Mehmet Eymür'ün 9 Sayfalık İfadesi

Merhaba
Bulgaristan istemedi, döndüm

1966 yılında MİT Başkanlığına takip memuru olarak girdim ve ilk görevim İstanbuldaydı. Babam da MİT Başkanlığında çalışıyordu. Kendisi İstanbul Bölge başkanıydı. Onun zamanında MİTe girmeyi çok istiyordum, ancak o etik bulmadığı için onun emekliliğinden sonra girdim. İstanbul ilinde Ortadoğu Masasına baktım. 1968-70 yıllarında yedek subay olarak görev yaptım, askerlik sonrası İstanbulda tekrar göreve başladım. 1975te Ankaraya tayin edildim, Ankara Takip Şube Müdürü oldum. 1978de MİT okuluna, 1980de ise Bulgaristana tayin edildim, yaklaşık iki yıl burada kaldım. Sürem dolmadan Bulgaristanın talebi üzerine Türkiyeye geri çekildim. Mardinde Şube Müdürü oldum. Burada 1 yıl Şube Müdürlüğü yaptım. Bu yıl içerisinde başarılı operasyonlar yaptım, bunun üzerine Ankarada MİT Müsteşarlığında Kaçakçılık Dairesi Başkanı olarak görevlendirildim. 1987de Kaçakçılık Daire Başkanı oldum. 1988de kamuoyuna yansıyan 1. MİT Raporu üzerine teşkilattan ayrılıp emekliliğimi istemek zorunda kaldım.

Ekeni kendime ortak yaptı

Teşkilattan ayrılmam sırasında Korkut Eken de ayrıldı. Bana Madem siz ayrılıyorsunuz ben de ayrılacağım, görev yapamam dedi. Bunun üzerine Eken ile Antalyada buz fabrikası kurduk. Aslında onun bir katkısı olmadı ancak onu kardeşim gibi sevdiğimden ortak ettim. 1994 yılı mayıs ayına kadar fabrika çalıştı. Antalyada bulunduğum sırada yanıma Şenkal Atasagun geldi, o da MİTten ayrılmak istiyordu, bana Antalyada özel güvenlik şirketi çalıştıralım dedi. Daha sonra Atasagunun MİTte etkili bir hale getirilmesinden sonra Sönmez Köksal MİT Müsteşarı oldu. İkisinin de yakın arkadaşlıkları vardı. Bir gün Atasagun aradı Seni tekrar MİTte istiyoruz. Abdullah Öcalanı yakalamak üzere bazı görevler verildi, bunu en iyi senin yapabileceğini düşünüyoruz, ne dersin dedi.

Çillere, Ağara dikkat dedim

Bir arkadaşım beni Tansu Çillere methetmiş. Bu arkadaşım o dönem Çillerin gayriresmi danışmanıydı. O dönem Çillerin eşi Özer Çiller beni Ankaraya çağırttı. Yüz yüze görüştük, bu görüşmede Özer Çiller bana Size MİTte görev vermeyi düşünüyoruz dedi. Hiçbir resmi sıfatı olmayan birinin bana bunları söylemesi garibime gitmişti. Özer Çiller ile görüşmelerimiz devam etti. Bazen lüzumsuzluklar yapıyordu. Zeynep Özala jaguar hediye eden, ismini hatırlamadığım şahısla samimiydi. Bu şahıslarla çok samimi olmamasını, bunların yanlış adamlar olduğunu, özellikle Mehmet Ağara dikkat etmeleri gerektiğini söyledim.

