• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Mezhepler

Okunuyor :
Mezhepler

çerkeş18

Amatör
Üye
--->: Mezheplerin ortaya çıkış sebepleri nelerdir?

İslâm Tarihinde Mezheblerin Çıkış Sebebleri

Müslümanlar arasında mezheblerin çıkışını etkileyen başlıca sebepler şunlardır:

1- İnsanların anlayış ve idrak seviyelerinin farklı oluşu, arzu ve isteklerinin uyuşmazlığı.

2- Metod ve ölçülerin farklı oluşu. Mesela; Mu'tezile aklı esas almış ve nakli buna tabi kılmış, Ehl-i Sünnet nakli esas almış ve aklı bunu destekleyici mahiyette kullanmış, İslâm filozofları sadece aklı esas almışlardır.

3-Arab ırkçılığı. Hz. Peygamber zamanında ortadan kalkan Hz. Osman'ın hilafetinin son yıllarında yeniden açık bir şekilde ortaya çıkarak anlaşmazlıklar üzerinde etkili oldu.

4- Hilafet münakaşaları ve bunun neticesinde ortaya çıkan fitne ve iç savaşlar. Bu savaşlarda müslümanlardan ölenlerin ve öldürülenlerin durumu, öldürme (katl), büyük günah işleyenlerin (mürtekib-i kebirenin) durumu meselesi, büyük günah işleyenin kâfir olup olmaması, kader, cebir ve kulun iradesi meselesi, bu iç savaşlarda kaderin rolü, gibi meseleler müslümanlar arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

5- Karşılaşılan eski kültür ve inançların etkisi. Fethedilen ülkelerin değişik kültür ve dinlere mensub halkının bir kısmı samimi olarak ve bir kısmı da zahiren müslüman olmuşlardı. Bunlar eski din ve inanışlarının etkileri altında cebir, ihtiyar, Allahın sıfatları hakkında fikirlerini ortaya koşmuşlar ve bir kısım müslümanları da tesirleri altına almışlardı. Selef alimlerinin bunlara cevap vermekte yetersiz kalması sebebiyle Mutezile mezhebi ortaya çıktı. Bu mezhebin salikleri de akaidde akla önem veren bir metod geliştirmişlerdi.

6- Eski Yunan, Hind ve İran felsefesinin Arapçaya tercüme edilmesi. Eski felsefenin pek çok hükümleri İslam akaidi ile uyuşmuyordu. Bazı müslümanlar İslam Akaidini felsefenin tesiri altında kalarak mütalaa etmişler ve çeşitli görüş ayrılıklarına sebep olmuşlardır. Mutezile, felsefe ile meşgul olmuş, İslam akaidini açıklamada felsefi metodları uygulamışlardır.

7- Bir takım kıssacı ve hikayeciler, İslamla uyuşmayan asılsız hikayeleri nakletmişler ve müslümanlar arasında yaymışlardır. İsrailiyat denilen ve İslâmla bağdaşmayan bu hikayeler tefsirlere ve İslâm tarihlerine girmiş ve bu da müslümanlar arasında ihtilaflara yol açmıştır.

8- İslâmın tanıdığı fikir hürriyeti. Hicri I. asrın sonlarından itibaren herkes istediği gibi düşünür ve görüşünü söylerdi. Açıkça zarurat-ı diniyyeden birini veya birkaçını inkâr etmek hâriç, fikirler ve kanâatler üzerinde baskı yoktu. İlim adamları ortaya atılan meseleler üzerinde deliliyle birlikte hakikati arar, fikir ve kanaatını serbestçe beyan ederdi.

9- Nassların karakteri. Kuranda muhkem ve müteşahih ayetlerin bulunması. Müteşabih nasların belirlenmesi ve bunların tefsir ve te'villeri ihtilafa yol açmıştır.

10- Hadislerin, zabt edilme ve senedi konusunda konulan şartlar sebebiyle sahih, hasen ve zayıf kısımlarına ayrılması, zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği de ihtilaflara yol açmıştır.

11- Arabçanın gramer ve belâgatını bütün incelikleriyle bilememek. İslâmın maksadını anlamamak, hüküm çıkarırken cehalet sebebiyle Kur'ân'ın bütünlüğüne riayet edememek.

12- Heva ve nefse uymak, arzulara tabi olarak delilsiz hüküm vermek, başkalarını delilsiz taklid etmek.

13- Örf ve âdetlerin değişik olması da mezheblerin çıkış sebeplerinden birisidir.

Yukarıda sayılan tüm bu maddeler mezheblerin ortaya çıkış nedenlerinden bazılarıdır.
İnsanlar bilmedikleri konularda hüküm vermeyi adet haline getirdikleri günümüzde, büyük mezhep alimlerinin Kuran- Kerim'i,Sünneti ve Sahabenin yapmış olduğu ictihadları inceleyip fetva çıkarabilmesi aslında bizim için bir rahmettir.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
kaynak hani kaynak.. Kim demiş nerde demiş kime demiş....

şeyh fetvası üzerinden konuşmuyoruz burada...
 

RABİA

Bağımlı
Üye
Konuların devamı ancak sağlıklı bir uslub ile mümkün olabilir.
(Sonra bana konu neden kilitleniyor demeyin kardeşlerim)

KİLİTLENMİŞTİR.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Islamda mezhepler

Bazı gereksiz insanlar yüzünden MEZHEPLER KONUSU malesef ki kilitlendi...

Yetkililer uygun görürler ise bu başlık altında onlara cevap vermeden sadece konu hakkında bilgi ve belge paylaşımı ile İSLAM da MEZHEP kavramını tüm açıklığı ile ortaya koyalım, çünkü bir taraf MEZHEPSİZLER diye bir kavram üretip, insanları yanlış yönlendiriyorlar, bu konunun aslı nedir, müslümanların kafalarında ki soru işaretlerine cevap bulup bu konu ile ilgili net bir bilgi sunmaktır amaç...

