• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Mevlana ve ...

Okunuyor :
Mevlana ve ...

cumleci

Amatör
Üye
Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

Mevlana Celaleddin Rumi Dervis Dervisler Konya


Mevlana'ya iftira atan. Buyur burdan iddianı ispatla. Nasıl ispatlıcaksın merak ediyorum

Yok eğer ispatlayamayacaksanız Ammar Bin Yasir (ra) nikini değiş. Seninn yüzünden insanlar Sahabe-i Kiramdan Ammar Bin Yasir (ra) buğz eder. Bununla ilgili hadisleri de araştır.


* Evet Mevlana'nın benim savunmama ihtiyacı yok, fakat benim onun himmetine ihtiyacım var. Benim Peygamberin şefaatine ihtiyacım var. Benim Allah'ın rızasına ihtiyacım var. Yani bunlar benim kendi nefsim için. Tarafımı biliyorum ve ona göre hareket ediyorum.

Mevlana gibi sabırlı olmak lazım doğrudur. Ama bende o ilm-i siyaset yok. Bu benim acizliğim bu benim cehaletim.Mevlana vasiyetinde de diyor ''aptallarla ve cahillerle oturma'' bu benim söz dinlemezliğim benim yanılgım. Belki yaşaya yaşaya ve yıprana yıprana öğrenicem ''40 gün bal yeme'' kıssası gibi. Belki sus boşver diyenler de olucak. Bu da benim hararetim benim hatalarım benim yanlışlarım benim kendimi tutamamazlığım. Bunu da dizginlemeyi belki öğrenicem belki bu hararetle ölücem...


Konu başlığında ki ve den sonraki ... (3 nokta) :) 6 nokta körler derneği gibi oldu.
Neyse 3 nokta iddianın sahibini bekliyor doldurulmasını...

Son söz olarak Yine Üstad Necip Fazıl dan; ''Boş beyaz bir kağıda yalan yanlış yazmaktansa boş kalması daha efdaldir.''
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Aynı CELALEDDİN RUMİ neler demiş bakalım

Mâ zi Kur'an bergüzidem magzrâ Post ra piş-i seghan endahtim

(Biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık. Postunu köpeklerin önüne attık.)(Uludağ, 141, 204)

Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Yunus Emre ve Celaleddin şeriati aşağılama tavırları (S.71-72)


Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan Celâleddin Rûmî şunları yazar:

"Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.
Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.

VAY.VAY..VAY........

Harbi RUMİ ismini haketmiş RUM lar bile yapmamış böylesini ama neyse.....:prv:

Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

Yine Sultan Veled'den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr'dan: "Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı'mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?" diye sordular. Babam:

"Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı'yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid'in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür "dedi.

Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizî'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: "Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır" buyurdu.

Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.

Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems "içeri gel" diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: "Kimya nereye gitti" dedi Mevlânâ.

Dikkat Bomba Geliyor....




Şems: "Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi" buyurdu, işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.

Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70))

MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

SUPHANALLAH.....

Kendinize gelin ardına düştüğünüz SAPIKLARI iyi analiz edin.....

Nick olarak seçtiğim sahabe AMMAR b. YASİR R.A den, sadece ben adını saygım ve sevgim dolayısı ile kullandığım için nefret edeceksen et... Cahillik boyutun ne safhalar da hangi boyutlarda şu cümlelerinde zaten mevcut.. Seni ALLAH C.C a havale ettim...ALLAH C.C ISLAh eylesin...

[7/3] Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

5/3...Bugün kafirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.


Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an'la) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar. (6/51)
 
Son düzenleme:

Ammar

Kıdemli
Üye
Sana bu sapıklar gürühunun sapıklıklarını kendi elleri ile yazdıkları kitaplarından sunacağım iddan da samimi isen bunlaraı görünce bakalım tavrın ne olacak...Ben tahmin edebiliyorum da bide icraat görelim...

TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN KENDİ ESERLERİNDEN KÜFÜR AKİDELERİ !

Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin şeriati aşağılama tavırları (S.71-72)

Şeriat alimleri (fakihleri)eskiler olarak niteleyip, eskinin modasının geçtiğini ve rağbet’in yeniye (kendilerine) olduğunu söyleyen Celâleddin Rûmî şeriatı ve onun yanı sıra tek hakikat kabul ettiği bâtını ifade eden sözleriyle konuyu ortaya koyar: Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat mumu ele almakla yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattır, maksadına ulaştın mı o da hakikat. Bunun için “Hakikatlar meydana çıksaydı şeriatlar, yollar bâtıl olurdu” denmiştir. Nitekim bakır, altın olur, yahut da aslında altındır; artık onun için kimya bilgisine ne hacet var, kendisini kimyaya sürüştürmeye ne ihtiyaç var? Kimya bilgisi şeriattır, kimyaya sürtünmek de tarikat. Nitekim “Ulaşılacak şeye ulaştıktan sonra delil aramak da kötüdür, ulaşmadan delil bırakmak da kötü” demişlerdir. Hasılı şeriat hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini öğrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmek, onunla karmaktır. Hakikatsa bakırın altın olmasıdır. Kimya bilenler, biz bu bilgiye sahibiz diye sevinirler. Hakikati bulanlar biz altın olduk, bilgiden de kurtulduk, işlemeden de, biz Tanrı hürleriyiz diye sevinirler.”(Mesnevi, 5/1)


Yunus Emre ise yazmış olduğu bir çok güzel şiirlerinin ya nı sıra, sayılan azda olsa şeriatı aşağılayan bir tavır ve düşünceyle de bazı şiirler yazmış (Mutasavvıflar, 312-313) batınî yönünü bu şiirlerinde açığa vurmuştur. Örneğin:

Hakiykat bir denizdir, şeriattır gemisi Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar.
Aşk imandır bize, gönül cemaat Kıblemiz dost yüzü, daimdir salât Dost yüzün göricek şirk yağmalandı Anınçin kapı kaldı Şeriat.(Yunus Emre, 222, 224)


