• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Mezheplerde 100 ayrılık

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 10
  • Görüntüleme 6K

Okunuyor :
Mezheplerde 100 ayrılık

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Hanefi Maliki Şafii Hanbeli
1 Ölü Hayvanın derisi helal midir? Haram Helal Haram Helal

2 Pislikle beslenen hayvanların eti helal midir – Helal – Haram - -

3 Yılan balığı yemenin hükmü nedir? Helal – – Haram - -

4 Erkeğin kırmızı elbise giymesinin hükmü nedir? Mekruh Helal Haram Mekruh

5 Erkeğin sarı elbise giymesinin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram

6 Ud, zurna, dümbelek, boru davul çalmak nedir? Mekruh helal Helal Haram

7 Karga eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram

8 At eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal – –

9 Midye yemenin hükmü nedir? Haram Helal – –

10 İstiridye yemenin hükmü nedir? Haram Helal – –

11 Istakoz yemenin hükmü nedir? Haram Helal – –

12 Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir? Helal Helal Haram Haram

13 Kartal eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram

14 Yarasa eti yemenin hükmü nedir? Haram Mekruh Haram Haram

15 Beyt-i Tavaftan öne abdest almak nedir? Vacip Farz Farz Farz

16 İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir? Vacip Farz Farz Farz

17 Rüku ve secdelerde tesbih etmek nedir? Sünnet – Sünnet Vacip

18 İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra sure okumak nedir? Vacip Mübah Sünnet Sünnet

19 Fatiha’dan evvel Besmele çekmek nedir? Sünnet Mekruh Farz –

20 Namazda ayakların arası ne kadar açık olmalı? 4 parmak 2 karış 1 karış 2 karış

21 Vitir namazının hükmü nedir? Vacip Sünnet Sünnet Sünnet

22 Tüysüz bir delikanlıya değen erkeğin abdesti bozulur mu? Hayır Evet Hayır
Hayır

23 Namazda selam almak abdesti bozar mı? Evet Hayır – –

24 Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe ne kadardır? 40 kulaç 1 kulaç 3 kulaç 3 kulaç

25 Namaz içinde unutarak konuşmak namazı bozar mı? Evet Hayır Hayır Evet

26 Namazda hatayla yanlış bir kelime geçerse namaz bozulur mu? Evet Hayır Hayır Hayır

27 Namazda af ve of demek namazı bozar mı? Evet Hayır Evet Evet

28 Eti yenen hayvanların sidiği ve artığı necis midir? Evet Hayır Evet Hayır

29 Eti yenen hayvanların menisi necis midir? Evet Evet Hayır Hayır

30 Abdestin farzları kaçtır? 4 7 6 7

31 Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır? Hayır Hayır Evet Evet

32 Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır? Hayır Evet Hayır Evet

33 Abdestin sünnetlerinin sayısı kaçtır? 18 8 30 20

34 Misvak kullanmak sünnet midir? Evet Hayır Evet Evet

35 Abdestte ellerin, yüzün ve kolların üçer kere yıkanması sünnet midir? Evet Hayır
Evet Evet

36 Abdestte başın üç defa mesh edilmesi sünnet midir? Hayır Hayır Evet Hayır

37 Abdestte kulakların içten ve dıştan meshi sünnet midir? Evet Evet Evet Hayır
38 Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir? 1 1 3 1

39 Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır? 12 3 5 8

40 Cinsellik organına dokunmak abdesti bozar mı? Hayır Evet Evet Evet

41 Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır

42 Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı? Hayır Hayır Hayır
Evet
43 Abdest şüphe ile bozulur mu? Hayır Hayır Hayır Evet

44 Kan akması abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır

45 Delikli meshin üzerinden mesh etmek caiz midir? Evet Evet Hayır Hayır

46 Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır? 7 4 5 6

47 Gusül abdestinin farzları kaç tanedir? 11 5 3 –

48 Umursamazlıktan veya tembellikten dolayı namaz kılmayanın hükmü nedir?
Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür Tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür

49 Ezanın sözleri peşpeşe okunmasa da geçerli olur mu? Evet Evet Hayır Hayır

50 Arapça bilmeyen kimsenin kendisi için ezanı kendi dilinde okuması caiz midir? Hayır Hayır Evet Hayır

51 Ezanda niyet şart mıdır? Hayır Evet Hayır Evet

52 Ezan ve kamet esnasında selam almak caiz midir? Hayır Hayır Hayır Evet

53 Fatiha suresi okunmadan kılınan namaz geçerli olur mu? Evet Hayır Hayır Hayır

54 Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir? Farz değildir 1 tarafa vermek farzdır 1 tarafa vermek farzdır 2 tarafa vermek farzdır

55 Erkeğin avret yeri neresidir? Göbeğiile diz kapağı arası Ön ve arka uzuvları Göbeğiile diz kapağı arası Göbeğiile diz kapağı arası

56 Ölünün yıkanmasının farz olması için cesedin ne kadarının bulunması gereklidir? 01.Şub 02.Mar Az da olsa olur Az da olsa olur

57 Ölüyü yıkarken ağzına ve burnuna su vermek gerekir mi? Hayır Evet Evet Hayır

58 İhramlı iken hacda ölen kişinin üstüne hoş koku sürülüp başı örtülür mü? Evet Evet Hayır Hayır

59 Cenaze namazını kimin kıldırması gerekir? Sultan Devlet Başkanı Kaldırması vasiyet edilen kişi Velisi Kaldırması vasiyet edilen kişi

60 Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz? 5 3 k Her vakitte ılınabilir 3

61 Ölü gömülmek için, öldüğü yerden başka bir yere nakledilebilir mi? Evet Evet Hayır Hayır

62 Oruç için dil ile söyleyerek niyet etmek şart mıdır? Evet Evet Hayır Evet

63 Ramazan orucu için hergün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır? Evet Hayır Evet Evet

64 Kan aldırmak orucu bozar mı? Hayır Hayır Hayır Evet

65 Zekatın farz olması için hangi mallardan borçlu olmamak şarttır? Zirai ürün dışındaki mallardan Altın ve gümüş Böylebir şart yoktur Bütün mallardan