Dediğim gibi başkalarının gelip konu dışı mesajlarına kesinlikle cevap verilmeyecek tamamen ilmi, bilgiye dayanan KUR-AN, HADİS ve MEZHEP Önderlerinin konu hakkında ki bilgi ve belgeleri delilleri ile paylaşılacaktır....İlim dışı en ufak bir polemiğe girilmeyecektir... Çünkü Müslümanların bu konudan çok muzdarip olduğu açıktır, net bir şekilde kafalarda ki soru işaretleri giderilecektir İnşaALLAH...

SÜNNETE TÂBİ OLMA VE ONA MUHALiF SÖZLERi TERK ETME HAKKINDA İMAMLARIN SÖYLEDiKLERi 5

Burada imamların sözlerinden vakıf olabildiklerimizi vermemiz faydalı olacaktır. Onları taklid edenlere, hatta mertebe bakımından onlardan alt derecede olanları körü körüne taklid edenlere ve onların sözlerine ve mezheplerine gökten inmiş gibi tutunmuş olanlara umulur ki bir nasihat ve hatırlatma olur. Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

Size Rabbinizden indirilmiş olana tâbi olun. Onun dışında velilere (dostlara) tâbi olmayın. Ne de az hatırlıyorsunuz (öğüt alıyorsunuz).(A‟raf 3)


1- Ebû Hanife(H:80-150)

Bunların ilki İmam Ebû Hanife Numan b. Sabit'tir. Mezhebinden olanlar ondan çeşitli söz ve ifadeler nakletmişlerdir. Hepsi de tek bir şeye götürmektedir ki, o da şudur: Hadisi esas almak, ona muhalif olan görüşleri terk etmek vaciptir.


1. Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim o(hadis)dur.6

2. Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz. Bir rivayette de: Benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır. Çünkü biz beşeriz. Bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz.7

Diğer bir rivayette de: Dikkatini çekerim ey Yakub (Ebû Yusuf)! Sakın ola ki, benden duyduğun her şeyi yazayım deme. Çünkü ben bugün bir kanaat bildirir, yarın ondan vazgeçebilirim. Yarın da bir kanaat bildirir, öbür gün vazgeçebilirim.8

3. Allah'ın kitabına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerine muhalif bir söz söylersem, sözümü terkedin.9

2- İmam Malik b. Enes (H:93-179)

İmam Malik ise şöyle demektedir:
1. Ben bir beşerim, isabet eder, hata da ederim. Benim görüşlerime bakın; Kitap ve sünnete uyanları alın, Kitap ve sünnete uymayanların hepsini terkedin.10

2. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise müstesnadır.11

3. İbn Vehb diyor ki: imam Malik'e, abdest alırken ayak parmaklarının arasını tahlil (el parmaklarıyla arasına su ulaştırma) meselesi sorulduğunda şöyle dediğini duydum: Bunu yapmak vacip değildir. İnsanlar gidinceye kadar sustum. Sonra ona dedim ki: Bu hususta elimizde varid olan bir sünnet var. Dedi ki: Nedir bu? Dedim ki: Bize Leys b. Sa'd, İbn Lehia ve Amr b. Haris anlattı ki, Yezid b. Amr el-Meafirî'den, (o da) Ebû Abdurrahman el-Habelî'den, (o da) el-Müstevrid b. şeddat el-Kureşî'den dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in serçe parmağıyla ayak parmaklarının arasını ovaladığını gördüm. Dedi ki: Bu güzel bir hadistir, şimdiye kadar da duymuş değilim.
Sonraları bu mesele tekrar sorulduğunda, insanlara böyle yapmalarını emrettiğini gördüm.12

3- İmam Şafiî (H:150-204)

İmam Şafiî'ye gelince bu hususta ondan nakledilenler daha çok ve daha da güzeldir.13 Şafiî mezhebine tâbi olanlar da bununla daha çok amel etmişlerdir. Bu sözlerden bazıları şunlardır:

1. Rasûlullah‟ın sallallahu aleyhi ve sellem sünnetlerinden bazılarının ulaşmadığı veya kaybolmadığı hiç kimse yoktur. Söylediğim her söz ve koyduğum her asıl, şayet Rasûlullah‟ın sallallahu aleyhi ve sellem bir sünnetiyle aykırılık arzediyorsa, uyulacak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüdür. O ayrıca benim de sözümdür.14

2. Müslümanlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in sünneti ortaya çıktıktan sonra, bir kimsenin o sünneti başka birinin sözü için terketmesinin helal olmayacağı hususunda icma etmişlerdir.15

3. Kitaplarımda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine muhalif birşey bulursanız, Rasûlullah‟ın sünnetiyle amel edin benim sözlerimi terkedin. Başka bir rivayette de: Ona tâbi olun ve başka hiç kimsenin sözüne iltifat etmeyin.16

4. Hadis sahih olduğunda benim mezhebim o hadistir.17

5. Sizler18 hadisleri ve ricali benden daha iyi bilirsiniz. Eğer hadis sahih olursa onu bana da söyleyin. Kufeliler, Basralılar ve Şamlılar rivayet etsin farketmez, eğer sahih ise ben onlara giderim.

6. Nakil ehline göre (hadis âlimleri), hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih hadis bulunan her meselede muhalif görüşlerimden hayatımda da, öldükten sonra da vazgeçmişimdir.19

7. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih bir hadis olduğu halde benim ona muhalif bir söz söylediğimi görürseniz, bilin ki, aklım başımdan gitmiştir.20

8. Ben bir söz söyler de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüme muhalif sahih bir hadisi varsa, Rasûlullah‟ın hadisi (amel etmekte) evladır, beni taklid etmeyin.21

9. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen her hadis benim sözümdür, benden duymamıĢ olsanız bile!...22

4- İmam Ahmed b. Hanbel (H:164-241)

İmam Ahmed'e gelince; imamlar arasında hadisleri daha çok toplayan ve bunlara bağlanan odur. Öyle ki fer‟î konuları ele alan kitapların telif edilmesini hoş görmezdi.23 Bundan dolayı şöyle demektedir:

1- Beni taklid etmeyin, Malik‟i de, Şafiî'yi de, Evzaî ve Sevrî'yi de taklid etmeyin. Onlar nereden aldılarsa siz de oradan alın.24 Başka bir rivayette: Dininde bu kimselerden kimseyi taklid etme, Rasûlullah ve sahâbîlerinden varid olan ne ise onu al. Bunlardan sonra gelenler (tabiînler) hususunda ise kişi muhayyerdir.

