmam için hiçbir özrüm yoktur.” Bunun üzerine Peygamberimiz insanları gazadan geri kalanlar ile konuşmaktan nehyeder ve 50 gün bu hal devam eder.Tâ ki Tevbe suresinin 117-118-119. ayetleri inene kadar.
Buhari-Müslim

“yani yeminlerine ve keza verdikleri söze olan bağlılıkları bakımından, yada Allah’ın dininde (Allah’a karşı olan muamelelerinde) gösterdikleri içtenlik ve dürüstlük bakımından doğrular (doğruluktan şaşmayan insanlar)la birlikte olunuz,(onlar gibi davranınız.”
Kadı beydavi

İşte bu ayetin nüzul sebebi uzunca geçen bu olaydır.Ancak her ne hikmetse bazıları bu ayetleri, hiç alakası olmadığı halde tarikatlardaki Rabıta’ya delil olarak göstermektedir. Halbuki bu ayetlerden doğruluğun, yalancılar değil doğrular gibi hareket edilmesinin gerektiği gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَابْتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسيلَةَ وَجَاهِدُوا فى سَبيلِه لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

2- “Ey iman edenler! Allah’(a itaatsizlik) tan sakının ve ona (sizden hoşnut olacak) vesileler arayın.”
Mâide 5/35

Ayette yer alan vesîle ( الوسيلة ) kelimesi hakkında meşhur Arap dilcisi Muhammed B. Ebû Bekir Er Râzî(H.Öl.666) şunları kaydetmektedir:

“ Vesîle Kendisiyle bir başkasına yaklaşılan şeydir الوسيلة : كل ما يتقرب به الي الغير)).Sizleri ona götürecek vesileyi isteyin
Maide. 35.

ayetindeki vesile ise yakınlaşmak manasında القربة ) ) dır. Buna binaen ayetin manası şu şekilde olur: Allah’a itaat ederek yakınlaşın. Denildi ki; Vesile, Muhabbettir. O vakitte ayetin manası şöyle olur: Allah’a itaat ederek kendinizi ona sevdirin (kur yapın).”
Tefsiru Garîbil Kurani’l Azim. Mlf. Er Razi. Sh. 428.

Muhammed Emin Eş Şenkıti (H.Ö.1393) Edvâu’l Beyân isimli tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şunları kaydediyor:

“Allah için ihlâslı bir şekilde, Hz. Muhammed’in getirdiği dine uygun olarak emirlere tabi olmak ve yasaklardan sakınmak vesiledir . Cumhur’u Ulema vesileye bu manayı veriyor” demektedir...
Edvâu’l Beyân. Eş Şenkıti. Cld. 2. Sh. 76. D.Kutubi’l İlmiye.

“Allah’ın yasaklarını çiğnemekten sakınanlar olunuz; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için onun emirlerine tevessül ediciler olunuz.”
Fahrettin Râzi

“Yani gerek ona itaatte bulunmak (emirlerini yerine getirmek), gerekse ma’siyetleri terk etmek (günah işlemekten sakınmak) suretiyle sevabını ve yakınlığını kazanmak için arayışta bulununuz.”
Kadı beydavi

SONUÇ:

1- Peygamberimiz (s.a.v.) ashabının her türlü davranışına, her türlü yaşayış biçimine kıyafetinin rengine ve şekline hatta en mahrem meselelerine bile müdahale ederek tarif ettiği halde nasıl olurda rabıtanın esamisinden dahi bahsetmez. Yani hiçbir zaman böyle bir şey emretmemiştir.

2- Ne tâbiin, ne tebe-i tâbiin, ne de daha sonra ki dönemlerde böyle bir şey görülmemiştir. Rabıtanın yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır.

3- Düşünce itibariyle biriyle beraber olmak gayet doğaldır. Yani insan işini, eşini, sevdiği herhangi bir şeyi düşünebilir. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Ancak akşam namazından sonra ki yapılan şekli dinde olmayan sonradan uydurulmuş bir bidattir.

4- Rabıta yapan kişinin şeyhini yanında düşünerek günahlardan uzaklaştığını söylemesi ve ondan sakınması doğru değildir. Çünkü her anımızı,her yaptığımızı gören Allah (c.c.) sakınılmak için kuluna yeterlidir. Şayet onun varlığı, her şeyi gördüğü ve bir gün hesaba çekeceği inancı yeterli olmuyorsa zaten o kişinin imanında bir problem var demektir.

5- Rabıta yapan kişinin Şeyh yerine (onun şekline girebilecek olan) Şeytana rabıta yapma ihtimali şirk tehlikesine düşmek için yeterli bir sebep olacaktır.

Ebu Muhammed Mus’ab KÖYLÜOĞLU

Hak geldi Batıl yok oldu - HULÜL VAHDET-İ VÜCUD
 
Son düzenleme:
B

bursali68

Ziyaretci
Merhaba,

Rabıta meselesini iki duruma benzetiyorum...Biri " ruh çağırma seanslarındaki insanların " düştükleri durum ...Diğeri de tehlikeli yol olduğundan " kılavuz-karga " sözünü aklıma getiriyor...

Mesele ne dileyecek-isteyeceksek Allah'tan isteyebilmek...Aracı kurumsuz...

Sağlıcakla kalınız...
 

Venhar

1. Hikaye yarışma birincisi, 2. Avatar yarışma bir
Üye
Müridin Allah’ta fani olmuş olan şeyhinin şeklini hayalinde sürekli canlandırmasıyla onun ruhaniyetinden yardım istemesi demektir.”

