• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Mutlu olmak sanati

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Mutlu olmak sanati

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

İSKENDER'İN ATI / ALAIN

Küçük bir yavru ağladığı, bir türlü susmak bilmediği
zaman, dadısı çok kere bu çocuğun huyları üzerinde
ve nelerin hoşuna gidip, nelerin gitmediği hakkında
inceden inceye tahminlerde bulunur; hatta ırsiyetin
yardımına bile başvurarak: "ne olacak ki, babasının
oğlu"der; yapmakta olduğu psikolojik yorumlamalar,
huysuzluğun gerçek sebebi, kundaktaki, batan gizli
iğneyi bulup çıkarıncaya kadar da devam eder.

Boukefal adında meşhur at, henüz küçük bir çocuk
olan İskender'e (Büyük İskender) getirildiği zaman,
tehlikeli olan hayvanın üzerinde duracak tek binici
çıkmamıştı. Sıradan bir adam bu duruma bakarak:
"hayvan huysuz" deyip, öylece işin içinden çıkardı.
Ama, İskender iğneyi aradı ve çok çabuk da buldu:
Boukefal'in kendi gölgesinden çok fena korktuğuna
dikkat etmişti; bu korku gölgesini de şahlandırdığı
için, bu yüzden huzursuzluğunun sonu gelmiyordu.
İskender, Boukefal'in başını güneşe doğru çevirdi,
hep bu doğrultuya sürerek hayvanı yatıştırmayı ve
yormayı başardı.

Böylece Aristo'nun öğrencisi, biliyordu ki:

"Gerçek sebeblerini bilmedikçe, huylarımıza asla
hükmümüz geçmez.."

Pek çok kimseler korkunun aleyhinde bulunmuşlardır,
hem de çok haklı olarak; ama korkan bir insan mantık
dinlemez; O sadece kalbinin vuruşlarıyla birlikte akan
kanının ataklarını duyumsar.

Bilgiç adam, tehlikeden korkuya giden bir muhakeme
yürütür; Hislerine tutsak bir insanın muhakemesi ise,
korkudan tehlikeye doğrudur; İkisi de mantıklı olmak
isterler ve ikisi de yanılırlar; Ama bilgiç iki kat yanılır;
Gerçek sebeblerden habersizdir ve ötekinin hatasını
anlamaz.

Korkan adam iyice farkında olduğu bu gerçek korkuyu
açıklayabilmek için tehlikeler icad eder. Hiç tehlikesiz
bile olsa, ani ve habersiz oluşan her şey onda korkuyu
uyandırır. Örneğin, yakınından gelen ve beklenmeyen
tabanca sesi, ya da hiç beklemediği birinin birdenbire
karşısına çıkıvermesi; Maraşal Massena, yarı karanlık
koridorda karşısına çıkan heykelden korkarak tabana
kuvvet kaçmıştı.

Bir insanın sabırsızlığı ve huysuzluğu bazen, uzun süre
ayakta kalmış olmasından ileri gelir; Sebebler üzerinde
muhakemeler yürütecek yerde, ona bir iskemle verin.

Talleyrand, "huylar her işin başıdır" derken tahmininden
çok daha büyük bir gerçeği ifade ediyordu. Başkalarını
rahatsız etmemek kaygısıyla iğneyi arıyor, araya araya
da buluyordu. Bugün tüm bu diplomatların kundağında
fena yerleştirilmiş birer iğneleri vardır ve Avrupa siyasi
hayatındaki ortaya çıkan güçlükler de bu yüzdendir..

Herkes şunu bilir, bir çocuk bağırdı mı başka çocuklar
bağırmaya başlar ve daha beteri, bağırmaktan bağırırlar.
Dadılar, âdetleri olan bir hareketle, çocuğu yüzükoyun
yatırır, hemen hareketler ve rejimler değiştirilir; İşte bu
hayli beceriksiz bir ikna etme sanatı..

1914'ün felâketleri bana kalırsa, yüksek mevkide bulunan
bütün insanların, şaşkınlığa kapılmalarından doğmuştur;
o yüzden korktular.

Korkudan öfkeye bir adım vardır; heyecanların arkasından
kızgınlıklar ortaya çıkar. İnsanda rahat ve huzurun ansızın
bozulması hayra alâmet değildir; Böyle bir insan, çok kere
değişiverir ve çok değişir, birdenbire uyandırılan bir insan
gibi fazla uyanır. O kişiye hemen, huysuz demeyin, tabiatı
şöyledir böyledir demeyin; iğneyi arayın!