Kaçaklar Ağarla görüşüyordu

Bunu söylememdeki gerekçem, ben Ağar ile çok eskiden beri tanışıklığı olan bir insanım. Kendisiyle önceleri çok samimiyetim vardı. Bekar olduğum zaman Ağar, İstanbuldan Ankaraya geldiğinde evimde kalırdı. Ağarı ilk kez İstanbul Asayiş 2. Şube Müdür muavini iken tanıdım. O zaman açık söyleyeyim İstanbulda meşhur bir kadın vardı, Ağarın elbiselerini alıyordu. Bunu şüpheli gördüm. İlişkileri çok geniş biriydi. Dostları arasında çeşitli kaçakçılar, mafyavari adamlar bulunuyordu, bunların isimlerini hatırlamıyorum ama 1. MİT raporunda ayrıntılı olarak vardır. Hatta o dönemde kaçakçılığa baktığım için İnterpol aracılığıyla gelen bazı yazılarda yurtdışından bazı kaçakçıların İstanbul Emniyetini aradığı, bu numaranın da kime ait olduğunu araştırdığımda Ağarın makamının telefonu olduğunu gördüm. Birkaç kez ikaz ettim, dinlemelerde de bazı şeyler çıkmıştı, kendisinden uzak durdum. 1994 yılı mayıs ayında MİT Başkanlığında bulunan Özel İstihbarat Daire Başkanlığına geldiğimde Mecit Baskın, Namık Erdoğan, Faik Candan cinayetleri işlenmişti. Bu konuları tam hatırlamamakla birlikte Av. Yusuf Ekinci cinayeti hakkında biraz bilgim vardır. Ekincinin oğlu gazetelerde Ağara babasının cinayeti için müracaat etmiş, ondan sonra tehditler aldığını söylüyordu. Biz de o dönem dinleme yapıyorduk, özellikle terör ve yolsuzluklarla ilgili. Bu dinlemelerde Yeşilin de gittiği Rüzgar Güvenlik isimli bir yer vardı, buraya takılan özel harekâtçıların gelip geldiği, ismini hatırlamadığım bir paşanın da olduğu, MHPnin Rusya Başkanlığını yapan İrfan isimli bir şahıs da bu güvenlik şirketinde yapılan görüşmelerde bu cinayetin özel harekât polisleri ve devlette görevli bir kısım şahıslar tarafından işlendiği ortaya çıkmıştı.

Yeşili çok yakinen tanırım

Gerçek ismi Mahmut Yıldırımdır. Bu şahıs Elazığda bulunan bir memurun aracılığıyla bana söylendi. Yeşil isimli şahıs ilk Elazığda MİT adına çalışıyormuş, daha sonra kontrolden çıkınca bizimkiler bunu bırakmışlar. Bu da bunun üzerine JİTEMe çalışmış. Kendisine resmi kimlikler verilmiş, hatta kimliklerinde Başbakanlık İstihbarat şeklinde yazılar vardı. Kendisinde hem Jandarma kartı hem de Başbakanlık kartı vardı. Bu şahıs 1995 yılına kadar JİTEM ile birlikte çalışmış, ancak kontrol edilemeyince ve sıkıntılar yaratınca bölgedeki komutan tarafından Güneydoğudan çıkarılmış ve Ankaraya taşınmış. Ankaraya gelince Elazığdaki memur arkadaş bana getirdi, memur bana sizin çalışmalarınızda yararlı olabilir dedi. Ben de görevim öncelikle yurtdışı olduğu için ve birinci önceliğimizde Abdullah Öcalanın yakalanması olması sebebiyle bu şahsın yöreyi iyi bilmesi, Kürtçe konuşması, çevresinin geniş olması düşünülerek bizimle çalışıp çalışmayacağını sordum. Yeşil de zaten boşlukta kaldığını hissettiği ve kendisine bir kapı aradığı için bu teklifimizi kabul etti. Yurtiçinde hiçbir görevde yer almayacağını söyledim. O dönemde Yeşilin hiçbir araması yoktu. Ancak birçok faili meçhul işine karıştığını sonradan öğrendim. Aytekin Özel isimli bir jandarma subayıyla birçok olaya karıştığını duydum. Bir ara altındaki arabanın kayıtsız olduğunu söyledi. Elinde yirmi yeri aynı anda patlatacak bir sistem vardı, daha sonradan bu sistemin Cem Erseverden alınan sistem olduğunu gazetelerden ve Hanefi Avcının beyanlarından öğrendim. Bir ara bir olaya karıştığından gözaltına alındı. Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanların talimatıyla.