Celaleddin Rumî ve Yunus Emre gibi Bâtın Ehli kişilerde açığa çıkan Şeriata karşı menfî olan tavrın, şeriatın mensuplarına karşı da olmasını beklemek normal olacaktır. Bunlar Yunus Emre’nin yukarıdaki şiirinde de olduğu gibi İslâm’ın kavramlarının muhtevalarını değiştirip değişik bir inanç sergilemişlerdir. Ayrıntılarını Tasavvuf bölümüne bıraktığımız bu konuya, ismi geçen sûfîlerin şeriat temsilcilerini aşağılayan sözleriyle devam edecek olursak:

Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nûş ider Topuğa çıkmayan sular, deniz ile savaş eder.(Yunus Emre, 376 )

Şiiriyle ve benzeriyle, fakihleri topuğa çıkmayan sulara kendilerini de denizlere benzetip konuyu kendi bakış açısıyla değerlendiren Yunus Emre’nin bu düşüncelerini daha değişik biçimlerde Celaleddin Rumî’de de bulabilmekteyiz. Fakihlere karşı tavır onda hakaret niteliği kazanır:

Eblehan ta’zim-i mescid mîkünend Der cefâ-i ehl-i dil cidd mikunend An mecazest, in hakikat, ey haran! Niş mescid cüz derjun-i serverân.

(Camiye hürmet eden aptallar, durmadan gönül ehlini incitiyorlar! Ey Eşekler, o mecaz, bu hakikattir! Büyüklerin ve gönül ehlinin derunundan başka mescid mi var?)

Mâ zi Kur’an bergüzidem magzrâ Post ra piş-i seghan endahtim


(Biz Kur’an’ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık. Postunu köpeklerin önüne attık.)(Uludağ, 141, 204)


Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – Yunus Emre ve Celaleddin şeriati aşağılama tavırları (S.71-72)

Hallacı Mansur’un küfür ve şirk sözleri (S.160-161)

“Senin ruhum benim ruhuma şarabın saf su ile katışması gibi karışmıştır.
Sana herhangi birşey dokunduğunda bana da dokunur,
Ey Allah’ım, her durumda sen, benimsin.
Ben sevdiğim O’yum ve sevdiğim O benim,
Biz bir vücudda sakin iki ruhuz
Eğer sen beni görürsen O’nu görmüş olursun,,
Ve eğer sen O’nu görürsen ikimizi birliktegörmüş olursun.
O yücelikte “Ben, “Biz”, veya “Sen” yoktur, ” Ben”, “Biz”, “Sen” ve “O” hep biziz. ”


Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – Hallacı Mansur’un küfür ve şirk sözleri (S.160-161)

Muhyiddin Arabi’nin küfür ve şirk sözleri (S.181-183)

“Varlıkta ancak Allah vardır“, veya “Varlıkta ancak bir vardır: Suyun rengi kabının rengidir.“diyen İbn Arabî, bu sözleriyle inancını ifade ederken Kur’an ayetlerini de hiç bir kural tanımaz tavırla yorumlamaktan çekinmez. O, Alî İmran suresinin 191. ayeti olan “Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin” gibi bir ayeti bile şöyle yorumlar:

“Kendisinden başka birşey yaratmamıştır, eğer Hakkın gayrı birşey yaratmışsa o bâtıldır. Belki onları senin isimlerin ve sıfatların ile ortaya koymuştur. Senden gayrı olanları tenzih ederiz.’

İbn Arabî Vahdet-i Vücud inancını ma’nzum ve nesir türü yazılarında ayrıntılı bir şekilde anlatıp, bu inancı sistemli bir inanç haline getirmeye çalışır. Konuya örnek olması açısından bir şiirinde şöyle der:

Ey varlığı yaratan nefsinde!
Sen bütün yaratıklarını cemediyorsun,
Yaratıyorsun, oluşu sona erenleri sende
Dar da sensin, geniş de.


İbn Arabi’nin öğretisinin ikinci özelliği dinlerin birliği inancı ile ilgilidir. Ona göre farklı dinlerin oluşu sadece isimlerin ve şekillerin farklılığındandır. Bundan, bütün dinlerin temelinin vahiy olduğu ancak sonradan ayrılıp değiştikleri gibi islâm’ın bir esası anlaşılmamılıdır. Çünkü O’nun dinlerin birliği ile kasdettiği Vahdet-i Vücud inancı ile ilgilidir: O’na göre Tanrı ve Kainat bir olduğuna göre(!) Firavun bile Allah’a ibadet etmiştir. Bu nedenle de o bile kamil bir mü’mindir. Zira taptığı şey de varlığın bir parçası (Bir’in bir unsuru) değil midir?! Bu nedenle puta tapan bir kişi bile aslında (haşa)Allah’a ibadet etmektedir. Zira o putta Bir’in bir parçasıdır.O bu düşüncelerini manzum ifadelerle de dile getirir:

Her biçimi kuşatır kalbim: Ceylanlar için otlak ve Hıristiyan rahipler için bir manastırdır o, Ve, putlara tapınak, hacıların kâbesi, Tevrat’ın levhaları ve Kur’an’ın sayfalarıdır aynı zamanda,
Ben aşk dinine uyarım hangi yolu tutarsa Aşk’ın develeri, işte budur benim dinim ve inancım .

Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – Muhyiddin Arabi’nin küfür ve şirk sözleri (S.181-183)

Yunus Emre ve Şebusteri’nin küfür ve şirk sözleri (S.188-189)

Bir örnek olarak Yunus Emre’nin şiirini hatırlayabiliriz:

Cümle yaradılmışa bir gözle bakmayan
Şer’in evliyasıysa, hakikatta asidir


O bu ve benzeri şiirleriyle inanç ayrımının, İman-küfür ayrımının anlamsızlığını ilan eder. Şebûsterî ise, aynı inanç ve düşünceyi daha açık ifadelerle değişik bir şekilde dile getirir:

Ey akıllı kişi! iyi düşün… Put, varlık bakımından bâtıl değildir ki,
Bil ki putu yaratan da Ulu Tanrı… İyinin yaptığı her şey iyidir.


Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – Yunus Emre ve Şebusteri’nin küfür ve şirk sözleri (S.188-189)

Mevlana’nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)

Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur’an’la özdeştirip, Kur’an’ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan Celâleddin Rûmî şunları yazar:

Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı, Tanrı’nın en aydın yolu, Tanrı’nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar… Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler… Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır’daki Nil’e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun’un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı ‘da “Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur” demiştir.
Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur’an’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb’inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî’nin bunlardan başka lakabları da var, o lâkablan verende Tanrı’dır.


Celâleddin Rûmî‘den konuyla ilgili şu örnekleri verebiliriz:

Biz cenge dönmüşüz mızrabı vuran sensin; inleyiş bizden değil; Sen inliyorsun,
Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dağ gibiyiz, bizdeki ses sendendir’.
Bir başka şiirinde ise daha açık ve net olarak düşüncesini dile getirir:
Varlık yokluk hep O’dur.
Sevinç ve kederi hasıl eden hep O’dur.
Alemde ne varsa O’nun dışında değildir.
Altı cihette de, altı cihetin dışında da tapılacak olan hep O’dur


Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – Mevlana’nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)

Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

Yine Sultan Veled’den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr’dan: “Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı’mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?” diye sordular. Babam:
“Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı’yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid’in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür “dedi.

Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizî‘nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır” buyurdu.
Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.
Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems “içeri gel” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems’ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: “Kimya nereye gitti” dedi Mevlânâ.
Şems: “Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi” buyurdu,
işte Bayezid’in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.

Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70))

SUPHANALLAH........

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır. (6/70)



Bazı konulara değinmek üzere ayetin üzerinde biraz duruyoruz.

1- Peygamberimiz (Allah'ın selâmı üzerine olsun) -bu emir her müslümanı da kapsamaktadır- dinlerini oyun ve eğlence konusu yapanları bir kenara bırakmakla emr olunmuştu. Dini oyun ve eğlenceye almak sözle olabildiği gibi, davranışla da mümkündür Dini inanç ve ibadet, ahlâk ve davranış, şeriat ve kanun olarak hayatı için bir temel edinmek suretiyle gereken saygı ve özeni göstermeyen... Tıpkı, inancın temellerinden biri olan `gayb' gerçeğinden söz ederken onu alaya alanlar gibi, bu dinin ilkelerinden ve şeriatından söz ederken alaycı ve hafife alıcı bir üslûp kullananlar... Dinin temel kurallarından biri olan `zekât'ı küçümseyenler... Yine bu dinin ilkelerinden olan utanma duygusunu, ahlâk ve namus anlayışını, tarım toplumlarının ya da feodalizmin veyahut burjuvazinin kokuşmuş gelenekleri diye nitelendirenler... İslâm'ın belirlediği şekliyle evlilik hayatını inkâr edip kötüleyenler... Yüce Allah'ın kadınların iffetlerini korumaları için öngördüğü güvenceleri, `kölelik' olarak nitelendirenler... En başta ve sonda, insanların pratik hayatlarında, siyasal, sosyal, ekonomik ve yasal olarak Allah'ın mutlak hakimiyetini inkâr edenler ve Allah'ın şeriatına bağlanmaksızın insanların bu özellikleri kullanabileceklerinden söz edenler... Evet bütün bunlar, ayetin kastettiği dinlerini oyun ve eğlenceye alan ve hatırlatma dışında müslümanların kesinlikle ayrılmaları ve ilişkilerini koparmaları emredilen kişilerdir. Bunlar zalim (yani müşrik) kimselerdir. İşledikleri kötülüklerden dolayı kendilerini tehlikeye atan kafirlerdir. Kâfir olmalarından ötürü kaynar su ve acıklı bir azaptır cezaları...

2- Peygamberimiz, (Allah'ın selâmı üzerine olsun) dinlerini oyun ve eğlenceye alan dünya hayatının aldattığı bu kişileri bir kenara bırakmakla emr olunduktan sonra, bu adamları, hak ettikleri bu sonuçtan kurtulmaları için hatırlatma ve uyarmakla emr olunmaktadır. -Bu emir tüm müslümanları kapsamaktadır. Allah'ın huzuruna vardıklarında O'ndan başka kendilerine yardım edecek birinin bulunamayacağını hiçbir şefaatçinin şefaatinin söz konusu olamayacağını, işlediklerinden ötürü yakalandıktan sonra kendilerini kurtarmak için fidye vermelerinin mümkün olamayacağını belirtmeleri de emredilmektedir.



Seyyid Kutup /Fizilali'l Kur'an
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (7/30)


Şimdi şu satırlar bir vesile olur umudu ile bu satırları okuyanlar düşünüp ibret alır umudu ile şu ayeti hatırlayalım;

2/170 – Onlara: “Gelin Allah’ın indirdiği buyruklara tâbi olun!” denildiğinde:

“Hayır, biz babalarımızı ne durumda bulduysak ona uyarız” derler.

Babaları bir şeye akıl erdirememiş ve doğruyu bulamamış olsalar da mı onlara uyacaklar?



İşte 1400 yıl önceki Mekkeli müşriklerin ve onlardan önceki ve günümüzdeki müşriklerin ortak noktaları..

“Hayır, biz babalarımızı ne durumda bulduysak ona uyarız


Şimdi insana ALLAH C.C akıl fikir vermiş, iyiyi kötüden ayırt etme yetisi vermiş;

Hiçmi düşünmezsiniz okuyup duruduğunuz KUR'AN ayetleini....?

Hiçmi anlamaya çalışmazsınız okuyup durduğunuz KUR'AN ayetlerini..?

Hiçmi ders ve öğüt almazsınız okuyup durduğunuz KUR'AN ayetlerinden....?

Siz şu anda ne yapıyorsunuz...?

