Meyhaneye Gel

Mescidde riyâ-pîşeler itsün ko riyâyı,
Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyî
(“Mescidde riyakârlar bırak riya ede dursunlar, sen meyhaneye gel çünkü orada ne riya ne de riyakâr vardır.)
 
ümmi ciğim artık riya meyhanelerde oluyor çıkar için bir kaç kadeh deviriyorsan sen çağdaşsın ve sen yolunu bulursun ama mescidler yetimdir artık oraya gidenler çağdaş olmuyor onlarla iş yapılmaz ayrıca bu devirde namaz kılan değer görmüyor ki riya olsun namaz kılmıyorsan alemdeysen senden daha iyisi yok bence artık mescidler riyakar kulların değil samimi insanların mekanıdır meyhaneler artık riyakarlarla doldu.
 
B

bursali68

Ziyaretci
Merhaba,

Yanında meze olarak ne var " Sarı Balık ile Kara Tavuk " mu var...?

Sağlıcakla kalınız...
 
efenim bu beyti niye yazdım öncelikle ondan bahsedeyim;

böyle bir beyiti yazan kişinin kim olduğunu bilmek beyti anlamak açısından önemlidire vurgu yapmak için.

şimdi forumdaki malum bir başlıkta,Ehli sünnet bir hoca efendi ve cemaati bir sözü ele alınarak şirkle yani küfürle itham edilmektedir.yine bir çok mutasavvıfında aynı şekilde bu ithama maruz bırakılacağı reklam edilmektedir.
her ne kadar "söyleyene değil söylediğine bak" .sözü varsada,söyleyenin hangi şart ve durumda o sözleri etmiş olduğuda önemlidir.

Şimdi bu yukardaki beyti söyleyen şaribülleyli vennehar birisi olsaydı ;"hadi ordan ayyaş" demek hak olurdu.Amma velakin bu sözü söyleyen bir şeyhülislam.
yani osmanlı devletinin bu günkü diyanet işleri başkanlaığndan daha etkili ve yetkili bir kurumunun başı.
bu söze şimdi birde bu pencereden bakalım bakalım ne demek istemiş.
 
Son düzenleme:
Bir gün Fatih Camii’nde sofu vaizlerinden Hurşîd Çavuş, Türk edebiyatının en büyük gazel şairlerin¬den biri olan Şeyhülislâm Yahya’nın (1561-1644) o günlerde nazmettiği; “Mescidde riyakârlar bırak riya ede dursunlar, sen meyhaneye gel çünkü orada ne riya ne de riyakâr vardır.” anlamındaki:

Mescidde riyâ-pîşeler itsün ko riyâyı,
Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyî

beytini kastederek; “Ey cemaat! Her kim bu beyti okur¬sa kâfir olur. Zira bu beyit apaçık bir küfürdür, bunu yazan adam hâlâ fetva makamında bulunuyor.” diye bağırıyordu. Beytin küfür olduğunu söylerken bu beyti yazan şeyhülislâmı yani dönemin en yetkili din adamını da küfürle itham ediyordu.
Gerçekten de akla gelen ilk anlamıyla ele alınınca şair bu beytinde insanların mescide değil onun yeri¬ne meyhaneye gitmelerini istemektedir. Hem de bunu söyleyen, dönemin en yüksek din işleri makamında bu¬lunan biridir. Kısacası böyle bir şeyi asla söylememesi gereken kimsedir. Vaiz bu uyarısının ardından cema¬atin infiale gelmesini bekliyordu. Cemaatin bir kısmı gerçekten de bu sözleri dinledikten sonra kızarak ayağa kalkmıştı. Ancak bu kızgınlık vaizin beklediği gibi şaire karşı değil şairi suçladığı için kendisine karşıydı. Çünkü dinleyenlerden bir kısmı beytin derinliklerindeki nük¬teli mânâyı anlamış, anlayamayanlar ise şeyhülislâmlık makamında oturan birinin vaizin anladığı gibi küfre götürecek bir şeyler söylemeyeceği düşüncesindeydiler. Bunlar; «Böyle bî-pervâlık ve müftî-i asrı tekfîr etmek ne demektir?!.» diyerek camiyi terk edip gitmişlerdi.

Cemaatin anladığı fakat vaizin bilmediği şey neydi?
 