İki İranlının öldürülmesi olayı

Gözaltına alınma sebebi Lazem Esmaeli, Asger Simitko isimli iki İranlının öldürülmesi olayıyla ilgiliydi. Emniyette Yeşili kendi ifadesine göre iyice bir dövmüşler. Biz hiçbir şekilde müdahil olmadık, hatta bu iddialar üzerine Yeşili sorguladım. Sorgu kayıtları MİT Başkanlığındadır. Sorgu sonucunda Yeşilin bu olayla ilgisinin olmadığını, ancak Yeşilin kaçırdığını düşünerek kaçırılanlardan birinin kardeşinin gönderdiği Ankara Ziraat Bankası hesabına gönderilen parayı aldığını öğrendik. Söz konusu bu paranın bir kısmını da İbrahim Şahine verdiğini tesbit ettik. Yaptığımız araştırmadan da bu iki İranlının Abdullah Çatlı ve yukarıda belirtmiş olduğu özel harekâtçıların içinde bulunduğu ekip tarafından öldürüldüğünü tesbit ettik çünkü bu şahısların tepe lambalı polis arabalarıyla gelen şahıslar tarafından alındığını ve öldürme olayını daha sonradan gerçekleştirdiğini saptadık.

Buldanın parasını Ağar aldı

Tarık Ümit yapı itibarıyla kontrol edilmesi zor bir kişiydi, asabi kavgacı bir şahıstı kendisi hem MİT Başkanlığına hem de daha sonradan emniyet genel müdürü Ağarın talimatıyla emniyet adına çalışmaya başladı. Benim MİT Başkanlığına dönmemle birlikte tekrar MİT ile çalışmaya devam etti. Ben MİTe dönmeden önce emniyet adına çalıştığı sırada kendisine yeşil pasaportlar, sahte kimlik kartları ve sahte araba plakaları verilmiş ve birtakım infaz işlerinde kullanılmış. Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım cinayetinde bizzat görev aldığını kendisinden öğrendim. Savaş Buldanın üzerinde çıkan paraları almışlar, yanında bulunan özel harekâtçılarla birlikte Ağara getirmişler, getirdikten sonra da bu parayı paylaşmışlar.

40 kişilik ölüm listesini gördüm

Bu olayı bana eski Çırağan Otelinin karşısından çıkılan yokuşun ortasında ismini hatırlamadığım bir otelde bana anlatırken bu kayıt yapılmış, bu kayıtlar MİT Başkanlığında bulunmaktadır. Çünkü bu kasetler elime geçince ben bunu MİT Başkanlığına verdim. Tarık Ümit, göreve döndüğüm ilk günlerde İstanbula geldiğimde bana telefon açarak görüşmek istediğini söyledi bunun üzerine ben Tarık Ümitin İstanbulda bulunan evinde görüştüm. Tarık Ümitin Kızıltoprakta bir evi vardı, bu evde yaptığımız görüşmede bana 40 kişilik ölüm listesi olduğunu söyleyerek bu listeyi bana verdi. Bunlardan bazılarının üzeri çizilmiş ve infazları vardı, gördüğüm kadarıyla Behçet Cantürk ismi de çizilenler arasındaydı. Bana bu listenin yukarıda sözünü ettiğim oluşum tarafından verildiğini söyledi, bunun üzerine ben de bunu MİT Müsteşarlığına rapor ettim. MİT Müsteşarlığı olarak faili meçhul olaylarla ilgilenmeye başladık, ayrıca Tarık Ümiti de tekrar kullanmaya başladık.

Gerek Yeşilin gerekse Tarık Ümitin MİT Başkanlığı olarak bizim tarafından kullanılması tamamen MİT prosedürü içinde gerçekleşmiş bir olaydır. Benim şahsi bir inisiyatifimde olan olaylar değildir. Yine bana sormuş olduğunuz Şahin Arslan, Fevzi Arslan ile Medet Serhat, İsmail Karaoğlu cinayetleri de, yukarıda belirttiğim ekip tarafından işlenen cinayetlerdir. Özellikle Medet Serhat, sorguladığım için tanıdığım biridir. Kürtçü bir adamdır. Cantürkün de avukatıdır ve Kürt camiasında da saygınlığı olan kişidir. Kendisi şiddete bulaşmamış bir kişi olmasından dolayı o zaman terör ve Kürt sorununun çözümünde MİT Başkanlığı olarak tavsiyeleri alınan bir kişidir. Ancak Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin tarafından yönetilen söz konusu oluşum, Terörle Mücadele adı altında Medet Serhatı öldürmüştür.