Bu bana çok saçma geliyor. Hadi istedik diyelim peki yardım etme gücü ve yetkisi varmı tartışılır...
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Rabıta,Kalbii bağ demektir.Malumunuzdur ki,bu gün ilkokula başlayan bir çocuk bile hocasını sevmezse başarı göstermesi çok zordur.hele onu örnek alması imkansızdır.
popculara,topculara rabıtalı kalpler kumara rabıtalı,içkiye rabıtalı,paraya rabıtalı kalpler kimseye batmazken, mürşide bağlanan kalpler tuhaf karşılanıyor .

esasen rabıtasız insan yok.muhabbet dönüştürür efenim.Ve kişi neye muhabbet besliyorsa ondan muhakkak tesir alıyor.Gençlere bakın falanca popçu gibi tavırlar,bakışlar,duyguları bile benziyor. sokaklar, polat alemdarlarla,behlüllerle,tarkanlarla,deliyüreklerle,ferihalarla,bihterlerle,hadiselerle doldu.yetenek yarışmalarında maykıl ceksın gibi dansedebildiklerini ve onu ne kadar çok sevdiklerini isbatlamaya çalışan onlarcası.
geçen tvde dizi reklamındaki kızın tavırlarına baktım aynı bizim yeğen .meğer yeğen dizinin mübtelasıymışta o kıza rabıtalıymış haberimiz yok.aynı duruş,bakışlar,tavırlar.

efenim rabıta bir ibadet değildir.Kalbi bir bağ kurmaktır ki,buna kuran ve sünnetten delil aramağada gerek yoktur.Çünkü nasıl ki Peygamberimizi sevmek bir gereklilikse,onun varisi olan alim ,ve salih kullarının sevilmeside doğaldır.
rabıta olayını şeyhini putlaştıracak şekilde abartan varsa kendi sorunudur.Çünkü Şeyhide kendisi gibi Allahın aciz bir kuludur.Allah dilemeden kimseye bir fayda eriştiremez.
Rabıta nın bi doğal olan şekli var;kişinin çoluk çocuğunu,ana babasını,aile,akrabasını sevmesi doğal rabıtadır.
bir aşağılık olan türü var ki;kalbi mesela kumara bağlamak gibi.O kadar bağlanır ki,çoluk çocuğunu,ailesini bile görmez gözü.
Birde ulvi rabıta var;Allaha,Peygambere,Mukaddes mefhûmlara ve ulvî duygularla insanı Allâh'a götüren vesîlelere râbıtadır.Salih,Sadık kullara kalbi bağlamakta böyledir.
İnsan, tesire açık bir varlıktır. Bazı hastalıklarda olduğu gibi insanoğlunun "hâl"lerinde de sirâyet(bulaşma) özelliği vardır.(bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.) Rûhlar arasındaki mânevî alışveriş, hayatın inkâr edilemeyecek gerçeklerinden biridir.Özellikle karizmatik,enerjik şahsiyetlerdeki kuvvetli duygusal ve düşünsel durumlar onların yakınında bulunanlara az veya çok intikal eder. Bu intikâl, bulaşan eden "hâl"in olumlu veya olumsuz olmasına da bağlı değildir. Her hâlükârda intikâl vâkî olur. Yeter ki arada sevgi ve yakınlıkbağları bulunsun.Meselâ, aşırı derecede merhametli, ferâgat sâhibi ve fedâkâr insanların hâlleri, içinde bulundukları topluma tesir eder.

"Ey îmân edenler! Allâh'tan korkun ve sâdıklarla berâber olun!.." (et-Tevbe, 119)
Dikkat edilecek olursa Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmede kullarına, "Sâdık olun!" buyurmamış, takvânın muhâfazası için "sâdıklarla berâber olmayı" emretmiştir. Çünkü sâdık olma yolunda atılacak ilk adım, sâdıklarla berâber olmak, yâni onlarla sevgi ve saygı çerçevesinde bir yakınlık içinde bulunmaktır. Sâdık olmakta, bu durumun doğal bir sonucudur. Nitekim "Üzüm üzüme baka baka kararır." sözü de, bu hakîkatin bir ifâdesidir.
beraberlikte daha çok kalbi beraberlik olduğuda açıktır.Çünkü münafıklar,aynı ortamda bulunmalarına rağmen Rasulullahtan ve müminlerden kalben fersah fersah uzktılar.
 

mopsy

Emektar
Üye
Ummi-Rabıta,Kalbii bağ demektir.Malumunuzdur ki,bu gün ilkokula başlayan bir çocuk bile hocasını sevmezse başarı göstermesi çok zordur.hele onu örnek alması imkansızdır.
popculara,topculara rabıtalı kalpler kumara rabıtalı,içkiye rabıtalı,paraya rabıtalı kalpler kimseye batmazken, mürşide bağlanan kalpler tuhaf karşılanıyor .

esasen rabıtasız insan yok.muhabbet dönüştürür efenim.Ve kişi neye muhabbet besliyorsa ondan muhakkak tesir alıyor.Gençlere bakın falanca popçu gibi tavırlar,bakışlar,duyguları bile benziyor. sokaklar, polat alemdarlarla,behlüllerle,tarkanlarla,deliyüreklerl e,ferihalarla,bihterlerle,hadiselerle doldu.yetenek yarışmalarında maykıl ceksın gibi dansedebildiklerini ve onu ne kadar çok sevdiklerini isbatlamaya çalışan onlarcası.
geçen tvde dizi reklamındaki kızın tavırlarına baktım aynı bizim yeğen .meğer yeğen dizinin mübtelasıymışta o kıza rabıtalıymış haberimiz yok.aynı duruş,bakışlar,tavırlar.
Selam!

Siz boyle yazacaksiniz ki ucuncu sahislar
Sizin yazdiklariniza ne gozle bakacaklarini ogrenecekler.

“Tarikatta rabıta:
Müridin Allah’ta fani olmuş olan şeyhinin şeklini hayalinde sürekli canlandırmasıyla onun ruhaniyetinden yardım istemesi demektir.”
Halid Bağdadi
Sn.Ummi
Halid Bagdadi'yi okuyup sonra yukaridaki masallari yaziyorsunuz ya...
Pes diyorum pes!

Tanimiyanlar icin tarikatcilarin yazisiyla
Halid Bagdadi hoca:

“MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ” KİMDİR?