66 Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır

67 Kâğıt paradan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Evet Hayır

68 Madenlerden ne kadar zekat verilmesi gereklidir? 01.May 01.May Oca.40 Oca.40

69 Ticarî bir eşyanın zekatının şartları kaçtır? 4 5 6 2

70 Topraktan çıkan her şey için zekat vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır

71 Balın zekatını vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Evet

72 Vakfedilen topraktan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Hayır Hayır

73 Kiralanan veya emanet alınıp ekilen toprağın zekatını vermek farz mıdır? Hayır Evet Evet Evet

74 Zeytinin zekatını vermek gerekli midir? Evet Evet Hayır Evet

75 Yem ile beslenen ve çalıştırılan hayvanlardan zekat vermek farz mıdır? Hayır Evet Hayır Hayır

76 Koyun ile keçi kaç yaşlarında olursa zekatı farzdır? Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 2 Koyun 1/2 Keçi 2

77 Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi? Hayır Evet Evet Hayır

78 Acizlik veya zaruret yüzünden hacca gidemeyen kişinin kendi yerine başkasını göndermesi caiz midir? Evet Hayır Evet Evet

79 Haccın şartı kaç tanedir? 2 4 5 4

80 Şeytan taşlarken atılan taşın cemreye düşmemesi caiz midir? Evet Hayır Hayır
Hayır

81 Müslüman olmayan bir fakire yemek verilmesi caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır

82 İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet

83 Erkek çocuğa ipek giydirmek caiz midir? Hayır Hayır Evet Evet

84 Gümüş ile süslenmiş kaptan su içmek ya da abdest almak caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır

85 Sakalı kesmek haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet

86 Tavla oynamak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet

87 Satranç oynamak haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet

88 Ölen bir kişinin borçları ödenmeli midir? Hayır Evet Evet Hayır

89 Kişi kendi arazisinde bulunan maddenin ne kadarını devlete vermelidir? 01.May Hiç Hiç Hiç

90 Bir araziyi gasp edip eken kimse çıkan ürünün sahibi midir? Evet Evet Evet
Hayır

91 Yapılan bir sözleşmeyi değiştirme veya feshetme süresi ne kadardır? 3 gün İhtiyaç gereği kadar 3 gün Anlaşma ile belirlenir

92 Cinsi tecavüzde bulunulan hayvanın hükmü nedir? Öldürülür, eti yenmez Öldürül mez, etiyenebilir Öldürülmez, etiyenebilir Öldürülmesi gerekir

93 Şarap ve diğer sarhoş edici maddelerin içilmesinin cezası kaç değnektir? 80 80 40 80

94 Şarap kokan veya şarap kusan kişiye değnek cezası uygulanır mı? Hayır Evet Hayır Hayır

95 Dinden döndüğü için öldürülen bir kişinin malı mirasçıla-rına verilebilir mi? Evet Hayır Hayır Hayır

96 Dinden dönen kadın öldürülür mü? Hayır Evet Evet Evet

97 Terketmek, hapsetmek, aç ve susuz bırakmak suretiyle bir kişiyi öldürmek, kasten öldürmek gibi midir? Hayır Evet Evet Evet

98 Bir kadının hakimlik yapması caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır

99 Köpek necis bir hayvan mıdır? Hayır Hayır Evet Evet

100 Müezzin okuduğu cezandan dolayı ücret alabilir mi? Hayır Evet Evet Hayır
 

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Teşekkürler mopsy;

Bu konuda bir şeyler yazmıştım ben de.

Haramda helalde ictihad olmaz! Haramlar da Helaller de NEDEN İCTİHAD OLMAYACAĞI konusu da Kuranda açık açık yazıyor çünkü

Enam Suresi
116. Şimdi, eğer yeryüzünde [yaşamakta] olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar: onlar ancak [başkalarının] zanlarına tâbi olurlar ve kendileri hiçbir şey yapmayıp sadece tahmin yürütürler.

117. Şüphe yok ki Allah, kimin O'nun yolundan saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.

118. ÖYLEYSE, üzerinde Allah'ın adının anıldığı şeylerden yiyin, eğer O'nun mesajlarına gerçekten inanıyorsanız.

119. Ve Allah mecbur kaldığınız durumlar dışında (yemenizi) yasakladığı şeyleri size ayrıntılı olarak açıklamışken üzerinde O'nun adının anıldığı şeyleri neden yemiyorsunuz? Ama bakın, [bu tür konularda] birçok insan diğerlerini [hiçbir gerçek] bilgiye dayanmaksızın, kendi temelsiz görüşleriyle saptırmaktadır. Şüphe yok ki senin Rabbin hak ve adalet sınırlarını aşanlardan tam olarak haberdardır.


Nahl:
114. BUNUN içindir ki, Allah'ın size rızık olarak bahşettiği temiz ve meşru şeylerden payınızı alın ve eğer yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, o zaman nimetinden ötürü Allah'a şükrünüzü gösterin.

115. Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adı anıla(rak boğazlanan hayva)nı yasaklamıştır; fakat zorunluluk durumuna düşen kimse, aşırı gidip ihtiyacının ötesine geçmemek şartıyla bu yasaklamanın dışındadır; çünkü Allah, şüphesiz çok acıyan-esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.

116. Buna göre, artık, kendi yalanınızı (adeta) Allah'a isnad ederek öyle dilinize geldiği gibi yalan-yanlış “bu helaldir, şu haramdır” demeyin; çünkü, haberiniz olsun, Allah'a yalan isnad edenler asla kurtuluşa erişemezler!


Tahrim 1:
1.EY PEYGAMBER! Eşlerin[den herhangi biri]ni memnun etmek için, neden Allah'ın sana helal kıldığı bazı şeyleri [kendine] haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır


Mâide
4 Kendilerine neyin helal kılındığını sana soracaklar. De ki: “Hayatın bütün güzel şeyleri size helaldir.” Allah'ın size öğrettiği bilgiden bir kısmını öğreterek eğittiğiniz av hayvanlarına gelince, onların sizin için yakaladığı her şeyi yiyin, ama üstünde Allah'ın adını anın ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde o-lun: şüphe yok ki Allah hesap görmede hızlıdır.