Özel harekâtçılar korundu

Bunu nereden biliyorsunuz diye sorarsanız Susurluk kazası olduğunda Mehmet Özbay isimli şahsın Abdullah Çatlı olduğunu kamuoyuna bildiren şahıs benimdir. Bu çetenin ortaya çıkması için uğraşan ve basın aracılığıyla kamuoyuna çıkmasını sağlayan kişi de benimdir. Tarık Ümitin yaşadığını zannetmiyorum. Tarık Ümit ölüm listesini bana verdiğinin öğrenilmesi sebebiyle yukarıda belirttiğim ekip tarafından öldürülmüştür. Bu kanıya varmamın sebebi de Tarık Ümitin kaybolmadan önce Abdullah Çatlı tarafından sorgulandığını, en son özel harekâtçı polisler tarafından alınıp götürüldüğünü, götüren polislerin isimlerinin Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça olduğunu tesbit ettim. Bu bilgilerimi Tarık Ümitin kaybolması olayını soruşturan Astsubay olan Ahmet Altınaşa personelim aracılığıyla verdi. Ahmet Altıntaş isimli astsubay da bu soruşturmayı çok güzel bir şekilde yürüttü. Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlunu gözaltına aldı. Bunun üzerine İbrahim Şahin, Astsubay Ahmet Altıntaşa müdahale ederek Sen benim polislerimi nasıl alırsın demiş. O da gelirsen seni de alacağım demiş. Fakat ne olduysa bir süre sonra hava değişti, astsubay Ahmet Altıntaş Diyarbakıra tayin oldu, Diyarbakır bölge başkanlığına Ahmet Altıntaş ile görüşmelerini söyledik, ancak Altıntaş bizimle görüşmeyi reddetti. Daha sonra Susurluk Komisyonuna ifade verdi ancak Altıntaş bu ifadesinde çoğu şeyi reddetti. Muhtemelen bu olay sebebiyle korktu, daha sonra da Ahmet Altuntaşın Giresunda Veli Küçükün emrinde çalıştığını öğrendim, daha sonra bu durumu Veli Küçüke sordum kendisi de bana Ahmet Altuntaşın himaye etmesi için kendisine verildiğini söyledi.

Ağansoy için uyardım, dinlemediler

Ömer Lütfü Topal cinayetini işleyen kişileri Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğluna Duran Fırat aracılığıyla bizzat ben bildirdim. Hatta aynı zamanda birkaç gün sonra Alaattin Çakıcının yaptırmış olduğu Nurullah Tevfik Ağansoy cinayetini de bu cinayet işlenmeden birkaç gün önce il müdürü Kemal Yazıcıoğluna bildirdi. Kendisine yapmış olduğumuz dinlemelerde Çakıcının Ağansoya bir eylem yapacağını, bu konuda hazırlıklı olmasını söyledim. Yazıcıoğlu da Çakıcı benim bulunduğum bölgede eylem yapamaz dedi ve bizi dikkate almadı. Ama söz konusu cinayeti Çakıcı gerçekleştirdi.

Çakıcı MİTteydi, Ağara çalıştı

Çakıcıyı benim tanımam 1988 yılından öncedir. Kendisini bizzat İstanbul Bölge tavsiye etmiştir. Aslında yapı itibarıyla korkak bir insandır, ürkektir, bu ürkekliği ve korkaklığından dolayı da birçok sıkıntı yaşamıştır. Bu bize geldikten sonra kendisini yurtdışında kullanmak amacıyla onu ve ekibini çalıştırmaya karar verdik. Bu kapsamda Korkut Eken kendilerini eğitti. Tabii bu arada Eken, Çakıcı ve ekibini eğitirken Çakıcının etkisinde kaldı, biraz mafyavari hareketlere ve babalığa özendi. O dönemlerde bana gittiği yerlerde hesap ödemediği, biraz kabadayı vari davrandığı şeklinde kulağıma haberler geldi. Benim duymamdan Eken rahatsız oluyordu. Ancak Çakıcıyı öyle iddia edildiği gibi çok mühim iş ve eylemlerde kullanmadık. Ben ikinci kez MİTe döndüğümde ise kendisi ile hiçbir şekilde irtibat kurmadım. Yalnız benim ilk MİTten ayrıldıktan sonra Yavuz Ataçla çok samimi olmuş, hatta ona araba hediye etmiş. Ancak ben MİTe geri döndükten sonra yardımcım Yavuz Ataça Alaattin Çakıcıyla irtibatını kesmesini söyledim. Hatta Ataça Çakıcıyı bu hale biz getirdik, adam bakanlara, devlet görevlilerine posta koyuyor, bunu bizim pasifize etmemiz lazım. Yoksa sıkıntı doğuracak. Kendi kafasına göre iş adamlarına suikast yapmak için planlar yapıyor dedim. Yavuz Ataç, Alaattin Çakıcıya bildirmiş, bu yüzden o da bana düşman oldu ve bana haber göndererek benim çocuğumun kafasını koparmakla tehdit etti.