Anne-Baba-Şeyh-Şıh-Toplum-Cemaat-Diyanet vs.vs.vs.....gibi yerlerden öğrendikleriniz, yaptıklarınız, neye göre, delili nedir....?hiç araştırdınızmı....?

hiçmi merak etmediniz ALLAH RESULU S.A.S ile aramızda 1400 sene var zaman var asırlar var insanlar var, bidatlar var

namazı nasıldı
orucu nasıldı
ticareti nasıldı
yatması, kalkması nasıldı
vs.vs.vs........

Düşünün biraz, düşünün.....

Muaz İbnu Cebel radiyallahu anh şöyle dedi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün elinden tutarak: "Yâ Muaz! Vallahi seni seviyorum." Muaz da: "Yâ Rasûlullah anam babam sana feda olsun, ben de seni seviyorum." Rasûlullah sallallahu aleyhi ve Sellem: "Yâ Muaz! Her namazın arkasından şöyle demeyi terketmemeni sana vasiyyet ediyorum" dedi: “Ellahumme e'inni ala zikrike ve şükrike ve husni ibadetike. (Allah‟ım! Seni zikretmem, sana şükretmem ve sana güzelce kulluk etmem için bana yardım et.)



Ahmed, Ebu Davud(1522) Nesei(3/53) Tebarani Kebir (20/60) ve ibnu Sünni Amelül-Yevm de(116) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir


5 Vakit namazın vakitlerinin delilleri.... ( Kaç kişi merak etti araştırdı...? Babadana atadan gördüklerimiz ile amel ediyorduk... Ya yanlış bilselerdi..? yine mi taklid edecektik.. körü körüne savunacaktık..?)


ibnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Cibril (aleyhisselâm) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. ikinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.

Sonra Cibrîl (aleyhisselam) bana yönelip: "Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselâm) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!" dedi.


Günümüz namazını kazaya bıraktığını zanneden müslümanlara....

Ubeydu'l-Kelâi'den, şöyle dedi: “Mekhul (rahimehullah) elimden tutarak "Yâ Ebâ Vehb! Farz bir namazı kasten terk eden birisi için ne diyorsun?" dedi. Ben de "Âsi bir mü'mindir" dedim. Elimi daha fazla sıktı ve sonra şöyle dedi: "Yâ Ebâ Vehb! iman'ın şa'nı nefsinde daha azim olsun. Kim ki bir farz namaz'ını kasten terk ederse Allah'ın zimmet'i ondan beri olmuştur. Kimden de Allah'ın zimmeti beri' olduysa o kâfir olur."

ibnu Ebi şeybe iman(129) ve Abdurrezzak Musannaf(5008) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir

Hadis kısmı için faydalanılan
Kaynak
Ebu Muaz / Kitap ve Sünnet Işığında Sahih İlmihal..

bunuda paylaşalım umarım ki istifade eden bir tek insan olsun çıkar...bunlar yaptıkalrınızı neye göre yaptığınızı araştırmanızı tavsiye için birer örnektir...Müslüman birşey duyduğunda DELİLİN NEDİR...? diye sormayı adet haline getirmeli...

Celaleddin RUMİ veya başkaları hakkında kayıtsız şartsız doğru söyler, sütte leke olur onlarda olmaz diye düşünmeyin....!!!
 
Son düzenleme:

cumleci

Amatör
Üye
İşte bu kişinin yorumlarını iyi okuyun. Nereden alıntı yaptıklarına iyi bakın. Ne şekilde sunum yaptığına iyi bakın sevgili kardeşlerim. Çünkü cahil cesareti budur. ''Hubbu fillah buğzu fillah'' yolundan sapma budur.

Mevlana gibi yüce bir şahsiyetin tüm dünya da adına şarkılar, şiirler metiyeler düzülmüş bir şahsiyeti dininin ne olduğunu bilmediğim (Allah bilir) cahil cesareti ile atıp tutan bir adamın durumuna bakın.

Dilerim ki Allah'dan ve sizi de şahit kılarım ki. Yarın Mahşer-i Huzur da Allah-u Zülcelal bu insanı ve Mevlana (ks) Hazretlerini bizlerin önünde karşılaştırsın. Amin.

''Doğru kitaplar okumak o kişi ile sohbet etmek gibidir'' Harold Pinter.


Adam Masonların maşası olan ehl-i sünnete dil uzatan birinin yazdıklarını gelip burda alıntı yapar. Sahabe-i Kirama bile dil uzatan bi densizi gelip burda alıntı yapar. Sonra da Sahabe-i Kiramdan muhterem bir zatın niki ile üyelik alır. İşte bu cahilliğin nasıl bir şey olduğunu gözler önüne seren çok güzel bir örnektir bakın ibret alın kardeşlerim...
Bu ne yaman çelişki?
 

cumleci

Amatör
Üye
Bir gün iki çocuk. İmam-ı Rabbani mi yoksa İmam-ı Gazali mi daha üstün ilme sahip diye tartışmaya girer. Sonunu getiremezler ve o zamanın alimine giderler.

Alime durumu izah ederler. Mübarek zat der ki; ''İkisi de değil. Sizin ilminiz daha üstün''

Çocuklar şaşırır ve Alime ''bizimle dalga geçme'' derler.

''Bir insanın ilmininin derecesini tartıştığınıza göre siz o insanın ilmini geçmişsiniz ki tartışıyorsunuz. Önce onların derecesine gelin sonra hangi derece de oldukları hakkında fikir yürütün''

Çocuklar yaptıkları hatayı anlar ve tevbe ederler.

İnşallah sende anlarsın da tevbe edersin. Yok anlamam dersen. Mesnevi den daha büyük bir eser yaz da okuyalım!
 

spartaküs

Tecrübeli
Üye
Mevlana'yi ya da Yunus'u din kalibina sokamazsiniz... Sigmazlarda zaten. Aksi sizi dehsete düsürecektir.

Bugün ona degisik uluslardan ve inanclardan saygi sevgi duyuluyorsa nedeni islam degildir.