Bir defasında da şöyle demiştir: İttiba, kişinin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟e ve sahâbîlere tâbi olmasıdır. Ancak tabiînden sonra kişi muhayyerdir. 25

2- Evzaî'nin görüşü, Malik'in görüşü, Ebû Hanife'nin görüşü... Bunların hepsi birer görüştür. Bana göre de hepsi eşittir. Delil ise ancak rivayetler (hadisler)dir.26

3. Kim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in hadisini reddederse, o helak olacağı bir uçurumun kenarındadır (demektir).27

İşte, hadislere sarılmayı emretme, basiretsiz bir şekilde taklidi nehyetme hususunda imamların söyledikleri bunlardır. Bunlar öyle açık ifadeler ki hiçbir tevil veya münakaşayı kaldırmaz. Kaldı ki sünnette sabit olana sarılan kişi, -imamların bazı sözlerine muhalif de olsa- onların mezheplerinden ve yollarından ayrılmış olmaz. Bilakis o hepsine tâbi olmuş, kopması mümkün olmayan sağlam kulpa tutunmuş olur. Ancak onların sözlerine muhalif olan sünnetleri terkeden kimse böyle değildir. Böyle biri onlara isyan etmekte ve biraz önce onlardan nakletmiş olduğumuz sözlerine muhalefet etmektedir. Allahu Teâlâ da buyuruyor ki:

Rabbine yemin olsun ki, aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem seçip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tam manasıyla boyun eğmedikçe, iman etmiş olmazlar.(Nisa 65)

Yine buyuruyor ki: Onun emrine muhalefet edenler başlarına bir musibet gelmesinden veya acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.(Nur 63)

Hafız İbn Receb (rahmetullahi aleyh) diyor ki: Kendisine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin emrinin ulaştığı her kişinin yapması gereken; bunu ümmete beyan etmek, onlara nasihat edip bu emre tâbi olmaları için çalışmaktır. isterse bu, ümmette büyük bir zatın görüşüne ters olsun. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in emri, hata ederek muhalefet eden büyük bir zatın sünnete aykırı emrinden tazim edilmeye ve uyulmaya daha layıktır (hak sahibidir). İşte bu itibarla sahâbîler ve onlardan sonra gelenler sahih sünnetlere muhalefet edenleri tenkid etmişlerdir. Bazen belki de tenkidlerinde kaba ifadeler de kullanmışlardır.28 Ondan nefret ettikleri için değildir bu. O bilakis o sevdikleri ve saygı duydukları biridir. Ancak ne olursa olsun, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟i daha çok sevmektedirler. Onun emri de bütün mahlukatın emrinin üstündedir. Eğer Rasûlullah‟ın emri ile bir başkasının emri çelişirse, Rasûlullah‟ın emri öne alınmalı ve ona tâbi olunmalıdır. Onun emrine muhalif olana duyulan saygı, Rasûlullah‟ın emrine tâbi olmaya engel teşkil edemez. Her ne kadar o kişi hatasında bağışlanmış olsa da.29 Kaldı ki, o bağışlanmış olan zat, Rasûlullah‟ın muhalif emri kendisine geldiğinde kendi görüĢüne muhalefet edilmesine itiraz da etmez.30

Derim ki: Buna nasıl itiraz edecekler ki?! Değil mi ki, onlar bunu tâbilerine emretmişler ve onlara sünnete muhalif sözlerini terketmeyi gerekli kılmışlardır. Hatta İmam Şafiî tâbilerine, kendisi onu almamış olsa bile sahih sünneti ona nispet etmelerini emretmiştir. Bu yüzden İbn Dakik el-İyd teker teker ve toplu olarak dört imamdan herbirinin sahih hadislere muhalif olan görüşlerini topladığı tek ciltlik büyük eserinin mukaddimesinde Şöyle demiştir:

Bu meseleleri müçtehid imamlara nispet etmek haramdır. Mukallid fakihlerin de bunları bilmeleri gerekir ki, bu görüşleri onlara nispet ederek, onlara iftira etmesinler.31

KAYNAKLAR;

5 Bu bölüm şeyh Nasıruddin el-Albani‟nin Sıfatu Salatin Nebi sallallahu aleyhi ve sellem adlı eserinin Mehmet Peker tarafından yapılan tercemesinden alınmıştır.

6 İbn Abidin, Hâşiye (1/63), Resmul-Müfti (ibn Abidin'in risalelerinden biridir) 1/4'te, şeyh Salih el-Fellâni ikaz'ul-Himem (s.62)'de nakletmişlerdir. Ayrıca ibn Abidin Şerhu'l-Hidaye'de İbnu'l-Humam'ın hocası İbnu'-Şahna el-Kebir'den şunu nakleder: "Eğer hadis sahih olur da, mezhebe muhalif olursa hadisle amel edilir. Bu da onun mezhebi olur. Hadisle amel etmekle de kişi Hanefi olmaktan çıkmaz. Çünkü Ebu Hanife'nin "Hadis sahih olursa benim mezhebim odur (hadistir)" sözü sahih bir yolla gelmiştir. "Nitekim İbn Abdilberr bunu Ebu Hanife ve başka alimlerden rivayet etmiştir." Derim ki: Bu, ilimlerinin ve takvalarının kamil olmasının bir sonucudur. Çünkü burada bütün sünneti kuşatamadıklarına işaret etmişlerdir. Daha sonra geleceği üzere imam şafii bunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Yani, bazen onlar kendilerine ulaşmamış bir sünnete muhalif görüş serdedebilirler. Böyle bir durumda bizlere, sünnete tabi olmayı ve bunu onların mezhebi olarak kabul etmeyi emretmişlerdir. Allah hepsine rahmet eylesin.