6 milyon dolar için Topalı öldürdüle

Ömer Lütfü Topal cinayetini yukarıda belirttiğim oluşum içinde yer alan Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz isimli özel harekât polislerinin gerçekleştirdiğini hem olay öncesindeki duyumlardan hem olay sonrasında Duran Fırat isimli yanımda çalışan Astsubay kökenli memurun yaptığı araştırmalardan tesbit ettim. Ayrıca şu an hatırlamıyorum ama başka kaynaklardan da bunu tesbit ettik. Çünkü Duran Fırat MİTte göreve başlamadan önce Özel Harp Dairesinde görevli astsubaydı. Yukarıda isimleri geçen özel harekâtçıların bir kısmıyla sıkı fıkı ilişkisi oldu, onları tanıyordu, hatta bir kısmına hocalık yapmıştı. Bu sebeple kendileriyle ve bir kısım özel harekâtçılarla çok sık görüşüyordu. Ayrıca bizim o tarihlerde Sedat Bucakla da irtibatımız vardı. O irtibatımızda bu cinayetin ismini yukarıda sıraladığım özel harekâtçılar tarafından işlendiğini bildirdi. Hatta Sedat Bucakın akrabası olan Fatih Mehmet Bucak MİTte görevli bir arkadaşımız tarafından alınan bir beyanında bu cinayetin özel harekâtçı polisler ve Sedat Bucakın içinde olduğu ekip tarafından gerçekleştirildiğini, Topaldan 6 milyon dolar para istendiğini, bu kapsamda paranın verilmemesi üzerine söz konusu cinayetin gerçekleştirildiğini söyledi. Bu beyan Fatih Mehmet Bucak tarafından inkâr edilse de buna ilişkin rapor ve tutanak eğer imha edilmediyse halen MİT Başkanlığındadır. İmha edildiyse de ne maksatla imha edildiğini de araştırmak lazımdı. Fatih Mehmet Bucak bu beyanı verdiğinde Sedat Bucakla arası iyi değildi. Bundan dolayı bu bilgiyi bizimle paylaştı... Kumar demişken yukarıda söylemeyi unuttuğum Topal cinayeti aslında kumarhaneleri ele geçirme operasyonuydu. Bu benim şahsi fikrimdir.