Türbesini ziyarette bulundugum zamanlar cok kücüktüm ve etrafinda zencisi, beyazi, cinli, ve daha uzak ülkelerden baska insanlar... Ordaydi. Nedenini anlamamistim, daha ziyade carsafli kadinlar ve üc bes adim önlerinden giden uzun sakalli amcalar yakisiyordu etrafa. Simdi ise daha baska düsünüyorum...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
İşte bu kişinin yorumlarını iyi okuyun. Nereden alıntı yaptıklarına iyi bakın. Ne şekilde sunum yaptığına iyi bakın sevgili kardeşlerim. Çünkü cahil cesareti budur. ''Hubbu fillah buğzu fillah'' yolundan sapma budur.

Mevlana gibi yüce bir şahsiyetin tüm dünya da adına şarkılar, şiirler metiyeler düzülmüş bir şahsiyeti dininin ne olduğunu bilmediğim (Allah bilir) cahil cesareti ile atıp tutan bir adamın durumuna bakın.

Dilerim ki Allah'dan ve sizi de şahit kılarım ki. Yarın Mahşer-i Huzur da Allah-u Zülcelal bu insanı ve Mevlana (ks) Hazretlerini bizlerin önünde karşılaştırsın. Amin.

''Doğru kitaplar okumak o kişi ile sohbet etmek gibidir'' Harold Pinter.


Adam Masonların maşası olan ehl-i sünnete dil uzatan birinin yazdıklarını gelip burda alıntı yapar. Sahabe-i Kirama bile dil uzatan bi densizi gelip burda alıntı yapar. Sonra da Sahabe-i Kiramdan muhterem bir zatın niki ile üyelik alır. İşte bu cahilliğin nasıl bir şey olduğunu gözler önüne seren çok güzel bir örnektir bakın ibret alın kardeşlerim...
Bu ne yaman çelişki?

Hemen bakalım TASAVVUFCU -TARİKATCI forumdaşım kaynaklarımıza...

Ahmed,
Ebu Davud(1522)
Nesei(3/53)
Tebarani Kebir (20/60) ve
ibnu Sünni Amelül-Yevm de(116) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir
Abdurrezzak Musannaf(5008) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir
Seyyid Kutup /Fizilali'l Kur'an

Mevlana gibi yüce bir şahsiyetin
bizzat kendi elleri ile yazdığı

MESNEVİ...









neyse daha fazla resimle doldurmayalım....

yazdıklarrımın başlığını okumadın galiba

TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN KENDİ ESERLERİNDEN KÜFÜR AKİDELERİ !
 

Ammar

Kıdemli
Üye



internette övünerek yayınladıkları mesnevinin linki : 1330 nolu paragraf:

HIKAYE-127

http://www.halveti.com/masnawi.asp?cat=5&sub=26


Celaleddin Rumi, tasavvufi görüşlerini “Tanrısal Aşkı” kendisinde bulduğunu söylediği Şemsi Tebrizi’den almış.

“Celaleddin Rumi, aşkla, müzikle, raksla ve şiirle beslenip gelişen ve dinler üstü yolda kadına da büyük bir önem vermiş onu da hayata almaya çalışmış ve insanlığın, kadınla bir bütün olduğunu duymuştu. O herşeyden önce kadının kapanmasının, örtünmesinin aleyhindeydi. Mesnesvisin’de kadını yaratılmış değil, yaratan (!) bir kudret olarak öven, sert ve kaba ruhlu erkeklerin kadına zulmedebildiklerini söyleyen, asil insanların ince ruhlu olgun kişilerinse kadına bağlı olacaklarını, hatta onun reyine uyacaklarını ona hürmet edeceklerini bildiren Celaleddin Rumi “Fihi ma fih”inde, bir fasılda, kadını ekmeğe benzetmeklaleddin Rubi bu şeylerin kendisine gelen Vahiy olduğunu iddia ederek resmen Mesnevi’yi Kur’an’la yarıştırmaktadır.

Dilerseniz Mesnevi’nin girişi ile yavaş yavaş konuyu detaylantıralım:
“Bu kitap Mesnevi kitabıdır. Mesnevi hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı (!) Tanrı’nın en aydın yolu! Tanrı’nın en açık burhanıdır... Kur’an’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebeb olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce özleri hayırlı katiblerin elleriyle yazılmıştır. Temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi, Alemlerin Rabbinden inmedir! Batıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur, gözetir!....”

(Mesnevi-Celaleddin Rumi MEB Yayınları c: 1 s: 11)

“Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahyidir! Sofiler, bunu halktan gizlemek için Gönül Vahyi demişlerdir!”....”

(Mesnevi-Celaleddin Rubi MEB Yayınları, c: 4 s: 151)

Mesnevi erotizmi şu ibarelerle devam etmektedir:

“Bir oğlancı, evine bir oğlan götürdü. Onu başaşağı edip düzmeye koyuldu. Bu sırada o mel’un çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: “Belindeki ne?” Oğlan: “Kötü düşünceli biri, hakkımda kötü bir düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevab verdi. Oğlancı, Tanrı’ya homdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım.”

(Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 205)

Bu sapık kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmişler ki Celaleddin Rumi’nin şeyhi olan Şemsi Tebrizi ile alakalı olarak şöyle bir kıssayı da anlatır dururlar:

“Günlerden bir gün Şemsi Tebrizi’nin cariyesi kaybolmuş. Bulunması için bütün müridlerine haber salınmış. Her ne kadar arandıysa da cariye bulunamamış. İşte bu hal üzereyken Celaleddin Rumi, şeyhinin yanına gelmiş. Bir de ne görsün... Şeyh cariyeyle alt üst olmuş bir vaziyette... Oradan hemen uzaklaşmak istemiş... Şemsi Tebrizi onun geldiğini anladığı için onu içeri girmesi için çağırmış. İçeri girdiğinde ise cariye ortada yok imiş... Bunun üzerine Şemsi Tebrizi, Celaleddin Rumi’ye şöyle demiş:
“Tanrı, sevdiği kullarına istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana gelir...” (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri)

“Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, çok vakitler hamama gider, tıraş olurdu. Dökülen kılları, dostlar uğur sayarak alırlardı. Meğer ki, büyük kimse hamamın hücresinde oturmuştu. Bu adam:
“Eğer o kıllardan bir miktar elime düşerse, Celaleddin Rumi’nin müridi olurum” diye içinden geçirdi. Celaleddin Rumi, o kıllardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, hemen o anda baş koyup mürid oldu, hizmetler yaptı ve Sema’lar tertip etti.” (Menakibul Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552)



Cennet cennet dedikleri
birkaç köşkle birkaç hurî
İsteyene ver sen anı
bana seni gerek seni
Yunus Emre


Bu şiir Şeyhülislâm Ebu Suud Efendi'ye okunup ,şeriat açısından durumu sorulduğunda, Şeyhülislâm bunu küfr-i Sarih (açık küfür) olarak niteleyip, bunu inanarak söyleyip okuyanın katlinin vacip olduğu yolunda fetva vermekte tereddüt etme miştir,(234)'
 

Ammar

Kıdemli
Üye
CELALETTİN RUMİ VE MOĞOLLARLA İLİŞKİSİ-

MİKAİL BAYRAM İle bir söyleşi

1. Geçtiğimiz ay Hulki Cevizoğlu'nun düzenlediği Ceviz Kabuğu programından Mevlana ve çevresi ile ilgili konuşmanızla Türkiye medyasında yer aldınız. Ve birtakım tepkilere maruz kaldınız. Bu röportajımızda olayın mahiyetini ele almak istiyoruz. Burada temel konu, Mevlana ve çevresinin Moğol yönetimiyle ilişkisidir. Bu konuyu açar mısınız?

Bu konuyu ele almadan önce Moğolların Anadolu�yu işgal etmelerinin seyrini çok özet olarak gözden geçirmek gerekmektedir. Böylece olayı tarihi bağlamıyla ele almak mümkün olabilecektir. Moğollar Erzurum ve Erzincan üzerinden Anadolu�ya girdiler. Bir Moğol öncü birliği Anadolu�ya girerek önlerine gelen şehirleri yağmalama hareketine giriştiler. Bu dönemde Babailer isyanından (Türkmenlerin Selçuklu yönetimine başkaldırısı) dolayı Anadolu�da bir huzursuzluk vardı. Bir iç savaş hali yaşanıyordu.

Moğollar bu iç savaştan yararlanarak Anadolu�ya girme cesaretini göstermişlerdi. Moğol orduları Sivas önlerine gelince Anadolu Selçuklu devleti 80 bin kişilik bir orduyla bu öncü Moğol birliklerini durdurmak ve Anadolu�dan çıkartmak üzere harekete geçti. Bu ordu Kösedağ mevkiinde 30 bin kişilik Moğol öncü birliklerine karşı ağır bir yenilgi aldı. Selçuklu ordusunun belkemiğini teşkil eden Türkmen askerler devlete karşı kırgın olduklarından savaş alanını terk etmişler bir ok dahi atmadan geri çekilmişlerdi.

Moğol ordularının komutanı Baycu Noyan Kösedağ�da kazandığı bu zaferi müteakiben Sivas ve Tokat şehirlerine girip yağmaladılar. Buradan Kayseri�ye gelip orayı da muhasara altına aldılar.
Bu konuyla ilgili olarak O devrin tarihçisi İbni Bibi �el-Evamiru�l-Alaiyye� adlı eserinde Cevlaki dervişlerin de Moğol askerleriyle birlikte Kayseri şehir surlarından gedik açmaya ve şehre girmeye çalıştıklarını zikreder. Moğollar 15 gün Kayseri surlarını dövdüler fakat şehre giremediler.
Kayseri�deki Ahiler ve Bacı örgütü mensubu olan genç kızlar şehri savunmaktaydılar. Ancak şehir subaşısı olan Hacok oğlu Hüsameddin (Ermeni dönemisi bir zat idi) şehrin pis suları için inşa edilmiş kanallardan sur dışına çıkarak Moğol komutanı Baycu Noyan ile görüşmeler yaptı ve bu atık su kanallarından Moğol askerlerini şehre soktu. Böylece Moğollar Kayseri�ye girmeyi başardılar. Moğollar şehri savaş ile aldıklarından büyük bir katliam yaptılar. Şehri ateşe verdiler. Çok sayıda Ahi ve Bacı üyesi öldürüldü. Devrin tarihçilerinden İbni Bibi ve Süryani tarihçi Ebu�l-Ferec 10 binlerce Ahi ve Bacının katledildiğini ve esir edilerek götürüldüklerini yazıyor. Bu sırada Ahi Evren Hace Nasreddin�in (Nasreddin Hoca) eşi olan Fatma Hatunun da Moğollara esir düştüğünü tespit etmekteyiz.
�Menakib-i Evhaduddini Kirmani�nin� yazarı, Fatma Hatun�un bu savaşta Moğollara esir düştüğünü yazıyor. Moğollar Kayseri�ye girip bu katliamı gerçekleştirdikleri sırada Cevlaki (Kalenderi) dervişler maalesef Moğollarla birlikte hareket ediyorlardı. Bu Cevlaki dervişlerin bu olaya seyirci olmadıklarını, fiilen Moğollarla birlikte bu katliama iştirak ettiklerini düşünmek gereklidir. Nitekim Moğollar burada onbinlerce insan katlederken o sırada Kayseri�de bulunan Mevlana�nın hocası Seyyid Burhaneddin�in eteğine paralar saçtıklarını Menakibu�l-Arifin sahibi Eflaki bildirmektedir (Eflaki Mevlana�nın oğlu Sultan Veled�in ve torunu Ulu Arif Çelebi�nin mürididir.)
O dönemde bir Kalenderi şeyhi olan Şems-i Tebrizi�nin de Kayseri de olduğunu biliyoruz. Bu olaydan iki ay kadar sonra Şems-i Tebrizi�nin Konya�ya gelip Mevlana ile görüşmeler yaptığını da yine Mevlevi kaynaklar belirtiyorlar. Şems-i Tebrizi�nin Konya�ya gelişi 12 Eylül 1244�tür. Bu tarih Moğolların Kayseri�yi zaptedişlerinden 2-2,5 ay sonradır.
Şems-i Tebrizi�nin bu tarihten önce Moğollarla irtibata geçtiğini gösteren belgeler de mevcuttur. Mesela Moğollar Erzurum�dayken Şems-i Tebrizi�nin de o yıllarda Erzurum�da olduğunu görüyoruz. Moğollar Kayseri�ye geldiğinde o yine oradadır. Şems-i Tebrizi�nin müritleri olan Kalenderi dervişlerin de Moğollarla birlikte hem Kösedağ�da hem de Kayseri�de savaşa katıldıklarını İbni Bibi naklediyor.