7 ibn Abdilberr, el-İntika fi fedaili's-selaseti'l-eimmeti'l-fukaha s. 145 İbnu'l-Kayyim İ'lamu'l-Muvakkıîn (2/309). İbn Abidin el-Bahru'r-Raik'in Haşiyesi (6/293). Resmu'l-Müfti (s. 29, 32). Şarani el-Mizan 1/55'de ikinci rivayetle. Üçüncü rivayeti ise: Abbas ed-Dûrî ibn Main'in Tarihinde (6/77/1) imam Züfer'den sahih bir senedle rivayet etmiştir. Bunun benzeri sözlerde Ebu Hanife'nin talebeleri Ebu Yusuf, İmam Züfer, Afiye b. Yezid'den rivayet edilmiştir. (el-ikaz s. 52) İbnu'l-Kayyim, Ebu Yusuf'tan gelen rivayetin sahih olduğunu söylemiştir. (2/344). Ayrıca el-ikaz'ın ziyadelerinde (s.65) ibni Abdil-Berr ve ibnu'l-Kayyim'den rivayet edilmiştir. Derim ki: Delillerini bilmeyenler hakkında söyledikleri bu ise, sözlerinin delile muhalif olduğunu bildiği halde delile muhalif fetva verenlerin durumu nedir acaba! Bu sözü iyice düşün. Çünkü bu tek başına körü körüne taklidi yıkmaya yeterlidir. Bundan dolayı bazı mukallidler Ebu Hanife'nin delilini bilmeden onun sözüyle fetva veremeyeceğini söylediğimde bunun Ebu Hanife'ye ait olduğunu reddetmektedir.

8 Derim ki: Bunun sebebi İmam çoğu zaman görüşlerini kıyasa dayandırmaktadır. Daha sonra daha güçlü bir kıyasa vakıf olur yahut Rasûlullahtan konu hakkında bir hadis ona ulaşır, bunun üzerine onu alır ve eski görüĢünü terkederdi. Şarani "el-Mizan" (1/62)'de özetle şunu söyler: "İmam Ebu Hanife hakkında bizim gibi her insaflının kanaati Şudur: Şayet o, şeriat tedvin edildikten hafızların Şeriati toplamak üzere yaptıkları rihleler bittikten sonra yaşamış olsaydı ve bunlara ulaşsaydı, bunları esas alır yapmış olduğu her kıyası da terkederdi. O zamanda diğer mezheplerde az olduğu gibi kıyas, onun mezhebinde de az olurdu. Ancak onun döneminde şeriat tabiinler ve etbau't-tabiin arasında köylerde ve şehirlerde dağınık bir halde olunca, mezhebinde kıyas diğer mezheplere oranlara -zarureten- daha çok olmuştur. Çünkü kıyas yaptığı meselede nass mevcut değildi. Diğer imamlar ise bundan farklıdır. Çünkü onların dönemlerinde hafızlar hadisleri cem işini bitirmişler ve onları tedvin etmişlerdi. Böylece hadisler birbirlerinin cevabı olmuşlardı. İşte kıyasın onun mezhebinde çok, diğerlerinin mezheplerinde az olmasının sebebi budur." Bunun büyük bir kısmını Ebu'l-Hasenât en-Nafiu'l-Kebir s. 135'te nakletmiş ona izah eder ve destekler mahiyette talik yapmıştır. Dileyen oraya bakabilir. Derim ki: Eğer bu Ebu Hanife'nin bazı sahih hadislere muhalefet etmiş olmadaki mazereti ise -kaldı ki bu kesinlikle geçerli bir mazerettir- o zaman bazı cahillerin yaptığı gibi ona ta'n etmek (tenkid edip eleştirmek ve eleştiride aşırı gitmek) caiz değildir. Bilakis ona karşı edepli olmak lazım gelir. Çünkü dinin korumasını yapan imamlardan bir imamdır. Dinin fer'i konuları hakkında ondan nice görüşler elimize ulaşmıştır. Ayrıca hata da etse, isabet de etse her halukarda ecrini alacaktır. Bunun yanında ona saygı duyanların, onun sahih hadislerle muhalif görüşlerine bağlı kalmaları da caiz değildir. Çünkü sözlerinde de beyan edildiği gibi bunlar onun mezhebi değildir. Bunlar bir vadide, diğerleri de bir başka vadidedir. Hak ise ikisinin arasındadır: "Rabbimiz bizlere ve iman etmede bizden önce gelen kardeşlerimize mağfiret et. Kalbimizde mü'min olanlara karşı en ufak bir kin bırakma. Rabbimiz sen raufsun, rahîmsin."

9 el-Fellâni, el-ikaz s.50. Ayrıca bunu İmam Muhammed'e de nispet etmiştir. Ardından şöyle demiştir: "Bu ve benzeri sözler tabi ki müçtehid için değildir. Çünkü bu hususta onların sözlerine ihtiyacı yoktur. Bilakis bu mukallid için geçerlidir." Derim ki: Şa'rani el-Mizan'da (1/26) bu söze binaen şunları söyler: "Şayet imamın vefat ettikten sonra sahih olduğu ve bunlarla amel etmediği ortaya çıkan hadisleri ne yapayım? dersen, cevabım Şudur: Yapman gereken hadislerle amel etmektir. Çünkü imanım bunlara ulaşsaydı ve ona göre sahih olsaydı, belki bunlarla amel etmeyi sana emrederdi. Çünkü imamların hepsi şeriatin esiridir. Bunu yapan da iki eliyle hayrı kucaklamış olur. Kimde; "İmamım onunla amel etmedikçe bir hadisle amel etmem" derse hayrın çoğunu elinden kaçırır. Nitekim mezhep mukallitlerinin çoğunluğunun durumu böyledir. Halbuki yapmaları gereken imamlarının vasiyetini yerine getirmek üzere ondan sonra sahih olduğu ortaya çıkan her hadisle amel etmekti. Çünkü bizlerin onlar hakkındaki kanaatimiz Şudur: ġayet onlar yaşasalardı ve onlardan sonra sahih olduğu ortaya çıkan bu hadisleri elde etselerdi hadisleri esas alır ve onlarla amel ederlerdi. Yapmış oldukları bütün kıyasları da, söylemiş oldukları sözleri de terkederlerdi.