Son düzenleme:
Edebiyatın en bariz vasfı kelimelerin gerçek an¬lamlarının dışında mecaz yoluyla farklı anlamlarda kullanılmasıdır. Böylece söze nükte, espri, oyun, anlam derinliği ilh. katmak hedeflenir. Bunlardan biri şaraptır ki edebiyatta bazen gerçek anlamının dışında aşk kar¬şılığında kullanılır. Şarap aşkın remzi olunca, şarabın içildiği meyhane de aşkın mekânı olan «gönül» ya da aşkın anlatıldığı yer olan «tekke» olur. Meyhaneci veya sâkî, mürşidin, insân-ı kâmilin remzi olur. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın,

Sâkiyâ gülzâr-ı cansın dem-be-dem
Gönlümü meyhâne ettin âkıbet
Gel ey Hakkı gönül meyhânesine
Ki hoş bûy ile hoş hammâr olursun

beyitlerinde gönlü meyhaneye benzettiği açıkça görülmektedir.2
Yukarıdaki beytinde Şeyhülislâm Yahya da meyha¬ne ile bunları kastetmektedir. Ayrıca ilk mısrada döne¬minde mescidde yapılan ibadetlerin gösterişten ibaret olduğunu vurgulayarak tenkit etmekte ve ibadetlerde riyanın olmaması gerektiğine dikkat çekmektedir. Me¬seleye bu yönden bakıldığında Şeyhülislâm Yahya’nın edebî ve nükteli bir şekilde dönemini tenkit ettiğini an¬lamak hiç de zor değildir.
 
Son düzenleme:
Şeyhülislâm Yahya, dönemin kaba, ham sofu vaiz¬lerinden şikâyetini başka beyitlerinde de sürdürmüştür. Bir beytinde de ihtişamlı kavuğu, gösterişli cübbesi sa¬yesinde uçup cennete gitme ümidinde olan vaize çat¬makta onu ebleh olarak nitelemektedir:

Vâiz bu rütbe sıklet-i tâc u kabâ ile
Uçmak ümîdin etmez idi ebleh olmasa

Beyitte kullanılan «uçmak» kelimesi hem uçmak hem de cennet anlamında tevriyeli kullanılmıştır.
Şeyhülislâm Yahya için gönül merkezdir. Allah sevgisinin mekânı ve nazargâhı orasıdır. Orayı Allâh’ın feyiz parıltısı ile aydınlatmak gerekir: Bu hususu; “Ey Yahyâ! Allâh’ın feyiz parıltısı bir gönle dokunsa, o gönül nâçiz bir zerre iken âlemi aydınlatan güneş oluverir.” an¬lamında aşağıdaki güzel bir beytinde dile getirir:

Bir dile Yahyâ dokunsa pertev-i feyz-i Hudâ
Zerre-i nâçîz iken horşîd-i âlem-tâb olur

Yahya Efendi bu hususu gayet iyi takdir etmiş, in¬sanlığın, hayatın, Hakk’ın ve hakikatin yolunun oradan geçtiğini görmüş, bu anlayışı içinde yaşatmış, Allâh’ı ve sevdiklerini üzerim korkusuyla gönül kırmaktan sakınmıştır.
Fatih Camii vaizlerinden Hurşîd Çavuş’un kıssa¬sına tekrar dönecek olursak bu hâdiseden sonra her¬kes Şeyhülislâm Yahya’nın kendini küfürle suçlayan bu densiz, edep ve edebiyattan uzak cahil vaizi görevden almasını, cezalandırmasını bekliyordu. Ama o bilindiği kadarıyla böyle bir şey yapmaya gerek görmedi.

Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet
mısraının anla mına uygun bir gönül ehli olarak sevgi kapısını açık tuttu.
 
Son düzenleme:
buda başka bir gazeli efenim;

Sun sâgarı sâkî bana mestâne disünler

Uslanmadı gitdi gör o dîvâne disünler


Peymanesini her kişi doldurmada bunda

Şimden geru bu meclise mey-hâne disünler


Dil hanesini yık koma taş üstüne bir taş

Sen yap anı iller ana vîrâne disünler


Gönlünde senin gayr ü sivâ sureti neyler

Lâyık mı bu kim Kâ'be'ye büt-hâne disünler


Yahya'nın olup sözleri hep sırr-ı mahabbet

Yârân işidüb söyleme yabane disünler
 
tasavvuf şiirlerindeki,Şarap,Meyhane,Piri mugan,Saki terimlerini görüp,tasavvufçular alemci ayyaşlardır diye bir konu açılmadan paylaşalım dedim efenim.sona iş inada biniyo.:prv:
 
Üst Alt