2. O zaman Şems-i Tebrizi ve diğer bir Cevlaki şahıs Seyyid Burhaneddin�in Moğollarla işbirliği yaptığını söyleyebiliriz.

Tabii ki. Burada görüldüğü gibi, Mevlana�nın iki hocası Şems-i Tebrizi ve Seyyid Burhaneddin-i Tirmizi�nin Moğollarla işbirliği halinde oldukları açıkça fark edilmektedir. Nitekim bu olaydan 1 yıl sonra Seyyid Burhaneddin ölünce onun türbesini de Moğollar inşa ettiler. Burada bir hususa da değinmek gerekir.
Şems-i Tebrizi�nin Konya�ya gelip Mevlana ile görüşmelerinden sonra Mevlana ile Moğollar arasında bir diyalogun başladığını görüyoruz. Bunun pek çok belgesi bulunmaktadır. Kayseri�de onbinlerce Ahi ve Türkmen�i öldüren, Baycu Noyan, ikinci defa Anadolu�yu istila ettiğinde Konya�ya da gelmişti. Bu gelişinde Mevlana ile görüşmeler yapmış ve Mevlana Baycu Noyan ile görüştükten sonra, şehre gelerek Baycu Noyan�ın evliyaullahtan olduğunu Konyalılara telkin etmeye çalışmıştır. Ahmet Eflaki Dede Menakibu�l-Arifin adlı eserinde bunu yazmaktadır.
Mevlana�nın buna benzer bir iddiayı Cengiz Han için de dile getirdiğini görüyoruz. Dünya tarihinde Fir�avn ve Nemrut�tan sonra en gaddar ve kan dökücü devlet adamı Cengiz Han�dır. Mevlana Cengiz Han�ın bir mağaraya çekildiğini orada 10 günlük itikaftan sonra ALLAH�tan mesaj aldığını ve bu mesajı aldıktan sonra Harezmşahlar (Maveraunnehir ile Horosan arası) ülkesine yürüdüğünü ve başarılarının buradan kaynaklandığını iddia etmektedir.
Bu iddiasını Fihi Ma fih adlı eserinde (M.E.B. baskısı, s. 101-103) dile getirmektedir.
Hülagu Han için de buna benzer bir iddiada bulunmaktadır. Mevlana Moğollar�ın putperest olduklarını fakat oruca büyük bir önem verdiklerini ifade ettikten sonra Hülagu Han�ın Bağdat�ı kuşattığını bir türlü şehre giremediğini sonra bütün ordularına emir vererek atlarına üç gün süreyle yem ve su vermemelerini askerlerin de oruç tutmalarını emrettiğini söyler. Atların tuttuğu bu orucun yüzü suyu hürmetine Cenab-ı ALLAH�ın Bağdat�ın fethini Hülagu Han�ı müyesser kıldığını bildirir (Menakibu�l-Arifin).

Hülagu Han Bağdad�ı zaptettikten sonra daha batıya ilerleyebildi mi?Evet bundan sonra Suriye�yi işgale kalkıştı ancak orada Ayn-i Calut denilen yerde Memlüklü Hükümdarı Sultan Baybars�a ağır bir şekilde yenilip geri çekildi. Bu Sultan Baybars, Hülagu Han�ın öldürttüğü son Abbasi Halifesi�nin oğlu ez-Zahir Billah�ı Mısır�da halife ilan etti ve kendisi de halifenin emiri olarak onun hizmetinde olduğunu bildirdi.
Mevlana �Mısır Halifesi ve Onun Hikayesi� başlığı altında müstehcen bir hikaye anlatarak bu Mısır Halifesini ve Sultan Baybars�ı rezil etmeye çalışmaktadır. Burada Mevlana�nın Hülagu Han�a arka çıktığını görmekteyiz. Bu hikayeyi yazmış olmasından dolayı olmalı ki, bir defasında Moğol vezirinin Mevlana�ya büyük miktarda para gönderdiğini Eflaki haber vermektedir.

3. Mevlana�nın Moğol yönetiminden ve onlara destek verenlerden para alması bir defaya mahsus mudur yoksa başka zamanlarda da tekerrür etmiş midir?

Moğolların bu şekilde birçok defa Mevlana�ya para ve değerli hediyeler gönderdiğini de yine Eflaki Dede bildirmektedir. Nitekim Mevlana da Moğol veziri Taceddin Mu�tez�e yazdığı mektupta kendisine gönderdiği paraları aldığını yazmaktadır. Üstelik Taceddin Mu�tez Aksaray�da Türkmenlerin mallarına el koymuş ve bu mallarına el koymuş ve bu mallardan Mevlana�ya da göndermişti. Bunun cizyeden (Gayr-i Müslimlerden alınan bu vergi) gelen paralar olduğunu Mevlana�ya bildirmektedir. O da bu paraları aldıktan sonra bu paraların kendisine helal olup olmadığı yönünde tereddüde düşmüş sonra helal olduğuna kanaat getirerek afiyetle yemiştir.
Bir defasında da Moğol hazinedarı (Maliye Bakanı) olan Emir Şerefüddin, Mevlana�yı özel olarak ziyarete gelmiş, ona 1000 dinar para vermiştir. O dönem için bu çok külliyetli bir paradır (1 deve 10 dinardı).
Bunun gibi daha pek çok örnekler bulunmaktadır. Bütün bu örnekler, Mevlana ile Moğollar ve Moğol yanlısı yöneticilerin ne kadar sıkı bir ilişki
içinde olduğunu göstermektedir.