Mevlana Halid-i Bağdadi, 1770-1827 yılları arasında Bağdat’ta yaşamış ve Kadiri dergahında eğitim görmüş bir Mevlevi’dir. Bağdadi, “Abdülkadir Geylani”nin el verdiği bir kimse olarak da bilinmektedir. Bu özelliği ile Halidilik ve Geylanilik, Müslümanlık’ta birbiriyle bağıntılı bir tarikat gibi görünmüştür. Ancak, daha sonra, Hazreti Hızır’dan ders aldığını ve onunla “Alemleri, ilahi katları birlikte gezerek öğrendiğini” bildiren Bağdadi, bir tarikat olmayan, ancak bir bilim ve sevgi birliği olarak tanımlanabilecek “Halidi Öğretisi” ile Geylanilik’ten ayrılmıştır.

Bağdadi ve Halidilik tarikatı ile ilgili olarak dilimizde yayınlanmış olan üç eser biliyoruz: Bunlar, “Halidiye Risalesi”, “Mecd-i Talid” (Büyük Doğuş) ve “Şemsü’s Şümus” (Güneşler Güneşi) isimli eserlerdir (K43). Yakup Çiçek tarafından dilimize çevrilen bu eserlerde, Bağdadi’nin doğum tarihi, Hicri 1190 (Miladi 1776) ve Hicri 1193 (Miladi 1779) olarak verilmiştir. Ölüm tarihi ise, Hicri 1242 (Miladi 1827) dir.
Hadi ben ehl-i Kur'an'im.
Yazip duruyorsunuz.

Ya sizde hic durdurak yok mu?
Halidi kolunun Mevlanasina bile?/?

Onun adi bile gecse
Bugunku
HICBIR TASAVVUF SEYHI NEFES BILE ALMAZ!

Siz akliniz gore tasavvufta Rabita sudur diye yaziyorsunuz.
Diyorum ya!
Sizi boyle konusturan BILGIsizliginiz.
Siz benim tebliglerimin Ibret bolumusunuz.
 

mopsy

Emektar
Üye
...efenim rabıta bir ibadet değildir.Kalbi bir bağ kurmaktır ki,buna kuran ve sünnetten delil aramağada gerek yoktur.
Konuya bu noktadan devam edelim!

Nakşibendi tarikatında rabıta:
Zikrin değişik bir biçimi olarak da tanımlanan râbıta, Nakşibendî Tarîkatı'nda şeyh-mürîd ilişkisinin çok önemli bir halkasını oluşturur. Mürîdin şeyhe mutlak, kesin ve sürekli bağlılığını sağlamak üzere konmuş olan bu kuralın belli zamanlarda, belli uygulanış şekilleri vardır. Aynı tarîkatın bir cemaatinden diğerine küçük farklarla icra edildiği ise bir gerçektir. Genelde "Hatm-i Huwâcegân" adı altında uygulanan zikir merasimi sıra*sında halka şeklinde oturan mürîdler, şeyhin ya da onun adına “hatm"i yö*neten vekilinin bir işareti üzerine râbıta yaparlar. Bu işaret, halkada bulu*nanların rahatça duyabileceği orta bir sesle "Râbıta-i Şerîfe !", "mürşide râ*bıta", ya da benzer bir komuttan ibarettir.
Nakşibendî Tarîkatı'nın dili Farsça’dır.[1] Dolayısıyla bu komutun da Farsça mı, yoksa (İslâm'da ibâdet dili olan) Arapça mı, ya da başka bir dille de yapı*lıp yapılamayacağına ilişkin herhangi bir açıklamaya rastlanmamakta*dır.
Şunu özellikle belirtmek gerekir ki râbıta, tarîkatta bağımsız bir âyin de*ğildir.

Rabita Tasavvuf inancina ait bir ayin/IBADETTIR!
Dogrudur:Sunnet ve Kur'aan da delil aramaya gerek yoktur.
Cunku Islam inancina degil tasavvuf inancina ait bir ibadettir.
mürîd tarafından "Hatm-i Huwâcegân" âyini dışında ve yalnız başına da yapılabilmektedir. Bu münfe*rid râbıtanın en çok yapıldığı zaman "Wird"e başlamadan önceki dakika*lar*dır.
"Wird": Şeyh tarafından mürîde telkin edilmiş ve günün belli saatle*rinde tekrarlanması istenmiş olan rûhânî ödev demektir. Bu ödev, belli sözlerin yüzlerce hatta binlerce kez tekrar edilmesiyle yerine getirilir. Râbıta ise ondan önce yapılan zihinsel bir hazırlanmadır. [3]
Gerek sistematik bir âyin biçimi olan "Hatm-i Huwâcegân" merasimi ve tüm ayrıntıları (ki bunlardan biri de râbıtadır), gerek bu ayrıntılardan her biri, ge*rekse şeyhin rûhânî bir ödev olarak mürîde verdiği herhangi bir ders, wird, telkin, emir ve tâlimat, tarîkat protokolünde zikrin kaps***** girer. Yani bunların hepsi, ya da herhangi biri, tarîkatın avam dilinde genel bir tabirle, "zikir" [4] olarak adlandırılır.
Dolayısıyla râbıta da Nakşibendî Tarîkatı'nda bir zikir şeklidir.

Safhalari:

a) Abdestli olmak:
Râbıta yapan kimsenin, özellikle "Hatm-i Huwâcegân" halkasında bu*lunu*yorsa -her şeyden önce- abdestli olması gerekir.

b) İnâbeli olmak:
Yani mürîdin, mürşid olarak kabul ettiği şeyhe, ya da vekiline önceden bey*'at etmiş olması gerekir. Buna, tarîkat dilinde “El almak" da denir. Zaten Nakşibendîlere göre bir şeyhe bağlanmayan (Yani daha açıkçası tarîkata gir*meyen) insanın öncüsü şeytanın ta kendisidir.

c) Kapıyı kitlemek:
Aslında kapının içerden kitlenmesi sırf râbıtaya bağlı bir kural değil*dir. Nakşibendîlere göre bu, "Hatm-i Huwâcegân" âyininin bir ayrıntısıdır. Bununla beraber râbıta yalnız başına bile yapılsa yine de sakin bir yer tercih edilir.

d) Ortamı Karartmak:
Vakit gece ise ışıkları söndürmek, gündüz ise pencerelere perde germek suretiyle ortam karartılır, ya da en azından loş hale getirilir. Tek başına râbıta yapan kişi, oturduğu yerde başından aşağıya bir çarşaf, ya da puşu gibi bir şey örtmek su*retiyle de bu ortamı sağlayabilir.