87 SİZ EY imana ermiş olanlar! Allah'ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın, ama hakkın sınırlarını da aşmayın: Allah, sınırları aşanları asla sevmez.

Hac
30 Bütün bunlar [Allah tarafından öngörülmüştür;] dolayısıyla, kişi eğer Allah'ın (bu) yasaklayıcı buyruklarını saygıyla gözetirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğine sonuç verecektir. [Yasak oldukları] size bildirilenlerin dışında, [kurban etmek ve etinden yemek üzere] bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. Öyleyse artık, [Allah'ın yasaklamış bulunduğu her şeyden, ve en çok da] inanç ve uygulama olarak puta taparlığın her türlü bayağılığından uzak durun; asılsız her türlü sözden kaçının,




Mezheplerin helal ve haramları çelişiyor. Ona alıştık. Peki İslamın kitabı Kuran ayetleri neden mezhep hükümleri ile çelişiyor sizce?
Araf Suresi 3. “Rabbinizin katından size indirilene uyun; O'ndan başka önderlerin/velilerin ardından gitmeyin. Ne kadar az tutuyorsunuz aklınızda, bu (öğüdü).


Konunun tamamı için: http://www.supermeydan.net/forum/forum356/thread60226.html

Ayrıca bakınız: http://www.supermeydan.net/forum/forum392/thread61242.html

Ayrıca bakınız: http://www.supermeydan.net/forum/forum356/thread60888.html

Ayrıca bakınız: http://www.supermeydan.net/forum/forum356/thread61032.html

Ayrıca bakınız: http://www.supermeydan.net/forum/forum356/thread60021.html



Konu ile ilgili olarak Sn. Süleyman Ateş'den bir alıntı


SORU: Altın yüzük takmanın sünnetle haram kılındığı söyleniyor. Erkeklerin platin ya da elmas yüzük takmasında bir yasaklama var mı?

CEVAP: Altın alyans da haram değildir. Platin ise hiç haram değildir. Kur’ân’da haram kılınmayan bir şey, kendi aralarında çelişkili sözlerle haram olamaz. Çünkü Allah’tan başka kimsenin haram koyma yetkisi yoktur.

kaynak
 
Son düzenleme:

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Hanefi mezhebinde namaz kılmaya başlamayan dövülür, Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde ise aynı şahıs namaz kılmaya başlamazsa öldürülür. Sırf mezhepler açısından bile olaya baksak Hanbeli, Şafi ve Maliki olanların Hanefi’ye göre en büyük günah olan adam öldürme fiilini işleyip günaha girdiklerini, Hanefi olanların ise sırf dövdükleri, öldürmedikleri için diğer mezheplere göre Allah’ın bir hükmünü inkar edip zalim olduklarını söylememiz gerekir. Oysa ayrılıkta güzellik gören zihniyete göre Allah, ahirette Müslümanlar’ı mezheplerine göre ayıracak, Hanefi ise sen Hanefiydin dövdün doğru yaptın, Şafi ise sen Şafiydin öldürmeliydin, öldürüp doğru yaptın diyecektir! Namaz kılmayanı eğer Hanefi biri öldürürse katil olup cehennemlik bir fiil yapacaktır, oysa namaz kılmayanı öldüren Şafi , Allah’ın hükmünü yerine getirdiği için cennetlik bir fiil yapmış olacaktır. Yani aynı fiili yapan iki kişiden biri cehennemlik, diğeri ise mübarek kişi olacaktır. Böyle din olur mu? Aklı kullanmak yerine taklitçiliği esas alan, "Kuran’ı insanların hepsi anlayamaz, birkaç insan bunları anlayıp, insanlara aktarıyor" diyenlerin, insanları getirdiği nokta budur. Allah dinini yalnız bu mezhep imamlarının anlayacağı şekilde mi indirdi ki insanların sadece hak olduğu söylenen bu dört mezhebe uymaları bir zorunluluk oluyor? Allah dinini ancak bu dört kişi anlasın diye indirdiyse, Kuran’da niye birçok defa “Ey insanlar” diye insanlara direkt hitap ediliyor da “Ey Şafi, ey Hanbeli, ey dört imam, siz bunları anlayın, benim dediklerimi anlamayan diğerlerine de siz anlatın” denmiyor?

Bazıları: “Mezheplerdeki farklılıklar ufak tefektir, biri namazda elini bağlar, biri salar. Şehirlerde olana Hanefi, köylü olana Şafi uygundur. Dolayısıyla tüm bu ihtilaflar rahmettir...” gibi izahlarla farkları ufak tefek göstererek, mezhepleri sorgulanamaz kılmayı istemekte, halka taklitçiliği yutturmaktadırlar. Oysa mezhebin birinin öldürülmesini emrettiğini biri sadece dövüyor, bir mezhebe göre helal, diğerine göre haram oluyor, birinin farz bildiğini, diğeri farz bilmiyor. Yani mezhepler helalleri, haramları ayrı birer dine dönüşmüş vaziyetteler. Mezhep imamı dilediği hadisi seçerek, iptal edilmiş ayetler olduğunu öne sürerek, hadisleri keyfince yorumlayarak; Kuran’ın da, uydurmalarla dolu hadislerin de üstüne çıkmaktadır. Din, mezhep imamının bakışına göre şekillenmiş, oluşturulmuş oluyor. Ayrılığın iyilik, rahmet olduğu Kuran’a aykırı bir mantıktır ve uydurma bir hadisten gelmektedir. Oysa Kuran’da şöyle geçmektedir: Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, fırkalara bölünüp ayrılmayın. (3 Ali İmran Suresi 103 )
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra çekişmeye girip fırkalar (mezhepler) halinde parçalananlar gibi olmayın.
(3- Ali İmran Suresi 105 )



