Mü'min-Müslim

MÜMİN – MÜSLİM
İslam dairesi içinde bulunanlar, Allah’tan başka rab ve mabut tanımadılar. Onun emirlerine sımsıkı bağlandılar. Bu yüzden nefslerini selamete çıkardılar. Hak da onları başka milletlerden üstün tuttu ve ilahi kitaplarda “Müslim”ler diye andı. Görülüyor ki, İslam ve Müslim kelimeleri, selametten, kurtuluştan geliyor. Aynı ismin bir başka delaleti de, kurtuluşa ermek yolunda teslimiyet, teslim olmak… İslam, teslim olandır.

Öyleyse, gerçek kurtuluşun ilk ve son kapısı olan Resuller Resulüne, onun Allah’tan getirdiği her noktaya, her hükme, her ölçüye inanan, Müslimdir; netice bakımından da selamettedir ve selamete teslimiyetle ermiştir.

Müslim ve mümin mefhumları, hakikatte birdir. Mümin ”iman etmiş olan” manasına, İslam’ın esasi şartına ermiş bulunmayı ifade eder. O şartı, hemen, İslam ismi ve “Müslim“ sıfatı takip eder. Arada hiçbir fasıla ve derece yoktur. Bunlar, hattın, hat olabilmesi için iki uç noktasına malik bulunması gibi, birbiri içinde iki keyfiyettir. İslam, imansız olamaz; iman da iman olabilmek için İslam’la birleşmeye muhtaçtır. Hacim ve madde gibi bir şey.

Bunun içindir ki, Allah’a bütün tenzihi sıfatlarıyla inanıp da hakkında hiçbir nakıs sıfat ve fiil tasavvuruna düşmediği halde onun herhangi bir peygamberine veya peygamberlerine inanmayanın imanı bahis mevzuu olamaz. Böyle bir telakki güden, iman sahibi değildir. Böyleleri hakkında “ Allah’a inanıyor ama, Peygamberine veya peygamberlerine inanmıyor!” denir ve mümin lafzının belirttiği tamamlık ifadesi kullanılamaz. Yani böyleleri hakkında, Allah’a iman ediyor diye, su sızmaz bir tamamlık ifadesi olan mümin ismini ve Müslim sıfatını kullanmaya imkan yoktur. Onlar hakkında, olsa olsa, dış lügat manalarıyla “Şuna inanıyor, buna itikat ediyor” gibi tabirler kullanabiliriz, fakat inanmak keyfiyetinin “bütün ağyarını mani, efradını camii” ve manası sabit bulunan Müslim ve mümin klişesini kullanamayız.

Anlıyorsunuz ki, Müslümanlardan başka hiçbir dinin mensupları, sadece Allah’a inanmak, hatta bu inanışlarına Allah tasavvuru bakımından küfür karıştırmamak şartıyla bile mümin olamıyor; Müslim olmadıkları ise besbelli… Zaten Müslim olamadıkları için mümin olamamışlardır; mümin olabilseydiler de esasen Müslim olacaklardı. Kısacası müminlik Müslimliğin göbek adıdır, ve mümin isimli zat, Müslim’den başka bir insan değildir.

Bu incelikleri bilmeyen Müslümanlar, hatta Müslümanlık dersi verenler pek çoktur.

Necip Fazıl Kısakürek
 

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Anlıyorsunuz ki, Müslümanlardan başka hiçbir dinin mensupları, sadece Allah’a inanmak, hatta bu inanışlarına Allah tasavvuru bakımından küfür karıştırmamak şartıyla bile mümin olamıyor; Müslim olmadıkları ise besbelli… Zaten Müslim olamadıkları için mümin olamamışlardır; mümin olabilseydiler de esasen Müslim olacaklardı. Kısacası müminlik Müslimliğin göbek adıdır, ve mümin isimli zat, Müslim’den başka bir insan değildir.

Bu incelikleri bilmeyen Müslümanlar, hatta Müslümanlık dersi verenler pek çoktur.

Üstad ne güzel özetlemiş...
Paylaşım için teşekkürler.....
 
Bunun içindir ki, Allah’a bütün tenzihi sıfatlarıyla inanıp da hakkında hiçbir nakıs sıfat ve fiil tasavvuruna düşmediği halde onun herhangi bir peygamberine veya peygamberlerine inanmayanın imanı bahis mevzuu olamaz. Böyle bir telakki güden, iman sahibi değildir. Böyleleri hakkında “ Allah’a inanıyor ama, Peygamberine veya peygamberlerine inanmıyor!” denir ve mümin lafzının belirttiği tamamlık ifadesi kullanılamaz. Yani böyleleri hakkında, Allah’a iman ediyor diye, su sızmaz bir tamamlık ifadesi olan mümin ismini ve Müslim sıfatını kullanmaya imkan yoktur. Onlar hakkında, olsa olsa, dış lügat manalarıyla “Şuna inanıyor, buna itikat ediyor” gibi tabirler kullanabiliriz, fakat inanmak keyfiyetinin “bütün ağyarını mani, efradını camii” ve manası sabit bulunan Müslim ve mümin klişesini kullanamayız.
Allah hepimize layıkıyla imanı ihsan etsin inşallah...

Paylaşım için teşekkürler...
 
Üst Alt