e) «Ters Teverruk» Oturuşu İle Oturmak:
Bunun şekli şöyledir: Şafiî Mezhebinde namazdaki son oturuşun tam tersi olarak sol ayak dik tu*tulur (yani topuk yukarıda, parmak uçları ise yer*de*dir.) Sağ ayağın par*mak uç*ları da -köprü gibi duran- sol bacağın altından bi*raz dışarı çıkarılır. Bu du*rumda sağ baldır tamamen yere yapışıktır, vücut zorunlu olarak sol tarafa doğru eğimlidir ve eller namazda olduğu gibi yine dizler üzerinde bu*lunduru*lur.

f) Gözleri Yummak:
Gerek "Hatm-i Huwâcegân" sırasında, gerekse mürîdin tek başına yap*tığı râbı*tada gözler yumulur. Hem hatim âyinini yöneten şeyh veya temsil*cisi, hem de mürîdler aynı şeyleri yapmak durumundadırlar. Mürîd, hatim dı*şında ve yal*nız başına râbıta yaparken de yine gözlerini yumar.

g) Nefesi Kontrol Altına Almak:
Râbıta yaparken ağız kapalıdır, soluk burundan alınır. Nakşibendî Tarîkatı'nda başlıca iki çeşit zikir vardır. Bunlardan biri sözlü zikir olan "wird"dir, di*ğeri ise zihinsel zikir olan "râbıta"dır ki her ikisinde de nefes kontrol altında bulundurulur.

h) Sabit ve Hareketsiz Durmak:
Yakın tarihte Nakşibendî Tarîkatı'na yeniden şekil verenler, Hatm-i Huwâcegân, zikir, râbıta ve benzeri âyinlerin uygulanışı sırasında mürîdin hareketsiz durmasını, ah, vah gibi ızdırap ve hüzün ifade eden sesler çıkar*mamasını ve inlememesini şart koşmuşlardır. Onlara göre bu tür davranış*lar şeytanın giriş kapısı ve nefsânî duyguların doyuma ulaştırılması olarak nitelenmiştir.

ı) "Mürşid"in Sûretini Zihinde Canlandırmak:
Bu kural râbıtanın özünü oluşturur. Diğerleri ise buna bağlı olarak ikinci derecede ayrıntı sayılırlar. Nakşibendîlikte «Tarîkat Âdâbı» diye sıra*lanan kurallar içinde en önemli unsur olarak râbıtadan söz edilirken bu nokta üzerinde daha ısrarlı bir şekilde durulmuştur.
Yapılan açıklamalara ve tarif şekillerine göre mürîd, bu ödevi yapmak için gerekli şartları yerine getirdikten ve gözlerini yumduktan sonra bütün dikka*tini şeyhinin cismânî varlığı üzerinde toplamaya ve onun siluetini hayâlinde canlandırmaya çalışır. Nakşibendî Tarîkatı'nın, özellikle yakın ta*rihte oluş*muş Süleymancılık ve Menzilcilik gibi bazı kollarında şeyhin fo*toğrafına bakmak suretiyle de râbıta yapılmaktadır. Mürîd bunu yaparken, şeyhinin nur deryası olduğuna inandığı kalbinden kendi kalbine bu nurla*rın bir çağlayan gibi aktığını da aynı şekilde canlandırmaya gayret eder.
Râbıta yapanın konsantre olabilmesi, vecd halini yaşayabilmesi, (yani transa geçebilmesi) için onun, yukarıda anlatılanlara ek olarak -aynen ger*çekmiş gibi- düşüneceği daha birçok şey vardır. Bunlardan bazılarını, Nakşi*bendî yazarlardan biri aynen şu ifadelerle açıklamaktadır:
«Kendinizi vâkıa halinde ölü ve teneşir tahtası üzerinde, kefene sarıl*mış tasavvur edeceksiniz
«Mezarda olduğunuz halde, mürşidi, pîri, Allah ile aranızda vesîle ve va*sıta mevkiindeki zatı düşünerek, onu yanınızda ve karşınızda farzederek ve onun yüce alnına, yani iki kaşı arasına gözlerinizi dikeceksiniz !»
« o zatın ulu simasına hayâl hazinenizde yer verecek, onu kalbi*nizde hayâl yoliyle durduracaksınız.

i) Mürşidin Rûhâniyetinden İstimdâd Etmek:
Mürîdin şeyhinden himmet, bereket ve yardım dilemesidir. Bunun için şeyhin genç, yaşlı, sağ, ya da ölmüş olması arasında hiç bir fark yoktur. Hatta ölmüş olan şeyhin, kınından çekilmiş kılıç gibi olduğu, yani bütün maddesel kayıtlar*dan sıyrıldığı ve işlevini daha süratle yapabilecek durumda olduğu, yine bu tarîkatın rûhânileri tarafından ifade edilmiştir.

Dolayısıyla mürîdin râbıta ya*parken içinden, şeyhinin sûretini canlandırmasıyla birlikte ondan him*met ve medet dilemesi râbıtanın kaçınılmaz bir kuralıdır.

Mürşid râbıtası için, genellikle iki zaman vardır. Bunlardan biri "Hatm-i Huwâcegân" âyini sırasında, diğeri ise her mürîdin yalnız başına yapmak duru*munda olduğu wird denilen sözlü zikre başlamadan öncedir.