10 ibn Abdilberr, el-Câmi (2/32). Ondan da İbn Hazm Usulü'l-Ahkam (6/149), yine el-Fellâni(s.72)

11 Bu sözün İmam Malik'e nisbeti müteahhir alimler arasında meşhurdur. ibn Abdilhadi, İrsâdû's-Salik (1/227)'te sahih olduğunu söylemiştir. İbn Abdilberr el-Câmi (2/91)'de İbn Hazm Usulü'l-Ahkam (6/145, 179)'da el-Hakem b. Uteybe ve Mücahid'in sözü olarak rivayet etmişlerdir. Takıyuddin es-Subki de el-Fetava (1/147)'da Ġbni Abbas'tan rivayet etmiş ve çok güzel bir söz olduğunu belirtmiştir. Ardından şöyle demiştir: Bu sözü İbn Abbas'tan Mücahid, onlardan da İmam Malik almıştır ve ondan meşhur olmuştur. Derim ki: Onlardan da İmam Ahmed almıştır. Ebu Davud Mesailu'l-İmam Ahmed s. 276'da diyorki: Ahmed'in Şöyle dediğini işittim: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışındaki herkesin muhakkak sözlerinden alınır da, bırakılır da...

12 İbn Ebi Hatim, el-Cerh ve't-Tadil'in mukaddimesi s. 31,32. Ayrıca Beyhaki Sünen'de (1/81)'de rivayet etmiştir.

13 İbn Hazm (6/118) diyor ki: "Taklid edilen fukahanın kendileri taklidi reddetmişlerdir. Talebelerini taklidden nehyetmişlerdir. Bu hususta en titizleri İmam Şafii'ydi. Sahih hadislere tabi olmak ve delilin gerektirdiğiyle amel etmek hususunda başkalarından daha açık ifadelerde bulunmuştur. (Ayrıca) herşeyde taklid edilmekten de beri olduğunu belirtmiştir. Bunu da açık bir şekilde ifade etmiştir. Allah ecrini bol bol versin, bir çok hayrın sebebi olmuştu."

14 Hakim, İmam Şafiî'den kendi senediyle muttasıl olarak rivayet etmiştir. İbn Asakir'in Tarih-u Dımeşkında da böyledir. (15/1/3) İ'lâmu'l-muvakkiîn (2/363-364) ve el-İkâz, s.100)

15 İbnu'l-Kayyim 2/361, el-Fellani s.68)

16 el-Heravi Zemmü'l-Kelam 3/47/1, Hatib el-İhticac bi'ş-Şafii 8/2, İbn Asakir 15/9/1, Nevevi el-Mecmu' 1/63, İbnu'l-Kayyim 2/361, Fellani s.100 ikinci rivayeti ise Ebu Nuaym el-Hilye (9/107)'de, İbn Hibban sahihinde (3/284) sahih bir senedle rivayet etmiştir.

17 Nevevi, a.g.e. Şa'rani (1/57) (Hakim ve Beyhaki'ye nispet ederek) Cellani (s.107) (rivayet etmişlerdir). Şarani diyor ki: "İbn Hazm dedi ki: Yani ona veya başka alimlere göre sahih olursa" Derim ki: Bundan sonra gelen sözünde bunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Nevevi özetle şunu söyler: "Mezhep alimlerimiz bununla, tesvib hastalık özründen dolayı ihramdan çıkmayı şart koşmak meselelerinde amel etmişlerdir. Bu meseleler dışında başka meseleler vardır. Mezhep kitaplarında olduğu gibi... Mezhebimizden hadise dayanarak fetva verdiği nakledilenlerden bazıları: Ebu Yakub el-Buvayti, Ebu'l-Kasım ed-Dâreki...dir. Bunu kullanan muhaddis arkadaşlarımız da: İmam Ebu Bekr el-Beyhaki vb. dir. Mezhebimizin eski mensuplarından bazıları, bir meselede hadis bulurlarsa, Şafii'nin mezhebi de o hadise muhalif ise hadisle amel eder ve ona dayanarak fetva verirlerdi. Ek olarak şunu söylerlerdi: "Şafii'nin mezhebi hadise muvafık olan şeydir." Şeyh Ebu Amr diyor ki: ġafiilerden biri mezhebine muhalif bir hadis görürse bakar: Eğer mutlak manada -veya o bab yahut meselede- içtihadi unsurları haiz ise bağımsız olarak o hadisle amel edebilir. İçtihadi unsurları haiz değilse ayrıca hadise muhalefet etmek ağrına gidiyorsa ve hadise muhalefet etmeye sadra Şifa bir cevap bulamıyorsa, Şafii dışında bir imam o hadisle amel etmişse, o da onunla amel edebilir. Bu da ona imamının mezhebini bırakma da mazeret olur. Bu söylediği güzel bir şeydir. Allah doğrusunu bilir. Derim ki: Ortada İbnu's-Salah'ın değinmediği bir suret daha var. O da: Eğer hadisle amel eden kimseyi bulamazsa, böyle bir durumda ne yapar? Bu soruya Takıyyuddin es-Subki: Mana "Kavli'Ş-Şafii... ize sahhel hadis" (c.3, s.102)‟de şöyle cevap vermiştir:
"Bana göre evla olan hadise tabi olmaktır. KiĢi kendini Rasûlullahın huzurunda ve hadisi ondan iĢittiğini farzetsin, amel etmekten geri kalabilir mi? Allah'a yemin olsun ki hayır. Herke de anladığı miktarla mükelleftir. Bu konunun izahını ve tamamını İ'lamu'l-Muvakkiin (2/302,370), el-Fellâni'nin: "İkaz'ü Himemi Uli'l-Ebsar, liliktidâi bi-seyyidil-muhacirin ve'l-ensar ve tahzirihim ani'l-ibtidâi'ş-Şâi fi'l-kura ve'l-emsar min taklidi'l-mezahib maa'l-hamiyyeti ve'l-asabiyyeti beyne fukahai'l-emsar" adlı eserinde bulabilirsin. Bu kitap da konusunda eşsiz bir kitaptır. Hakkı seven her kişinin bunu anlayarak ve üzerinde titizlikle durarak okuması gerekir.