Namazda Ettehiyyat okunurken Şafiler’in şehadet parmağını kaldırması sünnet, Hanefilerin kaldırması ise bazılarına göre mekruh, bazılarına göre harammış. Bu bakımdan, Hanefiler’in Ettehiyyat okunurken parmak kaldırmamaları gerekirmiş. İfadeye konuluşu bile bir kaos sergileyen bu fetvanın vermek istediği acayiplik şudur: Aynı dinin iki mensubu aynı kitabın buyruğu olan bir ibadeti icra ederken aynı duayı okuyorlar ve o duanın aynı yerinde şehadet parmaklarını kaldırıyorlar. Gel gör ki, bunu yapmakla biri sevap kazanıyor, biri haram işliyor, yani büyük günaha giriyor. Ve bunun adı İslamiyet oluyor, öyle mi? Şu fetvayı da bir okuyucunun sorusuna verdikleri cevaptan izleyelim: Dişlerinde dolgu veya kaplama olan kişiler eğer Hanefi mezhebinde iseler onların gusül(boy) abdestleri geçersizdir. Başka mezhepten iseler problem yok. Bu fetvanın önümüze koyduğu gerçek şu: Allah’ın kitabı Kuran’a bağlı olduğunu istediği kadar söylese de, eğer bir insan yakasını Hanefi keyfine kaptırmışsa, dişlerini doldurtamaz, kaplatamaz. Aksi halde ömür boyu cenabet gezmiş olur. (Kıldığı namazlar da geçersiz olur) Yok eğer her nasılsa Şafii kampına kapılanmışsa sorun yok dişlerini doldurtabilir, kaplatabilir. Şimdi sormak lazım: Dinin temel amacından biri nefsi yani insanın varlığını, sağlığını korumaktır. İnsanın kendisini tehlikeye atmaması ise Kuran’ın emirlerinden biridir. Şimdi Müslüman, bu temel emirlere uyarak sağlığını korumak için dişlerini doldurtma, kaplatma yoluna mı gitsin, yoksa mezhep hatırı için Kuran’a ters düşmek veya ömür boyu cenabet gezmek şıklarından birini mi seçsin? Hayır efendim, Şafii olup kurtulsun diyorsanız, o zaman Hanefilik sıkıntısıyla cebelleşmek niye? Peki bütün bu hengameye dalmak yerine tek ve dosdoğru yolu çizen Kuran’a bağlı kalsak ne kaybederiz? Bizzat Kuran’ın sorduğu gibi: Allah, kuluna kafi gelmiyor mu? Diyeceksiniz ki Kuran’da diş doldurtmakla ilgili hiçbir bahis yoktur. Peki öyle ise, size ne oluyor da Allah’ın dinin kaynağı yaptığı kitaba koymadığı bir şeyi din bünyesi içine çekip ikinci bir ilah gibi insanın karşısına buyruklar, tartışmalar çıkarıyorsunuz? Allah bazı şeyleri eksik mi bıraktı da siz düzeltiyorsunuz?”
 

bziya

Kıdemli
Üye
Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. Eshab-ı kiramın hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullahın kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Herbirinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farklı idi.

Tâbiinin ve Tebe-i tâbiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti olduğunu, Peygamberimiz haber vermiştir. Çünkü, dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, her şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.

Resulullahın yolu
Peygamberimizin yolu, Kur’an-ı kerim ile hadis-i şerifler ile ve müctehidlerin ictihadları ile gösterilen yoldur. Bu üç vesika ile bir de, İcma-ı ümmet vardır ki, Eshab-ı kiramın ve Tâbiinin sözbirliği olduğu, Redd-ül-muhtar’da yazılıdır. Bir hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihadları arasında icma hasıl olursa, bu icmaya da inanmak gerekir, inanmayan küfre girer. (Mektubat 2/36)
İslam âlimleri yanlış bir şey üzerinde ittifakta bulunmazlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez.) [İ.Ahmed]

Bu dört vesikaya Edille-i şeriyye denir. Bunların dışında kalan her şey bid’attir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir. Bunlar, benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.) [İbni Mace]

Bu ayrılık, usulde, imanda olan ayrılıktır. Eshab-ı kiramdan sonra, yeni müslüman olanlardan bir kısmının imanları bozuldu. Eshab-ı kiramın doğru imanından ayrıldılar. Dalalet fırkaları meydana geldi. Bu bozuk fırkalara, bid’at fırkaları denir. Bunlar, bazı nassları tevil ederek yanıldıkları için kâfir değildir. Fakat, İslamiyet’e zararları, kâfirlerin zararlarından çok oldu. Birbirleri ile ve Ehl-i sünnet ile çekiştiler. Harp ettiler. Çok müslüman kanı döküldü. Müslümanların yükselmelerini, ilerlemelerini baltaladılar. Bid’at fırkalarını, Ehl-i sünnetin dört doğru mezhebi ile karıştırmamalıdır.

Mezhep ve rahmet
Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı işlerin nasıl yapılacağı, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmayanlar günaha girer, kıymet vermeyenler de kâfir olurdu. Müminlerin hali güç olurdu. Böyle işleri, açık bildirilmiş bulunanlara benzeterek işlemek gerekir. Din âlimleri arasında, işlerin nasıl yapılabileceğini, böyle benzeterek anlayabilenlere, Müctehid denir.

Dört mezhebin hali, bir şehir halkının haline benzer ki, önlerine çıkan bir işin nasıl yapılacağı kanunda bulunmazsa, o şehrin eşrafı, ileri gelenleri toplanıp, o işi kanunun uygun bir maddesine benzetip yaparlar. Bazen uyuşamayıp, bazısı devletin maksadı, beldeleri tamir ve insanların rahatlığıdır der. O işi, rey ve fikirleri ile, kanunun bir maddesine benzetir. Bunlar, Hanefi mezhebine benzer.

Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o işi, onların hareketine uydurur ve devletin maksadı, böyle yapmaktır, derler. Bunlar da, Maliki mezhebine benzer.

Bazısı ise ifadeye, yazının gidişine bakıp, o işi yapma yolunu bulur. Bu da, Şafii mezhebine benzer.

Bir kısmı ise, kanunun başka maddelerini de toplayıp, birbiri ile karşılaştırarak, bu işi doğru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbeli mezhebine benzer.

