Muhammed Onun Peygamberi

Merhaba

Profil Yayıncılık

Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Muhammed Onun Peygamberidir
Prof. Dr. Annemarie Schimmel'dan "Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Muhammed O'nun Peygamberidir"

İÇİNDEKİLER
Görülen Lüzum Üzerine
Giriş.
I. Biyografik Notlar.
II. Güzel Örnek Muhammet)
III. Menkıbeler ve Mucizeler .
IV. Peygamberin Günahsızlığı .
V. Peygamberin isimleri
VI. Muhammedin Nuru ve Tasavvufla Yüceltilmesi
VII. Muhammedin Doğumu Şerefine
Yapılan Kutlamalar .
VIII. Miraç
Peygamberin Göklere Yükselmesi
IX. Naatlar
Peygamberi Övmek için Yazılan Methiyeler.
X. Muhammedin ince Yolunda.
XI. Muhammed İkbalin Eserlerindeki Muhammed
Peygamberin Veda Hutbesi .
Son Söz
Bibliyografya
Alfabelik Liste Kavramlar.

GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE

Batının İslâm peygamberi Muhammede karşı gösterdiği anlayışsız tavır beni eskiden beri rahatsız etmiştir. Sadece sıradan insanlar değil, oryantalistlerin çoğu da tarihin eleştirisini yaparken Muhammedin negatif niteliklerini sergilemeye daha yatkın olmuşlardır. Yine ortaçağ metinlerinde de Avrupayı ve Hıristiyan kültürünü tehdit ettiği düşünülen İslâm çarpıtılarak yansıtılmıştır. Türk işçilerine, Arab teröristlere ve fundemantalizme gösterilen tepkiler ve bunlara ek olarak kendi çoğulcu toplum yapımız içinde yabancı bir dini kavramakta yetersiz kalmamız da bu olumsuz tabloyu ağırlaştıran olculardır. Günümüzde giderek anan sekülerizm nedeniyle ötekinin kutsalı karşısında saygı duymanın pek çok insan için olanaksız halt geldiği de açıktır. Gördüğüm lüzum üzerine, sekiz yıl önce ilk kez yayınlanan ve 1985de genişletilmiş İngilizce baskısı yapılan bu kitabı okura tekrar sunmak bence önem kazanmıştır.

1985 ilkbaharında Salman Rüşdinin Şeytan Ayetleri ile ilgili gazete haberlerini takip edenler Âyetullah Humeyninin ve geniş Müslüman kilitlerin hiddetinin nedenlerini doğru anlamış değildi, İslâm hukukçularına göre Peygambere hakaret etmenin cezası asırlardan beri ölüm olmuştur (bkz. I. bölüm ve devamı). Bu idam hükmüne, tarihi olguları öne süren formalist argümanlara dayanarak ya da çoğu zaman ifade özgürlüğünü savunarak karsı çıkılmıştır.

Fakat hiç kimse, dindar bir Müslümanın, onun dinini kuran ve yayan kişinin yaşamları menkıbelerle örülmüş olan bizim ortaçağ azizlerimiz gibi, sevdiği ve saydığı tarihî kişiliklerin alay edilerek küçük düşürülmesi karşısında neler hissettiğini merak etmedi, islâm (Diederichs, 1987) isimli eserinde, eğitimli ve modern bir Müslümanın dünya görüşünü anlatan Ch. Le Gai Eaton bir İngiliz gazetesinde Şeytan Ayetleri örneğindeki gibi Peygamberine yapılan bu hakareti kavrayamadığı için yaşlı bir adamı ümitsizce ağlarken gördüğünü yazmıştır. hiç şüphe yok ki. bu adam, kökten dinci olmaktan çok uzak. ama İslâmın çok tipik bir tezahürü olarak Muhammed ile derin içsel bağı sürdüren milyonlardan biriydi yalnızca.

Hz. Muhammed, Müslümanlıkla bir baba figürü ve insan soyunun en saygın büyüğüdür, bütün peygamberlerin tebliğleri onunla birlikle zirveyi ulaşmıştır. İnsan öz babasını sevip saydığı ve örnek aldığı gibi, Hz. Peygamberi de sevip saymak, Örnek almak; ona itaat etmek ve izinden gitmek zorundadır. Allahtan rahmet, onun vasıtasıyla istenir, sadece adını anmak bile kutsal bir güç taşır ve Medinedeki kabrini ziyaret eden milyonlarca insanın ruhu yücelir; şairler bütün lisanlarda bu yere olan özlemlerini dile getirmişlerdir. O, kıyamet günü geldiğinde müminleri savunacak olan ve sevgisine güvenilen kişidir. Bugünün modern politikacısı için Muhammed, dinsel bir teslimiyet (islâmın anlamı da zaten budur) ile dünyevi olanın ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlı olduğu bir kültürün kurucusu; aynı zamanda eşitlik ve kardeşliği öğütleyen siyasî bir liderdir.

Kişi olarak Muhammedin bu özellikleri bilindiği takdirde. Şeytan Ayetleri gibi bir kitabın doğurduğu acı ve dehşeti daha iyi anlamak da mümkün olacaktır. Bizim öğrenmemiz gereken, diğer insanların dinî duygularını anlamak ve bunları ortaçağdan kalma veya kökten dinci olarak tanımlarken, kendini beğenmiş ve küçümseyen bir tavırla bir kenara almamaktır. Muhammede gösterilen hürmet günümüzde de sürdüğü için, bizim çalışmamız İslâmın demetlerini öğrenmemize ve tanımamıza yardımcı olabilir, biraz eğitimli kişiler bile bunlardan habersizdir.