Esasen tarîkatta zi*kirle râbıta birbiriyle çok yakından alâkalıdırlar.
Geniş an*lamda râbıta da zi*kirden sayılmakla beraber "Zikir" terimi özellikle sözlü wird için kullanılır.
Zikir de râbıta da tarîkatın temel kurallarındandır.
Fakat daha önce de işaret edildiği gibi onlara göre râbıta zikirden çok daha önemlidir.
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Hadi ben ehl-i Kur'an'im.
sen ehli kuran falan değilsin.Kuranı kafasına göre yorumlayan bir bilgiçsin.Malumatfuruşluk yapmak bi tarafa her dediğimize reddiye yazmaya o kadar şartlanmışsınız ki Allah bir desem onuda reddedeceksin nerdeyse.
Sizi boyle konusturan BILGIsizliginiz.
Siz benim tebliglerimin Ibret bolumusunuz.
tasavvuf hk. bilip bilmeden atıp tutan sensin.sn çok bilmiş.kendi ibretlik halinizi bir bilseniz.
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Nakşibendi tarikatında rabıta:
Zikrin değişik bir biçimi olarak da tanımlanan râbıta, Nakşibendî Tarîkatı'nda şeyh-mürîd ilişkisinin çok önemli bir halkasını oluşturur. Mürîdin şeyhe mutlak, kesin ve sürekli bağlılığını sağlamak üzere konmuş olan bu kuralın belli zamanlarda, belli uygulanış şekilleri vardır. Aynı tarîkatın bir cemaatinden diğerine küçük farklarla icra edildiği ise bir gerçektir. Genelde "Hatm-i Huwâcegân" adı altında uygulanan zikir merasimi sıra*sında halka şeklinde oturan mürîdler, şeyhin ya da onun adına “hatm"i yö*neten vekilinin bir işareti üzerine râbıta yaparlar. Bu işaret, halkada bulu*nanların rahatça duyabileceği orta bir sesle "Râbıta-i Şerîfe !", "mürşide râ*bıta", ya da benzer bir komuttan ibarettir.
Nakşibendî Tarîkatı'nın dili Farsça’dır.[1] Dolayısıyla bu komutun da Farsça mı, yoksa (İslâm'da ibâdet dili olan) Arapça mı, ya da başka bir dille de yapı*lıp yapılamayacağına ilişkin herhangi bir açıklamaya rastlanmamakta*dır.
Şunu özellikle belirtmek gerekir ki râbıta, tarîkatta bağımsız bir âyin de*ğildir.
efenim çok komiksiniz.Nerden buluyorsunuz bu copy leri Allah aşkına.:Cachondon:
rabıta Zikrin değişik biçimi falan değildir.Mürid şeyhine elbette bağlanacak ne dedik yukarda rabıta kalbi bağ demek.mürşidlerde bu kalbi bağı güçlendirmek için çeşitli temrinler vermiş olabilir talebelerine bunun ibadetle ne alakası var.
ayrıca hatmi huwacegan diye bişi yok.Hatmi hacegan dır aslı .
namaz kelimesi,abdest kelimeside farsça efenim.dili farsçaymış çok komiksin .

yazdığın safhalarda rabıtanın safhaları falan diil.
hangi bi tarafını düzelteceğimi şaştım.
adamın biri soruyor hocaya hz.Muhammed elinde palasıyla kızını kurban etmeğe götürmüştüde gökten inek yollanmıştı hanide o günü şeker bayramı ilan edilmişti.fukaraya baklava tepsisinin kaçta kaçını dağıtalım.
hoca kıvranmış be adam hangi bi tarafını düzelteyim sorunun hz.Muhammed değil ibrahim,pala değil bıçak,kızı değil oğlu,inek değil koç,şeker değil kurban bayramı,baklava değil et.
 
Son düzenleme:

ümmi

Kıdemli
Üye
siz yorulmayın ben size kitaplarımızdan alıntılar koyayım.
Sakin ola ki, Kur’an’in ve Sünnet’in ruhuna uymayan bir yola sufiyyenin yoludur demeyesin! Çünkü Kur’an’in ve Sünnet’in kabul etmedigi yol küfür yoludur. Bizim yolumuz ise tamamen ahlâk- Muhammediyye’yi, yani Rasûllah’in yüksek ahlakini yasamak ve bütün hayatimizi Kur’an’in emirlerine ve Rasûllah’in sünnetlerine göre düzenlemektir.

Imam Sa’rânî yine bu kitabinda söyle demektedir:

“Rasûllah sallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, amel etmedigimiz ilimle kendimizi aldatmamak üzere bizden söz almistir. Bugün insanlarin pek çogu ise amelsiz ilimle kendilerini aldatmaktadirlar. Halbuki salih selefimiz , yani dine sözleriyle ve amelleriyle bagli geçmisleriniz böyle degillerdi. Bu ahde sâdik kalmak isteyenin bu yola girmesi lazimdir. Bu yolculukta, istenen maksada tehlikesiz ulasabilmek için bir kâmil mürside ihtiyaç vardir. Böylece mürsidi onu Allah‘in izni ve tevfîki ile murâkebe derecelerine ulastiracak, terbiyesiyle ilâhi hasyeti kalbinde duyuracaktir. Ilmiyle âmil olan âlimler böyle yapmislar ve böyle yapilmasini tavsiye etmislerdir.

Seyhulislâm Zekeriyyâ el-Ensârî der ki: “ Ehlullah ile bir araya gelmeyen fakih, katiksiz kuru ekmek gibidir.”

Aliyyü’l-Havvas söyle der: “Ilim ögrenmek isteyen, kâmil bir seyhe baglanmadikça kemale eremez. Çünkü böyle bir kimseyi ilmi magrur edecek, bu aldanisi ise gözüne birçok hakikatleri perdeleyecek ve göstermeyecektir. Kâmil mürside bagli oldugu takdirde ise, onu bu büyüklenmelerden ve nefsinin tuzaklarindan kurtaracak, dogru yolu gösterecektir. Tarikat ehilleriyle beraber yola girmeyen bir kimse her bir isini birbirine karistiracak, ilimsiz amel davasinda bulunacak, aslini bilmeden yaptigi yanlis ameli dogru yapiyorum diye iddiaya kalkisacak, kendisine “ibadetin az” diyene karsi nefsi kabaracak kendine ikazda bulunani bir sürü hatâlarla ithama kalkisacaktir. Bu sözümde süphesi olan varsa tecrübe edebilir.”
 

ümmi

Kıdemli
Üye
başucu kitaplardan bir alıntı daha
1.Mürid, irâde sahibi, isteyen demektir. Müridin gerçekte muradi ve matlubu Allah’tir. Mürsid, müridi muradina götüren zâttir.