18 Burada hitap İmam Ahmed b. Hanbel'e yöneliktir. Bunu, İbn Ebi Hatim Adabü'ş-Şafii (s.94-95)'de Ebu Nuaym el-Hilye'de (9/106) Hatib el-İhticac biş-Şafii (1/8)'de, ondan da İbn Asakir (1/9/15) İbn Abdilberr el-İntikâ (s.75)'de İbnü'l-Cevzi Menakibu'l-İmam Ahmed (s.499)'de, Herevi (2/47)'de, -üç yoldan Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'den o da babasından, Şafii ona şöyle dedi... şeklinde- rivayet etmişlerdir. Ondan geldiği sahihtir. Bu yüzden Ġbnu'l-Kayyim İ'lam (2/325) Fellani'de el-İkaz (s.152)'de bu nisbetin kesin olduğunu belirtmiştir. Ardından diyor ki: "Beyhaki diyor ki: Bu yüzden Şafii'nin hadisi esas alması çoktur. Yani o, Hicaz, Şam, Yemen ve Irak ehlinin ilmini cem etmiştir. Tolerans tanımadan ve kendi beldesinin ehlinin mezhebine uyana meyletmeden sahih gördüğü her hadisi almıştır. Hakkı her gördüğü yerde... Ondan önce gelenler arasında sadece beldesinin mezhebiyle yetinip, muhalif olan sahihleri öğrenmek için çalışmayanlar vardır. Allah bize de, ona da mağfiret etsin.

19 Ebu Nuaym el-Hilye 9/107, Harevi 1/47, İbnu'l-Kayyim, İ'lamu'l-Muvakkiin 2/363, Fellani s.104

20 İbn Ebi Hatim Adabu'ş-Şafii s. 93. Ebu'l-Kasım es-Semerkandi "el-Emali, Ebu Hafs el-Müeddip Münteka (1/234) Ebu Nuaym el-Hilye (9/106) İbn Asakir (1/10/15) de sahih senedle rivayet etmişlerdir.

21 İbn Ebi Hatim s.93 Ebu Nuaym ve Ġbn Asakir (2/9/15) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

22 İbn Ebi Hatim s. 93-94

23 İbnu'l-Cevzi, el-Menakib s.192

24 el-Fellani s.113, İbnu'l-Kayyim, İ'lam 2/302

25 Ebu Davud, Mesailu'l-İmam Ahmed, s. 276-277 26 İbn Abdilberr, el-Câmi' 2/149

27 İbnu'l-Cevzi s.182

28 Derim ki: Bunu hatta babalarına ve alimlerine karşı yapmışlardır. Nitekim Tahavi Şerh Meani'l-Asar (1/372), Ebu Ya'la Müsned'inde (3/1317) ricali sika olan ceyyid bir senedle Salim b. Abdillah b. Ömer'den rivayet ettiler ki (Salim) diyor ki: "Mescidde İbn Ömer'le otururken Şamlılardan bir adam geldi ve ona hac zamanına kadar umreden faydalanmayı sordu? İbn Ömer dedi ki: Bu güzel bir şeydir. Adam dedi ki: "Ancak baban bunu nehyediyordu." Adama şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu yapmışken babam bunu nehyetse, sen kimin Rasûlullahın emrine mi, babamın nehyine mi uyarsın? Dedi ki: "Rasûlullahın emrine." Adama dedi ki: "Hadi kalk, git." İmam Ahmed (no: 5700) benzerini rivayet etmiştir. Tirmizi de (2/82) sahih olduğunu söylemiştir. İbn Asakir (1/51/7), İbn Ebi Zib'den şunu rivayet eder. Dedi ki: Sa'd b. İbrahim (yani Abdurrahman b. Avf'ın oğlu) bir adam hakkında Rabia b. Ebi Abdirrahman'ın görüşüne dayanarak hüküm verdi. Ben de ona verdiği hükme muhalif Rasûlullahın bir haberini aktardım. Bunun üzerine Sa'd, Rabia'ya dedi ki: Bu İbn Ebi Zi'b. Bana göre sika (güvenilir) biridir. Bana da Rasûlullahtan verdiğim hükme muhalif bir haber naklediyor. Rabia ona dedi ki: Sen içtihad ettin ve hükmünü verdin. Sad ise cevaben şöyle dedi: "Ne acayib bir durum! Sad'ın hükmünü uygulayacağım da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükmünü uygulamayacağım. Hayır, hayır. Sad'ın hükmünü reddedecek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükmünü yerine getireceğim. Bu sefer Sad davayı yazdığı kararnameyi getirtti ve yırttı. Ardından adamın lehine hüküm verdi."

29 Derim ki: Bilakis ecir bile alacaktır. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "Hakim içtihad eder de isabet ederse ona iki ecir vardır. Hüküm verirken içtihad eder de hata ederse ona da bir ecir vardır. Buhari-Müslim rivayet etmişlerdir.