Dört doğru yol
İşte şehrin ileri gelenlerinden herbiri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun doğru ve kanuna uygun olduğunu söyler. Kanunun istediği ise, bu dört yoldan biri olup, diğer üçü yanlıştır. Fakat, kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları için, devlete karşı gelmek için olmayıp, hepsi kanuna uymak, devletin emrini yerine getirmek için çalıştıklarından, hiçbiri suçlu görülmez. Belki, böyle uğraştıkları için, beğenilir. Fakat, doğrusunu bulan daha çok beğenilip, mükafat alır. Dört mezhebin hâli de buna benzer. Her mezhep imamı, doğru yolu bulmak için uğraştığından, yanılanlar affolur. Hatta sevap kazanır. Onlara bu yetkiyi Allahü teâlâ ve Resulü vermiştir.

Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Bu, Eshab-ı kiramın ve Tâbiinin mezheplerini küçümsemek değildir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve başkalarının mezheplerini tam olarak bilmiyoruz. O mezhepleri de bilseydik, onlara uymamız da caiz olurdu. Çünkü, hepsinin mezhepleri doğru idi. Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için, her müslümanın yalnız bunlardan birine uyması gerekir.

İmam-ı Rabbani hazretleri, Bir mezhebe tâbi olmayan mülhid olur buyuruyor.
(Mebde ve Mead)

Yusuf Nebhani hazretleri, Şimdi her müslümanın, dört mezhepten birine uyması gerekir buyurduğu gibi, imam-ı Şarani, S.Ahmed Tahtavi hazretleri gibi birçok âlim de, aynı şeyi bildirmişlerdir.
Kur’an-ı kerimdeki; (Allah’ın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiğine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül-muhtar) haşiyesi, zebayih kısmı]

Mezhep değiştirmek

Dört mezhebin imamları ve onları taklit eden âlimler, her müslümanın dört mezhepten dilediğini taklitte serbest olduğunu ve bir mezhepten başka mezhebe geçmenin caiz olduğunu ve harac, sıkıntı olduğu zamanlarda, başka mezhebin taklit edileceğini bildirdiler. Allahü teâlâ, müminlerin dört mezhebe ayrılmalarını ve bunun, kulları için faydalı olacağını ezelde takdir ve irade buyurdu. Amelde mezheplere ayrılmaktan razı olduğunu bildirdi. Razı olmasaydı Resulü, bu ayrılığın rahmet olduğunu bildirmezdi. İtikadda ayrılmayı yasak ettiği gibi, amelde ayrılmayı da yasak ederdi. (Mizan)

Resulullah, Kur’an-ı kerimde icmalen bildirilenleri, yani kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın vârisleri olan mezhep imamlarımız, hadis-i şeriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünneti nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha tâbi olarak, mücmel olanı açıklamışlardır.

Bilinen 4 imam zamanında, başka mezhep imamları da vardı. Bunların da mezhepleri vardı. Fakat, bunların mezheplerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı. (Hadika)

Ehl-i sünnetin dört mezhebinin imanları, inandıkları şeyler, birbirlerinin aynıdır. Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir.
Bu da, müslümanlara bir kolaylıktır. Her müslüman, dilediği mezhebi seçerek, bunu taklit eder. Her işini, seçtiği mezhebe göre yapar. Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmetidir. Bir müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir zahmet, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebi taklit ederek, bu işi kolayca yapar.

Ölçümüz ne olmalı?
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyduğunu sanır ve iddia eder. Kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır, doğru yoldan kayar. Felakete gider. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen, (Kur'an-ı kerimde bildirilen misaller, çoklarını küfre sürükler, çoklarını da hidayete, doğru yola ulaştırır) buyurdu. (Bekara 26)

Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları mana doğrudur. Çünkü, bu manaları, Selef-i salihinin eserlerini inceleyerek elde etmişlerdir. Doğru bilgileri bizlere ulaştıran bunlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. Doğruyu bozuk olanlardan ayırmasalardı, dalalete yuvarlanırdık. İslamiyet’i bozulmaktan koruyan onların çalışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya çalışır.) [Mektubat, m. 286]

Mezheplere olan ihtiyaç

Bazıları, Hadislere değil, Kur'ana uymak gerekir diyor. Halbuki hadisler, Kur’andan ayrı değildir. Kuran-ı kerimin açıklamasıdır. Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının!) [Haşr 7]

(İndirdiğimi insanlara açıkla!) [Nahl 44]

Âlimler de, âyetleri açıklayıp Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahiy olunanları tebliğ et) derdi. Ayrıca açıklamasını emretmezdi. Resulullah, Kur'an-ı kerimde, kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur'an-ı kerim kapalı kalırdı. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi. Yani hiçbir âlim, bunları Kur'an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Mezhep imamları, hadis-i şerifleri açıklamasaydı, sünnet kapalı kalırdı. Sünneti, müctehid âlimler açıklamış, böylece mezhepler meydana çıkmıştır.

Mezhep nedir? Bir müctehidin edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilere, o müctehidin mezhebi denir. Sahabelerin tamamı müctehid idi. Hepsinin de mezhebi vardı. Mezheplerden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Dört mezhep arasında amelle ilgili farklı ictihadlar, işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, durumuna göre, kendisine kolay gelen mezhebi seçer.

Bugün dört mezhepten birine uymak gerekir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve diğer müctehidlerin mezhepleri tam olarak bilinmiyor. Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için, dört mezhepten birine uymak şarttır. Mezhepler rahmettir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Âlimlerin farklı ictihadları, [mezheplere ayrılmaları] rahmettir.) [Beyheki]

(Âlimlere tabi olun!) [Deylemi]

(Ulema, enbiyanın vârisidir.) [Tirmizi]

Bir Müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebe uyarak, bu işi kolayca yapar. Mesela Şafiiler, hacda kadına dokununca abdestleri bozulur. Bunun için Hanefi’yi taklit ederek haclarını yapıyorlar. Bu apaçık bir rahmettir.