Mürid, seyhini muradi ve matlubu olarak görürse -Allah korusun- sirke düser. Gerçekte murad ancak Allah’tir. Mürsid, bu yolda müride yol gösterir.

Âyet-i kerimede bu husus açikça söyle bildirilmistir:

Âshabini Allah’a götüren bir mürsid bulunan Rasûllah’a hitaben Cenab-i Hakk:

“Sabah aksam rablerinin rizâsini isteyenlerle beraber nefsini sabrettir ve gözlerini onlardan ayirma.”buyurmaktadir. ( Kehf Sûresi / 28 ).

Burada lafziyla müridin muradinin ancak Allah,lafziyla da mürsidin makam ve vazifesinin, muratlari olan Mevlâ olan bu müridlere rehberlik oldugu beyan edilmistir.

Hazret-i Ebû Bekir de bunun için: “ Insanlari iki sinif gördüm: Bir kismi dünyanin müridi, bir kismi ukbânin. Yani bir kismi dünyayi istiyor, bir kismi ahireti. Ben ise ikisini terk edip Mevlâ’nin müridi oldum” demis ve Resullallah’ dan ayrilmamistir. ( Mütercem’in notu )


Böyle bir mürid, Allah’in müridi degil, seyhinin suretinin müridi olmus olur. Bu durumda onun seyhi seytan olmustur. Müsâhedelerinde Allah’i görmekten , fiilerinde mutlak fâilin Allah oldugu görmekten gâfil kalmistir. Hadiseleri Allah’dan degil seyhinden bilir. Seyhini Allah’a perde yapar.

Artik böyle biri mürid, Allah nazarinda söyle bir müriddir: Allah’in kapisindan kopmus, mürsidini Allah yolunda rehber kabul etmeyip Allah’in sifat ve tecellîlerine onu perde yaptigi için Allah’ dan uzaklasmistir. Bu durumda muradi Allah degil mâsivadir. Yani Allah’ dan baskalaridir. Bu mürid, seyhinin dis görünüsüyle mesgul oldugu için Allah’in zikrinden uzak yasar. Allah da zikrinden uzak kalan bu salike onu saptiracak bir seytan musallat eder. O salik onu seyhi olarak görür. Her yerde onun arkadasi olur ve onu basiretinden yakalayarak dâlaletten dalâlate sürükler. Halbuki o mürid onu dogru yolun rehberi zanneder.
 

mopsy

Emektar
Üye
efenim çok komiksiniz.Nerden buluyorsunuz bu copy leri Allah aşkına.:Cachondon:
rabıta Zikrin değişik biçimi falan değildir.Mürid şeyhine elbette bağlanacak ne dedik yukarda rabıta kalbi bağ demek.mürşidlerde bu kalbi bağı güçlendirmek için çeşitli temrinler vermiş olabilir talebelerine bunun ibadetle ne alakası var.
ayrıca hatmi huwacegan diye bişi yok.Hatmi hacegan dır aslı .
namaz kelimesi,abdest kelimeside farsça efenim.dili farsçaymış çok komiksin ..
Selam!

Sn.Ummi

Seni gormesem incillere devam edecektim.
rabıta kalbi bağ demek
Kalbi bag kurmak icin yapilan amel.
Rabita amel,eylem,aksiyondur.

İmam Nevevi rahimehullah “el Ezkar”inda söyle der:”Zikir kalb ve dil ile yapilir. Eftal olan, kalb ve dil beraberce yapilandir. Eger zikir sadece biri ile yapilmak isteniyorsa kalb ile yapilmasi eftaldir.”
Kadi Iyaz rahimeullah buyurur ki :”Zikrullah iki kisimdir.

1.Kalb ile zikir.
2.Dil ile zikir.

Rabita kalb ile zikir icin yapilan eylem.
Bu alintilar benim kitap dedigin
Tasavvufun comezlerinden alintilar.
Kendi kaynaginada itiraz etmezsin herhalde.
Yok,yok sen edersin...

ayrıca hatmi huwacegan diye bişi yok.Hatmi hacegan dır aslı .
Aksam aksam ilac gibisiniz..
Bakin
Benim icin one munite
Sizin icin van munit.

Anlasildigini umarim.

SIMDI

Bir comezler sitesi buluyorsunuz.
Orada kufrun ustundeki paragrafi yaziyorsunuz
Sonra devam etmek yerine ikinci mesaj acip.
kufrun altindakini yaziyorsunuz.

Tekke kurnazligina da basladiniz.
Ama
Iyi yapiyorsunuz.
3.sahislar goruyorlar/ okuyorlar.
Siz benim tebligimin Ibret kismisiniz.

Evet
Sn.ummi atladiginiz Yerler:
nefsi kabaracak kendine ikazda bulunani bir sürü hatâlarla ithama kalkisacaktir. Bu sözümde süphesi olan varsa tecrübe edebilir.”

Ey kardesim! Bu sebeple bir kâmil seyhin terbiyesi altinda yola koyul, ona hizmet et. Cefasina ve seni kendinden uzak kilip hasret çektirmesine sabret! O senin kendi hareketlerine ve amellerine dikkat etmeni, hayatina bir çekidüzen vermeni ister.

Bu senin için büyük bir dönüstür. Fakat bu yolculukta dünyevî isler mazeret gösterilirse maksuda ulasilmaz. Kalbinle Allah’a dönmen lazim. Ilmin kendine has bir büyüklügü, insana verdigi bir gururu vardir. Nefis de hileleri ve tuzaklariyla bunu beklemektedir. Nice büyük âlimler zâhirî ilimlerine aldanarak bu gizli tehlikeleri görmemisler, birçoklari yikilip gitmislerdir. Henüz ilim tahsili çaginda olanlar ise bu tuzaklardan mürsidsiz nasil geçebileceklerdir?

“ Allah, diledigini dogru yola ulastirir. “ ( Bakara / 213 )

Ârif seyh Abdülganî Nablûsî, “ Miftâhu’l-Maiyye ” kitabinda söyle der: “ Bir kimsenin Allah’a giden yolda, seyhini Allah’in kapilarindan bir kapi, bâbu’llah olarak görmesi müridligin ilk mertebesidir.”