Annamaria Schimmel
Bonn, Ağustos 1989

GİRİŞ
Kahiredeki Ezher Camiinin eski rektörü olan Şeyh Mustafâ el Meraği yıllar önce Mısırdaki Anglikan piskoposuna şunları söylemişti:

Hıristiyanların. Müslüman dostlarında bilmeden uyandırdığı kızgınlık Müslümanların hayatında Peygambere gösterilen saygının ne kadar önemli olduğundan habersiz olmalarıdır.

Mısırlı din bilgininin ifadesiyle hiç kuskusuz çok isabetli bir tesbit yapmıştır, çünkü Hristiyan dünyasında Muhammedden daha çok korku, net ret ve aşağılama uyandırmış başka bir tarihi kişilik, yoktur. Dante ilahi Komedyasında, onu cehennemin en ali katına atarken, Hıristiyanlıktan sonra gelip de dünya üzerinde aktif ve politik başarısı olan yeni bir dinin doğduğunu kavramaktan mi? ortaçağ Hıristiyanlarının duygularına tercüman oluyordu. Hu yeni dine mensup olanlar daha önce Hıristiyanlara ait olan Akdeniz havzasının büyük bir kısmına da sahip olmuşlardı.

Burada Muhammedin ortaçağ ve daha geç dönem Avrupa edebiyatında nasıl aşağılandığının detayına girmek istemiyoruz. Romantik dönem edebiyatındaki tasvirlerle başlayıp Peygamberin cinselliği nedeniyle defalarca suçlanmasına kadar, dünyadaki en başarılı dinlerden birisini kurmuş olan kişi hakkında Bize yüz yıldır içinde negatif bir hüküm vermiştir.

Geçen yüzyılda, deyim yerindeyse İslâmın tamamen susturulmasından sonra, şimdi yeniden güven kazanan Müslüman ülkelerle karşılaşıp şaşıran Batılılara, müminlerin Muhammed Peygamberi nasıl gördüklerini unutmak için artık haklı bir sebep oluşmuştur.

Hz. Peygambere gösterilen sevginin ne kadar derin ve güvenin ne denli samimi olduğunu, asırlar boyunca ona nasıl hürmet edildiğini, ondan nasıl yardım istenildiğini, inananlar için nasıl bîr model oluşturduğunu ve en basit eylemlerde bile örnek alındığını gayr i müslim bir okurun, din bilginlerinin ve yazarların belgelerinden; İranlılar, Türkler, Hintliler ve Afrikalıların ifadelerinden anlaması belki mümkün olabilir. Yine, mistiklerin felsefelerim onun ışığında nasıl geliştirdiklerini ve mükemmel bir insan olarak Peygambere kozmik bir fonksiyon yüklediklerini de anlayabilir.

Hz. Muhammed, Âdem ile başlayan uzun peygamberler zincirindeki son halkadır. Kendinden önce gönderilen peygamberlerin tebliğlerine getirdiği mesajla son noktayı koyarak Allahın kelamını başlangıçtaki saflığına kavuşturmuştur. Kanadalı İslâm araştırmacısı Wilfred Cantwell Smithin tesbiti kesinlikle doğrudur:

Müslümanlar Tanrının sorgulanmasını tolere edebilirler çünkü ateist yayınlar ve rasyonalist topluluklar mevcuttur fakat toplumun en liberal kanatlarında bile Muhammede yapılan bir saldırıya ateşli bir fanatizmle karşılık verilecektir.1

1978 yılında Pakistanda (Nizam ı Mustafa, Mustafânın nizam ,Peygamberin düzeni) sistemi yürürlüye konduğu zaman, buna karşı çıkanlar olmuştu. Bu eleştiriler üzerine ülkenin en büyük gazetesi olan Dawnda yarım sayfalık bir ilan yayınlanmıştı. Başlığı A fantastic fallacy , fantastik yanlış hüküm olan bu yazıda öncelikli olarak Peygamberin statüsünü tesbit etmeye kalkışanlar hedef alınıyordu;

Hz. Peygamberin statüsünün Allahtan hemen sonra geldiği, üzerinde tartışılmayacak herkes tarafından kabul edilen bir olgudur, zira Allah, Peygamberinin, ona bizzat Kendisi tarafından ilmin edilen şöhretim tanır. Ünlü şair Şeyh Sadi bunu çok güzel ifade etmiştir: Kısacası, Allahtan sonra sensin en yüce olan!

Hz. Muhammedin hayatı 18, yüzyıldan itibaren Batıda araştırılmıştır. Her ne kadar kendisine müşriklerin başı sıfatı verilmişse de, bazı aydınlanma dönemi düşünürleri onu, akla dayanan bir dinîn temsilcisi olarak görmüşlerdir. 19. yüzyıldan başlayarak klasik Aralıca kaynak eserler ilmi olarak incelenmeye başlanmıştır. Ancak, o dönemde yazılan biyografiler Ön yargılarla doludur ve Muhammede biçilen rol, asla bir müminin Hz. Peygambere bakışı gibi değildir. Özellikle, İngiliz misyoner okulları ve Batılı eğitim metotları vasıtasıyla bu gibi biyografilere ulaşan Hintli Müslümanların müthiş tepkileri, İngiliz hakimiyetine karşı başkaldırının nedenlerinden biri olmuştur. William Muirin kaleme aldığı Peygamber biyografisiyle başlayan ve benzer eserlere gösterilen reaksiyonla birlikte, Hz. Muhammedin tarihteki rolünün tekrar araştırılmak istenmesi de gayet mantıklıdır, çünkü yüzyıllar içinde Peygamberin tarihsel kişiliği, menkıbe ve söylencelerin muhteşem peçesi altında kaybolmuş .

Prof. Dr. Annemarie Schimmel
 
Üst Alt