Bir mezhebe uymanın lüzumu
Asırlardan beri bütün İslam âlimleri, dört mezhepten birine uymuşlar ve müslümanların da uymalarının gerektiğini bildirmişlerdir. Bunlara uymakta İcma hasıl olmuştur. İcmadan [cemaatten, birlikten, topluluktan] ayrılan helak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İki kişi, bir kişiden, üç kişi, iki kişiden iyidir. O halde cemaatle birlikte olun! Allah’ın rızası, rahmeti, yardımı cemaattedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme düşer.) [İbni Asakir]

(Ümmetimin âlimleri, hiçbir zaman dalalette birleşmezler. İhtilaf olunca sivad-ı a'zama [âlimlerin ekseriyetinin bildirdiği yola] uyun!) [İbni Mace]

(O gün her fırkayı imamları ile çağırırız) mealindeki İsra suresinin 71. âyet-i kerimesini Kadı Beydavi hazretleri, (Her ümmeti peygamberleri ve dinde uydukları imamları ile çağırırız) şeklinde açıklamıştır. Ruh-ul beyan ve Tefsir-i Hüseynide ise, (Herkes mezhebinin imamı ile çağırılır. Mesela ya Şafii veya ya Hanefi denir) şeklinde açıklanmaktadır. Bu açıklamalar da, her müslümanın dört hak mezhepten birine uyması gerektiğini açıkça bildirmektedir.

Medarik tefsirinde (Müminlerin [itikad ve ameldeki] yolundan ayrılan Cehenneme gider) mealindeki Nisa suresinin 115. âyet-i kerimesini bildirdikten sonra, (Kitab ve sünnet gibi icmadan da ayrılmak caiz değildir) buyuruluyor. Beydavi tefsirinde ise aynı âyet-i kerimenin açıklamasında (Bu âyet, icmadan ayrılmanın haram olduğunu göstermektedir. Müminlerin yolundan ayrılmak haram olunca, bu yola uymak da şart olur) buyuruluyor.

Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:

(Kur'an-ı kerimdeki (Allah’ın ipi)nden maksat, cemaattır. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan sapıtır. Sivad-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Resulullahın ve Hulefa-i raşidinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli’dir. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine uymayan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.) [Tahtavi]

Bugün dört mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılan da sapık veya kâfir olur. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi zebayih kısmı)


Bugün dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir.
(Hadika)

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Çünkü nas; ictihad isteyebilir, tevil edilmesi gerekebilir, nesh edilmiş olabilir. Bunları da ancak müctehid anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, âlimlerin kitaplarını okumamız gerekir. (Berika s.94)

İbni Teymiye’nin talebesi İbni Kayyım bile diyor ki:

İctihad şartı bulunmayanın, Kur'andan ve hadisten ahkam çıkarması caiz olmaz. Bir mezhebe uyması şarttır. Dört mezhepten başkasına uymak da caiz değildir. (İlamil Muvakkiin)

Kaynak: hakdin.net
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Eshab-ı kiramın hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullahın kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Herbirinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farklı idi.
Yuh artık..... .......

Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar
Bilmiş olun ki, Allah kendi kitabı Kur'an-ı Kerim'de beyan ettiği biçimde kulluk istemektedir bizden...

Allah Rasulü'nün sahih hadislerinde gelen tarzda kulluk yapmakla emrolunmuşuzdur. Kitap ve sünnetten çıkan hü*kümlerle Allah'a kulluk yapmakla mükellefiz. Bütün ahkam*ların bilinmesine imkan bulunmadığı için Allah insanlara as*habı kiramdan, tabiinden ve onlardan sonra gelen tebai ta*biinden birtakım alimleri büyük bir nimet olarak ihsan etmiş*tir. O alimler Allah'ın dininde derinleştikçe derinleşmişler, Allah kitabından ve Rasul sünnetinden gelen naslara daldık*ça dalmışlar; halk için o naslardaki hükümleri açıklamışlar, belirtmişlerdir. Onların sözlerinin birbirleriyle çelişmesi, ay*nı meselede değişik fetvalar vermeleri tabii ve doğal bir ha*disedir. Bu tabii ve doğal sonucun sebepleri terceme et*mek istediğimiz bu risalede belirtilmiştir.

Ne o alimler ve ne de halk, Allah Rasulü'nün diliyle kuşakların en hayırlısı sayılmış olan ilk kuşakta, bu ihtilaf*lar da, birisinin öbürüne hücum etmesini veya herhangi bi*risine taan etmesini gerektiren, veya mubah kılan herhangi bir sebep görmezlerdi. Ancak her müslüman deliliyle birlik*te gördüğü bir fetvaya yapışır, onunla amel ederdi. Diğer fet*valar için, "Niçin bunlar ayrıdır, niçin ihtilaf olunmuştur?" sorusunu sorarak, diğer müçtehitlere hücum etmez yahut ta*an edilmesine sebep olmazlardı. Delili bilmeyan bir insan, ilminden ve takvasından emin olduğu bir insanı kendine reh*ber edinir, fetva ister, onun sözüne sarılır, onun fetvasma uy*gun bir biçimde amel ederdi. Birinci kuşaktan sonra, bazı gö*rüşlere taassup gösteren kimseler meydana çıktı. Bazı görüş*leri şiddetle savundular bunlar. Görüşlerin sahiplerine, sev*gi sıfatlarından, kemal niteliklerinden, hiç gereği olmayan derecede payeler verdiler. O fetva sahiplerinin fazilet ve ilim*lerini benimsemekte ifrat ettiler. Kendi inandıkları o fetva sahiplerinin adına, fetvaları çelişenleri de yerdiler. Öyle bir yermek ki, Allah o seçkin kimseleri bütün yermelerden uzak tutmuştur.

Bu taassuptan doğan fikir çarpışması, dinin düşmanları*na bir fırsat kapısını açmış oldu. Piyasada dolaşan veya perde arkasına saklanmış düşmanlar, bu ihtilafları körükle-diler ve ihtilafın birini binlere çıkardılar, yani öyle göster*diler.