Yaprakı kaçırdılar, parayı Ağar aldı

Mehmet Ali Yaprak kaçırılmadan önce yukarıda belirttiğim oluşum tarafından Sen ölüm listesindesin, para vermediğin takdirde öldürüleceksin diye tehdit edilmiş. Bunun üzerine Yaprak, yüklü bir miktar para ödemiş, bu ödemeyi de Mehmet Ağara yapmış. Ağar da bu parayı kimseye vermemiş, bu duyumu teşkilatımızda o dönem çalışan Müfit Sement isimli şahıs ile yine bu olayın içinde olan İzmirde antikacılık yapan ismini tam hatırlayamadığım şahıs tarafından öğrendim. Daha sonra Yaprakın ödediği bu paradan pay alamayan Abdullah Çatlı ve ekibi Sedat Bucakın da bilgisi ve onun da işin içinde olduğu bir şekilde götürmüşler. Müfit Sement isimli şahıs bana Bizimkiler Mehmet Ali Yaprakı kaldırmışlar dedi. Sedat Bucakın Siverekteki evine götürdüklerini söyledi. Ayrıca yukarıda belirttiğim Ağarın para alma olayını da bu esnada anlatmıştı. Daha önce Yaprakla arkadaş olan ve benim de tanıdığım Haluk isimli şahıs beni telefonla arayarak Yaprakın kaçırıldığını söyledi. Ayrıca Yaprakın bu şekilde ikinci defa kaçırıldığını belirtti. Haluk isimli şahısla da Ankara Emniyet Müdür Yardımcısının yanında tanışmıştım. Haluk isimli şahsa Sedat Bucakın Siverekteki evlerine bakın dedim o da tamam abi dedi. Mahalli polise haber verdiler ve hakikaten de Yaprak, Siverekte bulundu ve kurtarıldı. Hatta telefon konuşmasında ben Haluka Yaprakın tekin bir şahıs olmadığını söylediğimde Abi bu hayat meselesi, Yaprak benim yakınım dedi. Hatta bu konuşmalar Hanefi Avcı tarafından kayda alınmış. Çünkü Hanefi Avcı o dönemde bizi gayriresmi dinliyordu. O dinleme kayıtları şuan nerededir bilemiyorum. Mehmet Ali Yaprak kendisini kimlerin kaçırdığını biliyor, o da o dönemde korktuğu için isimleri kesin olarak tanımadığını söylemiş olabilir ama Müfit Sement isimli şahsı bulduğumuz zaman benim anlattıklarımı teyid eder, çünkü Müfit Sement ilk önce bize bu işin içinde kesinlikle kendisinin olmadığına dair ifadede bulunmuştu. Biz de kendisine inanarak, onu bu işin dışında tutmaya çalıştık. Hatta sonradan öğrendik ki Müfit Sement ilk önce bize bu işin içinde kesinlikle kendisinin olmadığına dair ifade de bulunmuştu. Biz de kendisine inanarak onu bu işin dışında tutmaya çalıştık. Hatta sonradan öğrendik ki Müfit Sement de bu işin içindeymiş. Sonra kendisiyle ilişkimizi kestik.

Hanefi Avcı karanlık işler yapıyordu

Sedat Pekerin ifadesinde geçtiği üzere Hanefi Avcının söz konusu bu oluşumla nasıl bir irtibatı olduğunu bilmiyorum ama Hanefi Avcının karanlık işler yaptığını biliyorum. PKK terör örgütünde bulunup da Pişmanlık Yasasından yararlanan şahısları İstanbul iline getirdiğini ve bu şahısları kullandığını biliyorum. Her ne kadar da Hanefi Avcı Susurluk Komisyonundaki ifadesinde söz konusu oluşumu deşifre eden açıklamalar yapmış olsa da, söz konusu ifadeleri ayrıntılı incelendiğinde Avcı, Ağardan bir kez bahsetti, sanki olayın bir tek sorumlusunun Yeşil gibi gösterdiği, ama bu olayı asıl yapan ve yaptıranları sakladığı görülecektir. Hanefi Avcı söz konusu cinayetler işlendiği zaman özellikle Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve Medet Serhat cinayetlerinde İstanbul İstihbarat Müdürü olarak görev yapıyordu. Abdullah Çatlıyı Abdullah Çatlı olarak biliyordu. Hatta Abdullah Çatlının evinde bildiğim kadarıyla o tarihte aramada yapmıştı. Hiç bir şekilde Abdullah Çatlıya dokunmadı. Yine söz konusu faili meçhulleri yapanları bulmaya yönelik çalışmalar yapılmadı. Ayrıca Hanefi Avcı, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkan Yardımcısıyken Genel Müdür de Mehmet Ağardı. Yine İstihbarat Daire Başkanı Emin Aslandı. Emin Aslan, Mehmet Ağarın sağ koluydu. Her türlü pasaport veren, resmi belge düzenleyen ve resmi belgelerde imzası bulunan şahıs Emin Aslandı. Benim tahminime göre Emin Aslan ile Hanefi Avcının bu işlerden haberinin olmaması mümkün değildir. Zaten o günlerde hatırlarsanız Gebzede yakalanan iki itirafçı üzerinde sahte kimlikle ve silahla ve telsizle ele geçiriliyorlar, kendilerine soru soran polislere Biz Hanefi Avcı ile çalışıyoruz diye söylüyorlar, ondan sonrada bırakılıyorlar.

KUM listesi yoktu, infaz listesi vardı

İbrahim Şahinin ifadesinde geçen benim Mehmet Ağar ile çok samimi olduğum, göstermelik olarak aramızda sorun bulunduğu, Korkut Ekeni birlikte kullandığımız iddiasını kabul etmiyorum. Ayrıca İbrahim Şahinin ifadesinde geçen KUM listesi diye bir listeyi hatırlamıyorum. Yukarıda belirttiğim gibi Kürt işadamlarına ilişkin 40 kişilik bir listeyi gördüm.