30 İkazu'l-Himem'in talikinde nakletmiştir. s.93

31 el-Fellani s. 99
 

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Mezheplerin ortaya çıkış sebebi dine hizmet etmek değil siyasidir. (Bkz: Muaviye)
Dine siyaset karıştırılırsa onun adı "siyaset dini" olur din olmaz.
Bütün mezheplerin savundukları ortak nokta "kurallar çıkararak, fetvalar vererek dine hizmet etmek"

Fakat siyasi partiler Türkiyenin geleceğini ve sağlığını ne kadar düşünüyorlarsa mezhepler de İslamın geleceğini o kadar düşünüyor. Kendi menfaatlerine olmayan her şeyi ülkeden/dinden atmaya çalışırlar. Amaçları ülkenin/dinin en iyi durumda gitmesi değil, kendi menfaatlerine olacak şekilde gitmesidir.


Mezheplerin tarihini okuduğunuzda din ile ne kadar alakasız olduklarını, tamamen hırs ve bencillik dolu olduklarını görürsünüz. Muaviyenin peygamberimizin amcasının oğlu olan Hz. Ali için yıllarca minberlerde küfürler ve lanetler okuttuğunu ehli sünnet akımının hadis kitaplarından (bkz: müslim, tırmizi) öğrenebilirsiniz.

Ayrıca çok iyi birlik olarak ehli sünnet olan 4 mezhebin imamlarının hayatlarında birbirlerini SAPIK DİNSİZ ilan ederek dinden aforozlarını ilan ettiklerini biliyor muydunuz? Bunlar aralarındaki onca büyük ihtilafa rağmen son zamanlarında yükselen akımlara karşı barışmak ve ehli sünnet adı altında birleşmek zorunda kalmışlardır. Eğer barışmamış olsalardı bir ehli sünnet mezhepte olan diğer ehli sünnet mezhebe göre KAFİR idi. Demek ki bunlarda Allah'ın dininden adam atmak kolay olduğu kadar Allah adına affedip dine geri almak da çok kolay.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bir konuyada birici elden açıklık getirmek adına, 3. şahısların söz eylem ve harakaetlerinden kurtulup bizzat kendi eserlerinde neyi, niçin ne maksatla savunduğunu, mezhep, tarikat ve tasavvufa karşı görüş düşüncelerini kendisinin ağzından okuyup, dinleyip sonra hakkında hüküm verilmesi umudu ile, adına atılan iftiralara bizzat kendi eserlerinden faydalanılarak cevap bulmak isteyen tarafsız, ön yargısız konuyu tüm yönleri ile okuyup HAK ile BATIL' ı bir birinden ayırt etmek isteyen insanlara büyük bir ALİM ve MEZHEPLERE kendi ağzından yaklaşımını anlatan eserlerini takdim edelim ki.. Kim hakkında, neden mezheplere karşı olduğunu, TEVHİD' e davetini ve hayatını 3. şahıslardan değil bizzat kendisinden dinleyip, döneminin alimlerinin kendi hakkında söylediği sözleri içeren İBN TEYMİYE ' ye ait kitapları paylaşalım böylece temel aldığımız kişi kimmiş insanlar bi tarafsız olarak okuyup öğrensinler umuduyla şu kaynakları paylaşmak isterim..MEZHEPLER' konusunda gerekli bilgi ve belge ve görüşelerini de öğrenmiş oluruz...

Sonraki dönemde atılan iftaralardan sıyrılıp bu zat kimmiş, ne yapmış, kimlerle ne için mücadele etmiş en güzel kendi eserlerinden öğrenmek mümkün olacağını düşündüğüm bir kaynağı paylaşmak isterim...Konu ile yakından alakalı olan bu zatı kendi eserlerinden öğrenelim inşaALLAH..Lütfen tarafsız ön yargısız faydalanmak isteyenler okusun sonunda kendi kararını kendisi verecektir zaten.. SAÇMA da diyebilir VAYBE bize böyle anlatılmamıştı da diyebilirsiniz...

ibni Teymiye Kitapları:
 

Apollonius

Tecrübeli
Üye
Konunun kilidini kaldıran yönetime kendi adıma teşekkür ediyorum.

Bundan sonraki yazılarda birbirimize veya alimlere kafir, dinsiz demeden ve ima etmeden, kendimizde veya alimlerimizde de doğrular kadar yanlışlar olabileceğini de göz önünde bulundurarak ilmi ve sakin bir paylaşım ortamı özelliğini bozmayacak şekilde devam edilmesi taraftarıyım.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Burada ilmi bilgi belgeye dayanan her türlü karşıt görüşe saygılı, anlayışlı, konu dışına çıkmayacak, görüşleri tartışalım...

benim savunduğum bana göre bir başkasının savunduğu ona göre doğrudur, kimseyi zorlayacak değiliz bu tip konularda aslolan şudur;

Önyargıdan temizlenmiş söyleyenin getirdiği delil, bilgi ve belgeye bakıp bak ben yanlış biliyormuşum, doğrusu bu imiş gerçi kafamda soru işaretleri var ama acaba bunda doğruluk payı varmıdır, çünkü konuşan kişi boş değil, bilgi ve belgeye dayanıyor, ilmi yaklaşıyor, bana şimdiye kadar öğretilenler acaba yanlışmı imiş..? Diye düşünmemizi sağlaya biliyorsa karşıt görüşe kapalı katı, dar bir pencereden değil, geniş olarak bakıp, yorumlayıp, kendimiz en doğru kararı veriebiliriz. Yoksa kimse kimseye zorla birşey kabul ettirmeye çalışmıyor, farklı açılardan bakışları yansıtıyor...
 