İşte bu durum ümmeti çeşitli fırka, grup ve mezheplere ayırdı. Çekişme ve tartışma çoğaldı ve o oranda amel ve ha*reket azaldı. Vaktiyle bizden korkanlar, böyle bir boşluktan faydalanarak bizi yutma ümidine girdiler. Bizim kendi ara*mızda çekişmemizin doğurduğu zaaf yüzünden, İslam ülke*leri uzun asırlar Haçlıların işgallerine ve tecavüzlerine ma*ruz kaldı.

Sadece Haçlıların değil, sonradan düzaafları yüzünden başka kavimlerin ve bilhassa da Tatarların hücumlarına maruz kaldılar.

İslam düşmanlarıyla birlikte, bu değişik fetvalara bağlı grupların bir kısmı da İslam aleyhinde çalışmış oldular böylece. Hatta bu mutaasıp taraftarların Ümmet-i Muham-med'e gösterdikleri şiddet, Haçlı Ordularından daha ileri de*recede idi.

Bu sağlam prensipler, temel kurallar, bağlanılacak iman umdeleri, hiç şüphe yok ki, Allah Kitabı Kur'an'da belirti*len emir ve yasaklardır.

Herkes bilir ki, müslümanlar bu sağlam köke döndükle*ri zaman, mutlaka birleşirler, aralarında hiçbir ihtilaf kalmaz. Kur'an'a sarıldıkça, müslümanlar arasına girmiş kin ve in*tikam duyguları silinip gider. Haset ve karışıklık, yerini sevgi ve beraberliğe terkeder.



"Allah'a ve Rasulune ve sizden olan emir sahiplerine -idarecilere- itaat ediniz. Eğer birşey hakkında ayrılığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah ve Rasulune havale ediniz. Bu sizin için hayırlıdır ve sonucugüzeldir." (Nisa: 4/59)

Kaynak :ibn Teymiyye
İctihad Risalesi
 
Son düzenleme:

kull

Amatör
Üye
Mezhepler Rahmettir. Zira mezhepler oluşmasaydı, herkes dini kendi kafasına göre yaşamaya başlardı ve dinde birlik, bütünlük ortadan kalkar, din bozulur gider ve yok olurdu. Dinin bozulması ise kıyametin başlangıcı olurdu.

Mezheplerdeki farklılıklar, teferruattadır. İslamın genel kaidelerinde farklılık yoktur. Teferruattaki farklılıklar ise, anlayış farklılığından kaynaklanır. Mesela Efendimiz'in (S.A.V.) sebebini açıklamadığı bir hareketi, fiili vardır. Bir mezhep, bu hareketin muhtemel maksadını bir şekilde yorumlar. Başka bir mezhep ise o hareketten başka bir şey anlamıştır, başka şekilde yorumlar. Mezhepler arasındaki farklılık, sadece bu anlayış ve yorum farklarından ibarettir.

Aslında mezhepler aradındaki anlayış ve yorum farklılıkları dahi Rahmettir. Efendimiz dileseydi her hareketinin sebebini açıklardı. Ama bazılarını açıkarken, bazılarını açıklamamış. Açıklamadıkları, yoruma açık bırakılmış demektir. Böylece, ihtiyaca binaen, yapılmış olan yorumlardan herhangi biri tatbik edilebilir. Bu da insanlar için Rahmettir...
 

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Üye
Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, her şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların hâlleri, yaşamaları güç olurdu.

Mezhepsizlerin, istedikleri gibi, tek bir mezhep olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hatta imkansız olurdu. Amellerde tek hüküm [mezhep] ideal olsaydı Resulullah efendimiz öyle bildirirdi. Halbuki rahmet olduğu için kendisi de farklı bildirdi.

Bir mezhepte bulunan Müslüman, diğer hak mezheptekileri kardeş bilir, onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Amelde mezheplerin bir olmayıp, çok olması, faydalıdır. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hastalık için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada ve fabrikada çalışanlar için de, bu ayrılış görülmektedir. Bir Müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebe uyarak, bu işi kolayca yapar. Müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir. Mesela, Hanefi mezhebinde bulunan bir kimsenin bir yerinden kan çıkar ve durmazsa, abdestli duramaz ve her zaman abdest alması güç olacağından, Şafii veya Maliki mezhebini taklit ederek, zorluktan kurtulur. Halbuki tek hüküm olsaydı, buna imkan olmazdı...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Aslında mezhepler aradındaki anlayış ve yorum farklılıkları dahi Rahmettir.
Hafız İbn Receb (rahmetullahi aleyh) diyor ki: “Kendisine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin emrinin ulatığı her kişinin yapması gereken; bunu ümmete beyan etmek, onlara nasihat edip bu emre tâbi olmaları için çalışmaktır. isterse bu, ümmette büyük bir zatın görüşüne ters olsun. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in emri, hata ederek muhalefet eden büyük bir zatın sünnete aykırı emrinden tazim edilmeye ve uyulmaya daha layıktır (hak sahibidir). işte bu itibarla sahâbîler ve onlardan sonra gelenler sahih sünnetlere muhalefet edenleri tenkid etmişlerdir. Bazen belki de tenkidlerinde kaba ifadeler de kullanmışlardır. Ondan nefret ettikleri için değildir bu. O bilakis o sevdikleri ve saygı duydukları biridir. Ancak ne olursa olsun, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟i daha çok sevmektedirler. Onun emri de bütün mahlukatın emrinin üstündedir. Eğer Rasûlullah‟ın emri ile bir başkasının emri çelişirse, Rasûlullah‟ın emri öne alınmalı ve ona tâbi olunmalıdır. Onun emrine muhalif olana duyulan saygı, Rasûlullah‟ın emrine tâbi olmaya engel teşkil edemez. Her ne kadar o kişi hatasında bağışlanmış olsa da. Kaldı ki, o bağışlanmış olan zat, Rasûlullah‟ın muhalif emri kendisine geldiğinde kendi görüşüne muhalefet edilmesine itiraz da etmez