Çiller devlet yapısını bilmiyordu

Ben Nuri Gündeşin yukarıda belirttiğim söz konusu yapılanma içerisinde direkt bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Ancak Nuri Gündeş Abdullah Çatlıyı tanır ve Abdullah Çatlıyı yurt dışında kullanmıştır. Memduh Samuray Bayraktaroğlunun talimatla alınan ifadesinde belirttiği gibi Mehmet Ağar, Özer Çiller, Başbakan Tansu Çiller ve Nuri Gündeşi terörle mücadele adı altında kamu güvenliği biriminin kurulmasını istedikleri konusunda bizzat bir bilgim yoktur. Yalnız yukarıda belirttiğim üzere ben Özer Çillerin hiçbir hukuki sıfatı bulunmadığı halde belirli bürokratlarla iş ilişkilerine girmesini biraz yadırgıyordum, bunu Tansu Çiller, devlet yapısını iyi bilmediği için ve erkeklerle irtibat kurmakta biraz sıkıntı çektiğinden eşi Özer Çilleri bir danışman gibi kullanıyordu. Mehmet Ağarın Özer Çiller ile çok samimi ilişkiler içerisine girmesini görmem üzerine kendisini bu konuda uyarmıştım. Ancak sonraki süreçte görüldüğü üzere Mehmet Ağar, Özer Çilleri ve Başbakan Tansu Çilleri fazlasıyla etkiledi. O dönemde de Tansu Çillere söylenen erkek gibi kadın , güvenlik işleriyle uğraşanlar Başbakan Tansu Çiller için cesur kararlar alıyor, erkek gibi kadın şeklinde söylenen sözler kendisini etkilemekteydi. Bu yüzden bazı şeylerin kendi inisiyatifi dışında yapılmasına ses çıkarmamıştı. Ben Başbakan Tansu Çillerin iyi niyetli olarak terör politikasına destek verdiğini biliyorum, hiç bir zaman da şunu öldürün bunun parasını alın diye de söylediğini zannetmiyorum. Ancak yukarıda belirttiğim gibi devlet tecrübesinin az olması ve bunu bilen Mehmet Ağar ve ekibi, Tansu Çillerin eşi Özer Çillere bazı yanlışlıklar yaptırmış olabileceğini düşünüyorum.

Bizi toplantıdan çıkarttılar

Buna bir örnek olarak da; biz Başbakanla birlikte İsraile gitmiştik, İsrailde MOSSAD Başkanı ve heyetiyle görüştüğümüz sırada muhtemelen Mehmet Ağarın talebi ve Başbakanın direktifi ile söz konusu toplantıdan Sönmez Köksal ve ben çıkartıldık. İçeride sadece Başbakan Çiller, Ağar ve İsrailli istihbaratçılarla kaldı. Ne konuştuklarını bilmiyorum, ancak bu uygun bir davranış değildi. Yine gördüğüm kadarıyla Başbakan Tansu Çillerin terör konusunda en güvendiği isim Mehmet Ağar olarak gözükmekteydi.

Çakıcıyı kullandılar

Hüseyin Baybaşin isimli uyuşturucu ticareti yapan şahsın basına çıkan Mehmet Ağar ile ilgili iddialarını biliyorum. Bu iddialar sadece Mehmet Ağar ile ilgili değildi. Bir kısım başka kişiler hakkında da iddialarda bulunuyordu. Hatta bana yansıyan uyuşturucu dolu batırılan KISMETİM gemisindeki uyuşturucuya ilişkin ortaklıktan bahsediyordu. Benim söz konusu iddialarla ilgili direkt araştırmam ve bilgim yoktur. Ancak yüzde 25i bile doğru olsa bunlar çok vahim durumlardır. Yukarıda söylemeyi unuttuğum, ben Alaattin Çakıcıyla irtibat kesildikten sonra Alaattin Çakıcıyı Mehmet Ağar ve ekibi kullanmaya başladı. Bu durumu o zaman MİT Başkanlığı Alaattin Çakıcı ile ilgili telefon izleme faaliyeti yapıyordu, bu konuşmaların içeriğinde Alaattin Çakıcı Erol Evcil ile konuştuğu sırada Mehmet Ağardan bahsediyordu. Ancak şu an içeriğini tam hatırlamıyorum, aradan çok uzun zaman geçti.