çerkeş18

Amatör
Üye
Burada ilmi bilgi belgeye dayanan her türlü karşıt görüşe saygılı, anlayışlı, konu dışına çıkmayacak, görüşleri tartışalım...

benim savunduğum bana göre bir başkasının savunduğu ona göre doğrudur, kimseyi zorlayacak değiliz bu tip konularda aslolan şudur;

Önyargıdan temizlenmiş söyleyenin getirdiği delil, bilgi ve belgeye bakıp bak ben yanlış biliyormuşum, doğrusu bu imiş gerçi kafamda soru işaretleri var ama acaba bunda doğruluk payı varmıdır, çünkü konuşan kişi boş değil, bilgi ve belgeye dayanıyor, ilmi yaklaşıyor, bana şimdiye kadar öğretilenler acaba yanlışmı imiş..? Diye düşünmemizi sağlaya biliyorsa karşıt görüşe kapalı katı, dar bir pencereden değil, geniş olarak bakıp, yorumlayıp, kendimiz en doğru kararı veriebiliriz. Yoksa kimse kimseye zorla birşey kabul ettirmeye çalışmıyor, farklı açılardan bakışları yansıtıyor...
Sana göre ilmi bilgi belge ne.belgenin altında ıslak imza olması lazım.sen doğru bildiğini yaşa sen kimsinki milletin değerlerine hacısına hocasına laf söylğyorsun.inandığın gibi yaşa
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Dini Dosdoğru Ayakta Tutmak

Allah Teâlâ buyurur ki:

"Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğmizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir yasa ve şeriat kıldı) . Senin kendilerini çağırmakta olduğu şey, müşrikler üzerine ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete eriştirir." (42 Şûra 13)

Cenâb-ı Hakk bu âyette, Nuh (a.s.)'a vasıyyet ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e vahyettiğini ve adı geçen son üç peygambere vasıyyet ettiklerini bize şeriat yaptığını haber veriyor. Bu peygamberler, şu âyette bildirildiği gibi kendilerinden söz alınmış olan ülül-azm (büyük) peygamberlerdir:

"Hani peygamberlerden; senden, Nûh'dan, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa'dan söz almıştık" (33 Ahzab 7)

Birinci âyet-i kerimede, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında "sana vahy ettik" ifadesi, diğer peygamberler hakkında ise "vasıyyet" şeklinde kullanılmıştır.

Sonra Cenâb-ı Hak, "Dini dosdoğru ayakta tutun" buyurdu. Bu kısım, vasıyyetin tefsiri (açıklaması)'dir.

Âyetteki, "diye" anl***** gelen "en" (açıklama) edatıdır. "Kavl" (demek, söylemek) anl***** gelen, ancak "kavl" kökünden türemeyen "vasıyyet etti", "vahyetti" kelimelerinden sonra gelir.

Nitekim Allah (c.c) buyurur ki.

"Sonra sana tâbi ol diye vahyettik" (16 Nahl 123.)

"Sizden önce kitap verilenlere ve size Allah'tan korkun diye vasıyyet etmiştik" ( 4 Nisa 131.)

Bunun anlamı şudur:

"Allah'tan korunun demiştik. "

"Dini dosdoğru ayakta tutun" âyet-i kerîmesi de aynı şekilde:

"sizin dininiz resullere vasıyyet ettiğimiz dindir ki, biz onlara dini dosdoğru ayakta tutun, dinde fırka fırka bölünmeyin dedik" anlamındadır.

O halde bizim şeriatımız: "dini dosdoğru ayakta tutun" emridir.

Bize şeriat olan şey, vasıyyet edilen ve vahyolunandır. Vasıyyet edilen ve vahyolunan şey ise:

"dini dosdoğru ayakta tutma emridir." Burası, bize şeriat kılınanın; peygamberlere vasıyyet ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)e vahyedileni tefsir etmektedir.

"Ayakta tutun" emrine muhatap olanlar, ya biz insanlar veya adı geçen peygamberlerdir, denebilir. Yine bununla herkes, yani hem peygamberler, hem de biz insanlar kasdedebilir ki, en güzeli de böyle bir açıklamadır. Bu, şuna benzer:

Falandan, Allah'a itaat et, diye istediğim şeyi senden de istiyorum. Veya falanlara şöyle şöyle yapın diye vasıyyet ettiğim şeyi size de vasıyyet ediyorum.

Şimdi buna göre ilk âyette geçen:

"vasıyyet ettiğimiz şeyi" kısmını inceleyelim.

1 - Birinci görüşe göre:

"şey" anl***** gelen "mâ", "dini dosdoğru ayakta tutun" emridir. Yani bu emir "mâ" (şey) den bedeldir; onun yerini tutmaktadır.

2 - İkinci görüşe göre:

Onlara hitâb ettiği şeyi, şeriat kıldı ki, o da, "dini ayakta tutun" emri olup yine bedeldir. Böylece önceki peygamberlere söylenen şeyler sadece hatırlatılmış oluyor.

3 - Üçüncü görüşe göre ise anlam şöyle oluyor:

Herkesin muhâtab olduğu vasıyyet edilen şeriat şudur:

"(Ey peygamberler, ey insanlar) dini dosdoğru ayakta tutun."

Hem ümmetlere, hem peygamberlere söylenildiği ifade buyurularak, bu cemâate, yani peygamberler ve ümmetler cemâatine hitab edildiğine göre, kasdedilenler her iki grubun, yani peygamberlerin ve biz insanların tamamıdır. Bu tefsir inşâallah daha doğrudur.

İlk iki görüşe göre de anlam bu sonucu veriyor. Çünkü bize şeriat kılınanla peygamberlere vasıyyet edilen aynı şeydir. O da:

"dini dosdoğru ayakta tutmak, fırka fırka bölünmemektir."

Gerçi sözün gelişinden peygamberlere hitâb edildiğinin anlaşılması bir tereddüd doğuruyorsa da, artık açıkça görülüyor ki, aynı söz bize de söyleniyor.

Veya onlara söylenen şeyin yapılması için bize hitâb ediliyor,

Yahut da hem bize hem onlara hitâb edilerek söyleniyor. Bunların hepsi aynı anlama gelir

KAYNAK..

İBN TEYMİYE KÜLLİYATI CİLT 1..
 
Üst Alt