Alain
Mutlu Olma San'atı

BİR MOORTİP VERSİYONU..
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!

BÜYÜK ÇAYIRDA

-Eflatun çocuk masalları anlatmıştır. Bunlar da
bütün masallar gibidir, ama arada küçücük bir
hikâyesi bizde yankılar yaratır, içimizde bilmediğimiz
köşe-bucağı birdenbire aydınlatır.
-Er'in hikâyesi de böyledir:

-Er, bir savaştan sonra ölü sanılarak ahirete
götürülmüş, sonra orada yanlışlık anlaşılarak geri
dönmüş ve orada gördüklerini anlatmıştır..
-İşin korkunç yanı bakın neydi:

-Ruhlar, büyük bir çayıra götürülüyorlar, orada
önlerine, içinde seçecekleri kaderler bulunan
çuvallar atılıyor. Bu ruhlar hâlâ eski hayatlarını
hatırlamaktadırlar, arzu ve pişmanlıklarına göre
kader seçerler.
-Her şeyden çok, parayı arzulamış olanlar, para
ile dolu bir kader çuvalı seçerler.
-Vaktiyle çok para kazanmış olanlar, daha fazlasını
isterler.
-Zevkine düşkün olanlar, zevklerle dolu çuvalları
ararlar.
-Haris adamlar, kral kaderini beğenirler..

-Kısacası herkes kendi istediğini bulur, yeni
kaderlerini sırtlarına vurup, Lethe, yani Unutuş
ırmağının suyunu içmeye giderler ve kendi
seçtikleri kaderleri yaşamak için tekrar insanların
dünyasına dönerler..
-Ne acaip imtihan ve ne garip bir ceza.

-Göründüğünden çok daha ağır bir ceza. Çünkü
ak baht ile kara baht'ın gerçek sebeblerini düşünen
pek az insan vardır. Bu sebebleri düşünenler
kaynağa kadar, yani aklı yolundan saptıran zorba
arzulara kadar çıkarlar.
-Bunlar zenginlikten sakınırlar, çünkü bilirlerki
servet, insanı dalkavuklara karşı hassas,
umutsuzlara karşı sağır yapar; kudretten sakınırlar,
çünkü iktidar insanları azçok adaletsizliğe iter;
zevklerden sakınırlar, çünkü zevkler zekânın ışığını
karartır ve söndürürler.
-Bu bilgeler, dengelerini kaybetmek ve parlak bir
kader içinde, binbir güçlükle edinip saklamış
oldukları bir parça sağduyuyu elden çıkarmak
korkusuyla birçok gözalıcı kader çuvallarını evirip
çevirdikten sonra bırakır giderler.
-Bunlar sırtlarına kimsenin almaya yanaşmayacağı
mütevazi bir kaderi yükleneceklerdir..

-Ama bütün ömürlerince arzular peşinde koşmuş,
hoşlarına giden her şeyin, alt tarafını karıştırmadan
safasını sürmüş olanlar ne seçebilirler?
-Daha çok gaflet, daha çok ayyaşlık, daha çok
yalan ve adaletsizlikten başka..
-Böylece onlar kendilerine, hiç bir hâkimin
veremiyeceği cezayı vermiş olurlar.

-O milyoner şimdi belki Büyük Çadır'dadır.
-Neyi seçecek?

-Ama bu hayâl oyunlarını bir yana bırakalım:
Eflâtun, sandığımızdan çok daha yakınımızdadır
bizim. Ölümden sonraki yeni bir hayat hakkında
benim hiç bir tecrübem yok; ona inanmadığımı
söylemek yetmez; onun hakkında hiçbir şey
düşünemem. Yalnız şunu söyliyeceğim:
-Kendi seçmemizle ve hattâ kendi yasamızla
cezaya çarpıldığımız gelecek hayat, durmadan
ona doğru koştuğumuz istikbalimizden başka birşey
değildir; herkes seçtiği hayatı yaşamaktadır.

-Tanrılara ve kadere lânetler savurarak Unutuş
ırmağından durmadan içtiğimiz de bir gerçektir.
Yükselme hırsını seçmiş olan; âdi dalkavukluğu,
hasedi, haksızlığı seçmiş olduğundan habersizdi;
ama bütün bunlar da çuvalın içindeydi..

Alain
Mutlu Olma San'atı
 
Üst Alt