Seyh Muhammed el-Bekrî, Peygamberimizin hakîkat-i Muhammediyye’si hakkindaki beytinde der ki: “ Sen Allah’in kapisisin ya Rasûlallah! Kim o kapiya varir ise sensiz huzura giremez! “

Mürid, Seyhinden kendisine her geleni Allah’ dan bilmelidir. Gelen hayir ise Allah’in lütfü, ser gibi görünürse Allah’in imtihanidir. Müridligin ve seyr u sülûkun temeli budur.
Yine mürid seyhini, Allah’in isim ve sifatlarinin mazhari olarak görüp, Allah’in emirlerini yerine getirmek, yasaklarindan sakinmak suretiyle kendini her zaman seyhini yaninda bilerek edeb ve ahlakini güzellestirmesi lazimdir. Bu da ikinci derecedir.

Üçüncü derecede ise, mürid seyhini görmeyip, diledigini dogru yola erdiren, diledigini saptiran olarak ancak Allah’i görmesidir. Bu mertebe, mertebelerin en yüksegi olup Siddiyk-i ekber Ebû Bekir radiyallahu anh’in mertebesi ve makamidir. Her an Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olarak dinin hakikatlerini ondan ögrenen Ebû Bekir Siddiyk radiyallahu anh, Rasûllullah’in kim oldugunu anlamis olmasi sayesinde, Hazret-i Peygamber’ in vefatiyla müslümanlarin arasina fitne düsünce demistir ki: “Kim Muhammed’e tapiyor idiyse bilsin ki Muhammed vefat etmistir. Kim de Allah’ a tapiyorsa bilsin ki Allah Hayy’dir ve ölmez!”

Bu konuda Mevlânâ, mürsidi Sems-i Tebrîzi hakkinda: “Mürsidim Hakk’in kapisidir. Çünkü Hakk’a onunla vâsil oldum” der.

Aslolan sudur ki, seyhin suretinin, nefsinin ve aklinin ötesinde zâhir olan, kendisinden baska hiçbir ilâh bulunmayan Allah’ dir. Bütün varligiyla seyh, Allah’ in eserlerinden bir eserdir. Onun kendiliginden bir tesir kudreti, bir fiil veya hareket meydana getirmesi mümkün degildir. Ancak Allah’in dilemesiyle ve basariya erdirmesiyle bir is yapabilir.
Eger bir seyhin talebesi, herhangi bir makamda onunla beraber bir mertebede bulunamiyorsa Allah’in müridi olmak makamlarinin disinda kalmis olur.

1.Mürid, irâde sahibi, isteyen demektir. Müridin gerçekte muradi ve matlubu Allah’tir. Mürsid, müridi muradina götüren zâttir.
...Bir kimsenin Allah’a giden yolda, seyhini Allah’in kapilarindan bir kapi, bâbu’llah olarak görmesi müridligin ilk mertebesidir.”...
...hakîkat-i Muhammediyye: “ Sen Allah’in kapisisin ya Rasûlallah! Kim o kapiya varir ise sensiz huzura giremez! “ ...
...Mürid, Seyhinden kendisine her geleni Allah’ dan bilmelidir....Müridligin ve seyr u sülûkun temeli budur....
...mürid seyhini, Allah’in isim ve sifatlarinin mazhari olarak görüp..
...mürid seyhini görmeyip, diledigini dogru yola erdiren, diledigini saptiran olarak ancak Allah’i görmesidir...
...Mürsidim Hakk’in kapisidir. Çünkü Hakk’a onunla vâsil oldum...
...seyhin suretinin, nefsinin ve aklinin ötesinde zâhir olan, kendisinden baska hiçbir ilâh bulunmayan Allah’dir ...
...eyhin talebesi, herhangi bir makamda onunla beraber bir mertebede bulunamiyorsa Allah’in müridi olmak makamlarinin disinda kalmis olur....

Tam kufurler orotoryasi!.....
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Rabita kalb ile zikir icin yapilan eylem.
efenim müfterilik kanına işlemiş artık.Rabıta,mürşidini anmaktır.kalbi zikir,Kalpten Allah zikrini dilin kıpırdamadan söylemektir.Bana öğretilene mi inanayım senin hezeyanlarınamı.Düşmanlıkta bile aşırı gidilmemesi kuran emri.Siz nefsani hırsınız için müslümanı kafir ilan ederek haddinizi oldukça aştınız.
Peygamberimizin dedesi,Ebreheye gidip develerini istediğinde,ebrehe gülmüştü ben senin dinini yıkmaya geliyorum sen deve derdindesin diye.O zaman Abdulmuttalip demişti ki;ben develerin sahibiyim.Beytullahın sahibi kendi beytini korur. ehlullahın gönülleride birer beytullahtır efenim.Ehlullahtan güzel insanlara dil uzatıp duruyorsunuz.biz cahilliğinize verip kırılmıyoruz da,Allah hakkınızda ne hükmeder bilemem.kendinizi kendi elinizle ehlullahın kılıcına çalıyorsunuz haberiniz olsun.
hacegan kelimesine gelince;on minut e,van münüt e falana benzemez.hace;hoca demektir.Haceganda hocalar yolu.mürşidleri hocalardan olması ndan dolayı bu adla anılır.(yani önce,tefsir,akaid,fıkıh,hadis gibi ilimlerde hocalık seviyesinde bilgisi olmayanı mürşid seçmiyorlar.)
hatmi hacegan da hocalar yolunun hatme denilen bir uygulamasını belirtir.Çeşitli sayılarda çeşitli duaların,surelerin bir grupla okunmasıdır.

Bir kimsenin Allah’a giden yolda, seyhini Allah’in kapilarindan bir kapi, bâbu’llah olarak görmesi müridligin ilk mertebesidir.”...hakîkat-i Muhammediyye: “ Sen Allah’in kapisisin ya Rasûlallah! Kim o kapiya varir ise sensiz huzura giremez!
bunun nesini beğenmediniz ki.Kapılardan bir kapı.ona Allah yolunu açan,gösteren demek.yoksa sen Rasulullahsız Allahı bulabileceğini mi düşündün.niye peygamberler geldi ki o zaman.bu günde peygamber varisi alimler kullara Allahın yolunu açan kapılardır.Bir teşbih sizi niye bu kadar kıllandırırki.İlla itiraz edecen yani.