4. Ceviz Kabuğu programında yaptığınız konuşmada Mevlana�nın oğlu Alaaddin Çelebi�nin Moğollara isyan sırasında öldürüldüğünü ve Mevlana�nın oğlunun cenaze namazını kılmadığını söylediniz. Bu konuyu açar mısınız?

Olayı kısaca anlatayım.
Şems-i Tebrizi Konya�ya gelince Mevlana çok güzel olduğu söylenen Kimya Hatun adındaki cariyesini Şems-i Tebrizi�ye nikahladı. Bu sırada Kimya Hatun 15, Şems 65 yaşlarındaydı. Kimya Hatun, Mevlana�nın oğlu Alaaddin Çelebi ile evlenmek istiyordu.
Alaaddin Çelebi de onu seviyordu. Bu kızcağız Şems-i Tebrizi�nin yanında kalmak istemiyor, ara sıra onu terk edip bir yerlerde saklanıyordu. Mevlana ve Şems, Kimya Hatun�u arattırıyorlar, onu bulup tekrar Şems ile birlikte kaldıkları hücreye getiriyorlardı.
Mevlana�nın oğlu Alaaddin Çelebi zaman zaman babasının yanına gelme bahanesiyle, Şems�in kaldığı hücrenin kapısının önünden geçiyor ve kendisini Kimya Hatun�a gösteriyordu. Bir defasında Şems-i Tebrizi, Alaaddin�in önünü keserek: �Hey delikanlı! Bir daha buradan geçersen ayaklarını kırarım� diyerek Alaaddin Çelebi�yi tehdit etmişti. Eflaki bu olayı Şems-i Tebrizi�nin öldürülmesiyle ilgili görmekte ve Alaaddin Çelebi�nin bazı çevrelerle işbirliği yaparak Şems-i Tebrizi�nin öldürülmesi olayında aktif bir görev almasının sebebi olarak göstermektedir.

5. Tarihin ışığında Nasreddin Hoca ve Ahi Evren adlı eserinizde Nasreddin Hoca�nın, aslında Ahi Evren Hace Nasreddin olduğunu ve Şems-i Tebrizi�ye suikast düzenleyenin bu zat olduğunu yazıyorsunuz. Bu suikast girişiminde Nasreddin Hoca ile Alaaddin Çelebi arasında bir işbirliği söz konusu mudur?

Alaaddin Çelebi ile Şems-i Tebrizi arasındaki bu muhalefet üzerine Alaaddin Çelebi Şems-i Terbrizi�nin muhalifleri olan Ahiler arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.
Ahi Evren Hace Nasreddin�in talebesi olmuştur. Bu Hace Nasreddin yani Ahi Evren Sultan II. İzzeddin Keykavus�a vezir olduğu günlerde Şems-i Tebrizi�ye suikast düzenletmiştir (1247). Bu olayda Alaaddin Çelebi önemli bir rol üstlenmiştir. Şems-i Tebrizi�nin öldürülmesi olayından kısa bir süre sonra, Ahi Evren Hace Nasreddin ve Alaaddin Çelebi Kırşehir�e göçtüler. 1261 yılında Anadolu�nun birçok vilayetinde Moğollara karşı ayaklanmalar baş gösterdi. Kırşehir�de de Ahi Evren ve arkadaşları ayaklanma başlattılar.

6. Ayaklanma başarılı oldu mu?

Bu ayaklanmayı bastırmak üzere Mevlana�nın müridi ve Moğol asıllı Cacaoğlu Nureddin Kırşehir�e gönderildi. Nureddin Caca, Kırşehir�e gitmeden önce Mevlana ile bir görüşme yaptı. Tam bu sırada Mevlana�nın da oğlu Alaaddin Çelebi�ye iki mektup yazdığını ve onu aile ocağına dönmeye ikna etmeye çalıştığını görüyoruz. Cacaoğlu Nureddin buradaki ayaklanmayı bastırarak isyancıların tamamını kılıçtan geçirdi. Burada Ahi Evren Hace Nasreddin ve Mevlana�nın oğlu Alaaddin Çelebi�nin de öldürüldükleri anlaşılmaktadır. Cacaoğlu Nureddin bundan sonra Konya�ya gelmiş ve Alaaddin Çelebi�nin cenazesini de Konya�ya getirmiş olmalı ki, Alaaddin Çelebi�nin cenaze namazının kılınması söz konusu olmuştur.
Mevlana ısrarlara rağmen oğlunun cenaze namazını kılmamıştır. Bu haberi hem Ahmet Feridun Spesalar hem de Eflaki vermektedir.
Abdülbaki Gölpınarlı ve Feridun Nafiz Uzluk (Mevlana�nın hayatını yazan iki Mevlevi) Mevlana�nın oğlunun cenaze namazını kılmayışını, Şems-i Tebrizi�nin öldürülmesi olayına katılmasıyla izah etmektedirler.
Alaaddin Çelebi Şems-i Tebrizi�nin öldürülmesi olayına katılmış olmakla katil olmuş olur. Hukuken katilin cenaze namazı kılınır. Mevlana bunu bilmeyecek kadar cahil olmamalıdır. O halde oğlunun cenaze namazını kılmamasının nedeni, oğlunun Moğol yanlısı iktidara karşı isyan durumunda öldürülmesinden dolayıdır. Yani oğlunu �baği� (Meşru otoriteye başkaldıran)addetmektedir. İslam Hukukunda bağinin cenaze namazı kılınmaz. O halde Mevlana�nın oğlunun cenaze namazını kılmaması Şemsi öldürülmesi olayına katılmasından dolayı değildir.
Görülüyor ki, Mevlana bu iktidara karşı olanları baği kabul etmektedir. Bütün bu bilgi ve belgeler Mevlana�nın ve çevresindekilerin Moğol yöneticilerle ve Anadolu�da kurulan Moğol yanlısı yönetimlerle iyi ilişkiler içinde bulunduğunu göstermektedir.
 
Üst Alt