Hakkımdaki suçlamalar asılsız

Ben kesinlikle üzerime atılan hiç bir suçlamayı kabul etmem. Susurluk kazası sonucuyla kamuoyuna yansıyan bu çeteyi deşifre etmek amacıyla bizzat ben çalıştım. Ayrıca bu husus zaten benim görevimdi. Ben bu anlamda görevimi iyi yaptığımı hem de demokrasiye çok hizmet ettiğimi düşünüyorum. Ayrıca Susurluk kazasından sonra da yaşanan adli soruşturmada İstanbul DGM Savcısı olan Aykut Cengize çok yardımda da bulundum. Bu husus kendisine de sorulabilir. Çünkü o zaman bana MİT bize hiç bilgi vermiyor demişti. Ben de bunun üzerine kendisine yardımcı olmaya çalıştım ve 2005 yılından itibaren Türkiyedeydim. Herhangi bir şekilde yurt dışına gitme gibi bir durumum yok. Artık yurt dışına da gitmem. Ayrıca ben Amerikada görevliyken bulunuyordum. Görevimi süresinden önce sonlandırmak istediğimde kızımın da okulu vardı. Ben bu nedenle emekliye ayrıldım ve kızımın okulu bitene kadar Amerikada kaldım. Benim hakkımda hukuk devletinde olmayan bir şekilde oluşturulan örgütte MİTin başındaki kişi olarak gösterilmem tamamen art niyetli bir davranıştır...

MİTi uyardım: Bu şebekeye dikkat

Susurluk olayı patlak vermeden önce MİT Kontr-terör Dairesi Başkan Yardımcısı olarak tüm MİT bölge başkanlıklarına bir yazı yazdım. Devlet içinde görev yapan etkili şahısların güdümünde bir kısım kamu görevlilerinin de içinde olduğu, siyasi cinayetler işleyen, haraç toplayan bir terör örgütü geliştiği, isimlerini tek tek yazdığım bu şahısların izlenerek konu üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini belirten bir yazı yazdım. Yazı üzerine daha sonra duyduğum kadarıyla MİT İstihbarat Başkanı olan Miktat Alpay isimli kişinin bu yazıyı tek tek bölge başkanlıklarından geri aldığı, yazının kayıtlı olduğu defteri eksilterek, yeni kayıt defteri açtığını öğrendim...

Kozinoğlunu istemedim

MİT Başkanlığının yabancı istihbaratçılar gibi operasyonel bir birliği olmadığı için bazı zafiyetler ortaya çıktı. Bunun için MİT Başkanlığı olarak Özel Harp Dairesinde görev yapmış bazı askerî şahısların MİT bünyesine alınması kararı çıktı. Bu kapsamda Albay Orhan Çoban başkanlığında 5-6 kişilik bir ekibi MİT Başkanlığına aldık, ancak ben bunlardan Kaşif Kozinoğlunun MİTe alınmasına karşı çıktım. Çünkü Kozinoğlu, özel harpte de problemleri olduğu için, birçok gayriyasal işlere karıştığını duymuştum, Bu durumu Orhan Çobana aktardığımda Biz ekip olarak gelir gideriz, bu isteğiniz ayıp olur dedi. Karşı çıkmama rağmen Kozinoğlu da MİTe alındı. Kozinoğlu MİTte görevliyken altındaki subayla birlikte kendi kendine İHD Başkanı Akın Birdalı öldürmek üzere plan yaptığı istihbaratı bana geldi. Bana sordular Bu olaydan haberiniz var mı dediler, ben de haberimin olmadığını söyledim. Bunun üzerine soruşturma açtım, ifadesini aldım ve Kozinoğlunu cezalandırdım. Buna ilişkin tümü yazılı belgeler MİT Başkanlığında vardır. Bunun üzerine Şenkal Atasagun, Kozinoğlunu himayesine aldı ve kendi dış istihbarat başkanlığında kullanmaya başladı.
haksozhaber.net
 
Üst Alt