..Mürid, Seyhinden kendisine her geleni Allah’ dan bilmelidir....Müridligin ve seyr u sülûkun temeli budur....
...mürid seyhini, Allah’in isim ve sifatlarinin mazhari olarak görüp..
Allahın isim ve sıfatlarının mazharı olmayan ne var ki.zaten üçüncü aşamayı tavsiye ediyor yazar;"Üçüncü derecede ise, mürid seyhini görmeyip, diledigini dogru yola erdiren, diledigini saptiran olarak ancak Allah’i görmesidir. Bu mertebe, mertebelerin en yüksegi olup Siddiyk-i ekber Ebû Bekir radiyallahu anh’in mertebesi ve makamidir. Her an Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olarak dinin hakikatlerini ondan ögrenen Ebû Bekir Siddiyk radiyallahu anh, Rasûllullah’in kim oldugunu anlamis olmasi sayesinde, Hazret-i Peygamber’ in vefatiyla müslümanlarin arasina fitne düsünce demistir ki: “Kim Muhammed’e tapiyor idiyse bilsin ki Muhammed vefat etmistir. Kim de Allah’ a tapiyorsa bilsin ki Allah Hayy’dir ve ölmez!”

diyor.

Aslolan sudur ki, seyhin suretinin, nefsinin ve aklinin ötesinde zâhir olan, kendisinden baska hiçbir ilâh bulunmayan Allah’ dir. Bütün varligiyla seyh, Allah’ in eserlerinden bir eserdir. Onun kendiliginden bir tesir kudreti, bir fiil veya hareket meydana getirmesi mümkün degildir. Ancak Allah’in dilemesiyle ve basariya erdirmesiyle bir is yapabilir.
Eger bir seyhin talebesi, herhangi bir makamda onunla beraber bir mertebede bulunamiyorsa Allah’in müridi olmak makamlarinin disinda kalmis olur.
efenim bu kısımları anlamayacağınızı tahmin ettiğim için almamıştım zaten ama açıklayalım inşaallah anlarsınızda tekrar etmek zorunda kalmam çünkü sizin gibi zamanım bol değil.
Şeyhte Allahın diğer eserleri (yarattıkları)gibi bir eser.onu putlaştırmayın diyor.kendiliğinden birşey yapamaz.Ancak Allah dilerse bir iş yapabilir,başarabilir diyor.Şeyhin talebesi onunda kendisi gibi bir kul olduğunu anlamıyorsa Allahın müridi(dileyeni) olamaz.Yani şeyhini putlaştırmış olur diyor.
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam

Yine buyuklere masallar
Tasavvuf kendi yaziyor.
Bir de siz yaziyorsunuz.
Kendinize ozgu bir tasavvuf mu kuruyorsunuz?
Yaptiginiz teviller internetteki cocuklari kandirmak icin konulmus masallar.

Muhammed=Allah basliginda
Tasavvufun hocalarinin agzindan yazacagiz.
Sabir sabir......
 
Z

Ziyaretci

Ziyaretci
Tasavvufu inkar demek gelmiş geçmiş bütün evliyaullahi reddetmek demektir. Yanından geçerken fatiha okuduğunuz her mübarek zat, bir şeyhin dizinin dibine oturmakla bulunduğu mertebeye erismistir. İmamı Rabbani, Şahı Nakşibend, imamı Azam, imamı Şafii ve daha niceleri ilimlerine ve amellerine rağmen bir mürşid aramış ve Nefs terbiyesine ihtiyaç duymuslardir. Hangimiz onlardan daha zeki daha alim daha ibadet ehli? Onlari reddeden bütün taifeyi karşısına alır. Hesabını veremeyecegimiz hallerden Rabbim bizi korusun. O Allah dostlarına bizi de dost eylesin. Kitmir olsak o kapıda azdır. Kimlerle beraber olduğumuza bakalım. İlim ogrenmek adamı kurtarmaz. Kurtulsaydi şeytandan alim yoktu o kurtulurdu. Aklı nefse değil şeyhin sözüne vermek lazım. Kabul etmeyenler bari karşı çıkmasın da zarar görmesin. Allah dostlarına laf edenin işi rast gitmez. Benden uyarmasi... Allah onlara layık etsin.
 
T

Turgut

Ziyaretci
Selam!

Siz boyle yazacaksiniz ki ucuncu sahislar
Sizin yazdiklariniza ne gozle bakacaklarini ogrenecekler.



Sn.Ummi
Halid Bagdadi'yi okuyup sonra yukaridaki masallari yaziyorsunuz ya...
Pes diyorum pes!

Tanimiyanlar icin tarikatcilarin yazisiyla
Halid Bagdadi hoca:



Hadi ben ehl-i Kur'an'im.
Yazip duruyorsunuz.

Ya sizde hic durdurak yok mu?
Halidi kolunun Mevlanasina bile?/?

Onun adi bile gecse
Bugunku
HICBIR TASAVVUF SEYHI NEFES BILE ALMAZ!

Siz akliniz gore tasavvufta Rabita sudur diye yaziyorsunuz.
Diyorum ya!
Sizi boyle konusturan BILGIsizliginiz.
Siz benim tebliglerimin Ibret bolumusunuz.




Kardeşim konuşuyorsun yaa bacımiz çok güzel bir örnek vererek konuşmuş ama ama edepli konuşmuş belki sen daha bilgilisin ama edepsiz sin benliğini kibrini çıkar nefsine uymayı bırak bikgisiz olabilir sence ama bana göre ülkedeki 90 milyon insanın 50 milyonundan bilgili kardeşim bu yolda temel esaslardan bitanesi edeptir bilirmisinz eskiden derwislere iki soru sorulsorulurmus birincisi gönül kirdinmi? Ikincisi namazini kildinmi birinciye evet diyene ikinci sorulmazmış
 
Üst Alt