İşte bütün bu söylediklerimizden dolayı imamlara ittiba edenler, “onların çoğu evvelkilerden, birazı da sonrakilerden”(Vakıa 13-14) olan imamlarının bütün sözlerini almamışlardır. Bilakis sünnete muhalif olduğu ortaya çıkınca çoğunluğunu bırakmışlardır. Hatta İmameyn (iki imam) -Muhammed b. Hasan ve Ebû Yusuf- hocaları Ebû Hanife'ye mezhebinin üçte birinde muhalefet etmişlerdir. Furu fıkıh kitapları bunlara şahittir. Aynı şey Şafiî‟nin tâbilerinden Müzenî ve başkaları için de söylenebilir. Bunların örneklerini vermeye kalkışırsak sözü uzatacak ve hedefimiz olan mukaddimenin dışına çıkmış olacağız. İki tane örnekle yetinelim:

1- İmam Muhammed, “Muvatta”ında diyor ki: (s.158) Muhammed dedi ki: “Ebû Hanife'ye gelince o, istiska (yağmur isteme) duası için namaz olmadığı görüşündeydi. Bize göre ise, imam insanlara iki rekat namaz kıldırır, ardından dua eder ve ridasını (cübbesini) tersine çevirir:

2- İsam b. Yusuf el-Belhî; İmam Muhammed'in talebelerinden ve ayrıca Ebû Yusuf'un derslerine devam edenlerdendi: “Çoğu zaman Ebû Hanife'nin sözlerinin tersine fetvalar verirdi. Çünkü delilini bilmiyordu. Başkalarının delilini görünce de ona göre fetva veriyordu.” Bu yüzden: “Rükûya giderken ve rükûdan kalkarken ellerini (tekbir alıyor gibi) kaldırırdı.” Nitekim bu (namazda elleri kaldırmak) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen mütevatir bir sünnettir. Bu yüzden imamının buna muhalif olması, sünnetle amel etmesine engel olmamıştır. Aslında her müslümanın yapması gereken -dört imamın ve başka âlimlerin de dediği gibi- işte budur.

KAYNAKLAR

32 ibn Abidin, Haşiye 1/62, Leknevi "en-Nafiu'l-Kebir" (s.93)'de Gazali'ye nisbet etmiştir.

33 imam şafii'nin el-Ümm adlı kitabının hamişinde (kenarında) basılan "muhtasar" da şöyle demektedir: "Bu kitabı Muhammed b. İdris eş-Şafii'nin ilminden ve sözlerinin manasından özetledim. Öğrenmek isteyene yaklaştırmak üzere... Şunu da söyleyeyim ki (Şafii) kendisini ve başkalarını taklid etmeyi nehyetmiştir. "Dini için buna baksın ve kendi içinde ihtiyatlı olsun diye."

34 İm***** yirmi meselede muhalefet ettiğini de açık bir şekilde söylemiştir. Kitaptaki yerleri şunlardır: 42, 44, 103, 120, 158, 169, 172, 173, 228, 230, 240, 244, 274, 275, 284, 314, 331, 338, 355, 356. et-Talik el-Mümecced ala Muvatta-i Muhammed

35 Talebelerden olduğunu İbn Abidin Haşiye (1/74)'sinde, Resmül-Müfti (1/17)'de zikretmiştir. Kureşi de el-Cevahir el-Mudiyye fi Ahbari'l-Hanefiyye (s. 347)'de zikretmiş ve şöyle demiştir: "Hadis ehli bir insandı, sağlamdı. O ve kardeşi ibrahim dönemlerinde Belh'in hocalarıydılar.

36 el-Fevaid el-Behiyye fi Teracim el-Hanefiyye s.116

37 el-Bahru'r-Raik 6/93. Resmü'l-Müfti (1/28)

38 el-Fevaid s. 116. Ardından buna çok güzel bir talik yaparak şöyle demiştir: Derim ki: Bununla, Mekhul'ün Ebu Hanife'den naklettiği: "Namazda ellerini kaldıranın namazı bozulur" rivayetinin bâtıl olduğu ortaya çıkmaktadır. Biraz önce biyografisinde geçtiği gibi Emir Katib el-Etkani bu rivayete aldanmıştır. Çünkü isam b. Yusuf, Ebu Yusuf'un derslerine devam edenlerdendi ve ellerini kaldırırdı. Bu rivayetin bir aslı olsaydı Ebu Yusuf ve İsam bunu bilirlerdi. Diyor ki: Ayrıca şu da bilinir: Bir hanefi meselelerden birinde imamının mezhebini delil güçlü olduğu için bıraksa, taklid çemberinden çıkmıĢ olmaz. Görüyorsun ki İsam b. Yusuf el kaldırmama hususunda Ebu Hanife'nin mezhebini bırakmasına rağmen Hanefiler arasında sayılmaktadır. Diyor ki: "Zamanımızın cahillerini Allah'a şikâyet ediyorum. Çünkü onlar bir meselede delil güçlü olduğu için mezhep im***** taklidi bırakanı tenkid ediyorlar ve mukallitlerinin dışında bırakıyorlar. Aslında bunlara şaşılmazda, çünkü bunlar avamdır. Bilakis şaşılacak olanlar, alimlere benzemeye çalışıp davarlar gibi yürümelerini taklid edenlerdir.
 

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
Arkadaşlar,dikkat ederseniz eğer,mezheplerdeki bütün ihtilaflar ameli noktadadır.
Tevhidi noktada mezhepler arası bir ihtilaf yoktur.
İmanın özü ise tevhiddir.Yani Allahın birliği,yegane Rabb oluşu.
Ameli noktalaraki ihtilaflar rahmet olarak görülebilir.
Amelde bulunacak bir kişi,kolayına geleni tercih edebilir.
İllakide bir mezhebe dahil olmak diye bir fanatizmin içine girmeye gerek yoktur.
İslam kolaylık dinidir çünkü.Mezheplerde birer din değildir.
Mezhepler arası ihtilafları sorun etmek,mezhepçi olmak anlamsızdır.
 

bogacsony

Acemi
Üye
hatırladığım kadarıyla mezheblerdeki ayrılıklar rahmettir mealinde bir hadisi şerif var... Konuyla daha ilgili olan arkadaşlar bu hadisi bilirler...
 
Üst Alt